Nasıl Öğrendiğimiz Ortaya Çıktı

0
480

Kümülatif kültürün yalnızca insana özgü olduğu biliniyor. Ancak son yapılan bir araştırma kümülatif öğrenme yeteneğinin nasıl geliştiğini ortaya çıkardı.

Buna göre problem çözümü sırasında insanların birlikte çalışma, birbirine destek çıkma, taklit edebilme ve sözel direktiflerle bir diğerini yönlendirme yetenekleri sayesinde kümülatif kültür nesilden nesile aktarılabiliyor.

İnsanoğlu birkaç bin yıldır edindiği bilgileri, becerileri, yaratıcılığı nesilden nesile geçirerek bugünlere ulaşmasını sağladı. Gençler yaşlılardan öğrendiklerini yalnızca bellemekle kalmıyor, aynı zamanda yeniden şekillendirerek dinamik bir kültür yaratıyor. Bu kültürel ortamda yaratıcılık ve yenilikçilik giderek daha karmaşık çözümlerin üretimine olanak sağlıyor.

İnsanoğlu bu kadar karmaşık ve çeşitli yollardan kültür üretirken, diğer akıllı, becerikli türler niçin kendi kültürlerini geliştirme başarısını gösterememiş olabilir? Bu soruyu yanıtlamak için yapılan son bir deneyde, çocukları maymun ve şempanzelerle karşılaştıran bilim insanları, rekabetten çok işbirliğinin insan kültürünün gelişiminde kilit rol oynadığını ortaya çıkardı.

PEK ÇOK TÜRÜN KÜLTÜREL GELENEĞİ VAR!

Davranış bilimcileri, pek çok türün kültürel gelenekleri bulunmasına karşın, yalnızca insanların, kümülatif bir kültüre sahip olduğunu ileri sürüyor. Daha basit bir şekilde ifade etmek gerekirse, inovasyon yapanın fikri, davranışı veya ürettiği alet, içinde bulunduğu popülasyonda yayılmış ve nesiller boyu varlığını sürdürmüşse, hayvanların da kültürleri olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin yunuslarda sünger veya kabuklu deniz canlılarının kabuğundan yararlanarak küçük balıkları yakalama becerisi anneden yavruya geçer.

Ancak kümülatif kültürde bireyler kültürel bir fikri geliştirip başka şekle dönüştürebilir; daha karmaşık bir hale getirebilir ve güncelleyebilir. Pennsylvania Üniversitesi’nden psikolog Robert Kurzban, şempanzelerin sürekli olarak alet kullanma örneğini, insan teknolojisinin evrimsel gelişimi ile karşılaştırdı. İnsanlar basit bir abaküsü bilgisayara dönüştürebiliyorken, maymunlar yıllardır ağaç dalından yararlanarak balık avlıyorlar. Bugüne dek balık oltası iğnesi geliştirmeye kalkışan bir maymunu gören olmadı.

KÜMÜLATİF KÜLTÜRÜ ÖLÇME DENEYİ

İskoçya’daki Saint Andrews Üniversitesi’nden biyolog Kevin Laland, Texas Üniversitesi M.D. Anderson Kanser Merkezi’nden, Fransa’daki Strasbourg Üniversitesi’nden ve İngiltere’deki Durham Üniversitesi’nden bilim insanları ile birlikte yürüttüğü bir deneyde, kümülatif kültür kapasitesinin niçin yalnızca insanlarda görüldüğünü araştırdı. Deneyde, öğrenme testlerinden yararlanan Laland, üç ve dört yaşlarındaki çocukların performansı ile şempanze ve kapuçin maymunların performasını karşılaştırdı. Bu üç türün kendilerine özgü bir kültürleri olduğunu varsayan bilim insanları, bu deney yardımıyla primat aile ağacının farklı dallarındaki evrimsel varyasyonu saptamayı planlıyorlardı.

Deney sırasında türler küçük gruplara bölündü. Hem dişi hem de erkek cinsinin bulunduğu küçük gruplara, önlerine çözmeleri için özel bulmaca kutuları konuldu. Kutunun açılması için aşama aşama zorlaşan mekanik şifrelerin çözülmesi gerekiyordu. Bir düzen içinde çözüme gidildiğinde her bir şifre, bir önceki aşamada öğrenilmiş bir beceri yardımı ile çözülüyordu. Örneğin ilk aşamada bir kapak yana kaydırılarak açılırken, bir sonraki aşamada kapağın açılması için önce yana kaydırılması, daha sonra da bir düğmeye basılması gerekiyordu. Bu deney böylece kümülatif öğrenme için uygun bir modeldi.

Kutunun açılması her aşamada bir hediye ile ödüllendiriliyordu. Ödüller çocuklar için rengârenk çıkartmalar, maymunlar için ise sebze ve meyveydi. Ödüllerin miktarı her aşamada arttırılıyordu.

Denekler kutunun gizemini çözmeye çalışırken, bilim insanları da gruplardaki deneklerin davranışlarını izliyorlardı. Örneğin denekler sesli yorumlarla, birbirlerini taklit ederek, ödülleri paylaşarak/çalarak tepkilerini ortaya koyuyorlardı. Sonuçta çocukların, bilmecenin daha zor aşamalarında diğer primatlardan daha başarılı olduğu gözlendi. Tüm gruplar ilk aşamada başarılı olmakla birlikte şempanzelerin ve kapuçinlerin çoğu ikinci ve üçüncü aşamada havlu attı. Kısaca yalnızca çocuklar kümülatif öğrenmeye yatkın olduklarını kanıtlamış oldular.

