Kişisel Gelişim ve Biz

0
166

Deneylerden hayat dersleri

Sağ elinizi sağ omzunuza koyun. Sonra aynı dirseğinize bir de madeni para ekleyin. Akabinde hızlıca bir hareket ile dirseğinizdeki parayı aynı elle almaya çalışın.

Elbette kolunuzun hareketi paranın dengesini bozar ve para yere düşer. Tekrar deneyin. Eliniz omzunuzda, para dirseğinizde; aynı elle parayı yakalamaya çalışın. Ancak para yine düşer. Neredeyse parayı yakalamak imkansız gibi. Tekrar deneyin. Olmuyor. Yeterince hızlı hareket edemiyorsunuz. Sinirleniyorsunuz; ama bırakmıyor yine deniyorsunuz. Para yine yere düşüyor. Denemeye devam ediyorsunuz. Uzaktan sizi görenler ne yaptığınızı anlayamıyor. On defadan fazla deniyorsunuz. On birincide yapıyorsunuz; parayı düşmeden havada yakalıyorsunuz. Ancak on ikincide yine düşüyor. Devam ediyorsunuz. Eliniz omzunuzda, para dirsekte yeniden bir hamle ve yakalıyorsunuz. İlk başta imkansız görünen bu hamle artık çok daha kolay. Daha hızlısınız. Arada bir kaçırdığınız oluyor; ama artık baştakinin tersine çoğunda düşürmek yerine çoğunda tutuyorsunuz.

Yaşamda da bazen istediklerimizi yapmak imkansız görünür. İlk deneyişimizde yapması imkansız olan bir şeyi yapma çabasını sürdürmeyecek olursak o şey gerçekten de hiçbir zaman yapılamaz. Ancak ısrarcı bir deneme, farklı yöntemleri tecrübe etme çabası sonuçları değiştiriyor. İmkansız görünen birçok şey bir süre sonra çok basite dönüyor. Ozan, bisikletle oldukça dik bir yokuşu çıkmayı denemişti. Ama başarılı olamamıştı. Yokuş o kadar sertti ki, hiçbir zaman bisikletle çıkılamayacak gibi duruyordu. Ama Ozan kararlıydı. Bir gün mutlaka o yokuşu çıkacaktı. Ancak yokuşta çok az ilerledikten sonra hep inmek zorunda kalıyordu. Belirli bir eşiği, rekoru kıramayan sporcuları düşündü. Bu yokuş da Ozan için psikolojik ve fizyolojik bir sınır gibiydi. Belki yıllarca o yokuşu çıkamayacaktı. Ancak daha önce hiçbir zaman çıkamayacağını düşündüğü yokuşu bir gün çıktı. Gözleri kızarmış, kasları oldukça acımıştı. Ama başarmıştı. İmkansız diye bir şey yoktu; sadece kararlı olmayan insanlar vardı. Bu yaşamda bir mucize düzeyinde başarılar elde edilecekse, bunun yolu kararlılıktan geçiyordu.

İçi kibritle dolu bir kibrit kutusunu bir metre yükseklikten dik tutarak masaya bırakın. Amacınız kibrit kutusunu masaya dik olarak düşürmek ve onun düştüğü şekilde durmasını sağlamak. Tuhaf bir amaç; ama bunu yapmayı kafaya koydunuz. İlk denemeniz başarısız, olmuyor. İkinci defa deniyorsunuz; yine olmuyor. Bir türlü dik düşmüyor. Sonunda hep geniş yüzeyinin üstüne yere yatıyor. Kedilerin dört ayak üstüne düşmesiyle ilgili izlediğiniz belgeseli hatırlıyorsunuz. Kediler sadece belirli bir yükseklikten düşerse dört ayak üstüne düşüyor. Böylece kibriti değişik şekillerde masanın üstüne bırakmaya başlıyorsunuz. Ama yine de olmuyor. Birden aklınıza parlak bir fikir geliyor. Kibrit kutusunun çekmecesini biraz açıyorsunuz. Dik bırakırken kibrit kutusunun çekmecesi üç santim dışarıda. Bırakıyorsunuz ve bir imkansız daha tarihe karışıyor… Kibrit kutusu dik olarak düşüyor; çarpmanın şiddetiyle kibrit kutusunun çekmecesi kapanıyor ve kibrit kutusu dik olarak duruyor.

