Mutluluk Endüstrisini Paraya Çevirenler

1
1781

A.B.D.’de kişisel gelişim endüstrisinin yıllık büyüklüğü 65 milyar dolarmış… Gerçekten komik olan şu ki; kişisel gelişim yayınlarının %95’i hiç bir bilimsel araştırmaya dayanmıyor.

“Biblioterapi” kişisel danışmanlara para akıtmaktan daha ucuz bir çözüm gibi geliyor herhalde. “Yedi etkili alışkanlığı” öğrenip, yedi günde kendini yeniden inşa edebileceğine veya evrenin “gizli” koduna süpermarket raflarında ulaşabileceğine inanmak bayağı ciddi (ve komik) bir patoloji haline geldi.

Kendini mutlu hissetmek için alınan hapların, tezgah üstü destek haplarının, medet umulan iksirlerin yıllık cirosu ise 23 milyar dolar civarında tahmin ediliyor. Estetik operasyonların dünya üzerindeki toplam yıllık cirosuna dair yuvarlak bir rakama ulaşamadım. Hepsini toplarsak, dünya üzerinde “mutluluk endüstrisinin” büyüklüğü dudaklarımızı uçuklatır tahminindeyim.

Endüstri nebulöz bir biçimde büyüdüğüne göre bu yollardan geçerek mutluluğu yakalayanların sayısı çok az olmalı. Her geçen gün de yeni yeni tüketiciler katılıyor ki, sektör her sene katlanarak büyüyor.

Kendini mutlu hissetmek için alınan hapların kullanım oranı arttı
Kendini mutlu hissetmek için alınan hapların kullanım oranı arttı

Ya da işin içinde başka bir iş var.

Acaba bu işte ilaç endüstrisinin eli var mı diye düşünüyor insan… Farkında iseniz, artık ilaç firmaları ilaçları değil, “hastalıkları” pazarlar hale geldiler. “Life-style drugs” (yaşam-stili ilaçları deniliyor) tüketimini pompalamak için yeni yeni kavramlar icat ettiklerine bakılırsa… İnsanları “serotonin” üretimleri eksik olduğu için mutsuz olduklarına veya “post-travmatik stress sendromun”dan musdarip olduklarına inandırarak tüketime çok kolay ikna edebiliyorlar.

Aslında komik olan nedir biliyor musunuz? Bireyleri uzun dönemli takip ederek yapılan bilimsel çalışmalar ve evrim araştırmaları göstermiş ki, hafif yollu depresif olan bireylerin sağkalım ve uzun yaşama yüzdeleri iyimser ve bu yüzden kendini mutlu hissedenlere göre daha fazla imiş. Buna “depresif gerçekçilik” demişler. Yorumu şu; “Eğer bir duygu içimizde var ise, evrim onu gerekli gördüğü için oradadır.”

Yani; depresyonun da “gerçekçi olanı” sağkalım şansını arttırıp, yaşam süresini uzatıyormuş. Nasıl mı? Kendini iyi hissetmediğin zamanlarda şöyle bir durup, durum tesbiti yapıp, hoşuna gitmeyeni değiştirip, yola devam etmeni sağlayan gerçekçi bir dost olarak ele alırsan depresyonu, seni tehdit eden durumlara karşı iyimser birine göre daha hazırlıklı olabiliyormuşsun. Bir nevi “uyan çağrısı” yani.

Kısa kesemedim lafı bu kez ama: ilaçla, terapilerle, koç’larla, estetik müdahaleler ve kitaplarla, DVD’lerle “tam-teçhizatlı-kameraman-Cevat Kelle” gibi depresyona savaş açmak işine hiç yaradı mı? Yaramadı büyük olasılıkla. Dolayısı ile, mutsuzluğu baskılaman gerektiğini söyleyenlere kanma.

Yani; savaşma, seviş! Depresyonunla bile. Otur düşün, kendine teslim ol ve dinlen biraz…

Bu arada yararlı bir dip not: Bilimsel mutluluk çalışmaları bir kaç etken saptamışlar;

  • Kanaatkarlık,
  • Kendini bir şeylere vakfetme,
  • Elindekini başkaları ile paylaşma ve
  • Meditasyon

kendini huzurlu hissetmenin işe yarayan yolları olarak saptanmış.

Benden aktarması. Elçiye zeval olmazmış.

  • Kişisel başarı kitaplarının kategorileştirilmesinden yanayım. İlaçlar gibi kalite seviyeleri ve herkese göre farklı kişisel gelişim öğretileri var. Evet bazıları özellikle bizim zengin kültürel geçmişimizle zıt öğretiler içeriyor ve basit kalıyor ama (ama kelimesine bayılıyorum) hayatımıza da araştırmalarıyla ve tecrübeleriyle değer kattıklarına inanıyorum. Belki de kişisel başarı kelimesine alerjimiz olmaya başladı. Başarıya pek alışkın olmayan bir toplum olduğumuz için. Benim naçizane tavsiyem tamamen silip atacağımıza kendi gerçek değerlerimizi ve batının bu öğretilerinde ki değerleri harmanlamak ki bunu yapanlar da var. Herkese kişisel başarılar.