Para İnsanı Değiştirip Vicdanı Yok Edebilir Mi?

1
479

Paul Piff  sosyal psikoloji ile ilgileniyor. Kafasında “para insanı değiştirir mi?”, “para insanı nasıl etkiler?” soruları var. Monopoly oyununu kullanarak bu sorulara cevap bulmak için ilginç bir deney yapıyor. İşte kendi ağzından deneyi.

Sizden, bir an için, Monopoly oyunu oynadığınızı düşünmenizi istiyorum, ama bu oyunda, başarılı olmanıza yardımcı olan beceri, yetenek ve şans kombinasyonu hayatta olduğu gibi, alakasız hale getirilmiştir, çünkü bu oyun hileli ve avantaj sizde. Daha fazla paranız var, tahtanın etrafında daha fazla dolanma fırsatınız ve kaynaklara daha fazla erişiminiz var. Ve bu deneyimi düşündüğünüzde, kendinize şunu sormanızı istiyorum: Hileli bir oyunda ayrıcalıklı bir oyuncu olmak, diğer oyuncular ve kendiniz hakkında düşündüklerinizi nasıl değiştirir?

U.C. Berkeley kampüsünde bir çalışma başlatarak bu soruya cevap aradık. Laboratuvara 100’den fazlayabancı çift getirdik ve yazı tura ile iki kişiden birisini hileli oyunda zengin oyuncu olarak belirledik. İki kat fazla para aldılar. Başlangıcı geçtiklerinde, iki kat gelir elde ettiler ve bir değil iki zarı da atmaları sağlandı,böylece tahtada daha fazla dolanmış oldular. (Kahkaha) 15 dakika süresince, olanları gizli kameralarla izledik. Ve bugün ilk kez size gördüklerimizin birazını göstermek istiyorum. Ses kalitesinin kusuruna bakmayın, tekrar belirteyim, çünkü bunlar gizli kameralar. O yüzden altyazı koyduk.

Zengin Oyuncu: Sende kaç tane 500’lük var?

Fakir Oyuncu: Bir tane.

Zengin Oyuncu: Ciddi misin?

Fakir Oyuncu: Evet.

Zengin Oyuncu: Bende üç tane. Neden bana fazla vermişler bilmiyorum.

Paul Piff: Evet, oyuncular hemen bir şeyler döndüğünü anladı. Biri diğerinden açık bir biçimde daha fazla paraya sahip ve yine de, oyun ilerledikçe, iki oyuncu arasında göze çarpan dramatik değişimlerinbelirdiğini gördük. Zengin oyuncu tahtanın etrafında elindeki parçayı adeta vurarak daha gürültülü bir şekilde hareket etmeye başladı. Zengin oyuncular arasında daha çok egemen tavırlar, sözsüz işaretler,güç gösterisi ve şölen havası görmeye başladık.

Masanın kenarına bir kase kraker koyduk. Dipte sağ köşede. Bu bize tüketim davranışlarını gözleme fırsatı sundu. Şu anda katılımcıların kaç tane kraker yediğini takip ediyoruz.

Zengin Oyuncu: Bu krakerler de numara mı?

Fakir Oyuncu: Bilmiyorum.

PP: Tamam, süpriz değil, bizi farkettiler. İlk önce, bir kase krakerin orada ne yaptığını merak ettiler. Üstelik birisi, sizin de gördüğünüz gibi kraker kasesinin bir numara mı olduğunu sordu. Hal böyle iken, durumun etkisi kaçınılmaz olarak baskın geliyor gibiydi ve bu zengin oyuncular daha fazla kraker yemeye başladı.

Zengin Oyuncu: Krakerlere bayılıyorum.

(Kahkaha)

PP: Oyun devam ettikçe, gözlemlediğimiz en ilginç ve dramatik izlerden birisi belirmeye başladı. Zengin oyuncular açıkça diğerine karşı daha kaba ve fakir oyuncuların kötü durumuna karşı daha az hassas olmaya ve maddi başarılarını ve ne kadar iyi oynadıklarını daha çok göstermeye başladıar. Zengin Oyuncu: Her şeye yetecek param var. Fakir Oyuncu: Bu ne kadar? Zengin Oyuncu: Bana 24 dolar borcun var. Yakında tüm paranı kaybedeceksin. Alıyorum. Çok param var. Param o kadar çok ki, hiç bitmez.Zengin Oyuncu 2: Tüm tahtayı alacağım. Zengin Oyuncu 3: Yakında paran kalmayacak. Bu durumda neredeyse erişilmezim.

