Kendine Güven

1
1702

Hayallere giden yol nereden başlar? Kendine güvenden…
Kendine güven, kabiliyetleriniz ve bilginiz ne yapmanıza izin veriyorsa onları yapmanıza izin verir. Öyle ki, kendine güveni olmayan birisi, yanındakine bir merhaba bile diyemez.

Bir seminerde bırakın konuşmacı olmayı, kalkıp soru bile soramaz. Bir iş görüşmesinde dili tutulur, ter ve heyecan basar. İlgi duyduğu karşı cinsten birisiyle iletişim kuramaz. Hatta onu bırakın, hemcinsleriyle birlikte sağlıklı ilişki kurmakta zorluk çeker.

Kendine güvenmek, yeryüzünde var olmanın başlangıcıdır. İnsanlar, fiziksel olarak varlarsa bile birçok durumda vitrin mankeni gibi kalırlar. Bu mankeni hareket eden, müdahale eden, sosyalleşebilen ve hayallerine ulaşmak için girişimde bulunur hale getirmenin, ona can vermenin başlangıç noktası kendine güvendir.

Kendine güven, önce yapabilirim diye düşünmekle başlar. Ancak doğduğumuz andan itibaren bize yapabileceklerimiz değil, yapamayacaklarımız söylenmiştir. Anne-babalarımızın birçoğuna özgüvenimizi tahrip etmek için yaptıkları özenli çalışmalara teşekkür borçluyuz.

“Su küçüğün, söz büyüğün” gibi sözler, anne, baba, amca, dayı, dede ve benzeri aile büyüklerinin hemen her fırsatta çocukluğumuzda bizi küçülten sözler sarf etmesi, bazen de iyi niyetle bizi koruma güdüsüyle hiçbir şey yapmak için bize fırsat vermemeleri özgüvenin gelişmesini engellemiştir.

Üniversiteye ve hatta mastıra çocuğunu yazdırmaya giden anne-babalar var. Bu çocuklar, (Allah anne ve babalarına uzun ömür versin) anne ve babaları ölürse ne yapacaklar, nasıl yaşamda ayakta duracaklar?

Size tuhaf gelebilir ama algıda seçici olun, çevrenizden yapamayacağınızı ve başaramayacağınızı söyleyenlerin sözlerini değil, sadece olumlu yönde gelen sözleri duyun.

Özgüveni geliştirmenin en basit yolu, kişinin kendini kendine azar azar ispatlamasıdır. Eylemlerle ilgili her gün kendinize bir önceki günden daha büyük bir hedef koyun. Örneğin, iletişim kurmakta zorluk çekiyorsanız, kendinizi bir kursa (dil, ebru, ahşap boyama, bilgisayar vb. gibi) yazdırın.

Kurs demek, kurs arkadaşlarıyla ortak yönde iletişim zorunluluğu demektir. Kursların ikinci önemli özelliği, kurslar eylem içerirler, sınav olursunuz, hemen herkes kurslarda iyi puan alırlar ve bu puanlar, çevrenizin size yapmayı ihmal ettiği övgüleri ikame eder. Eğer ebru kursu ya da ahşap boyama kursu ise, ortaya bir ürün koymuş olmak insana kendini iyi hissettirir. Dil kursları diyalog dersleri de içerdiğinden mutlaka Türkçe ya da başka bir lisanda sınıf arkadaşlarınızla konuşmak zorunda kalırsınız.

İlla kursa gitmek gerekli diye bir şey de yok. Kendinize küçük küçük projeler yaratabilirsiniz. Mesela odanızı güzelleştirme projesi.

Odanızın bir bölümünü bir temaya uygun döşeyebilirsiniz. Diyelim ki, odayı döşeme teması müzik aletleri teması olsun. Acaba hangi müzik aletlerini odaya koyabiliriz? Bunları nereden ve nasıl ekonomik olarak buluruz? Bu soruların cevaplarını bulmak için yine, insanlarla iletişime geçmek gerekir.

İnternete girmek, müzik aleti satıcılarına, antikacılara ya da müzik kurslarına gitmek gerekir. Bütün bu araştırma çalışmaları, insanın kendini daha iyi ifade etmesi için fırsat yaratır.

Hemen hiç kimse doğuştan iyi bir konuşmacı değildir. Konuşma konuşarak öğrenilir. Değişik konularda doğuştan yeteneği olmayan insanlar, idman yaparak değişik becerileri geliştirebilirler.

Satış becerisi, resim yapma becerisi gibi birçok beceri, başlangıçta hiç yokken zaman içinde antrenman yaparak geliştirilebilir. Bütün bu becerilerin gelişmesine paralel olarak, özgüven de gelişir.

Atatürk’ün “Türk öğün, çalış, güven” sözü kişisel gelişim açısından çok doğru bir mantıktadır.

Bu sözü biraz daha açarsak şöyle söyleyebiliriz:

“Türk öğün (başarabileceğine inan); çalış (bir eylem içine gir ve sonuç al); güven (eylem içine girebildiğine ve sonuç alabildiğine bakarak, kendine güven).”

Melih ARAT