Nobel Ödüllü bilim adamlarının BAŞARI SIRLARI (Çok ilginç!)

0
1103

Nobel Ödülü insanlığın faydasına katkıda bulunacak kişilere her sene Nobel Vakfı tarafından fizyoloji, tıp, fizik, edebiyat, kimya, banş, ekonomi alanında verilen para ödülüdür. İsmini dinamiti ilk bulan İsveçli bilim adamı Alferd Nobel’den alır.

Prof. Abdüsselâm Pakistanlı fizik bilgini 29 Ocak 1926’da Pakistan sınırlan dışındaki Jhang’da doğdu. Pencab ve Cambridge üniversitelerini birincilikle bitirdi. Ayrıca aralarında İstanbul Üniversitesi’nin de bulunduğu çeşitli dünya üniversitelerinden onbeşi aşkın “Fahri Fen Doktoralımı” payesi aldı. 1979’da zayıf ve elektromagnetik kuvvetlerin birleşik alan teorisinden Nobel Ödülü’nü kazandı. Abdüsselâm imkânlan sınırlı ve az gelişmiş bir ülkede yetişmesine rağmen 230’dan fazla orijinal çalışma yapmıştır. Başanlannda çok çalışmasının yanında babasının büyük rolü olduğunu belirtir. Çalışma şevk ve aşkını onun aşıladığını söyler ve babasından “Dinine ve ilme sonsuz bağlılığıyla önümde takip edecek bir örnek teşkil etmiştir” der. Abdüsselâm başarının sayıca çokluğuna değil, keyfiyette olduğunu dile getirir.

İvan Petroviç Pavlov 1904‘te fizyoloji ve tıp alanında sindirim sistemi üzerinde yaptığı çalışmalarıyla Nobel Ödülü sahibi oldu. Köylü bir babanın oğlu olan Pavlov kendisine güvenen ve onu destekleyen bir aileye sahipti. Küçük yaşta okumaya ve öğrenmeye büyük ilgi gösterdiğini farkeden babası onu devamlı araştırma yapmaya teşvik ediyordu. Pavlov çok çalışkan, sabırlı, kendisine güvenen, titiz, dakik ve hayat dolu bilim adamıdır. Birgün laboratuvara 20 dakika geç geldiği için asistanına nerede kaldığını sorar. Asistan dışanda ihtilâl olduğunu, o yüzden geciktiğini söyler. Bunun üzerine Pavlov, “Bir daha böyle mazeret istemem!” şeklinde cevap verir. Pavlov kendisini bilime, çalışmaya, başanya şartlandırmıştı. “Herşeyi bildiğini sanma, gerçekten çok bilgili olsan da ‘Bilmiyorum!’ diyebilecek cesaretin olmalı!” diyerek devamlı bilgiyi hedef almıştır.

Enrico Fermi 29 Eylül 1901’de Roma’da doğdu. Babası polis şefi Alberto Fermi’dir.

Onun ilk matematik ve fiziğe olan yeteneğini keşfeden ve bu alanda yönlendiren babasının arkadaşlarından biri olmuştur. Fermi 1938’de nötronları kullandığı deneyiyle Nobel Ödülü aldı. Fermi Dante’nin İlahi Ko-medya’sını ve Aristo’nun birçok eserini ezbere bilecek kadar iyi hafızaya sahipti. Çok karışık problemleri çözmede büyük becerisi sebebiyle kendisine kâhin gözüyle bakanlar bile vardı. Fermi aynı zamanda deneysel fizik ve fizik eğitiminde büyük becerilere sahipti. Amerika’ya ilk geldiğinde arabası bozulmuş, büyük üzüntüye düşmüş, en yakın benzin istasyonunda arabasını tamir etmiş ve istasyon sahibinden iş teklifi almıştır. Ayrıca Fermi herşeyi kolay anlaşılabilir kılan tarzda parlak dersler veren bir eğitici kişiliğe sahipti. Faşist Mussolini diktatörlüğüne rağmen çalışmalarını başarıyla tamamlamıştır. Boş zamanlarında yürümeyi, tırmanmayı, kış sporları yapmayı çok severdi.

İŞTE ÇOK ÖZEL BAŞARI TAKTİKLERİ

Nobel Ödülü kazanmış kişilerin hayatlarını incelediğimizde basarılarındaki sır­ları şöyle sıralayabiliriz: * Araştırma merakı, * Başaracağına inanmak, * Kaybet­mek diye birşey olmayacağı, * İnsanlara her zaman saygılı olmak, * Her zaman olaylara pozitif bakmak, * Sevdiği ve benimsediği işi yapmak, * Çalışmalarında devamlılık ve gönüllülük, * Kendilerini donatmaları ve bilgi sahibi olmaları, * Zor­luklara karşı pes etmemeleri, * Ebeveyn ve çevrelerinin olumlu yönlendirmeleri.

