PERTEV BEY

0
134

Avuntu, bir avuntu arıyordum kendime. Belki de bir mutluluk şurubu ya da bir iyilik, kim bilir? “Pertev Bey” dediler. “Git bi’ görün bakalım, iyi olacak mısın?” Pertev Bey, bir doktormuş. Yaman bir hekimmiş hem de. Tavsiye verenler öyle dedi. Ne yapar, ne eder bulurmuş bir çare. Biz de koyulduk yola bir deva aramak niyetiyle. Ne engebeler, ne badireler atlattık ona varana değin. Ama değdi doğrusu; sonunda hekim beyin kapısının önündeydik.

çaresiz bakışların kesişim kümesinde, bir bekleme salonunda bekliyorduk. İçeriye donuk bakışlı bir hanım kız girdi. Birazdansa ağlayarak dışarıya çıktığını görüyordum. Anlam veremedim. “Neyse“ dedim. Bir kişi daha azalmıştı sıradan. Derken içeriye gülümseyerek giren bir adam, gözlerinin koru alınmış, bakışları yere düşmüş bir halde çıkıyordu 301 No’ lu kapıdan(kapıda öyle yazıyordu, özel bir anlamı var mı bilmiyorum). Sıranın bana ermesine sadece 1 kişi kalmıştı. Kapı açıldı. Hemşire hanım Pertev Bey’ in ara verdiğini söyledi. Sıkılmışlığımın üzerine bir de çaresizlik eklenmişti şimdi. Ne yapalım, bu kadar beklemişken -üstelik sıra da bu kadar yaklaşmışken- geri dönemezdim. Hani hep olur ya, birine patlayıverir işte. Bu kez kabak bize patlamıştı. Şu, reklamlarda ve ‘yaşlı american’ filmleriyle, şimdiki ‘Turkish New Generation’s’ dizilerinde her zaman olduğu gibi, esas oğlan bir sorunla daha karşılaşmıştı. Neyse ki fazla uzun sürmedi. Benden önceki son kişi de içeri girdikten sonra bir rahatlamayla, bir heyecan iyiden iyiye bastırmaya başladı. İçeri giren son kişi de çıkmak bilmiyordu. Bu durum biraz işime geliyor, biraz da sinirlerimi bozuyordu. çünkü heyecanlanıyordum, elimde değildi ne yapabilirdim ki? Hem ne diyecektim şu pek meşhur Pertev Bey’ e; “Bana bir avuntu…”?! çekip gideyim derken kapı açıldı. İçeri giren son yolcu girdiği ifadeyle çıkıyordu, pek bir değişiklik göremiyordum. İçeri girdim. Hemşire hanım buyur etti; sağ olsun. Odada ilerledim ve muayene masası tahmin ettiğim masaya yaklaştım. İçeride bir hanım vardı. Gözlerim merakla Pertev Bey’ i arıyordu oysa. Bana doğru yaklaşarak sordu:

                -“Neyiniz var?”            -“Bir avuntu” dedim. “Sadece bir avuntu, mutlu olmak için.” Beni kolumdan tutarak devasa bir aynanın önüne getirdi;  -“Buyurun, derdinizi bir de ona anlatın.” dedi. Bu kez kendimi de aynada pek beğendiğimden sağ elimi de cebime atıp, gülümseyerek;             -“Mutluluk için bir avuntu” dedim. Gülüyor, gülümsüyordum. Ayna ile bir müddet sohbet edip, pek çok derdime kendimce cevap bulduktan sonra bayana döndüm. Sandalyesine oturmuş beni izliyordu. Merak ettim ve sizinde merak ettiğiniz soruyu sordum;             -“Pertev Bey nerede?” Kadın aynayı göstererek;             -“Tanıştırayım, Pertev Bey” dedi. 
Şaşırmıştım. “Nasıl yani, Pertev Bey dedikleri o meşhur hekim bu mu?”  diye geçirdim içimden. Kadın devam etti;

            -“İnsan aradığı şeyin özünde olduğunun pek çok kez farkına varamıyor. Pertev Bey, o kadar şaşaalı ve büyük bir ayna ki, insan ona baktığında kendisini daha bir güzel ve net görerek; cevap aradığı sorularının cevaplarına ve mutlu olmak için ihtiyaç duyduğu avuntularına özünde kavuşuyor. Yani bir nevi içe dönüp, sorunu ortadan kaldırıyor ve daha olgun gözlere sahip oluyor.            “Vay be!” dedim. “Ne adammış şu Pertev Bey.” “Peki,” diye başlayarak sırasıyla ağlayarak dışarıya çıkan kızı, bakışları donuklaşan adamı ve son olarak hiçbir değişime uğramadan çıkan hastayı sordum. O da büyük bir samimiyetle cevapladı.             -“Hanım kızımız yakın zamanda ailesini ve bir kısım yakınlarını trafik kazasında kaybetmiş. Bu olay onu çok üzmüş ve o, bu durumdan kaçarak sanki onlar uzun bir seyahatdelermiş gibi düşünmüş. İyi de yapmış denebilir. Ama önemli olan zehri içeriye gizlemek değil, dışarıya atabilmektir. Pertev Bey ile yüzleşince dayanamadı; iyi olacaktır. En azından bir kaygıyla yaşamayacak bundan böyle. Adama gelince; o, bu zamana kadar hiç yaşamamış desem yeridir. Her hali bin tatlı bela olan şu dünyada gerçeklerle ve sorumluluklarla yüzleşti Pertev Beyde. O, daha da iyi olacak, eminim. Bundan böyle hayatı daha olgun ve düşünen bir gözle görecek. Son hastamıza gelince, onun için Pertev Bey’ in yapabileceği bir şey yoktu. çünkü son hastamız ne yazık ki ağmaydı. Yani ne o Pertev Bey’ i görebildi, ne de Pertev Bey onu. Onun için üzgünüm. Şaşkınlığım yüzümde koca koca ünlem işaretlerini yakıp yakıp söndürüyordu.

*          *          * Ve aniden uyandım düşümden. Tatlı bir şekerlemenin derininden çıkıverdim bir anda. Ben de anlamış ve tanışmıştım Pertev Bey ile artık. Pertev Bey, hepimizin sahip olduğu vicdan aslında. Ona sahip olduğumuzu hatırladığımız anda, dönüp yüzleşerek erişiyoruz varlık sebebimize her vakit. Pertev Bey; her ne kadar kalbimiz, benliğimiz ve vicdanımız olsa da, siz yine de gülümseyerek bakın aynalara. Bakmaktan ve yüzleşmekten korkmayın. He bu arada unutmadan, Pertev Bey’ in kulakları ağır işitiyormuş; birazcık yüksek sesle konuşun onunla. Ama o, yine de sizden birkaç defa tekrarlamanızı isteyebilir cümlelerinizi. Ve şundan emin olun; ona doyamayacaksınız…

PAYLAŞ
Önceki İçerikAhde Vefa
Sonraki İçerikNİYE BEN