Mümin Sekman İle Kişisel Gelişimi Konuştuk

1
1619

müminsekmanseminer1m-005[quote_box_right]

Mümin Sekman Kimdir?

Türkiye´de “kişisel gelişim uzmanı” titrini ilk kez tanımlayan ve kullanan kişi olan Mümin Sekman´ın başarı üzerine 7 kitabı var. İlk kitabı “Ya Bir Yol bul, Ya bir Yol aç, ya da Yoldan Çekil”i 21 yaşındayken yazdı, bugüne kadar 9 baskı yaptı.

Diğer kitapları:
– Kişisel Ataleti Yenmek( 8.baskı)
– Türk Usulü Başarı. ( 6.baskı)
– Başarı Üniversitesi. ( 7.baskı)
– Çevik Şirketler. ( 5.baskı)
– Kesintisiz Öğrenme ( 7.baskı)
– İnsan İsterse 1 ( 10.baskı)
– İnsan İsterse 2 ( Yeni )

Son kitabının adı “Her Şey Seninle Başlar”. Bu kitabın ilk baskısı 100 bin adet yapıldı ve 7 ayda 350.000 adet sattı. Kişisel gelişim dizisi içerisinde Türkiye´de en çok satılan kitap oldu. 7 kitabının toplam satışı 490.000´i buldu. Seminerlerine 52 000 kişi katıldı. Çocuklar Duymasın´ın senaryo danışmanlığını yaptı. Kişisel Gelişim Merkezi (kigem.com) sahibi. Sekman “Başarılı olmak öğrenilebilir” diyor.

www. muminsekman.com

[/quote_box_right]

Son kitabınızda “her şey seninle başlar” dediniz. İlk kitabınızda da “ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil!” Kitaplarınızın adını nasıl buluyorsunuz?

Son kitabın adının ilginç bir öyküsü oldu. Ben genellikle bir kitabı yazarken, kafamda oluşan isimleri iki seçeneğe indirir, en sonunda birini kullanırım. Her Şey Seninle Başlar´ı yazarken de iki isim seçeneği vardı aklımda. Biri “çaresizsen çare sensin”, diğeri ise “her şey seninle başlar.”

Kitabın yazım sürecinde bir ara Hülya Avşar´ın konsept ihtiyacı vardı ve o danışmanlık sürecinde ben de ona bu sloganı önermiştim. Bir yıl boyunca “Hülya Avşar: her şey seninle başlar” diye kullanacak, onun bir tür kariyer sloganı olacaktı. Hülya hanım da, yapımcılar da çok beğendi sloganı. Fakat bir ara maddi olmayan nedenlerle, bu slogan ile ilgili bir detayda anlaşamadık. Ufak bir prensipte anlaşamadık.

Onun üzerine ben sloganı vermedim ve kitapta kullandım. Eğer o küçük pürüz çıkmamış olsaydı, ki çok önemli bir şey de değildi, bugün bu cümle bu kitabın adı olmayacaktı. Kaderin bir kariyer planlamacısına yaptığı ilginç bir kariyer planı!

Kitaplarımın adında sanılanın aksine okura değil kendime mesaj veriyorum. “Ya bir yol bul ya bir yol aç, ya da yoldan çekil” yazarlık hayatımın ilk unvan maçıydı. Çünkü ilk kitabımdı. Hukuk bitirip diplomayı yırtıp Türkiye´de daha önce yapılmayan bir mesleğinin adını koyup yola çıkmıştım. Ya bir yol bulacaktım, ya da bir yol açacaktım.
Her şey seninle başlar ise yazarlık hayatımda ikinci unvan maçımdı, çünkü bir defada 100.000 basıldı. Hayatımda yeni bir dönemi ifade ettiği için, ilk defa yüz binlerce insana bir kitapla ulaştığım için, çok şey bu kitapla başlayacaktı, başladı da.
En son dakika ve skor itibariyle 7 kitabımın toplam satışı 550.000´e ulaştı. Bu yarım milyon insan demek. Bir milyondan sonra jübile yapabilirim!

Kitap neden 100.000 basıldı?

Birinci neden, üniversite öğrencisiyken bir hayalim vardı. Başarıyla ilgili en yararlı bilgileri, fiyat etiketine bakmadan alınacak şekilde insanlara sunmak istiyordum. Bu kitapla bu hayalimi de gerçekleştirmiş oldum.

Bir diğer neden, başarmak şaşırtmaktır diye bir gerçeği keşfetmem. İlk kitabım çıktı ve 6 ayda 10 bin sattı, ben, arkadaşlarım ve yayınevi çok şaşırmıştık, sevinmiştik. Sonra ikinci kitabım çıktı, o da 10 bin sattı. Üçüncü de aynı şekilde 10 bin sattı… O zaman şunu gördüm: başka insanlar için kitaplarının 10 bin satması büyük başarıydı ama benim için değildi. Çünkü o rakama ulaşmak ne beni ne de çevremdekileri şaşırtıyordu. Oysa Türkiye´de kitapların %90ı üç binden az satıyor. 10 bin yazarların birinci ligi saylıyor. Son kitabım 7. kitabımdı ve kendimi şaşırtmaya karar verdim. En son elde ettiğim skor olan 10 bini on ile çarpıp yüz bine aday oldum. Başarmak kendini şaşırtmaktır.

