Öğrenmenin En İyi Yolu Yaşamaktır

0
175

“Hayat olması gerektiği gibi değildir. Olduğu gibidir.
Onu değiştiren onunla başa çıkma biçimimizdir.”
Virginia Starr

Bir insanın en hızlı öğrendiği dönem 0-3 yaş arası. Yürümeyi, konuşmayı, aile ve çevre kavramını, iletişim kurmayı bu yaşlarda öğreniyoruz. 20 yaşına kadar insan sürekli bir şeyler öğreniyor. Aslında bunun sonu yok. Birçok firmanın yöneticileri senede en az 2-3 haftalarını indoor (kapalı salonlarda) ya da outdoor (açık havada) eğitimlerde geçiriyor. Gençlerin işi ise sürekli öğrenmek. Öğrenmenin önemli bir kısmı da yaşamı öğrenmek. Bazılarımız lise ya da üniversite eğitimi için şehir değiştiriyor; onların ilk işi ise büyük ya da değişik bir şehirde yaşamayı öğrenmek. 70´li ve 80´li yılların Türk filmlerinde Türkan Şoray´ın hayallerini köyünden kurtulup büyük şehre gitmek süsler hep. Ama bir şekilde bu gerçekleşirse görür ki, orada hayat hiç de kolay değilmiş…

Sizler de başka bir şehirde yaşamaya başladığınızda önünüzde birçok bilinmeyen olacak. Ne yaparsak yapalım, nerede kiminle yaşarsak yaşayalım tek güvencemiz kendi yeteneklerimiz ve gücümüz. Yalnız yaşamak zor bir konu; bunun anlamı kendi ayakları üzerinde durmak. Uzaktan bakılınca kolay görünür ama insanın kendi sorumluluğunu alması bile bayağı ciddi bir iş. Kendi ayakları üzerinde kendi hayatını yaşamak için ilk ihtiyacınız, kendi değerler sisteminiz; kendi doğru ve yanlışlarınız. İlk anahtar başkalarının fikirlerinden en az düzeyde etkilenmek; karar verirken etki altında kalmamak. Özgür düşünceye pek prim vermeyen Türk aile ortamından çıkınca bunu yapmak pek kolay değil. Ama ´yaşasın artık özgürüm´ diye sağlıksız kararlar vermek de hem kendimize zarar verir, hem ailemizi üzer. Bize bir hapishane gibi görünür ev ve ailemiz ergenlik yıllarında; ama oradaki değerleri ayrıldıktan yıllar sonra anlıyor insan. Bu konuya başka bir yazıda değineceğim. İkinci nokta hem katı hem esnek olmak; dikkat edin bu da zor bir iştir. Dışarı karşı katı görünün, sizi kolayca belli bir yöne çekeceklerini sanmasınlar; ama kendi içinizde esnek ve yeniliklere açık olun. Yeni gördüğünüz, duyduğunuz şeyleri inceleyin, üzerinde düşünün. Yeniliklere hemen kapılmayın hemen de reddetmeyin. Yalnızlığı ve ayakta kalmayı yaşayarak öğreneceksiniz; bunu yaparken minik kazaları en aza indirmekte -yani tedbirli olmakta- fayda var.

Büyük şehirlerde insanı cezbeden birçok şey var. Bunları kendi süzgecinizden geçirmeden denemeyin. Önce bu bana ne katacak ya da benden ne götürecek diye tartın. İstanbul sokaklarında sabaha kadar yürümek güzeldir, yürüdüğünüz kişiyi iyi seçerseniz. Yoksa yollar size azap olur. Sağlam arkadaşlıklar kurun. Hayatın her aşamasında ailenin yanı sıra ihtiyaç duyduğumuz kişiler arkadaşlarımız. Hocalarınızla da arkadaş olmayı öğrenin, hatta bunu talep edin ve gerekiyorsa onlara siz öğretin. Hocalarımızın değerli bir hayat tecrübesi var ve bunu sadece sınıfta onlardan çekip almak zor; sosyal ortamlara hocalarınızı da davet edin.

Kendinize güvenin; bazı durumlarda insan daha ürkek ve çekingen olur, ama yavaş yavaş bir şeyler başardıkça insan kendini daha çok sever ve güvenir. Başarı-güven ilişkisi kartopu gibidir, yuvarlandıkça büyüyerek yol alır, biri diğerini arttırır.

Meraklı ve araştırıcı olun, yeni ortamlara girmekten korkmayın. Benim onlarla paylaşacak, konuşacak bir şeyim yok demeyin. Zamanla bunların hepsi gelişecektir.

Akademik başarının yanında sosyal hayatın zenginliği de önemli. Okul, sinema, ev üçgeninde yaşamayın; her hafta sonu da barlarda sabahlamayın… Beyin hücrelerinizin erkenden ölmesini istemem -herhalde siz de istemezsiniz.

Sizlere tutucu bir abla gibi görünmek asla istemem. Ama şunu inandığım için söylüyorum; sizi anlamadıklarını ya da size duygu ve kafa yapısı olarak yaklaşamadıklarını da düşünseniz ailenizi ihmal etmeyin, onları hayatınızdan uzaklaştırmayın. Haftada bir telefonda konuşmak sizi de onları da mutlu eder…

Küçük bir alo büyük bir mutluluktur. Ve aslında hayat küçük şeylerden oluşur.

KAYNAK: kampusce