Pekala, şu da bence çok, çok ilginç ki, 15 dakika sonunda, oyun hakkındaki deneyimleri hakkında konuşmalarını istedik. Ve zengin oyuncular, ister istemez kazandıkları bu hileli Monopoly oyunu hakkında konuştuklarında — (Kahkaha) bu değişik mülkleri satın almak için ne yaptıklarını ve bu başarıyı nasıl elde ettiklerinden bahsettiler. Ve onları en başta rastgele ayrıcalıklı konuma getiren yazı tura olayı da dahil, bu gibi farklı olgulara karşı gittikçe umursamaz oldular. Ve bu gerçekten, zihnin avantajı nasıl anlamlandırdığının olağanüstü bir içgörüsüdür.

Bu Monopoly oyunu, kimisinin daha varlıklı ve daha itibarlı olduğu ve birçoğunun böyle olmadığı toplumumuzu ve onun hiyerarşik yapısını anlamak için bir benzetme olarak kullanılabilir. Birçoğu daha az varlıklı ve daha az itibarlı ve değerli kaynaklara erişimi daha kısıtlı. Son yedi yıldır, arkadaşlarım ve ben bu tür hiyerarşinin etkileri hakkında araştırma yapıyoruz. Ülke çapında binlerce katılımcıyla yaptığımızdüzinelerce çalışmada gördük ki, kişinin varlık seviyesi arttıkça, merhamet ve empati duyguları azalıyor ve hak sahipliği ve layık olma duygusu ve kişisel çıkar düşüncesi artıyor. Yaptığımız anketlerde, hırsı iyi olarak değerlendiren daha varlıklı insanların, kendi çıkarı peşinde koşmayı da olumlu ve ahlaki olarakdeğerlendirdiklerini gördük. Bugün ise, öz çıkar ideolojisinin etkilerini, bu etkileri neden önemsememiz gerektiği ve son olarak da ne yapılabileceği hakkında konuşmak istiyorum.

Bu alanda yaptığımız ilk çalışmalarda sosyal psikologların yardımsever davranış dedikleri şeyi inceledik.Ve asıl ilgilendiğimiz mesele, zenginin mi, yoksa fakirin mi bir başkasına daha çok yardım teklif ettiği idi.Bu çalışmaların birinde, zengin ve fakir toplum üyelerini laboratuvara getirdik ve her birine 10 dolar verdik.Katılımcılara 10 doların isterlerse kendilerinde kalabileceğini, isterlerse de bir kısmını kimliği belirsiz bir yabancı ile paylaşabileceklerini söyledik. O yabancı ile bir daha karşılaşmayacak ve yabancı da onlarla karşılaşmayacaktı. Ve insanların ne kadar verdiklerini izledik. Yılda 25,000 bazen ise 15,000 doların altında geliri olan bireyler, yılda 150.000 veya 200.000 dolar gelir elde eden bireylerden yüzde 44 daha fazla para verdiler.

İnsanlara oyunlar oynatarak, kazanma şansını artırmak adına kimin daha fazla veya daha az hile yaptığını görmeye çalıştık. Bu oyunların birinde, bir bilgisayara hile karıştırarak, zarın mümkün olmayan skorlaraulaşmasını sağladık. Bu oyunda 12’den fazla puan alamazsınız ve hal böyle iken, ne kadar zenginseniz,50$ veya bazen üç dört katı nakit para ödülünü kazanmak için bu oyunda o kadar çok hile yapmaya eğilimli oluyorsunuz.

Başka bir çalışmamızda, insanların çocuklar için ayrıldığını özellikle belirttiğimiz kavanozlardan ne kadar şeker almaya eğilimli olduğuna baktık. (Kahkaha) Şaka yapmıyorum. Biliyorum, şaka gibi geliyor.Katılımcılara bu şeker kavanozlarının, yandaki gelişim laboratuvarına katılan çocuklar için ayrıldığını özellikle belirttik. Onlar da çalışmaya katılıyor. Bunlar da onlar için. Ve oturup katılımcılarına ne kadar şeker aldıklarını gözledik. Kendini zengin hisseden katılımcılar, kendini fakir hisseden katılımcılardan iki kat daha fazla şeker aldı.