Bazen bir problemin çözümü, dışarıda bir yerde değil, kendi içindedir. Yukarıdaki deneyde amaca ulaşmak için kullanılın dışarıdan hiçbir parça yok. Problem kendi içindeki unsurlarla çözülüyor. Problemlerin kolayca çözülmesinin bir yolu da problemin başlangıç koşullarında bir değişiklik yapmaktır. Yukarıdaki örnekte yapılan küçük bir değişiklik problemin kolayca çözülmesine yardım etmiştir. Bu arada kibrit kutusunun içindeki kibritlerin sayısını yarıya düşürecek olursanız problem yeniden çözümsüz hale dönüşebilir. Öyleyse başarıyı sağlayan özel bir koşul seti bulunuyor. Marifet de o özel koşul setini oluşturabilmekte.

****

Deneylerden yaşam dersleri-2

Elinizde bir pinpon topu var. Bu pinpon topunu 1 metre yükseklikten yere bırakıyorsunuz. Top yerden 33 cm yükseliyor. Sonra elinize başka büyük bir top alıyorsunuz. Bu topu da aynı yükseklikten bırakıyorsunuz; bu top da 33 cm yükseliyor. Ancak amacınız bu toplardan en az birini 4 metre yükseltmek.

 

Bunu nasıl yapabileceğinizi düşünüyorsunuz. Toplardan birini hızla yere çarpmayı düşünüyorsunuz. Ama oyunun kuralı şiddet kullanmayı içermiyor. Yine de siz hızlı bir hareketle pinpon topunu olanca gücünüzle yere çarpıyorsunuz ama top sadece 90 cm yükseliyor.

Size verilmiş olan bir süre var. 4 dakika içinde bu sorunu çözmeniz gerekiyor. Birkaç defa daha deniyorsunuz; ama her iki top da aynı ölçüde yükseliyor. Eğer toplar 1/3 oranında yükseliyorsa 12 metre yükseklikten bırakılan top 4 metre yükselir diyorsunuz. Ancak içinde bulunduğunuz odanın tavanı 4 metre. Oyunu kuran kişi, üstelik bu oyunun kurallarından birinin, topu 1 metre yükseklikten yere bırakmak olduğunu belirtiyor.

Hızla düşünüyorsunuz, neler yapabileceğinizi ama bir türlü çözümü bulamıyorsunuz. Sürenin sonuna doğru, oyunu size oynatan kişi, “Toplar birbirine yardım edebilir mi?” diye soruyor. Siz bu soruyu dahi anlayamıyorsunuz. Top birbirine nasıl yardım etsin ki! Sürenin sonunda oyunu oynatan kişi, iki topu alıyor. Pinpon topunu büyük topun üstüne eliyle koyuyor ve iki topu ayna anda bırakıyor. İki top bir metre yükseklikten yere düşüyor ve pinpon topu 4 değil, 5 metre yükseliyor.

Bu yaşamda büyük sonuçlara ulaşmak istiyorsak, daha önce denenmemiş yöntemleri denememiz gerekiyor. Yepyeni bir bakış açısıyla problemlere ve hatta çözümlere yaklaşmak gerekiyor. Bu problemin çözümünde büyük top küçük topa yardım ediyor. Büyük top yere düşerken önce yere çarparak küçük topu tavana kadar sıçratıyor. Biz de kendi yaşamımızda ilerlemek istiyorsak yardım etmeye ve yardım almaya açık olmalıyız. Dünyadaki büyük başarıların hemen hepsinin arkasında birilerinin yardımı ya da işbirliği vardır.

