Parayla Saadet Olmaz

0
431


Kendilerini test eden çift, aylar boyunca kazakları, ayakkabıları, kitapları, tencere ve tavaları, hatta televizyonu bile dolaba kaldırmıştı. Aylar süren bu test sonrası çift hepsini atmaya karar verdi. Gün geldi, ikisi de 31 yaşında olan Tammy Strobel ve kocası Logan Smith sonunda arabalarından da kurtuldular. Tammy´nin annesi ona deli dedi. Yüklerini azaltmaya başlamalarından üç yıl sonra, bu çift bugün Oregon, Portland´da, makul ölçekli bir mutfağı olan bir stüdyo dairede yaşıyor. Seyahat etmeye ve yeğenlerin öğrenimine destek vermeye paraları var. Borçları olmadığı için Tammy daha az çalışıyor ve vaktini hem dışarıda hem de gönüllü olarak haftada dört saatini ayırdığı “Yaşayan Yoga” adlı bir yardım kuruluşunda geçiriyor. “Mutlu olmak için hep daha fazlası gerektiği fikri bir aldatmacadır” diyor Tammy ve ekliyor: “Eşya edinip biriktirmenin saadet getirdiğine kesinlikle inanmıyorum”.

Tammy´yle kocasının tüketim alışkanlıklarını değiştirmeleri krizden öncesine denk geliyor. Fakat o gün bugündür birçok başka tüketici de, kendilerini nihayet mutlu edebilecek aynı yola başvurdu. Örneğin, tüketim ve mutluluğa dair yeni araştırmalar, maddi eşyalara değil de deneyimlere para harcamanın insanları daha mutlu ettiğini ortaya koyuyor. Aynı şey, bir eşyayı gerçekten isteyerek ve uzun süredir planlayarak alanlar, komşularıyla gösteriş yarışına girmekten vazgeçenler için de geçerli. Şimdiki tutumluluk modası belki yalnızca olumsuz ekonomik gidişata bir tepki de olabilir ancak bazı uzmanlara göre tüketicilerdeki bu eğilimin pekâlâ kalıcı olması da mümkün. Çünkü insanlar kendilerini gerçekten mutlu ve tatmin eden şeyleri keşfetmekte ve harcamalarını buna kaydırmaktalar. British Columbia Üniversitesi´nden tüketim-mutluluk ilişkisi hakkındaki araştırmaların ön safında yer alan Psikoloji Doçenti Elizabeth W. Dunn, “Çok yakın zamana dek bu konu hiç incelenmemişti.

Oysa gelir-mutluluk ilişkisi arasında dev bir külliyat var. Paranızı nasıl harcayacağınızla ilgili bu kadar az araştırma yapılmış olması hayret verici” diyor. Geçmiş yıllarda yapılan çalışmalar paranın insanları bir ölçüde mutlu ettiğini, çünkü temel ihtiyaçlarını karşılamalarını sağladığını gösteriyordu. Son araştırmalarsa (daha iyi bir tanımlama olmadığından kullanılan ifadeyle) duygusal randıman konusuna yoğunlaşıyor. Yani dolarınıza karşılık en fazla mutluluğu nasıl devşirebilirsiniz? En önemli bulgulardan biri, deneyimlere (konserler, Fransızca dersleri, suşi yapma kursları, Monako´da bir otel odası) para harcamanın bildik mallara para harcamaktan daha uzun vadeli bir tatmin yaşattığıdır.