Ben biraz da gemileri yapmayı, kendini büyük sonuçlara mahkum etmeyi severim. Eğer kendinize ve başkalarına büyük bir başarı taahhüdünde bulunmuşsanız, konsantrasyon, motivasyon, iç disiplin gibi problemleriniz olmuyor, çünkü o konu hiç aklınızdan çıkmıyor. Kendi kapasitenizden en iyi şekilde yararlanmanın en iyi yolu iddialı olmaktır. Risk aldıkça, kendi sınırlarını yedikçe, yapamayacağını düşündüğü şeyleri denedikçe insan genişliyor, genişleyerek başarıyor.Kitabın 100 bin basılmasıyla, yayınevi ve ben birbirimizi büyük bir başarıya mahkum ettik.

Kitabın birinci baskısının 100.000 yapılması psikolojik açıdan pozitif bir gerginlik yaratan bir durumdu. Çünkü daha önce aynı yayınevi, aynı fiyata Hıncal Uluç ve Perihan Mağden´in kitaplarını basmıştı. İkisinde de 100.000´ kitap bitmemişti. Bu kitabın bitip bitmeyeceği merak ediliyordu. Tabi benim başarısızlık şansım yoktu.

Sonuçta kitap 500 bine kadar geldi. Burada kritik eşik 500 000 rakamı. Bir kitap Türkiye´de 500 binden fazla satarsa, o alanda bir “kültürel kırılma noktası” oluyor. Mesela Duygu Asena´nın “Kadının Adı Yok” kitabı 10 yılda 520 bin sattı. Türkiye´de kadın hakları noktasında bu kitap bir kırılma noktası oldu. Bu kitaptan öncesi ve sonrası Türkiye farklı oldu. Çılgın Türkler de 500 bini geçmiş kitaplardandır. Her Şey Seninle Başların 500 bini geçmesi, Türk insanının başarı felsefesini değiştirecek bir kırılma noktası oluşturabilir.

Kitabın fiyatını neden düşük tuttunuz?

Başkasına sadakatiniz, kendi başarı kapasitenize ihanetiniz anlamına gelmeye başladıysa gitme zamanı gelmiş demektir. Mümin Sekman
Başkasına sadakatiniz, kendi başarı kapasitenize ihanetiniz anlamına gelmeye başladıysa gitme zamanı gelmiş demektir. Mümin Sekman

Birinci neden az önce bahsettiğim gibi, üniversite öğrenciyken kurduğum hayalim. O hayalimde 1 dolarlık bir kitap hayalim vardı. Bu kitapta onu da yapmayı denedim aslında ama kitapçılar toptan kitabı rafa koymayı reddettiler. O yüzden bir dolara satılamadı. Yoksa benim istediğim 1 dolarlık fiayattı..

Kitapçılar da kendi açılarından haklı olarak “Siz idealist olabilirsiniz ama biz dükkanın kirasını ödemek zorundayız, sizin kitabı satmak için seçtiğimizde başka bir kitaptan vazgeçiyoruz. O fiyatta kitapçı zarar eder, kargo parasını bile çıkaramaz.” diyorlar.

Benim diğer kitaplarımın fiyatı sayfa sayıları ve kurumsal bazı kararlardan dolayı yüksekti. Kitapçılarda kitabımı eline alıp, içini okuyup, sonra da fiyat etiketine bakıp bırakan insanlar görmek her yazar gibi beni de üzüyordu. Bir kitapta farklılık olsun, fiyat etiketine bakılmadan alınsın istedim. Onun için fiyatı kitabın ön yüzüne koyduk.

Yapılan uluslar arası araştırmalar gösteriyor ki, kültürel ürünlerde düşük fiyatın sonuç üzerindeki etkisi yüzde 20-30 civarında…Yani sadece fiyat düşük olduğu için alanlar, toplam okurun yüzde yirmisi-otuzu civarında. Fiyatın satın alma kararında etkisi var ama bir yere kadar. Zaten ucuz fiyat koymakla bir kitap 500 bin satsaydı, bunu üç günde beş yüz yayınevi yapardı emin olun.

Kitabın fiyatının düşüklüğünün kitaba katkısı da düşünüldüğünden farklı oldu. Ucuz kitap furyasının olduğu dönemde kaliteli kitaplar değil, içi çok kötü kitaplar ucuza satıldı. Bu yüzden “ucuz kitapların içi boş olur” inancı oluştu okurda. Bu “her şey seninle başlar”ın kırmak zorunda olduğu bir ön yargıydı.

Bir de ucuz kitap furyasının artık bırakıldığı dönemde bir bu fiyatla çıktık. Bu yüzden “her şey seninle başlar”ı alan kişiler de fazla bir beklentiye sahip değilken, okuyunca bu kitaba gerçekten emek verildiğini, gerçek fiyatının çok yüksek olduğu halde fedakarlık yapıldığını gördüler. Bu da kadirşinas insanların kitaba gerçekten sahip çıkmalarına neden oldu. Kitabın ilk 100.000’inin bitmesi için biz çalıştık ama ondan sonrası kesinlikle kitabın ve okurun gücüdür. Sonrası için biz ciddi bir şey yapmadık, kitap sürükleyip götürdü bizi…

Bundan sonra da düşük fiyat politikasına devam edecek misiniz?

