Plazalarda Konuşulan Ofis Türkçesini Biliyor Musunuz?

0
275

Ofis hayatının abc’si‘plaza dili edebiyatı’

Verileri process ettikten sonra müşterinin requestini submit edebilirsin.’ Bunun gibi yüzlerce cümle, plaza çalışanlarının dilinden düşmüyor. Türkçe-İngilizce karışımı bu dil o kadar yerleşmiş ki, eleştirenler bile kendilerini ‘Talebi confirm eder misin?’ derken bulabiliyor.

Az sonra okuyacağınız text’te plazalarda, araya bolca İngilizce kelimeler sokuşturulmak suretiyle konuşulan ofis Türkçesi subject’ine point etmeye çalışacağız. Bir sosyal statü uğruna Türkçeden nasıl feragat edildiği konusunda farkındalık oluşturmak adına ‘ne yapabiliriz’e bakacağız. Text’i anlamak konusunda problem yaşarsanız bilmediğiniz kelimelere takılmayıp genel konteks’ten çıkarmayı deneyin. Yazıyı başarılı bulursanız tanıdıklarınıza forward edebilirsiniz. Yok beğenmezseniz delete edin! Yazının sonunda plaza dili ile ilgili hazırladığımız mini sözlüğü check edebilirsiniz. Keyifli okumalar!

Yukarıdaki girişten hiçbir şey anlamadıysanız, üzgünüz ama söylemek zorundayız ki plazalarda, holdinglerde ve bilumum kurumsal şirketlerde çalışmakta zorlanabilirsiniz. Genel olarak konuyu çıkardıysanız hâlâ ümit var. Bir yıllık hazırlık sınıfının ardından arayı kapatıp iyi bir plaza dili edebiyatı öğrencisi olabilir, ‘her şeyi anladım’ diyorsanız hazırlığı atlayıp birinci sınıftan devam edebilirsiniz. Şaka bir yana, ‘beyaz yakalı’ diye tabir edilen plaza insanlarının hal-i pürmelali bu. Üstelik bu kişilerin sadece konuştukları dil değil, belli davranış kalıpları da oldukça kendilerine özgü. Nereden başlasak bilemiyoruz, sabah ofisten adımını içeri atar atmaz büyükçe bir kupada filtre kahvelerini yudumlamalarından mı bahsetsek, kadın çalışanların İsviçreli bilim adamlarının ‘günde en az 1 litre su’ tavsiyesine uyup yanlarında getirdikleri birbirinden harika tasarımlı su şişelerini doldurmalarından mı? Erkeklerin bilgisayar ekranından kafalarını kaldırmadan yüksek sesle yaptığı siyaset ya da futbola ilişkin yorumlar mı daha karakteristik, kadın çalışanların öğle aralarında sadece bakma niyetiyle gittikleri alışveriş merkezlerinden ellerinde poşetlerle dönmeleri mi? Dışarıdan bakılınca ‘milyar dolarlık iş bağlıyormuş’ gibi duran birilerinin aslında Facebook’ta çocukluk arkadaşının düğün fotoğraflarına bakıp beğendiğini nereye koyacağımızı bilemiyoruz. Ofiste bitirilen yüzlerce film ve dizi mevzuuna ise hiç girmiyoruz bile. Hasılı, ofis ortamı ayrı bir cumhuriyet, vatandaşı olmak ise herkesin harcı değil. Buranın kendine özgü bir adabı var, en belirgin farklılık ise konuşulan dilde. Çalışanlar da bunun gayet farkında. ‘Bazen biz de kendimizi kaptırıyoruz’ diyen de var, plazalarda bu şekilde konuşmasının sebebini tamamen oraya ait olduğunu kanıtlama çabası olarak değerlendiren de.

‘Kendimizle önce biz dalga geçiyoruz’

36 yaşındaki Derya Saklı, uzun yıllar finans sektöründe çalışmış biri. Doğal olarak plaza ortamını gayet iyi biliyor. ‘Bu şekilde konuşmaya zamanla başlıyorsunuz’ diye giriş yapıyor konuya: “Plaza ortamında ilk zamanlar yadırgayıp saçma buluyorsunuz, hatta dalga geçiyorsunuz. Ama zamanla bulunduğunuz ortamda bu kelimeler o kadar doğal kullanılıyor ki, fark etmeden sizin için de normalleşiyor.”

Bu durumun sebebinin biraz da İngilizce ve Türkçenin plazalarda aynı yoğunlukta kullanılması olduğunu söyleyen Saklı, “Yurtdışındaki bir ‘event’ (toplantı) için sürekli İngilizce yazıştıktan sonra konuyla ilgili yöneticinizle konuşacaksanız, beyninizde o anda ‘event’ kelimesinin Türkçe karşılığını aramıyorsunuz. Örneğin: ‘Viyana’daki event iptal oldu mu?’ gibi. Zaman zaman kendisinin de anlamadığı kelimeler oluyormuş Saklı’nın. Bu durumlarda karşısındakine açık açık soruyormuş. İnsanların bu jargona meylinin nedenine dair getirdiği yorumu Saklı’nın kedisinden dinleyelim: “Plazalar yapay ve plastik bir dünya sunuyor maalesef. Kendiliğinden gelişen ‘plaza dili’ de bunun bir parçası. Hepimiz burada birer köle olduğumuzun, aslında içinde bulunduğumuz dünyanın sanal güzellikler sunduğunun farkındayız. Kafası çalışan, eğitimli, sorgulayan insanlar plaza çalışanları. Dolayısıyla kullandığımız dil ile yine kendimiz dalga geçiyoruz en önce.”