İşbirliğine kapalı olan insanların bu dünyada alabileceği sonuçlar oldukça kısıtlı. Örneğin, kolye satan iki sokak tezgahı düşünün. İkisi de rakip ve diğerinin daha az kolye satmasını istiyor. Sonuçta ikisi de diğerinin işini baltalamaya çalışıyor ve her ikisi de daha az kolye satıyor.

Çocuklarını girişimci yapmak isteyen baba, iki çocuğuna iki kasa elma alıyor. Çocuklar bir sokağın kenarında elma satmaya çalışıyorlar; ama işler iyi gitmiyor. Her ikisi de birinci günü pek para kazanamadan bitiriyor. Geceleyin ne yapabiliriz, diye düşünüyorlar ve bir formül buluyorlar. İkisi de elmalara farklı fiyat koyuyor. Bir tanesinde elmanın kilosu 4 Yeni Türk Lirası, diğerinde ise 3 YTL. Böylece oradan geçenler, elmaların aynı olduğunu görünce ucuz olan 3 YTL’lik elmalardan alıyor. 3 YTL’den elma satanın elmaları bitince 4 YTL’lik elmalardan takviye yapıyorlar ve akşama kadar bu modelle elmaları bitiriyorlar. Günün sonunda da kazandıkları parayı paylaşıyorlar. Halbuki iki kardeş, işbirliği yapmasa ikisi de belki de hiç elma satamayacak ya da çok az satacak.

Büyük başarıların sırrı, işbirliği, uyum ve yeni fikirleri uygulamak gibi görünüyor.

****

Deneylerden hayat dersleri-3

Anasınıfı öğretmeni, sınıftan Mert’i ayırdı ve çocuklara “Mert’i parmağıyla havaya kaldırabilecek var mı?” diye sordu. Çocuklar bu soru karşısında şaşırdılar. Ama kimse Mert’i havaya kaldırmak için gönüllü olmadı. Sonra öğretmen “Sizce bu imkânsız mı?” diye sordu.

Çocuklar hep bir ağızdan “İmkânsız.” diye bağırdı. Öğretmen de Mert’i bir tabureye oturtup sınıftan dört çocuk çağırdı. Çocuklara işaret parmaklarını açıkta bırakıp ellerini yumruk yapmalarını söyledi. Sonra da çocuklara parmaklarını taburenin oturma yerinin altına koymalarını söyledi. Ardından da “Üçe kadar sayacağım, sonra aynı anda Mert’i kaldırmayı deneyeceksiniz.” dedi. “Üç!” deyince çocuklar Mert’i yerden 50 cm. kaldırdılar. Mert, öğrenciyi kaldıran çocuklar ve deneyi izleyen çocuklar şaşkındı. Öğretmen, şöyle dedi: “Çocuklar, bir şeyin imkânsızlığı sadece sizin kafanızdadır. Bilimle imkânsızı yenebiliriz.”

Aslında olan olay şuydu. 6 yaşında bir çocuk ortalama 20 kilo kadardır. Bu yaşta ortalama bir çocuk da işaret parmağıyla rahatça 5 kilo kaldırabilir. Dört çocuk yirmi kiloluk bir arkadaşlarını rahatça kaldırıyor; çünkü kişi başına 5 kiloluk bir ağırlık düşüyor. Deneydeki püf noktalarından biri de aynı andalık ve uyum. Çünkü eğer çocuklar aynı anda yapmazlarsa Mert kalkamadığı gibi tabureden düşebilir de.

İmkânsız görünen bir şeyi yapabilmenin yollarından biri öncelikle yapılabileceğine inanmak, daha sonra bilimden ya da matematikten yararlanmak, ardından da uyumlu bir takım oyunu göstermek.