Önce şunun bilinmesi lazım. Kitapların fiyatlarını yazarlar değil, yayınevleri belirler. Benim fiyatını belirlediğim ilk kitabım, “her şey seninle başlar”dı. Yayınevi sözleşmelerinde vardır, teknik özelliklere ve fiyata yayınevleri karar verir.

Bundan sonraki kitaplarımda ekonomik olma çabası olacak ama bu kitap gibi ucuz bir fiyat olabilir mi emin değilim. Bu kitapta hayatta kendinden başka hiçbir umudu olmayan insanlara, bir seçenekleri daha olduğunu ve başarılı olmayı öğrenebileceklerini göstermek istedim. Hayatın önüne çıkardığı engelleri aşmak öğreten kitaba ulaşmak, fiyat engeline takılmamalıydı. Bu kitabın ruhuna aykırı olurdu.

Önemli olanın okurun bu kitaptaki samimi niyeti görmesiydi. En iyi içeriği, en düşük fiyata sunduk. Herkesin haberdar olması için en yoğun tanıtımla sunduk. Hatta farkında olmadan 2006 yılında en çok haber olan 8. yazar olmuşum.

Yapılması gereken neyse, eksiksiz yapmaya çalıştık. Çok büyük fedakarlıkta bulunduk. Okuyanlar iyi niyetimizi gördü ve onlar da tavsiyeleriyle bize destek oldu. İnanıyorum ki, insanlar iyi niyeti ve kendileri için yararlı bir şeyler yapan insanları görüyorlar. Bunu hep savunuyordum, artık kendi hayatımda da net gördüm. Kitapta da yazdığım gibi “büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar.” Bu kitabın fikri de kalbimden geliyordu, yüz binlerce kalbe aktı.

Her eve bir Her Şey Seninle Başlar’ın girmesi yeterli. İster anne alsın, ister çocuk. Diğerleri kesin okuyor. Çok tanık oldum. Bu kitabı alan 500 bin ise de okuyan muhtemelen 1 yada 1.5 milyon kişi. Çünkü herkese hitap eden bir içeriği var.

Siz Türkiye´de “kişisel gelişim uzmanı” unvanını ilk tanımlayan kişisiniz. Nasıl buldunuz bu ismi?

Türkiye´de kişisel gelişim seminerlerini ilk düzenleyenlerden biri olduğum için komik bazı sorunlarla karşılaşıyordum. Mesela Anadolu´dan davet edenler seminer için ücret ödemeleri gerektiğini öğrendiklerinde, “başbakan bile geldiğinde adam toplamak için bize para veriyorlar, sizi dinlemek için neden para verelim ki” diyorlardı.Bütün bu aşamaları geçmek, ücretini ödeyerek bilgi alma kültürünü oluşturmak gerçekten çok yıpratıcıydı.

En önemli sorunlardan biri de mesleğimizin adı yoktu. Şehirler arası otobüs yolculuğu yaparken yanınızdaki “ne iş yapıyorsunuz” dese, bizde cevap yoktu. Ya da annemiz komşusuna çocuğunun ne iş yaptığını bir türlü açıklayamıyor, komşu işsiz sanıyordu.

Herkes kafasına göre yaptığı mesleğe isim vermişti. Kimi “seminer yönetmeni” diyordu, kimisi öğretmen.

[pull_quote_left]Sonra bir gün kendim bir isim bulmaya karar verdin. Bir sürü alternatif oluşturdum. “Gelecek planlamacısı”ndan, “beyin programcısı”na, bir sürü isim buldum…Sonra isimleri elemeye başladım. Aralarından “kişisel gelişim uzmanı” ve “kişisel gelişim metotları araştırmacısı” kaldı.[/pull_quote_left]

Daha mütevazı olsun diye “kişisel gelişim metotları araştırmacısı” ile başlamak istiyordum. Ama kartvizit dizaynını yapan grafiker Zafer kartvizitin unvan bölümüne 4 kelimeyi sığdıramayınca, on dakika sonra geldi: “Abi bunu üç kelimeye indirebilir misin, sığmıyor!” Ben de o anda yoğun olduğumdan “kişisel gelişim uzmanı yaz o zaman!” dedim. Grafiker Zafer’in “az gelişmişliğinin” kişisel gelişimin Türkiyedeki gelişimine etkisi böyle oldu!

Ben bu titri kullanınca, önce medya, sonra diğer arkadaşlar kullanmaya başladı. Sanırım bugüne kadar bine yakın insan medyada “kişisel gelişim uzmanı” sıfatıyla yer aldı. Beni bir yana bırakın, hepsinin Zafer´e bir kola ısmarlaması gerekiyor! Onun sayesinde üç kelimelik bir unvanları oldu.

“Kişisel gelişim merkezi”ni de ilk siz kullandınız. Bunun da böyle komik bir öyküsü var mı?

Kişisel gelişim merkezinin başında komik bir öykü yok ama sonu gittikçe traji-komikleşmeye başladı.

Yıllar önce yaptığım işi kurumsallaştırmak için bir isim aradım. Seminerlerimi organize eden kuruma Kişisel Gelişim Merkezi (KİGEM) adını verdin. İnternet yüzümüz Kigem.com´u öne çıkardığımız için “kişisel gelişim merkezi” bir kültür merkezi gibi algılandı.

