Küçük Zeki Çocuk

4
674

Bir zamanlar küçük bir çocuk okula başlamış. Çok küçük bir çocukmuş. Okulsa büyük bir okulmuş. Fakat küçük çocuk bahçe duvarından sınıfa yürüyerek gideceğini keşfettiğinde mutlu olmuş. Bundan sonra okul ona eskisi kadar büyük görünmemeye başlamış.

Bir sabah, küçük çocuk okuldayken öğretmeni seslenmiş:”Bugün çiçek resmi çizeceğiz!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Resim yapmayı çok seviyormuş. Her türlü resim yapabilirmiş. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler… Trenler, tekneler… Mum boyalarını çıkarmış ve başlamış çizmeye.

Fakat öğretmeni: “Bekleyin, daha başlamayın!” diye bağırmış. Ve herkes hazırlanana kadar beklemişler. “Şimdi…” demiş öğretmeni,”…çiçek resmi çizeceğiz!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Resim yapmayı çok seviyormuş. Güzl çiçekler yapmaya başlamış. Pembe, portakal rengi ve mavi; rengarenk çiçekler…

Fakat öğretmeni “Bekleyin! Ben size nasıl yapacağınızı göstereceğim!”demiş. Tahtaya bir çiçek resmi çizmiş. Sapı yeşil, gövdesi kırmızıymış. “İşte böyle! Tamam, şimdi başlayabilirsiniz!” demiş.
Küçük çocuk öğretmeninin çizdiği çiçeğe bakmış, sonra da kendi çiçeğine… Kendi çizdiği çiçeği daha fazla sevmiş, ama bunu söylememiş. Kağıdın öteki yüzünü çevirmiş ve öğretmeninkine benzer bir resim çizmiş; yeşil saplı, kırmızı renkli bir çiçek…

Başka bir gün küçük çocuk kapıyı kendi başına açabilmeyi başardığında öğretmeni: “Bugün hamur çalışacağız!” demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Hamurla oynamayı çok seviyormuş. Hamurdan çeşitli şeyler yapabilirmiş; yılanlar, kardan adamlar… Filler, kediler… Arabalar, kamyonetler… Hamurunu yoğurmaya başlamış.

Ama öğretmeni: “Bekleyin! Daha başlamayın” diye bağırmış. Herkes hazırlanana kadar beklemişler. “Şimdi” demiş öğretmeni, tabak yapacağız!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Tabak yapmayı çok seviyormuş. Çeşitli boylarda ve şekillerde tabaklar yapmaya başlamış.

Fakat öğretmeni: “Bekleyin! Ben size tabağın nasıl yapılacağını göstereceğim!” demiş. Herkese derin bir tabak nasıl yapılır, göstermiş. “İşte böyle! Tamam, şimdi başlayabilirsiniz.!” demiş öğretmeni.
Küçük çocuk bir öğretmeninin yaptığı tabağa bakmış, bir de kendi tabağına… Kendi yaptığı tabağı daha çok beğenmiş. Ama bunu kimseye söylememiş. Hamurunu tekrar top haline getirmiş ve öğretmenininkine benzeyen bir tabak yapmış. Bu derin bir tabakmış.

Nihayet küçük çocuk beklemeyi öğrenmiş, izlemeyi de. Öğretmenininkine benzer şeyler yapmayı da. Çok geçmeden kendisine has şeyler yapamaz olmuş.
Daha sonra küçük çocuk ve ailesi başka bir şehirde yeni bir eve taşınmışlar. Ve küçük çocuk başka bir okula gitmek zorunda kalmış. Bu okul diğer okullardan daha da büyükmüş. Ve dışarıdan içeriye açılan bir kapısı yokmuş. Büyük basamaklardan çıkmak, sınıfına ulaşmak için uzun bir koridordan geçmek zorundaymış.

Daha ilk gün, öğretmeni:”Bugün resim çizeceğiz.” demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Öğretmenin komut vermesini beklemiş.

Ama öğretmeni hiçbirşey söylememiş. Sadece sınıfın içinde, öğrencilerin arasında gezinmiş. Küçük çocuğun yanına gelince, “Resim çizmek istemiyor musun?” diye sormuş. “İstiyorum!” demiş küçük çocuk, “Ne çizeceğiz?”. Öğretmeni:”Buna sen karar vereceksin!” demiş. “Hangi renkle boyayacağız?” diye sormuş küçük çocuk. “Hangi rengi istersen onunla!” demiş öğretmeni.

“Eğer herkes aynı resmi çizerse, aynı renkle boyarsa, kimin yaptığını nasıl anlayabilirim?” diye sormuş öğretmeni. “Bilmiyorum!” demiş küçük çocuk.

Pembe, portakal rengi ve mavi çiçekler yapmaya başlamış. Yeni okulunu çok sevmiş. Ön kapıdan sınıfa girilen bir kapısı olmasa bile!

Helen E. Buckle

  • Faruk Cepeci

    çok güzel bir yazı ! Yaratıcılığın desteklenmesi gereken, hatta desteklenmek zorunda olduğu bir ülkede yaşıyoruz, dünyada bir çok ulus bunu yapabiliyorken ülkemizdeki potansiyelin, eğitim sistemimize kurban gitmesi çok düşündürücü.

  • arife tek

    acı gerçekler :)) gülmek istiyorum çünkü o küçük çocukla aynı durumdayım ve nefes alamıyorum artık 🙁 sadece biriktiriyorum hepsini eğer beklediğim zamana kadar hayatta kalıabilirsem yazıya dökmek amacım tüm gözlemlerimi,anlayacağınız kukla gibi yaşıyorum şuan çok çok çok uzun zamandan beri,eğer mecbur bırakılıyorsan bazı şeylere değil özgün olmak kendini labirentin içinde deneye maruz kalan bir kobay fare gibi hissediyorsunuz.belki de gerçekten öyle olduğunuza inanmaya başlıyorsunuz giderek ve yaşamak istemiyorsunuz daha fazla çünkü her yerde aynı zihniyetle karşılaşıyorsunuz anlayacağınız uzun koridorların ardındaki özgün anlayış yok.kendinizi küçük zeki çocuk gibi hissetmek iyi geliyor öyle olmasanızda,özgünlük olmayınca zeka düzeyinizin bile farkına varmanız imkansız çünkü,biri kırk kez aptalsın sen derse aptal oluyorsunuz,ben kırk kere zekiyim demeyi denedim:) ama dışarıdan açılan kapısı olmayan bir yere ulaşamadığımdan hala kukla olduğum gerçeğini saklayamayacağım.teşekkürler bu güzel paylaşımınız için:)çok dertliymişim bu konuda kusuruma bakmayın:)başarılar dilerim.saygılarımla.