Aynı anasınıfı öğretmeni çocuklara birer tane balon dağıttı ve çocuklara balonu delik kısmından değil, delik olmayan kısmını ağızlarına alarak şişirmelerini söyledi. Tabii ki balon şişmedi. Balonu yanlarından şişirmesini söyledi o da olmadı. Sonunda balonu normal yerinden, delik kısmından üfleyen çocuklar, belirli ölçüde balonları şişirdiler Ardından öğretmen dedi ki: “İşte çocuklar bazen bazı noktalar yaşamda çok daha etkilidir. Dolayısıyla nereye odaklanacağımızı iyi bilmek gerekir.”

Öğretmen sınıfa kol saatini göstererek “Kol saatimin saniyesinin tık tık edişini duyuyor musunuz?” diye sordu. Kimse duymuyordu. Öyle olunca öğretmen bir kâğıt havlu rulosu çıkardı. Her çocuğun kulağını, kol saatine rulo mesafesinde tutuyordu. Sonra ruloyu hızlıca çekip “Saatimin saniyesini duyabiliyor musunuz?” diye sordu. Yine duymamışlardı. En son olarak kâğıt havlu rulosunu kol saatinin ucuna, diğer ucunu da çocuklardan birinin kulağına dayadı. İnanılmaz bir şey oldu. Saat ile kulakları arasındaki uzaklık aynı olmasına rağmen, çocukların her biri rulonun ucuna geçince saniyenin “tık tık”ını duymaya başladı. Öğretmen, “Bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsanız odaklanmanız gerekiyor. Sesi duyabildiniz; çünkü kâğıt havlu rulosu sizin odaklanmanızı sağladı ve çevredeki diğer seslerden sizi yalıttı.” dedi. Hayatta da başarı elde etmek istiyorsanız, dikkatinizi başarmak istediğini şeye vermelisiniz.

Anaokulu öğretmeni, elindeki uzaktan kumandadaki düğmelerden birine basarak, uzaktan kumandanın önündeki ışığı görüp görmediklerini sordu çocuklara. Çocukların hiçbiri ışığı görmedi. Ama sınıftaki televizyon açıldı. “Kumandadan çıkan kızıl ötesi ışınları, insan gözü göremiyor.” dedi. “Acaba bu kızıl ötesi ışını görebilir miyiz?” diye yeni bir soru sordu. Çocuklar, kumandanın önüne bir kâğıt koydu. Ama yine de göremediler. Ardından bir fenerle baktılar yine göremediler. Sonunda öğretmen kendi kameralı cep telefonunu çıkardı. Uzaktan kumandanın bir düğmesine basarken cep telefonunun kamerasını açtı. İnanılmaz bir şekilde cep telefonunun kamerası kızıl ötesi ışınları görerek, ekrana yansıtıyordu. Çocuklar büyük bir şaşkınlıkla kızıl ötesi ışını izledi. Ardından öğretmen açıkladı: “İmkânsız diye bir şey yoktur. Sadece bir şeyi başarmak için gerekli şartlar oluşmamıştır. Şartlar oluşunca, imkânsız imkânlı hale gelir.”

****

Deneylerden hayat dersleri (4)

Anasınıfı öğretmeni, önüne 40 kadar kitap yığmış, elinde üç parça, kenarları 40 santim olan kare şeklinde üç karton var.

Kartonlardan birini gösterip çocuklara, bunun, önündeki kitapları kaldırıp kaldıramayacağını soruyor. Çocuklar, kitapların çokluğuna ve kartonun cılızlığına bakıp “Kaldıramaz.” diyor. Anasınıfı öğretmeni elindeki kartonu alıp 10 santim yüksekliğinde kenarları olan, içi boş bir sütuna dönüştürüyor. Masanın üstündeki kitapları birer birer bu sütunun üstüne koymaya başlıyor. Karton inanılmaz bir şekilde hiçbir kırılma olmadan 20 kitabı rahatlıkla taşıyor. Ancak 32. kitaba gelince karton kırılıyor.