Bir alanda öncü olduysanız, yıllarca enerjinizi kaybetmeden ve büyüyerek ilerlediyseniz insanlar sizin yaptıklarınızı kategori adı sanmaya başlıyorlar. Mesela “Kağıt mendil” bir kategori adıdır ama Selpak bir ticari markadır. Hani Anadolu´da kağıt mendil yerine “selpak” , deterjan yerine “tursil” derler ya, onun gibi, sanki kişisel gelişim semineri veren her yere “kişisel gelişim merkezi” denirmiş gibi düşünüyor insanlar.

Bazı art niyetli kişiler insanların “kişisel gelişim merkezi” ismini kategori adı olarak düşünmelerini ticari amaçlarla kullanmak için, “kişisel gelişim merkezi” isminin önüne sonuna bir şeyler ekleyip işyerleri açıyorlar. İnsanlar deterjana tursil diyor diye, herkes kendi ürününe tursil adı veremez. “Kişisel gelişi merkezi” bir kavram değil, bir kurumdur. Üstelik tescilli bir kurum. Kişisel gelişim merkezi ismini kategori adı sanılacak kadar yükseltmeyi, bu başarıyı cezalandırmamak lazım.

Türkiye´de kişisel gelişimin yaygınlaşmasına da en başından tanık oldunuz. Türkiye´de kişisel gelişim nasıl patladı?

Kişisel gelişimin Türkiye´deki misyonerleri açısından bakarsak, başlangıçta iki üç kişiydik. Zamanla yedi kişi olduk. Sonra bir ara sayı ona çıktı… sonra bir anda yüzlere fırladı…. İlk grup bu işte çok bedel ödedi. Diğer gruplar biraz da ödülü almaya geldi. Uzun süre ilk grubun çabasıyla, kavram yayıldı Türkiye´de. Çok fedakarlık yaptık gerçekten. Yaşam standardımızdan taviz verip, en ücra ilçelere bile konuşmaya gittik. Ev kiralarımızı zor ödeyebilirken, işimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştık. İdealisttik ve fedakardık.

Bu misyoner gibi çalıştığımız dönemde, evli kişisel gelişim uzmanı iki arkadaşımın eşlerinden sıkça fırça yediğine bizzat tanık oldum. Komik ama gerçek. Eşleri onları çocuklarının geleceğini düşünüp garantili bir işe girmek yerine kişisel gelişim diye bir hayal peşinde koşmakla suçluyordu… Bu problemleri yaşayan arkadaşlarımı gördüğümde gerçekten çok üzülmüştüm.

Bugün inanıyorum ki, Türk kişisel gelişimcileri rüştlerini ispat etmiştir. Türkiye’de kendini geliştirme bilincinin yaygınlaştırma operasyonu başarıyla tamamlanmak üzere. Kendini geliştirme hareketi Türkiye’de artık geri dönülemez derecede büyümüştür.

Türkiye´de binlerce siyasi ve kültürel hareket kendini ulusal düzeyde yaygınlaştırmak ister. Son on yılda bilişim kültürü, pop kültürü ve kişisel gelişim kültürü en hızlı yükselişi yapanlar oldu.

Biz bir kişisel gelişim akımı başlatmak istiyorduk. Bu ülkede kişisel gelişim bilincini yaygınlaştıracağız diye yola çıktık ve sonunda on yıllık bir dönemde bunu başardık. O günlerde 30 kitap varsa, bugün kişisel gelişim üzerine üç bine yakın kitap var. Bir çok seminer var. Kişisel gelişim artık her yerde. Gazete ve dergiler kendilerini kişisel gelişim konularına yer vermek zorunda hissediyor. Bütün bunlar tesadüfen veya kendiliğinden olmadı. Türkiye’de kişisel gelişim patlamadı, patlatıldı! Her şey planlı, fedakar ve sıkı bir çalışmanın ürünü.

Şu anda kişisel gelişim önündeki sorunlar neler?

Başarı sizden üç şey ister: Tutku, teknik ve cesaret.. Mümin Sekman
Başarı sizden üç şey ister: Tutku, teknik ve cesaret.. Mümin Sekman

Kişisel gelişimin Türkiye´deki sorunları, Türkiye şartlarında başarılı olmanın getirdiği tipik sorunlar.

Bakın, bir dönem Türkiye´de pop müzik patladı diye önüne gelen kaset çıkarmaya başladı. Sonra pop müzik derin bir krize girdi. Yeniler elendi. Bir dönem dizi izleme oranı Türkiye´de patladı. Dizi işinde para olduğunu düşünen insanlar, anlamasalar da bir anda o işe girdi. Bu sezon başında 180’e yakın dizi ekrandaydı. Seyircinin kafası karma karışık oldu. Yenilerin büyük çoğunluğu elendi. Şu ara gayrimenkul işi patladı diye anlayan anlamayan herkes o işe giriyor. Bu Türk tipi düşünmenin sonucu, “o yaptı oldu ben de yapabilirim” aklı.

