KURU/MA/YAN YEMİŞLER

0
138


Geleceğini planlamak istiyordu çocuk aklıyla. Karınca misali yazdan kışa hazırlık yapmak, kimseye muhtaç olmadan kışın rahat etmek istiyordu yaz da olduğu gibi. Yaz mevsimini de dilediğince yaşamıştı aslında. Arkadaşlarıyla oynadı, güldü sevinçler yaşadı, gezdi dolaştı. Bütün meyvelerden tattı. Üzüm, erik, armut, elma, üzüm, karadut ve daha niceleri. En çok da karadut yemeyi severdi diğer arkadaşları gibi. Çünkü hep birlikte yerlerdi bir yarış halinde, sevgiyle. Yıllara meydan okuyan ne karakışlar geçirmiş, yılların yorgunluğunu çocuklar için hiçe sayan köy meydanının tam ortasında dimdik ayakta duran karaduttan.. Hep yeni oyunlar keşfedilirdi: bazen ağaca çıkma bir yarışa dönüşür, bazen kimin karadutun en iyisini bulacağı yarışı başlar, bazen de kimin daha yükseğe çıkacağı. Yine de hiçbiri rakip değildi birbirine; ağaca çıkamayana yardım edilir, hiç kimsenin ağacın dibinden bakmasına razı olunmazdı.

Yaşadıkları yer meyve açısından oldukça zengin sayılırdı. Sarılığını güneşten, yeşilliğini çimenden alan tüm zerafetiyle dallarından sarkan yemişler bir başka güzeldi. Buna bazı yerlerde incir de denir ama onlar yemiş derdi. Çocukluk işte. Sahiplik kavramı belki tam olarak bilinmezdi ya da kalplerinde kötülüğe yer olmadığından hepsinden alabileceklerini sanırlardı. Güzel gördükleri o yemişleri de hep birlikte yardımlaşma içinde yerlerdi. Günlerden bir gün lezzetine doyulmaz yemişlerden dalından koparıp afiyetle yediler, ayrıca kurutmak için yüksekçe bir yere bıraktılar. Çok güzel tarif edilmez bir duyguydu bu onlar için. Annenin bebeğine baktığı özenle bakıyorlardı yemişlerine. İyi miydi kötümüydü, hata mıydı hiç akıl erdiremediler. Çalmak mı? Onu hiç bilmiyorlardı.

Çocuk bir gün yemişlerine bakmaya giderken arkasından bir ses duydu. Bu babasının sesiydi. Babası görmüştü o yemişleri ve onun yüzündeki ifade hiç de alışık olunan bir ifade değildi. Suçlama , bağırma, kızgınlık ve sonunda dayak gelecekti o minik bedene. “Buraya gel” diye seslendi ona. Çocuk aklına ilk gelen şeyi yapmanın rahatlığıyla ve yine hiçbir kötülük düşünmeden kaçmak geldi. Öyle de yaptı. Çocuk kaçtı baba kovaladı. Eşit olan yarışı(!) baba kazandı. Yemiş toplayıp kurutmanın cezası kesildi hayatı boyunca unutulmayacak bir şekilde. Ne yanlıştı acaba? Büyükler de yapardı aynı şeyi ve hatta babası da.. Başkalarının meyve ağaçlarından sormadan yerdi. Büyükler yapabilir çocuklar yapamaz mıydı acaba onlara suç değil miydi? Aklı çok karıştı, yanaklarından süzülen gözyaşları şahit oldu duygularına, hıçkırıklar düğüm oldu boğazında, ağlamak istemiyordu, için için çekti cezasını.

Yıllar sonra anladı başkasının malının alınmayacağını kendi mantığıyla bu olayı hatırlayarak..

Coşkun BOZKURT
Psikolojik Danışman