Ardından öğretmen elindeki ikinci kartonu üçgen bir kesitli, yine ortası boş bir sütuna dönüştürüyor. Sonra da tekrar kitapları bu sütunun üstüne dizmeye başlıyor. 33. kitap konduğunda sütuna hiçbir şey olmuyor. Üçgen formlu sütun, kare sütundan daha dayanıklı görünüyor. 34, 35, 36 derken, 37. kitapta bu sütun da yıkılıyor. Çocuklar hayretle öğretmenlerini izlerken, öğretmen son kartonu alarak çember oluşturacak bir şekilde kıvırıyor ve çember şeklinde bir sütun elde ediyor. Tekrar kitapları sütunun üstüne dizmeye başlıyor. Otuz sekizinci kitabı koyduğunda sütun hâlâ son derece kuvvetli görünüyor. 40 kitabın hepsini sorunsuz bir şekilde taşıyor. Öğretmen yandaki odadan bulduğu 10 kitabı da daha getiriyor. Bu kitapları da diğer 40 kitabın üstüne koyuyor ve sütun 50 kitap taşıdığı halde hiçbir sorun olmuyor. Ardından çocuklara “Kare sütun, üçgen sütun ve çember sütun, bu formların hangisi en güçlü?” diye soruyor. Çocuklar çember sütunun en güçlüsü olduğunu söylüyor.

Öğretmen bu deneyden çıkan dersleri açıklıyor. Öncelikle küçük bir cismin, kendisinden katlarca ağır bir cismi taşıyabileceğini söylüyor. Kartonun kalınlığı 1 milimken, en zayıf form olan kare sütun şeklindeyken 330 milim kalınlığında bir ağırlığı taşıyabiliyor. Dolayısıyla hayatta küçük ya da büyük olmaktan, hafif ya da ağır olmaktan daha önemli olan, hangi formda olduğumuz. Kendimizde yaptığımız bir form değişikliği tüm sonuçları etkileyebiliyor.

İkinci olarak, kare, üçgen ya da çember sütunların üçü de birbirine çok benzedikleri halde ve yan alanı aynı büyüklükte olmalarına rağmen, bu formların taşıma güçleri birbirinden farklı. Demek ki formdaki küçük değişiklikler, sonuçları radikal ölçüde değiştirebiliyor.

Deneyi tersine bir sırayla yapsak ve çember sütunun 50 kitap kaldırabildiğini gördükten sonra üçgen ve kare sütunu denemeden ne kadar kitap sayabileceklerini tahmin etmeye kalksak aynı sayıda kitap kaldırabileceğini düşünebiliriz.

Bu deneyi yapmadan matematik hesabına girişmek de bizi yanıltabiliyor. Çevreleri aynı büyüklükte olan üçgen, kare ve çemberin alanlarını hesaplayabiliriz. Çember en büyük alana sahiptir. Buradan yola çıkarak en büyük alana sahip olanın en çok sayıda kitap taşıyabileceğini düşünebiliriz. Kare ikinci en büyük alana sahip formdur. Üçgen ise en küçük alana sahiptir. Ancak taşıma gücü olarak üçgen, kareden daha fazla kitap taşıyabilmektedir. Öyleyse taşıma gücünün, bu formların alanlarıyla bir ilgisi yoktur. Ancak bu formların içleri dolu olsa, kare üçgenden daha fazla kitap taşıyabilir.

Bir çocukta işe yaramış olan bir eğitim stratejisi başka bir çocukta işe yaramıyor. Bir derste işe yarayan ders çalışma stratejisi bir başka derste işe yaramayabiliyor. Birilerini etkili şekilde yönetmek için kullandığımız teknik, bir başka grubu yönetmekte işe yaramayabiliyor.

Öyleyse aynı gibi görünen iki insan, iki kardeş, iki olay, iki evlilik, iki işyeri, iki problem bile farklı şartlarda farklı sonuçlar elde ediyor. Önceden elde ettiğimiz öğrenmelerin birçoğu aslında, gelecekte yanlış genellemeler yapmamıza yol açmaktan başka bir işe yaramıyor.

Yazar: Melih Arat

Kaynak: Zaman