Dunn, “Tatile gitmek, yeni bir koltuk almaktan daha iyidir. Ana fikir bu” diyor. Jennifer Black & Associates adlı perakende araştırma şirketinin Müdürü Jennifer Black, “Bana kalırsa insanlar sahip oldukları şeylere aslında ihtiyaçları olmadığını anlıyorlar. Anılarda kalacak şeyleri daha çok önemsiyorlar” diyor. Ya herkesten farklı olmak isteyen modaseverler? Birçok insan için giysi, vücudu örten bir şeydir ve hep öyle kalacaktır. Oysa öyle bir kesim var ki, giyim onlar için bir sanat, kendini ifade etmenin bir yoludur; aileler için kuşaklar boyu anıları aktarmanın bir yoludur. Onlar için eşyaların bir süre sonra insanlara haz vermemeye başlaması aklın alacağı şey değildir. Çoğu tüketici Tammy Strobel kadar sadeleşmeye gitmeyecektir belki, ama bu, biraz daha basit yaşamanın birçoklarına (nasıl diyelim?) şaşırtıcı bir haz vermediği anlamına gelmiyor. Boston Danışmanlık Grubu´nun Hazirandaki bir raporuna göre kriz telaşından dolayı bir “öze dönüş hareketi” başladı ve son iki yıldır ev ve aile gibi şeylerin önemi artarken lüks ve statünün önemi azaldı. İmalatçı ve perakendecilerle çalışan pazarlama danışmanlık şirketi WSL Strategic Retail´in icra başkanı Wendy Liebmann, “Krizden etkilenmeyen şeylere sahip olmakla ilgili bir yeniden doğuş yaşanıyor” diyor. “İnsanlar ilişkileri, yaşanan anı, aileyi, deneyimleri yitirmeme isteğinden söz ediyorlar”. Araştırmalara göre parayı boş zaman etkinliklerine (tatil gibi) ve hizmetlere harcamak, maddi eşya almaktan farklı olarak, sosyal bağları güçlendiriyor, dolayısıyla mutluluğu artırıyor.

“Sefahate Alışma” Araştırmacılar, deneyimlere para harcamanın daha uzun soluklu bir mutluluk yarattığını, çünkü bunların insanlarda birer anı oluşturduğunu belirtiyorlar. En sıradan deneyimler için bile bu geçerli. Upuzun sıralarda beklediğiniz, fotoğraf makinenizi bozduğunuz ve eşinizle kavga ettiğiniz Roma geziniz, California Üniversitesi´nden Psikoloji Profesörü Sonja Lyubomirsky´nin deyimiyle, ileride “pembe bir anı” olarak hayalinizde canlanacaktır. Lyubomirsky, “Geziler her zaman mükemmel olmaz, ama biz onları öyle hatırlarız” diyor. Ayrıca deneyimler bir çırpıda özümsenmez. Onlara uyum sağlamak ve onlarla ilişki kurmak, yeni bir deri ceket giymek veya gösterişli televizyonunuzu açmaktan daha çok zaman alır. Psikologların “sefahate alışma” dedikleri bir konu üstünde çalışan Profesör Lyubomirsky, “Yeni bir ev aldığımızda buna alışırız” diyor. Bu, belli bir mutluluk düzeyini korumak için insanların (harika veya korkunç) değişimlere hızla uyum göstermesi olgusudur. Yeni bir alışverişten duyulan haz zamanla duygusal standarda doğru geri çekilir. “Ondan zevk almaz hale geliriz” diyor Lyubomirsky. Sonra elbette yeni şeyler alırız. Bilim insanlarına göre, tüketicilerin hedonik alışmaya karşı geliştirdikleri çözümlerden biri de büyük bir zevk yerine birçok küçük zevki satın almaktır. Lyubomirsky, yeni bir Jaguar araba almaktansa haftada bir masaj yaptırmayı, taze çiçek siparişleri vermeyi ve Avrupa´daki arkadaşları aramayı öneriyor. Veya iki haftalık uzun bir tatil yapmaktansa hafta sonuyla birleşen üç günlük tatillerden birkaç tane yapmayı. “Küçük şeylere de alışırız elbet, ama çok olduğundan bu daha uzun zaman alır”.

