Öğrenme Nedir?

1
3845

ÖĞRENME

Öğrenme, yeni alışkanlıklar kazanmak için herhangi bir durum karşısında tepkile­rin düzenleniş süreci olarak tanımlanabilir. İnsanı anlamaya yönelik tartışmaların en uzun süreli ve henüz bitmemiş olanlarından birisinin, insanın psikolojik özelliklerini doğuştan mı getirdiği, yoksa sonradan mı edindiği (nature-nurture dichotomy) soru­nudur. Öğrenme, insan Özelliklerinin son­radan edinilmiş bütün yanlarını kapsar. As-Unda öğrenme süreçleri yalnızca insana öz­gü değil, bütün organizmalar İçin geçerli­dir. Öğrenme süreçlerinin incelenmesinde hayvan deneyleri ve hayvan modellerinden yola çıkılarak hareket edilmesi de bu yüz­dendir. Ancak hayvanlardaki daha kolay ve daha kısa süreli uyum yetenekleri yüzünden öğrenme süreçlerinin insanlara göre daha tekdüze ve basit olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. İnsanın düşünen, dili ve tarihi olan ve toplumsal organizasyonlar kuran canlı olması, öğrenme süreçlerinin insandaki önemini arttırdığı kadar, süreçle­ri daha karmaşık ve yüksek düzeylere ulaş­tırmaktadır.

Modem bilimin gelişiminden önce de in­sanın nasıl bilgi sahibi olduğu; nasıl bazı tu­tumlar, alışkanlıklar geliştirdiği sorulan düşünürleri ilgilendirmiştir. Fakat onların yaklaşımları dini inançlarıyla tam bir uyum içinde olduğundan, modern yaklaşım­lardan oldukça farklı mantık ve kavramlar­dan oluşmuştur.

Modern anlamda öğrenme süreçlerinin nasıl bir yol izlediği ve süreç içindeki deği­şimlerin neler olduğunu ilk ortaya koymaya çalışanlar, çağrışımcı psikologlar olmuş­lardır. Psikolojideki çağrışımcılık, felsefi köken olarak birçok bilimsel yaklaşımda olduğu gibi, İngiliz deneyci bilgi teorilerine dayanır. İlk araştırılan konular sözel öğren­me ve hafıza, ilk araştırmacı Herman Eb-binghaus’tur. O’nun çağrışım yasalarını saptamaya çalışan deneysel çalışmalardan elde ettiği veriler bugün de geçerliliğini ko­rumaktadır. Daha sonra Edward Thomdike hayvanlardaki çağrışım süreçlerini incele­miş ve hayvanları ödüllendirici tutumların öğrenme üzerindeki rolünü bilimsel yoldan göstermiştir. Bunu îvan Pavlov’un Rusya’da yapüğı ünlü klasik şartlandırma de­neyleri izlemiştir. Artık araştırmalar fizyo­lojik süreçleri incelemeye başlamış; şart­lanmış bir uyaranın, şartlanmamış bir uya­ranla birlikte deney hayvanına verilmesi durumunda, denek üzerinde tıpkı şartlan­mamış uyaran gibi etki yapacağı ortaya çık­mıştır. Yirminci yüzyıla gelindiğinde Eb-binghaus, Thorndike ve Pavlov sayesinde çağrışımın ne olduğu ve nasıl işlediğine ilişkin bilgide çok fazla artış olmuştur. Thorndike için uyaran ve onun tepkisi ara­sında varolan ve elde ettiği kazanımlar tara­fından güçlendirilen bağın, Pavlov tarafın­dan iki beyin hücresi merkezi arasında ol­duğu bulunmuş, böylece fizyolojik temelle­rine kavuşmuştur.

Davranışçı psikolojinin Önde gelen isim­lerinden John Watson, oldukça ileri bîr me­kanik maddeci adım atarak en karmaşık davranışın bile uyaran-tepki (response) bi­rimlerine indirgenebileceğin! ileri sürmüş­tür. (Davranışçılar tarafından insanın bütün psikolojik süreçlerinin -düşünce dahil- dav­ranış kavramı kapsamı içinde ele alındığı gözönüne alınırsa Watson’un görüşlerinde-ki mekanik yan daha kolay anlaşılır.) Fakat daha sonra görüleceği gibi onu izleyen dav­ranışçılar, insanın tüm psikolojik özellikle­rinin sonradan elde edilen, öğrenilmiş sü­reçler oldukları noktasında onunla hemfikir olmalarına rağmen, bu noktada Watson’a katılmamışlardır.

Bu arada Gestaltçı psikologlar, başta Wolfgang Köhler olmak üzere öğrenmenin Watson ve Thorndike’ın ileri sürdükleri gi­bi parçaların bir araya getirilmesinden iba­ret olmayıp kesintili bir biçimde geliştiğini; parçaların toplamının bütününü vermeye­ceğini ispata çalıştılar. Bu, bir bakıma davranışçılann organizmaya öğrenme süreci içinde verdikleri edilgen rolün kabul edil­meyerek organizmanın algılanmalarının çok Önemli olduğuna dikkat çekmektedir.