Benzer bir durum bizler kişisel gelişimi Türkiye´de patlattıktan sonra yaşandı. Anlayan anlamayan herkes bu işe girmeye başladı. Serbest piyasa ekonomisinde bunları engellemenizin imkanı da, gereği de yok. Okurun aklı ve sağduyusu nihai kararı veriyor.

Şu anda üç türlü kişisel gelişimci var.

1. Gerçek kişisel gelişimciler.

2. Kişisel gelişimciyim diye geçinenler.

3. Ve kişisel gelişim üzerinden geçinenler.

Birinci gruptakiler bu işi uzun süre yapan, Türkiye´de bu işin misyonerliğini yapan, kişisel gelişim yükselse de alçalsa da bu işi yapacak olan kişiler. Bu insanlar kişisel gelişimin itibarını korumayı çok önemsiyorlar.

İkinci grupta, kişisel gelişimciyim diye geçinenler var. Bunlar kişisel gelişim konusunda iyi niyetli ama bilgi ve beceri donanımı kişisel gelişim uzmanı olmak için yeterli olmayan insanlar. Depresyona girince birkaç kişisel gelişim kitabı okuyup, yirminci kitaptan sonra ben de bu işi yapayım diye düşünen insanlar. Maalesef kişisel gelişim uzmanlığı öğretmenlik gibi değil, kişisel karizmaya çok bağlı ve kişisel performansın her şeyi belirlediği bir alan.

Üçüncü gruptakiler kişisel gelişim üzerinden geçinenler. Bunlar kişisel gelişime inanmayan, yayınladıkları kitapların içine bile bakmayan, başkalarının kitaplarından özetledikleriyle seminer veren, sadece “para kazanmak için” bu işi yapan insanlar. Kişisel gelişim rüzgarından yararlanmak için bu alanda olan insanlar. Bu tiplerin tipik özellikler neredeyse 15 başlıkta seminer verebilmeleridir. Okurların en çok dikkat etmeleri gereken kesim bunlardır.

Bir de bu alanda çok kitap çıkıyor eleştirisi var. Kötü olan çok kitap çıkması değil, kitapların bazılarının içinin boş olması. Aklı başında herkes bu çöp kitapları diğerlerinden ayırır. İddialı adlara, vaadkar başlıklara ve renkli kapaklara aldanmadan, içinden birkaç sayfa okuyup karar vermek lazım.

Bu arada sanılanın aksine, kişisel gelişim kitapları çok fazla satmıyor. Saten birkaç kitap, hepsi o kadar. “Başkaları bastığına göre çok satıyor herhalde” diyerek basıyor herkes. Bu komik bir şey ama gerçek. Çıkan çok sayıda kitap yüzünden yeni yazarların önü tıkandı. En çok satan kişisel gelişim yazarlarına bakarsanız, genelde ilk baştan beri bu işin içinde olan insanlar olduğunu görürsünüz. Çünkü insanlar kafaları karışınca klasiklere yönelirler. Çünkü klasikler aldatmaz inancı vardır.

Pop müzik patlamasının sonunda da, dizi patlamasının sonunda da önceden var olanlar kaldı, yeniler gitti. Bu aslında iyi bir şey değil. Bazı yeni yazarlar güzel şeyler yazsa da karambole gidiyorlar. Elimden geldiğince yeni kişisel gelişim yazarları çıkarmaya çalışıyorum. Bilinmez ama 15 ye yakın yazarın ilk kitabının editörlüğünü ben yaptım.

Eskiden çıkan kitapların ortalama satışı yüksekken, şu anda okur çok seçici. Artık satan kitap çok satıyor, satmayan hiç satmıyor. Kapağına bak satın al dönemi kapandı.

Kendini tekrarlayan yazarlar da klasik olsalar da artık satmıyorlar. Son kitabı ilk kitabından daha fazla satan kaç kişisel gelişim yazarı var?

MÜMİN SEKMAN SÖZLERİ GALERİ

Fotoğrafın Üstüne Tıklayın Sözü Okuyun

Siz kişisel gelişimi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kişisel gelişim bir insanın hayat amaçlarını gerçekleştirmesi için, kendini uygun ve yeterli hale getirme sürecidir. Amaca göre kendini biçimlendirmek yani. Kişisel gelişim amaç değil araçtır. Asıl amaç başarılı olmak, yaşamak istediği hayatı yaşayabilmektir. Benim kişisel gelişim tanımım bu.

Başka insanlar başka şekillerde algılıyor kişisel gelişimi. Mesela yoga yapmak, fitness merkezine gitmek, resim yapmak, saz kursuna gitmek de kişisel gelişim sayılabiliyor bazı insanlar tarafından.

Kişisel gelişim can sıkıntısını dağıtmak için yapılan etkinliklerin adı değildir. Bir amaca ulaşmak için yeterlilik kazanma sürecidir kişisel gelişim. Beni bu konuda en çok güldüren örnek, bir derginin UFO aramayı da kişisel gelişim aktivitesi olarak incelemesiydi.

Kişisel Gelişim tekniklerinden hangileri sizin için dana önemli? Siz kendinizi geliştirirken hangisine daha fazla öncelik verdiniz?