Hayal Kurmanın Sevinci
WSL Strategic Retail´den Wendy Liebmann, kredi kartı ve cep telefonlarının birçok şeyi kolaylaştırmasından önce alışveriş deneyiminin daha doyurucu olduğunu belirtiyor. “Bir şeyi almak için para biriktirirdiniz, onun hayalini kurardınız” diyor. Bir başka deyişle, bir şeye heves etmek ve onun için çok çalışmak, o şeyi daha değerli ve tatmin edici kılıyor. Liebmann´ın ve diğerlerinin de parmak bastığı üzere, alışverişin kökleri, tezgâhların dükkân işi gördüğü ortaçağdaki pazar yerlerine kadar uzanır. Bu bakımdan alışveriş, bir zamanlar toplumsal bağlar kurmanın yöntemlerinden biriydi. Oysa son on yıldır perakendecilik farklı bir özellik kazandı; malların üst üste yığıldığı ve insanların onları kucak kucak aldığı, hiçbir sosyal etkileşim gerektirmeyen online işlemlerle alışverişin yapıldığı fütursuzca bir sahiplenme haline geldi. Fakat perakendeciler kriz yüzünden alışverişin tarihi köklerine dönmek zorunda kalabilirler. Liebmann, “Bence alışveriş nostaljisini tekrar canlandırmak için gerçek bir fırsat doğuyor” diyor. “Eğer bu olacaksa, perakendeciler aynı duygusal deneyimi uyandırmak için çok çalışmak zorundalar. ´İşte, satın alınacak bir başka mal´ demekle olmaz bu. İnsanlara gerçek bir deneyim hissini vermeleri gerekir”. Sektör uzmanları, bugün bu işi iyi yapan bir perakendeci göremediklerini, fakat bunun bir istisnası olduğunu belirtiyorlar. O istisna, ders vermek dahil, etkileşimli bir satış yöntemi uygulayan Apple şirketi. Standard & Poor´s perakende grubunun başındaki Marie Driscoll, zincir mağazaların yeni tüketici tercihlerine uyum sağlamaları gerektiğini; daha iyi hizmet vermeleri, özel etkinlikler düzenlemeleri ve tasarımcılarla birebir temasta olmaları gerektiğini aktarıyor.

Sonu Gelmez Gösteriş Merakı
Los Angelesli yönetmen Roko Belic, “Mutlu” adlı bir belgesel çekmek için dört yıldır dünyayı dolaşıyor. Filmi çekmeye başladıktan sonra San Francisco banliyölerindeki evinden Malibu sahiline taşınmış. San Francisco güzelmiş, ama orada sörf yapamıyormuş. Belic, “Bir karavan parkına taşındım” diyor. “Gerçek bir insan topluluğuyla hayatımda ilk kez orada tanıştım”. Belic artık haftada üç-dört kez sörf yapıyor. “Bugün daha mutlu olduğum kesin” diyor. “Bizi mutlu ettiği söylenen şeyler, örneğin her birkaç yılda bir yeni bir araba almak veya son modayı takip etmek, aslında hiç de mutluluk vermiyor”. Belic´e göre belgesel “her mutlu bireydeki en önemli ortak özelliğin güçlü insan ilişkileri olduğunu gösteriyor”. Lüks eşyalar almaksa sonu gelmez bir gösteriş merakının belirtisi olarak ortaya çıkıyor. Dunn ve diğerlerinin Psychological Science dergisinin Haziran sayısında yayınladıkları bir araştırma gösteriyor ki, zenginlik, insanların olumlu duygu ve deneyimleri yaşama yeteneğine zarar veriyor. Madison Caddesi Casusu adlı popüler moda blogunu yazan Hayley Corwick de insanın bazı günler gezmek, bazı günler de bir Tom Ford el çantası almak isteyebileceğini belirtiyor. Tammy Strobel´se şimdi hayattaki tercihlerini Rowdykittens.com adlı sitede kaleme alıyor. “Ağzına kadar eşya dolu iki yatak odalı evim, iki arabam ve 30 bin dolar borcum olsa şu anki hayat tarzımı sürdüremezdim” diyor.

Kaynak: Sabah