1930 ve 1950’li yıllarda, öğrenme teorisi alanında belirli noktalarda benzerlikler göstermelerine rağmen karşımıza dört yeni model çıkmaktadır. Bunlardan Edward Tolman tarafından önerilen modelde Tol-man, davranışçı olmasına rağmen organiz­manın yalnızca uyaranlara tepki vermeyip, eylemlerinin sonuçlarım da bildiğini söy­ler. Ona göre öğrenme çevredeki nedenler ve etkiler üzerine temellenmiş beklenti for­masyonlarından oluşur. Öğrenme için pe­kiştirme zorunlu değildir. Böylece Tolman bir bilişsel Öğrenme modeli kurmuş oluyor­du. Diğer önemli öğrenme modeli ise uya-nmsız şartlandırma olup kurucusu B. F. Skinner’dir. Skinner’in uyanmsız şartlan­dırma teorisi daha sonra klinik ve eğitim alanında kullanılarak yaygınlık kazanmış­tır, öteki modeller Edwin Guthrie ve Clarck Hu 11 tarafından ileri sürülmüştür. Guthrie modeli, öğrenmede Ödülden daha çok, sürekliliğe önem vermesiyle tanınır­ken, Hull’un motivasyona önem veren dürtü indirgenmesi teorisi sosyal öğrenme ve ki­şilik teorilerinin mekanizmalarının açık­lanmasında kullanılmıştır.

1950’lerden günümüze uzanan süreçte ise bu modellerin doğruluklarını kanıtlama­ya çalışan ve çoğu kere birbirlerini geçersiz kılan birçok araştırma yapılmış, yeni yön­temler ve daha özgün teoriler ileri sürül­müştür. Aynı çabalar öğrenme, algı, hafıza alanındaki sorulan açıklığa kavuşturmak için bugün de sürüp gitmektedir.

Bugün Öğrenme ile ilgili bilgilerimizi şöyle özetlemek mümkündür; Öğrenme

için en gerekli önşart organizmanın ne ek­sik (Örneğin uyku), ne fazla (Örneğin panik hali) olmadan yeterince uyanık ve çevreyi farkedebilir bir halde olmasıdır. Bir diğer ön şart ise, öğrenmeye güdülenme, yani öğ­renme sonucunda ödüllendirileceğini anla­madır. Bir organizma ancak türe Özgü gene­tik donanımının elverdiği ölçüde öğrenebi­lir.

Bilinen üç tür Öğrenme vardır. Bunlar­dan birincisi klasik şartlandırma yoluyla öğrenmedir. Bu tip öğrenmenin temeli Pav-lov’un köpeklerle yaptığı deneylere daya­nır. Bu deneylerde nötr bir şartlandırma uyarıcısı (zil sesi), belli bir tepkiyi (ağızdan salya gelmesi) uyandıran şartlandıncı ol­mayan bir uyarıcıyla (yiyecek) aynı anda birçok kereler deney hayvanına uygulan­mış, sonuçta şartlandırma uyarıcısı da şart­landıncı olmayan uyarıcının ortaya çıkardı­ğı tepkiyi ortaya çıkarmıştır. Buna şartlı refleks denir. Bu tür şartlandırma Öğrenme­sinin tarihsel bir örneği de Watson ve Pa-yenr’in 1920’de Albert adlı onbir aylık bir çocukta aynı yolla bütün beyaz nesnelere karşı fobik bir durum oluşturmalarıdır. Kla­sik şartlandırmanın bazı insan tutumlarının oluşumunda da önemli bir yer tuttuğu sanıl­maktadır.

İkinci öğrenme türü uyanmsız şartlan­dırma yoluyla olandır. Bu tip şartlandırma­da şartlandıncı olmayan uyarıcı yoktur, uyarıcı ve tepki, klasik şartlanmada olduğu gibi kısa süreli olarak ortaya çıkan belirli bir olay değildir. Uyanmsız şartlandırma yaşamın karmaşası içinde organizmanın hangi davranışın Ödüle, hangi davranışın cezaya karşılık geldiğini öğrenmesidir, öğ­renilen tepki, klasik şartlandırmadan farklı olarak, denek ödüllenen tepkiyi yaparsa pekiştirilir. Uyarımsız şartlandırma Skin-ner’in ünlü kutusunda farelerle yaptığı de­neylerle saptanmıştır. Gündelik hayatımız­daki kaslarımızı kullanarak yaptığımız bü­tün işlevler, uyanmsız şartlandırma yoluyla öğrenilmektedir.

Üçüncü öğrenme türü, diğer organizma­lardan ziyade insan organizmasıyla İlgili­dir. Bilişsel öğrenme adı verilen bu türde di­ğerlerinden farklı olarak pekiştirici bulun­maz; ağırlığı bilgi depolama ve bilgi işleme oluşturur. Bir kitaptan, bir sohbetten öğren­diklerimiz bilişsel öğrenmeye girer.

Bunların yamsıra insan öğrenmesiyle il­gili genel olarak şunlar söylenebilir: Bire­yin öğrenme yeteneğini etkileyen en önemli elken zekadır. Zeka yüksekliğiyle öğrenme hızı doğru orantılıdır. Yaş, öğrenmeyi etki­leyen bir diğer etkendir. Öğrenme ilk yetiş­kinliğe kadar artar, sonra bir süre aynı kalır, orta ve ileri yaşlarda azalır. Bireyin daha önceki Öğrenmeleri yeni bir öğrenme duru­munda tavrının ne olacağının belirlenme­sinde önemlidir. Birey öğrenmek için daha önceki Öğrenmelerine benzer durumları ter­cih eder. Eğer öğrenilecek malzeme toplu olarak Öğrenilemeyecek kadar uzunsa par­çalar halinde öğrenilmesi, öğrenmenin ve­rimini arttırır. Öğrenmenin sonucunun nasıl olacağının bilinmesi öğrenmeyi kolaylaştı­rır. Diğer nesnelerden algı düzeyinde fark­lılıklar gösteren nesneler, öğrenen bireyde fazla çağrışım uyandıran malzemeler daha kolay öğrenilir. En kolay öğrenilen malze­menin kavram basamakları dizisi şeklinde düzenlenen malzemeler olduğu araştırma­larla gösterilmiştir.

Erol GÖKA

  • su

    güzellll ama çok uzunnnn