Benim kendimi geliştirme planımda iki teknik çok önemliydi irade gücü (iç disiplin) ve ikna teknikleri. Güçlü bir irade kendim üzerinde egemenlik sağlarken, ikna tekniği başka insanlar üzerindeki etkimi artırmayı amaçlıyordu. Üniversite öğrencisiyken bu stratejiyi geliştirmiş, iç disiplinimi ve ikna tekniğimi ileri düzeye getirmeye çalışmıştım.

Yazarlık doğrudan irade gücüne bağlı bir iş. Sizden başka hiç kimse sizi iyi şeyler yazmaya zorlayamaz. Kendi kendini çalıştırabilmek için de irade gücü ve iç disiplin sahibi olmak çok önemli. İrade gücünün en büyük belası da başarının kendisidir. Başarılı oldukça irade gücünüz zayıflamaya başlar, çünkü başarının gücü ve getirdikleriyle irade gücü kullanmadan da sonuç almanın yolları çıkar karşınıza.

İkna tekniği de başarılı oluncaya kadar çok işe yarar. Hayatta ne iş yaparsanız yapın, mutlaka birilerini ikna etmeniz gerekir. İnsanların size engel değil destek olmasını sağlamanın yolu, ikna tekniklerini iyi bilmektir. Bu onları etkileyerek kullanmanız (manipulasyon) demek değildir, kendinizi doğru ifade etmek için de ikna tekniklerini bilmek gerekir.

Ben üniversite öğrencisiyken ikna araştırmalarımı biraz abartıp kendime özel, hiç kimseye anlatmadığım bir “nükleer başlıklı bir ikna tekniği” bile geliştirmiştim:) Bu teknikte karşı tarafın ikna olmamak için hiçbir şansı yok! Tekniği herhangi bir durumda kullanmak için bir hafta uğraşmak gerekiyordu ama yüzde yüz etkiliydi.

Hayatım boyunca bu tekniğimi topu topu üç kez kullandım. Geliştirmek için o kadar uğraşmıştım ama sonra kullanmam gerekmedi. Çünkü başarılı olduktan ve bir yerlere geldikten sonra insanları ikna etmeniz gerekmiyor.

Şu anda kiminle bir iş veya proje konuşsam hemen kabul ediyorlar. Çünkü Mümin Sekman garantili başarı demek ve insanlar da başarılı olmak, başarı hakkında bildiklerimi benimle iş yaparken öğrenmek istiyorlar. Kimseyi ikna etmem gerekmeyince, ikna becerim de körelmiş olabilir. Kendimi bu konuda biraz da Rusya gibi hissediyorum, elinizde nükleer başlıklı silahlar var ama kullanabileceğiniz hiçbir durum yok….

Başarı hakkında bildiğiniz her şeyi yazıyor musunuz?

Bildiğim şeyleri ikiye ayıralım. Başarılı olmak için bilinmesi gerekenler ve başarılı kalmak için bilinmesi gerekenler. Başarılı kalmak için bilinmesi gerekenleri bire bir danışmanlıkla anlatmayı tercih ediyorum. Çünkü bu bilgiler çok kritik şeyler ve kimlerin bildiğini bilmek zorundayım.

Başarılı olmak, sıfırdan zirveye çıkmak için yapılması gerekenleri ise kitaplarda yazıyorum. Kitaplar yazarken o konsepte ilişkin bildiğim şeyleri anlatıyorum. Bugüne kadar 7 kitap yazdım, bildiklerim bu kadar kitaba sığmadı. Başarı üzerine tüm yazdıklarım bildiklerimin ancak yüzde onudur. Diğer fikirleri de sırasıyla yazmayı düşünüyorum.

Bir de nükleer başlıklı bazı başarı bilgileri var, onları anlatmıyorum. Zaten ortalama okurun işine yaramaz bu bilgiler. Zirveye çıkıldığında önem kazanan bilgiler bunlar. Hiçbir kitapta da bulunmaz bu bilgiler. Alanında zirveye çıkmış bazı insanlarla barda sohbet ederken öğrenilir!

Kimlere danışmanlık yaptınız?

Sanat, siyaset ve iş dünyasında insanlara, bir tür kariyer check-up´ı yaptığım oldu. Kariyerlerinin kritik zamanlarında bir dış göz yardımı olabiliyor anlattıklarım.

Ben birebir danışmanlıkta genellikle kendi alanında ilk üçte olmuş kişilerle çalışıyorum. Onlara öyküsü yazılmaya değer bir başarının nasıl oluşturulacağını anlatmaya çalışıyorum. Sonuçta her başarının öyküsü yazılmaz. Bir işi öyküsü yazılacak şekilde başarmak, normal başarıdan daha zordur.

Başarılı olmak, bir yerde bir algılanma yönetimi meselesidir. Bunun nasıl yapılacağı üzerine danışmanlık yapıyorum. Mesela Edisonun ampülü keşfettiği başarı öyküsü bilinir oysa Televizyonu icat eden adamın öyküsü bilinmez. Buzdolabını icat eden adamın da öyküsü bilinmez. Demek ki başarılı bilinmek de başarılı olmak kadar önemli.

Prensip olarak kariyeri ile ilgili görüştüğümüz insanları açıklamıyorum. Ama şunu söyleyeyim sanat dünyasında çok sayıda kişiyle tanıştık, başarı üzerine konuştuk.

Sizce kişisel gelişim bilgileri Türkiye´nin kalkınmasında nasıl kullanılabilir?