Arabalar üzerinde bile çalışma yaptık, farklı tür araba sürücülerinin yasayı daha az veya çok çiğnemeyeeğilimli olmalarını inceledik. Bu çalışmaların birinde, sürücülerin yaya geçidinden geçecekmiş gibi yapanbir yaya için durup durmayacaklarına baktık. Kaliforniya’da, bildiğiniz gibi, çünkü eminim bunu hepimiz yapıyoruz, karşıya geçmek üzere olan yaya için durmak yasal zorunluluktur. Bunu nasıl yaptığımıza bir örnek ise şöyle: Bu soldaki yaya rolündeki kişi bizim iş birlikçimiz. Kırmızı kamyonet başarılı bir şekilde duruyor. Tipik Kaliforniya manzarası, kamyoneti sollayan otobüs yayayı ezmeye çalışıyor. (Kahkaha)Burada ise daha pahalı bir araba örneği, bir Prius, durmadan geçiyor ve bir BMW de aynısını yapıyor. Biz bunu birkaç gün boyuca yüzlerce araç için yaptık, sadece kimin durup durmadığına baktık. Vardığımız sonuç ise, arabanın pahalılığı arttıkça, sürücünün yasayı çiğneme eğiliminin de arttığı oldu. Pahalı olmayan arabalar kategorimizdeki hiçbir araba yasayı çiğnemedi. En pahalı arabalar kategorimizdeki arabaların yüzde 50’ye yakını yasayı çiğnedi. Yaptığımız diğer çalışmalarda da gördük ki; varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemeye, iş yerinde kasadan para çalınması gibi etik olmayan davranışları onaylamaya, rüşvet almaya ve müşteriye yalan söylemeye daha yatkınlar.

Şimdi, burada bu tür davranışları sadece varlıklı insanların yaptığını söylüyormuşum gibi anlaşılmasın. Hiç de değil. Bence aslında hepimiz, günlük yaşantımızda, kendi çıkarımızı diğer insanların çıkarlarından üstün tuttuğumuzda, bu rekabet dürtüleriyle mücadele ediyoruz. Ve bu anlaşılabilir bir şey de çünkü Amerikan rüyası çaba gösterip çok çalışmamız durumunda hepimize başarmak ve refaha ermek için eşit fırsatlar sunma fikridir ve bu biraz da kendi çıkarınızı çevrenizdeki diğer insanların çıkarlarının ve refahının üzerinde tutma ihtiyacı doğuruyor. Ama bulgularımıza göre, ne kadar varlıklı iseniz, etrafınızdakilere zarar verecek şekilde kişisel başarı vizyonu peşinde o kadar çok koşuyorsunuz. Burada sizin için son 20 yılda nüfusun her beşte birine ve en üst yüzde beşine düşen ortalama hane gelirini çizdim. 1993 yılında, nüfusun farklıbeşte birlik kesimi, gelir bakımından oldukça berbat. Zaten farklılıklar olduğunu görmek zor değil. Ama son 20 yılda, tepedekiler ve diğerleri arasındaki bu belirgin fark bir tür büyük kanyon haline gelmiştir. Öyle ki, nüfusumuzun en üst yüzde 20’si bu ülkedeki servetin yüzde 90’ına sahip. Bu benzeri görülmemiş düzeyde bir ekonomik eşitsizlik. Bu da demektir ki, servet sadece seçilmiş bireylerden oluşmuş bir grubun elinde toplanmakla kalmıyor, ayrıca Amerikan rüyası, bizim gibi artan bir çoğunluk için giderek ulaşılamaz hale geliyor. Ve bu meselede bulduklarımıza göre, ne kadar varlıklı iseniz, o serveti daha çok hak ettiğinizi hissediyor, kendi çıkarlarınızı daha ön planda tutuyor ve kendi çıkarınıza hizmet edecek şeyler yapmak istiyorsunuz. Öyleyse bu düşüncelerin değişeceğini düşünmek için de bir neden yok. Aslında, önümüzdeki 20 yıl içinde, işlerin aynı doğrusal oranda aynı kalması durumunda işlerin daha da kötüleşeceğinidüşünmek için çok neden var.