Özgür Yılmaz, medya-eğlence sektöründe çalışıyor ve 11 yıldır plaza ortamında. Genelde lisede ya da üniversitede İngilizce ağırlıklı eğitim alanların bu şekilde konuştuğunu söyleyen Yılmaz, plazaya geldiklerinde böyle konuşanlar olmakla birlikte ofis ortamında çalışmaya başladıktan sonra bu tarz konuşmaya başlayanların daha çok olduğunu ifade ediyor. Zaman zaman bu şekilde konuştuğunu o da itiraf ediyor:  “Bazı kalıplar o kadar oturmuş ki, mecburen kullanıyorsun. Örneğin ‘assigne etmek’. ‘Abi sana x işi assigne ettim’ yerine ‘abi sana x işi atadım’ desem anlamazlar sanırım.”

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’na ait. Plazalarda konuşulan bu tuhaf dilden son derece rahatsız olan Bülent Eczacıbaşı, bu dile karşı adeta savaş açtı.
Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’na ait. Plazalarda konuşulan bu tuhaf dilden son derece rahatsız olan Bülent Eczacıbaşı, bu dile karşı adeta savaş açtı.

‘Olabilir’ yerine ‘could be’ diyen var

Yılmaz’ın gözlemlerinden biri de zaman zaman bu dili kullanmanın çok gereksiz ve zor olduğu durumlarda dahi insanların ısrarla kullanma çabası imiş. “Aslında çaba demek de haksızlık olabilir, alışkanlık diyelim.” diye düzelterek devam ediyor: “İlk işe başladığım günlerde bir arkadaşım ‘bu durumda cevabımız could be olacaktır’ şeklinde bir cümle kurdu. O zaman samimiyetimiz de yoktu. Yahu şuna ‘olabilir’ yazsana da diyemedim.”

İngilizce bilenler kadar bilmeyenlerle de çalıştıklarını anlatan Yılmaz, konuyla ilgili bir anısını şöyle anlatıyor: “Bir toplantıda sorumlumuz konuşma yapıyor ve konuşmanın büyük çoğunluğu ‘plaza dili’. İngilizce bilmeyen bir arkadaşa baktım her anlatılanı gözlerini kısıp başıyla onaylıyor. Toplantıdan çıktık ‘oğlum neyi onaylıyordun?’ diye sorduk, gülerek. Cevabı ‘ya adam gözümün içine bakıyordu anlatırken, ben de kafamı salladım. Hiçbir şey anlamadım, iyi mi?’ oldu.”

Yılmaz’ın ‘plaza dili’ ile kurulan cümleleri anlamadığı hiç olmamış ama kaçırdığı noktalar varmış tabii. İnsanların plazalarda bu şekilde konuşmasının sebebini ‘tamamen oraya ait olduğunu kanıtlama çabası’ olarak görüyor. “Bazı durumlarda mecburen böyle konuşanları” ayrı tuttuğunu belirtiyor. Bu şekilde konuşmaya çalışan çok kişi gördüğünü anlatan Yılmaz, “İngilizcesi çok çok iyi olmayan ve plaza dilini eleştiren birinin ‘hakim olduğu kelimeleri kullanabileceği an geldiğinde’ direkt İngilizceye döndüğünü gördüm.” diyor.

30 yaşındaki Cengiz Aksu da dört yıldır bilişim sektöründe çalışıyor ve kendi tabiriyle ‘akıcı düzeyde plaza dili bilen’ biri. İş dünyasında konuşulan bu dilin daha profesyonel olduğuna dair bir yanılgı olduğunu söyleyen Aksu, bu konuşma tarzının iyiden iyiye bir jargon haline geldiğini belirtiyor. Günlük hayatında normal konuşan insanların çok hızlı bir şekilde plaza diline geçebildiğini anlatan Aksu, “Sabah birlikte kahve içerken Galatasaray-Fenerbahçe muhabbeti yapan adam iki dakika sonra “şunu yapıyor olalım mı, kendimizi hedge etmek durumundayız” gibi bir mail atıyor.” diyor.

Suat Oğuz da 20 yıldır bilişim sektöründe çalışıyor. Bu sürenin çok uzun bir kısmı plazalarda geçmiş. Meramını plaza dili ile anlatmayı, ‘çocuklukta arkadaşlardan sokak argosu kapma’ya benzetiyor. ‘Aidiyet, seçkinlik, kabul görme vb. güdülerin yetişkinliğe taşınmış hali’ benzetmesi de ona ait. Oğuz, düzgün Türkçeden taviz vermeme konusunda olukça ısrarlı: “Bu şekilde konuşmam, konuşanla da canını ciddi sıkacak kadar dalga geçerim.” Bu şekilde konuşulmasının ‘bir seçkinler kulübü sanrısı’ndan kaynaklandığını ileri süren Oğuz, aslında sanıldığı kadar yaygın bir ‘plaza dili’ olmadığını bu eğilimin daha çok kişiler ve küçük gruplar arasında döndüğünü anlatıyor.

Mini ‘plaza dili’ sözlüğü

Confirm etmek:Onaylamak (Müşterinin talebini confirm ettiniz mi)

Push etmek:Destek vermek (Raporlama konusunda Mustafa Bey’e push edelim)

Check etmek:Kontrol etmek (Gönderdiğim dosyaları son bir check edelim mutlaka)

Point etmek:İşaret etmek (Amerika’daki şirket özellikle bu konuya point ediyor)

Handle etmek:Halletmek (Ahmet Bey handle ediyor o işi)

Deadline:Bir işin son teslim tarihi (O işin deadline’ı pazartesiye uzatıldı)

Meeting set etmek:Toplantı düzenlemek (O konuyu bir meeting set edip orada konuşalım)

Forward etmek: İletmek

Kaynak: Zaman Gazetesi