ÇOCUKLARI PRİMATLARDAN AYIRAN ETMENLER

Peki çocukları farklı kılan neydi? Çocuklar hayvanlardan farklı ne yapmıştı? Deney sırasında sürekli olarak birbirleriyle konuşmuşlar, ne yapmaları gerektiği konusunda birbirlerine öneride bulunmuşlar ve birbirlerini taklit etmişlerdi. Kısaca işbirliği içinde çalışmışlar, hatta ödüllerini paylaşmışlardı. Diğer türlerde görülmeyen bu davranışlar, bulmacanın çözümünü sağlayan en önemli etmen olmalıydı. Bilim insanları bu tür bir paylaşımın, kümülatif öğrenme ve kültürün gelişiminde sosyal kavrayışın temelini oluşturduğu sonucuna vardılar.

Tam tersi şempanzeler ve kapuçinler bulmaca kutusunu bir yarışma nesnesi olarak gördüler. Anne şempanzeler, yavrularına ne yapmaları gerektiğini söyleyeceklerine, ödülleri ellerinden kaptılar. Ve primat deneklerin bir diğerinden öğrenmeye yanaşmadığı gözlendi.

SONUÇ: İnsanlar kümülatif öğrenme yeteneğine sahiptir, çünkü bizler öğrenme sürecinde birbirimize yardım ederiz. Laland bu konuda şöyle konuşuyor: “Bizleri diğer primatlardan ayıran, problem çözümü sırasında birlikte çalışma şeklimizdir. Birbirimize yardım ederiz, birbirimizi taklit ederiz, sözlü direktiflerde yanlış yöndekileri uyarırız.. Bütün bunların kültürel öğrenme sürecinde kritik bir önemi vardır.”

Şempanzelerde kültür ve empati konularında çalışmalarıyla tanınan Emory Üniversitesi’nden primatolog Frans de Waal, bu deneyden elde edilen bulguların farklı açıklamaları olabileceği olasılığını da gündeme getiriyor.

Çocukları, kapuçinleri ve şempanzeleri karşılaştıran çalışmada, öğrenme becerisi açısından insanların diğer türlere göre daha donanımlı olduğunu söyleniyor. Ancak De Waal bu konuda farklı düşünüyor: “Bu bile şempanze ve kapuçinlerin kümülatif öğrenme yeteneğinden yoksun olduğu anlamına gelmemeli. Kümülatif kültürü paylaşma yeteneğinin yokluğunu kanıtlamak varlığını kanıtlamaktan daha zordur.”

De Waal, bulmaca kutusu deneyinin, benzeri çalışmalara göre çok daha iyi kurgulanmış olmasına karşın, yine de insanın kafasını karıştırıcı bazı eksiklikleri olduğunu söylüyor. Örneğin çocukların konuşma yeteneğine sahip olması, ödüllerin temsil ettiği değerlerin aynı olmaması gibi.. Çocuklar çıkartmalarını rahatlıkla paylaşırken, karınları tok olmakla birlikte hayvanlar ödül yiyecekleri paylaşmakta isteksiz davranıyorlar, çünkü yiyecek onlar için yaşamsal bir öneme sahip.

Dahası De Waal şempanzelerde kümülatif kültürün varlığını kanıtlayan bulguların bulunduğuna inanıyor; “Şempanzelerin fındık kırmak ve ağaç gövdesinin içinden böcekleri çıkarmak için alet yapması kümülatif kültür örneğidir, çünkü daha basit yöntemleri denemeden bu karmaşık yöntemleri geliştirmiş olabileceklerini sanmıyorum.”

ELEŞTİRİLERE YANIT

Laland, kendi açısından, insan olmayan türlerde kültürün varlığının çevresel koşullara bağlı olduğunu düşünüyor. Bunların geliştirdikleri aletler çok ilkel olduğu için, bağımsız olarak geliştirilmiş olma olasılığı yüksektir. Başka bir deyişle eski bir buluşun biraz daha geliştirilmiş bir versiyonu olmama olasılığını da göz ardı edilemez..

Laland, Yeni Kaledonya kargasının evrimsel açıdan insana çok uzak bir tür olmakla birlikte çok gelişmiş aletler yapabildiğine dikkat çekiyor. Bu aletler incelendiğinde bunların birbirlerinden bağımsız olarak geliştirilmediği, bir başka aletin modifiye edilmesi sonucu elde edildiği açıkça görülüyor. Bu da Laland’ın gözünde kümülatif kültürün kanıtı olduğu için Yeni Kaledonya kargaları bu bağlamda bir istisna oluşturuyor.

Karga örneği insanların teknik başarıları ile karşılaştırıldığında çok ilkel gibi görünebilir. Yine de bunların geliştirilmesinin altında belirli bir yeteneğin yattığını inkâr edemeyiz. Bu durumda yeteneklerin bir spektrum çerçevesinde incelenmesinin daha doğru olacağı düşünülüyor.

CUMHURİYET BİLİM TEKNİK EKİ