Eşitsizlik, ekonomik eşitsizlik, hepimizin endişe etmesi gereken bir şey ve bu sadece sosyal hiyerarşinin dibinde olanlar için değil, çok fazla ekonomik eşitsizliğin daha da kötü hale getirdiği bireyler ve gruplar için, sadece dipteki insanlar için değil, herkes için. Dünya çapında en üst düzey laboratuvarlarda yapılanoldukça zorlayıcı araştırmalar, ekonomik eşitsizlik kötüye gittikçe birçok kavramın da zarar gördüğünü gözler önüne seriyor. Sosyal hareketlilik, önem verdiğimiz şeyler, fiziksel sıhhat, sosyal güven, eşitsizlik arttıkça kötüye gider. Benzer şekilde, ekonomik eşitsizlik arttıkça, sosyal girişimler ve topluluklardakiolumsuz şeyler, obezite ve şiddet, hapis ve ceza gibi şeyler de kötüye gider. Yine, bu sonuçlar sadecebirkaç kişi tarafından değil, toplumun tüm tabakalarında yankılanır. Bu sonuçlar üst düzey insanlar tarafından bile tecrübe edinmiştir.

Peki ne yapacağız? Bu sürekli artan, tehlikeli, olumsuz etkilerin artık kontrolden çıktığı ve yapabileceğimiz, özellikle de birey olarak yapabileceğimiz birşeyin kalmadığı düşünülebilir. Ama aslında, laboratuvar araştırmalarımızda bulduklarımıza göre küçük psikolojik müdahaleler, insanların değerlerindeki küçük değişiklikler, belirli yönlerdeki ufak dürtmeler, eşitçilik ve empati zeminini yeniden canlandırabilir. Mesela insanlara iş birliğinin faydalarını ve toplumun avantajlarını hatırlatmak, varlıklı bireylerin tıpkı yoksul insanlar gibi eşitlikçi olmasını sağlayabilir. Bir çalışmada, insanlara çevrelerindeki dünyada başkalarının ihtiyaçlarını hatırlatan çocuk yoksulluğu hakkında 46 saniyelik kısa bir video izlettik, ve bunu izledikten sonra,kendilerine gösterilen sıkıntı içerisindeki yabancılara kendi zamanlarından ne kadar ayırabileceklerini inceledik. Bu videoyu izledikten bir saat sonra, zengin insanlar, bu fakir olan yabancı insana, bu farklılıkların doğuştan veya kategorik olmadığını ve bunların insani değerlerdeki ufak değişikliklerle,merhamet ve empati vuruşlarıyla şekillendirilebileceğini öne sürerek, yardım etmek amacıyla kendi vakitlerinden cömertçe fedakarlık ettiler.

Laboratuvarımızın dışında, toplumda da değişim izleri görmeye başladık. Ülkemizin en zenginlerinden biri olan Bill Gates, toplumun karşılaştığı en zorlu sorun olan eşitsizlik ve bununla baş etmek için neler yapılabileceği hakkında yaptığı Harvard diploma töreni konuşmasında şunları söyledi: “İnsanlığın en büyük ilerlemeleri keşifler değil, bu keşiflerin eşitsizliği azaltmak için nasıl kullanıldığıdır.” Ve bir de “Verme Taahhüdü” projesi var, bu projede ülkemizin en zengin 100’den fazla bireyi, servetlerinin yarısını hayır için bağışlıyorlar. Ve ortaya, “Biz Yüzde Biriz”, “Kaynak Üretimi” veya “Herkes için Refah” gibi birçok sivil toplum örgütü çıkıyor ve toplumun en ayrıcalıklı üyeleri, yüzde birlik dilimde bulunan insanlar, zengin insanlar, yetişkin veya genç ayrımı yapmadan kendi ekonomik ayrıcalıklarını ve kaynaklarını aktararak,benim için en çarpıcı olan şey de bu, eşitsizlikle mücadele etmek için kendi ekonomik çıkarlarına ters düşen sosyal politikaları, sosyal değerlerdeki ve insanların davranışlarındaki değişimleri savunuyorlar. Ve bu belki nihayetinde Amerikan rüyasını yeniden canlandırabilecektir.

Teşekkür ederim.

(Alkış)