Msn Yasak. İnternet Yasak. Bak Sevgili Patronum!

0
390

Kurumsal şirketlerde çalışan arkadaşlarımın artan sayıda bir yakınması dikkatimi çekiyor bu aralar. Önce msn sonra internet yasaklanmaya [veya kısıtlanmaya] başlıyor iş yerlerinde. Hayretler içerisinde izliyorum ben de gelişmeleri…

Patronların şapkasından bakarsak… “Buraya iş yapmaya geliyorlar, msn’de chat yapmaya değil. İnternet sitelerinde de kendi işimize yaramayacak sitelerde saatler geçiyor. Verim düşüyor.” dediklerini duyuyorum.

Çalışanlar ise; “İş zaten stresli. Bir nefes almak için internette takip ettiğim sitelere bakmak, msn’de bir arkadaşımla iki laf etmek beni rahatlatıyordu. Yasak yasak… Nereye kadar? Üstelik msn iş yaparken de lazım. Birçok kişi ile mail yerine msn’de çabucak işleri halledebiliyorduk.”

Biraz konu hakkında düşünüp araştırma yapınca ve farklı kişilerin fikirlerini alınca – herkes kendi açısından haklı gibi dursa da – taraf olmamak benim elimde değil.

Fakat önce tespitler:

– Akdeniz insanıyız, sıcak kanlıyız, arkadaş sohbetleri önemlidir bizde.
– Pratik Zekalı olduğumuz kadar biraz da tembeliz.
– İnternet bundan üç beş yıl öncesine oranla daha iyi bir algıya sahip. Eskiden çoğunlukla mail, oyun, mp3 ve porno ile akla gelirken, şimdi zenginleşen içerikle bilginin ve eğlencenin merkezinde hep internet var.
– Evlerde artan internet kullanımı ile artan sanal arkadaşlıkların ve bireyselliğin iş yerlerinde ise pek önemi kalmıyor.
– İnternet – kabul edelim ki – tutum ve davranışlarımıza, iş yapış şeklimize ve ilişkilerimize tümden etki ediyor. Kişilerin yaşamdan aldıkları keyifler değişiyor.
– İnternet Bağımlılığı yapıyor ve bir hastalık olarak kabul ediliyor. Tedavi merkezleri açılmaya başlandı.
– Artan Türkçe içerik yabancı dil bilme zorunluluğunu azaltıyor. Diğer taraftan minimum İngilizce ile bile birçok şey yapabilmek artık mümkün nette.
– Özellikle gençlerin vazgeçemedikleri ve çok hassas oldukları iki tabusu var: “Cep telefonuma ve bilgisayarıma dokunmayın.” Özel çekmecelerinin karıştırılması bile onları bu denli rahatsız etmiyor.
– Hemen herkes için bilgisayar biraz mahrem esasında. Kimse kimsenin bilgisayarına izin almaksızın oturmamaya çalışıyor ancak iş yerlerinde bilgisayarlar işverenin. Aynı bilgisayarın paylaşıldığı yerler var. Veya gece kimin gireceğini öngörmek zor. Bilgi İşlem departmanları ise zaten uzaktan tüm içeriği, yazışmaları vs takip edebiliyor isterse.
– İki dakika bir şeye bakacağım diye girip 2 saat kalmak çok doğal. Gerçekten bilgisayarda nasıl vakit geçtiğini anlamıyor insan. [Allahtan arada acıkıyoruz veya telefon çalıyor!]

Bu tespitleri çoğaltmak mümkün. Dilerseniz siz de kendi deneyimleriniz yorum olarak ekleyebilirsiniz.
İş yerlerinde müdürler veya patronlar ise çalışanlarının nefes almadan işlerini yetiştirmeye çalıştıklarını görmeye bayılıyorlar doğal olarak. [’Bu çocuk aldığı parayı hak ediyor’ oluyor o zaman.]

“Kan ter içinde kalmak” çoğu kez ne ürettiğinizin ve işi sonuçlandırmanızın önüne geçiyor. Bunu keşfeden çalışanlar içinse “çok çalışıyor gibi görünmek” konusunda üstadlaşmayı çok çabuk öğreniyor. [Kurumsal hayatta prim yapan şey; ne yaptığınız değil, nasıl yaptığınız; ne dediğiniz değil, nasıl dediğiniz.]

Eğer patronlar “nasıl”ların yerine “ne”ye öncelik verebilseler birçok konuya “yasak” getirmenin anlamsızlaştığını da görecekler. İnternet ve msn buna dahil.

Bana [çalışansam ben] doğru hedef ver, bu işin şirketin hangi stratejik amacına hizmet ettiğini iyi anlat [kafamda neden sorusu cevaplansın] ve tıkandığımda da yön gösterebilecek donanım ve kaynağım olmasını sağla. Gerisi bana kalsın. Sen sonra sonuca bak, kattığım değere (varsa yaratıcılığıma) bak. Denge konusunda zaten kafam karışabiliyor benim.

Aynı işi kimisi var iki saatte halleder, kimisi altı. O işi sana iki saat sonra getirme dürüstlüğümü alma benden. Altı saat sonra getirenle de aramda bir fark olmazsa [illa maaş değil, ’saygı ve övgü’ bazen daha önemli] bir müddet sonra benim de tembelleşmemi engelleyemezsin.

Nasıl Yükseleceğim konusunda da kafamın karışık olduğunu biliyorsun.

Beni kasma. Yanımda olduğunu hissetmem yeterli.

Ben zaten kaytaran bir yapıdaysam ne yasak getirirsen getir sökmez. [Msn yasakları için bakınız Meebo* ve onlarca diğer çözüm örneklerine… Cepten internet zaten hayatta, hızlısı kapıda.]
Ben zaten kaytarıyorsam önce sen kendine bakacaksın sevgili patronum… Benim kaytarma nedenlerimi bilmezsen [ve onlara birlikte çözüm arayamazsak] koyduğun yasaklarla sadece kendini kandırırsın. Veya yanlış adam aldın işe. [Ya da ben değiştim, sen fark edemedin.]
Her yasak seni benden biraz daha uzaklaştırıyor sevgili müdürüm.

Beni işe alan sensin, hedefleri ve kuralları koyan sensin, beni izleyen, yeren veya ödüllendiren hep sensin. İç motivasyonum düştüğünde anlaması gereken de.

Bana nasıl giyinmemi, nasıl oturmamı, nasıl konuşmamı (yasaklarla) öğretme. Ben zaten [çoğu zaman] seni örnek alıyorum.

İnternetin benim hayatımdaki önemini anla. Zaman zaman içimdeki çocuk beni yanıltsa da anla.
Hedeflediğimiz iş sonuçlarına bakalım. Ben zaten bu işi beceremiyorsam ve beceremeyeceksem burada mutlu olmam. Sen de. Bunu anlamak ikimizin de görevi. Çözüm bulmak da. [Yollarımız ayrılacaksa bile.]

Ben mutsuz olmama rağmen seni sadece ekmek kapısı görecek bir zihin yapısındaysam da [umarım öyle değildir] o zaman zaten “hayatı pas geçiyorum” demektir.

Senin yasakların da benim bu ‘pas’ımın yanında inan çok değersiz kalır.

Bugün Msn veya internet… Yarın, “sindirim sistemini benim istediğim şekilde düzene sok. Gerekiyorsa sabahları 10 dakika erken kalk” diyerek iş yerinde büyük tuvalete de mi yasak getireceksin?

Kaynak: Fikir Atölyasi