Popüler roman edebi romana karşı

0
316

Popüler romanın yükselişi, yayın dünyasında son çeyrek yüzyıldaki en önemli olgulardan biri. Akademik camianın genellikle ihmal ettiği, görmezden geldiği bu olgunun Türkiye’de nasıl bir seyir izlediğine dair kapsamlı bir inceleme yayımlandı. Veli Uğur’un 1980 Sonrası Türkiye’de Popüler Roman adlı kitabından yola çıkarak popüler romanın yükselişini, bunun sebeplerini ve düşünce dünyamıza etkilerini ele aldık. 

Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı romanını okumuş olanların hemen hatırlayacağı bir hikâye vardır. Romanın bir yerinde iki zıt yazarı karşı karşıya getirir Calvino. Biri çok yazan, kitapları çok satan ve peş peşe yeni baskılar yapan popüler bir yazar; diğeri ilkinin aksine az yazan, kitapları az satan, popüler olmamakla birlikte edebiyat çevrelerince baş tacı edilen bir yazardır. Odalarının pencereleri karşı karşıya olan iki yazar geceleri gizlice birbirini izler. Hiç şüphesiz her iki taraf için de geçerli bir haset duygusu vardır. Edebi yazar ya da Umberto Eco’nun deyişiyle “kanonik yazar” durmadan sayfalar dolduran popüler yazarı izlerken sık sık iç çeker. Onun kadar seri yazamamakta, ne yazarsa yazsın kısıtlı bir edebiyat çevresinin dışına çıkamamakta, hiçbir zaman geniş bir okur kitlesine ulaşamamaktadır. Dahası, kendisi bin bir zorlukla mücadele ederken, popüler yazarın binlerce okuru ve dolgun banka hesapları vardır. Fakat bu iç çekişin bir benzerine popüler yazarda da rastlarız. Popüler yazarımız, bir cümle yazabilmek için odasında saatlerce dönüp duran “edebi” yazarı hasetle takip eder: “Kanonik yazar” yine parlak bir fikrin peşinden koşmakta, yazma sancıları çekmekte, cümlelerini ince ince örmekte ve “büyük” romanını zamanın kalıcılığına teslim etmek üzere didinip durmaktadır.

Popüler edebiyat, kanonik edebiyata karşı

Hikâyenin devamını anlatmaya gerek yok, çünkü bu gerilimli karşılaşmanın kendisi bile başlı başına incelenmeye değer. Bir yanda “çok beğenilen, yaygın bir şekilde tüketilen” anlamıyla birlikte piyasada yerini alan popüler kültür/edebiyat; diğer yanda edebiyat içi seçkinciliği ifade eden, bu seçkin alandan ürünleri merkezine alan, onları dolaşımda tutmaya çalışan kanonik edebiyat. Veli Uğur imzalı 1980 Sonrası Türkiye’de Popüler Roman adlı kitap, sözü edilen bu önemli gerilimin taraflarından birini Türk edebiyatı özelinde inceliyor.

Darbeden sonra popüler roman patlaması

Akademik camianın genellikle ihmal ettiği, görmezden geldiği popüler romanların dünyadaki gelişimini ve buna karşı itirazları çeşitli kuramlar ışığında ele aldıktan sonra aynı olgunun Türkiye’de nasıl bir seyir izlediğini, bu romanlardan örnekler sunarak tartışmaya açıyor kitap. İncelemesini daha çok 1980 sonrasıyla sınırlamasına karşın bu gerilimli ilişkiyi roman türünün Türkiye’de dolaşıma girdiği temel noktadan başlatan yazar, adım adım günümüze yaklaşıyor.

Seksen darbesiyle birlikte toplumda meydana gelen büyük travmalar, ekonomik hayatta izlenen dışa açılma hamleleri, yavaş yavaş gündelik hayatta görülmeye başlanan teknolojik yenilikler, kadının toplumsal hayata daha aktif katılması, gelir seviyesinin yükselmesi ve okuryazar sayısındaki artışla birlikte Türkiye’de popüler roman patlamasının yaşandığını belirtiyor Veli Uğur. Bu listeye korsan kitap olgusunu da eklemek gerekir belki. Okurun ucuz kitaba ulaşmasını sağlayan korsan kitapçıların en çok popüler kitapların korsanını satmaları, söz konusu kitapların ilgi görmesinde yadsınamaz etkiye sahiptir. Bunun yanında, Nurdan Gürbilek’in de vurguladığı gibi, “kültürün daha önce görülmedik boyutta piyasaya tâbi tutulduğu bu ortamda edebiyatın da eğlence endüstrisinin bir parçası olmaya başlaması” gibi önemli bir başka husus karşımıza çıkar. Böylece, öncekinden çok daha farklı, yeni bir okur tipi doğmuş ve bu okur tipinin bambaşka şekilde doyurulması zarureti belirmiştir. Bu yüzden de edebiyat sahnesine, benzerleri daha önce görülmesine rağmen çeşitliliği artmış, ihmal edilmiş türlerde eser veren yeni aktörler dâhil olur.