Niels Bohr Danimarka halkının şeref duyduğu Bohr, fizyoloji profesörü babayla zeki ve yetenekli bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Bir keresinde annesi boş tramvayda çocuklarına masal anlatır. Anlamsız bakışları, sarkık yanaklan ve açık ağzıyla iki erkek çocuğu uzaktan izleyen bir kadının “Zavallı kadın, bu iki şapşala bir şeyler-anlattığım sanıyor” diyecek kadar gelecek vâdetmeyen miskin bir görünüme sahipti. Ancak okul yıllan son derece başarılı geçti. Bohr’un gelişiminde şüphesiz babasının bilim çevresinden arkadaşlanyla yaptığı bilimsel tartışmaların büyük payı vardır. Bu tartışmalarda babası Bohr’un söz almasına bile imkân tanıyordu. Bohr 1922’de atomların yapısı ve onlardan yayılan ışınım üzerindeki çalışmalarıyla Nobel kazandı. Bohr hem bilgeliği, hem çok seviyeli bir mütefekkir ve barışsever kişiliğiyle büyük hedefler peşinde koşan gençlere ilham kaynağıydı. Bohr misafirleriyle problemleri ortaya koymada, düşüncelerde ve tartışmalarda başı çekerdi. Kurumsal araştırmaya yönelik kişiliğe sahipti ve çalışma hayatında gösterdiği neşeli yapısıyla tanınırdı.

Einstein 1879’da Almanya’da dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi, annesiyse eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması (rivayete göre dört yaşlarında) ve içe kapanık bir çocuk olması ailesini tedirginliğe düşür-müşse de sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaışlacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak Duyuyordu. 4-5 yaşlarında amcasının hediye ettiği cep pusulasının esranyla sorular sormaya başladı. “Bir pusulanın iğnesi neden hep avın yerde dönüyordu?” Einstein bir delikanlı olarak pek az zekâ umudu veriyordu. Hatta öğretmenlerinden “Sen asla birşey olamayacaksın Einstein!” sözlerini işitmiş-ti. Zürih Teknik Üniversitesi’ne girmek istiyordu. Ama matematik dışında bütün derslerden kaldı. Ancak o yılmadı. Çalıştı ye Zürih Üniversitesi Fizik ve Matematik Öğretmenliği bölümüne kaydolmayı başardı. Öğretmeni Hermann Mirkowski o zamanlar “tembel köpek” diyordu ona…

Öğrenciler tarafından çok sevilen, fakat idarece çok başarısız bir öğretmendi. Akademik kariyer bulamayınca patent bürosunda memurluğa başladı. Bu işi lehine çevirerek orada çalışırken en karmaşık görünen şeylerin bile basit temel prensiplere indirgenebileceğim öğrendi ve bu dersi hiç unutmadı. Böylece Nobel başarısının temellerini atmış oldu. Ailesinin ekonomik sıkıntı içinde olmasına rağmen çalışmalarını kararlılıkla yürütüyordu. Bazen arkadaşları onu yere kapanmış, defterini çocuğunun oyuncak arabasının üzerine sermiş, uzun bir hesaba dalmış olarak görürlerdi. 1905’te yayınladığı üç yazıyla bilimsel tarihin gidişini değiştirdi. Bu yazılar aynı zamanda Einstein’ın üç ilgi alanını gösteriyordu. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İsviçre’ye tatile giden eşi ve iki oğlu Berlin’e dönemedi.

Einstein normal üstü. konulara çok meraklıydı, bilinen şeyleri hemen doğru kabul etmeme yeteneğine sahipti. Şahsî hayatında nazikti ve alçak gönüllüydü: Meslektaşlarına kıskançlıktan bütünüyle uzaktı. Teori üretmesinin yanında sıkı bir kâşiftir. “Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşının ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı” sözüyle bizlere başarılarının ipucunu veriyor. 1921’de, gezilerinin birinde fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanındaki çalıımaları sebebiyle Nobel Fizik Ödülü’nü kazandığını öğrendi. Hayatı boyunca iki kere dünya savaşını yaşadı, savaş yüzünden eşi ve çocuklarından ayrıldı. Yahudî kökenli olduğu için Nazi baskılarına maruz kaldı ve anavatanı Almanya’yı terketmek zorunda kaldı. 20. asırda bütün dünyayı sarsan büyük krizlerin yol açtığı kafa karışıklığından o da payını almıştı.. Fakat hayatındaki zorluk ve başarısızlıkların hiçbiri onun başarılarını engelleyemedi. Azminin ve çalışmasının sonucu tarihe mâl oldu.

Sefa KOÇAN