Daha çok lider yetiştirmek için bu bilgiler kullanılabilir. Bizde liderlik çok önemli. Türkler sisteme inanmaz, lidere inanır. Türk kültürü sistem kültürü değil, liderlik kültürüdür. Bedenimiz yerleşik olsa da, ruhumuz hala göçebe. Kariyerlerimiz bile göçebe. Göçebelikte düzen değil lider önemli.

Bizde ortalama kişiler kendini sıfır olarak görür, üç sıfır yanına gelirse, sonuç sıfırdır. Ama önlerine “1” gelirse, bir anda 1000 olurlar. Türkler doğru lideri bulunca mucize yaratan bir millettir. Kurtuluş savaşında yaşananlar buna iyi bir örnek. Bence yapılması gereken bunu eleştirmek yerine, bundan yararlanmak. Kaliteli lider yetiştirecek liderlik okulları kurmak lazım. Atatürkçü olmanın ötesinde Atatürk gibi lider yetiştirecek eğitim programı geliştirmek lazım.

[quote_right]Benim misyonum Türkiye´de metrekareye düşen başarılı insan sayısını artırmak. Türk insanının başarıya bakış açısını yeniden yapılandırarak, daha çok başarılı insanın olmasını sağlamak istiyorum. Ticarette 100 Ahmet Nazif Zorlu, sanat dünyasında 100 Sezen Aksu, siyasette 100 Turgut Özal, sporda 100 Naim Süleymanoğlu yetiştirsek Türkiye´nin sırtı yere gelmez. Türkiye´nin tüm sorunlarının çözümü, başarılı insanların sayısını artırmaktır. Çünkü sorunu başarısızlar yaratıyor![/quote_right]

Daha çok solcu yetiştirerek ya da daha çok sağcı yetiştirerek Türkiye´nin sosyal problemleri çözülmez ama daha çok başarılı insan yetişirse, problem çözülür. Bir başarı toplumu oluşturmak en büyük hayalim. İdeolojik takıntılarını tekrarlayan papağan beyinli insanlar değil, komplo teorilerinden başka bir fikri olmayan paranoyaklar değil, başarı merkezli insanları çoğaltmak istiyorum. Benim siyasi ideolojimde insanlar ikiye ayrılır, başarısızlar ve başarılılar!

Bir toplumun başarılı olması için, başarılı politikacılara çok da ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Ulusal başarı politikacılara bırakılmayacak kadar stratejik bir öncelik. Politik yöneticileri sayıları çok ama doğru karar alma becerileri küçük en alt sınıf seçiyor. George Bush´u seçen Amerikan halkı Türk halkından daha zeki değil, ama Amerika´yı ayakta tutan, dünyada satılan her bilgisayardan Amerikan ekonomisine para akmasını ağlayan Bill Gates gibi başarılı insanlar.…

Ben her şeyin başarılı insan yetiştirmekle başlayacağına inanıyorum. Başarılı bireyler içinde yer aldıkları kurumları büyütür. Bireylerin ve kurumların büyümesi de, toplumu büyütür. Her şey kendini geliştirmekle başlar.

Bu yüzden kariyerim ideolojimdir. Türkiye´de metrekareye düşen başarılı insan sayısını artırmak ideolojim benim…Sağcılar sağcıları, solcular solcuları çoğaltmaya çalışıyor, benim gibiler ise insanın sağına soluna bakmıyor, olabildiğince çok sayıda insanı geliştirmeye çalışıyor. Ortanın sağı, ortanın solu değil, ortanın yukarısı!

Bakın MEB hala okullarda yaşam becerilerini öğretmek yerine, tipik siyasi pedagojik programlar öğretiyor. Devletin resmi ideolojisini, çocuğun hayatta başarılı olma çabasının önüne koyuyor. 100 yıl sonra emin olun, kişisel gelişim tüm dünyada okullara girecek. Olan bu kuşağa olacak.

Okullarda kişisel gelişim dersleri konması gerektiğini düşünüyorum. Şu anki Talim Terbiye Kurulu başkanı İrfan Erdoğan da, Her Şey Seninle Başlar kitabımı okumuş ve çok beğendiğini belirten bir mesaj atmıştı. Bu konuda yapılması gerekenleri yapabileceğine inanıyorum.

Bu yoğunlukta Mümin Sekman´ın bir günü nasıl geçer? Günlük yaşamınızda neler yaparsınız?

İnsan yaşarken son işi, ölünce en büyük işi kadar başarılı sayılır. Mümin Sekman
İnsan yaşarken son işi, ölünce en büyük işi kadar başarılı sayılır. Mümin Sekman

Tipik bir yazar gibi yaşıyorum. Röportajlarda takım elbiseli göründüğüm için insanlar beni normal mesai saati olan biri sanabiliyorlar ama benim öyle bir hayatım yok. İyi yazmak için, az hareketli yaşıyorum.

Sabahları 9.30 gibi kalkıyorum. Uykuma çok önem veriyorum. Bence entelektüel başarının sırrı bol bol uyumaktır. Einstein 14 saat uyuyormuş ama henüz o kadar uyuyamıyorum. Zamanım var ama yine de uyanıyorum.

İnsanların ömrü düzensiz ve az uyumak, sonra da uykusuz beyinle onlarca hatalı karar vermek, sonra da hatalarını düzeltmeye çalışmakla geçiyor. Hayatta en önemli önceliklerimden biri iyi uyumaktır. Bana psikolojik problemlerini anlatanlara söylediğim ilk şey git ve adam gibi uyu!

Kitap yazmak ya da seminer vermek delege edilebilir olmayan işleri ben yapıyorum ama diğer işler delege edilmiş durumda. Benim işim düşünmek, konuşmak ve yazmak.

Kendi programımı oluşturabilme imkanım nedeniyle, istemediğim anda kimseyle görüşmeme, hiçbir şey yapmama özgürlüğüm var. Sık sık bu özgürlüğümü kullanıyorum da. Hayatımda hiç mesai saatli ve maaşlı bir işim olmadı. Başkalarının verdiği görevleri değil, kendime çıkardığım başarı projelerini yaptım hep. Bu tarz bir hayat için birinci sınıf bir iç disiplin, birinci sınıf bir yetenek ve yüksek düzeyde yaratıcılık şart.

Hiçbir şey yapmama özgürlüğümü çok önemsiyorum. Başarılı olmanın ötesinde bir şey varsa, o da hiçbir şey yapmama özgürlüğüne sahip olmaktır. Bir çalışan ceketini alıp şirketten çıkıp gidebilir ama patron ceketini alıp şirketi de bırakıp gidemez. Türkiye´nin en zengin adamlarında bile yok bu özgürlük.

Son olarak insanların “kafası gündüz daha iyi çalışanlar” ve “kafası gece daha iyi çalışanlar” diye ikiye ayrıldığını düşünüyorum. Ben gececilerdenim. Entelektüel tiplerin çoğunluğunun gececilerden olduğunu ve 37. dünya savaşının bu gececiler ile gündüzcüler arasında çıkacağını düşünüyorum! 36. dünya savaşının ise uçaklarda klimaların kapatılmasını isteyenlerle istemeyenler arasına çıkacağını tahmin ediyorum!

Bir de çok merak edilen bir konu var, sizin yaşınız. Kitaplarınızda doğum tariniz yok, yaşınız kaç diye sormayacağım ama en azından şunu öğrenebilsek, niye doğum tarihinizi yazmıyorsunuz?

Bu durum komik bir oyuna dönüştü. İlk kitabımdan itibaren yaşımı yazmadım. İnsanlar öğrenmek için uğraşıp duruyor.

[pull_quote_center]Şimdi Türkiye´de yazarlar ile ilgili 3-Y algılaması vardır. Bu bir tür stereotype işlevi görür. Yani bir yazarın resmi ve sesi bilinmiyorsa, okurun beyni bu bilgi boşluğunu kafasındaki “ön yargıları” ile doldurur. Bu ön yargılar ile yazarlarla ilgili hazır kalıp yargılardır. Bu da Yaşlı, yoksul ve yalnız başına duran biridir.[/pull_quote_center]

İşin kötü tarafı ben bu üç kalıba da uymuyorum. Dolayısıyla 7 kitaptan ve uzun süredir ismin bilinmesinden dolayı beni altmışlı yaşlarda biri olarak hayal eden insanlar, beklediklerinden genç birini gördüklerinde şok oluyorlar. Kendilerine gelmeleri için, bu şoka özel terapi teknikleri bile buldum!!

Mesela bir seminere gittiğimde, seminerin başında insanların şaşkın şaşkın baktıklarını görünce “Mümin bey çok yaşlı bir adam. Romatizmaları nedeniyle hastanede yatıyor. Ben asistanıyım” diye kendimi tanıtıyorum.

13-19 Mart Tarihleri arasında düzenlenen Beyin Haftası´nda yapılan çalışmalardan söz eder misiniz?

Beyin, insan vücudunun %2´si ağırlığında olmasına rağmen, geriye kalan %98´i yönetiyor. Başarının da mutluluğun da kaynağı beyin. Öğrenirken, düşünürken, konuşurken onu kullanıyoruz. Ancak çoğumuz kafamızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğimiz üzerine fazla kafa yormuyoruz!

Bu yüzden Kişisel Gelişim Merkezi (KİGEM) olarak, 13-19 mart tarihlerini beyin haftası ilan etmeye karar verdik. Dünyada da benzer tarihlerde kutlanıyor. Beyin kullanma kılavuzu hazırladık. Yazılı basın ve TV´ler bu bilgileri kullandı. Kitapçık olarak bastırılıp toplam 35. 000 kişiye dağıtıldı.

Seminer ve konferanslar yapıldı. Gelecek yıl da etkinliği devam ettirmeyi planlıyoruz. Amaç beyninin anlam ve önemini, nasıl çalıştırılması gerektiğini insanlara anlatmak. Beyin çok önemli, nereden mi biliyorum? Vücudumuzdaki bütün organlar içerisinde fiziksel olarak en üst noktada beyin var!

Bize bu yararlı söyleşi için zaman ayırdığınız için üyelerimiz adına teşekkür ederim.

Sevgiler ve saygılar.
M.S. ( www.muminsekman.com )

KAYNAK: www.kisiselbasari.com (Bu söyleşi kisiselbasari.com tarafından yapılmıştır)