Popüler roman nasıl ivme kazandı?

O güne kadar daha çok belirli aktörler tarafından yürütülen yayıncılık faaliyetine büyük holdinglerin de katılması, dağıtım ağlarındaki tekelleşme, kitapların süpermarketlere kadar inmesi, büyük kitabevlerinin hemen her şehirde şubeleşmesi, çoksatar rafları, kitap ekleri vasıtasıyla gazetelerin, reklamlar yardımıyla da televizyon kanallarının bu sektörün destekleyicileri olarak sahneye çıkması popüler romanın 1980 sonrasında ivme kazanmasının temel nedenleri olarak belirir. Edebiyat/roman giderek bir tüketim nesnesine indirgenirken, bu nesnenin kolayca pazarlanıp tüketilmesi için hemen her türlü imkân devreye sokulur. Bunlar hiç şüphesiz popüler romanın yükselişindeki dış faktörler. Popüler romanların 1980 sonrasında giderek daha fazla ilgi görmesinde bunlar kadar, türün kendisinden kaynaklanan bazı iç faktörlerin varlığı da bu türün daha fazla dolaşıma girmesine neden olmuştur.

Hazır formüllerle yazılan kitaplar

Veli Uğur’un belirttiği gibi, popüler romanlar gücünü “belirli formüller, basmakalıp kahramanlar ve olaylardan alan, yüzeysel bakıldığında dünyayı sorgulamak yerine olduğu gibi kabullenip okuyucuyu da buna yönlendiren” bir anlayışı takip eder. Kolayca anlaşılır, kolayca tüketilir olmak popüler romanın temel özelliği haline gelir. Uğur’a göre, “bir tür seri üretimi esas alan, hem yazımı kolaylaştıran hem de okuyucunun hayal kırıklığına uğramasını engelleyen belirli formüllere dayanan” popüler roman, tıpkı diğer popüler kültür ürünlerinde olduğu gibi, okuyucunun gündelik hayattan kaçış ve rahatlamaya yönelik ihtiyaçlarını da karşılar bir bakıma.

Edebi kaygıları olabildiğince öteleyen bu romanların, çoğu zaman benzer klişelerden yola çıktığını görürüz. Polisiye, aşk, korku gibi alt türlere ayrılmasına karşın formüller her romanda benzerdir. İçerik dönemin ruhuna göre değişir ama biçim nerdeyse aynıdır: Milliyetçi dalgayla ortaya çıkan popüler tarihî romanlar, İslami hareketlerin yükselişiyle beliren hidayet romanları, siyasal kurgularla şekillenen casus romanları, sürekli sahnede bulunan aşk romanları büyük tanıtım kampanyaları eşliğinde piyasaya dâhil olurken, birbirini andıran birer hat üzerinde ilerler ve aynı konuda yazılmış onlarca benzerinin yanında yerini alır.

‘Kendi hayatınızdan izler bulacaksınız’

1980 Sonrası Türkiye’de Popüler Roman adlı incelemede, popüler kitapların en temel özelliklerinden birinin, özdeşleşmeye atfettiği önem olduğu vurgulanıyor: “Özdeşleşme sayesinde okuyucu, romanda kendi hayatından izler görüp eserin başarısı konusunda olumlu bir tavır takınacaktır.” Bu türden romanların çoğunun “kendi hayatınızdan izler bulacaksınız!” kalıp cümlesiyle pazarlandığı hatırlanırsa, popüler romanların büyük çoğunluğunun özdeşleşme konusuna ne denli önem verdiği görülecektir. Konular genellikle toplumsal hayatın büyük meseleleri yerine daha küçük ölçekli olanlardan seçilir, bireyler onları çevreleyen dünyanın ayrıntılarına inilmeden, çoğu zaman yüzeysel bir şekilde resmedilerek bütün okurların aynı potada buluştuğu bir bağlam oluşturulur.

Kitap, tüketim nesnesi olunca…

Bunların yanı sıra kitabı bir tüketim nesnesine indirgeyen yayıncılık sektörünün, tanıtım kampanyaları ve medya yardımıyla yazarın kendisini de bir meta olarak pazara dâhil ettiğini görürüz. Edebi kitapların aksine, olabildiğince canlı ve renkli kapaklarla sunulan popüler kitaplar kadar yazarın da öne çıkmasına ve kitabın dolaşıma girmesine özen gösterilir. Çoğunlukla gazetelerde yayımlanan ve etkileyici olmasına çalışılmış bir spot eşliğinde sunulan söyleşilerle, özel stüdyolarda çekilmiş fotoğraflarla; tanıtım ajansları, menajerler, televizyon programları ve imza günleriyle desteklenen bu yeni yazar imgesi, kitabın imgesiyle aynı yörüngede kendine yeni bir bağlam açar.

Böylece bir yandan, okurun kolayca özdeşim kurabileceği, “kendi hayatından izler bulabileceği” romanlar dolaşıma sokulurken, bu imgenin üzerine çıkması sağlanan bir pop-yazar imgesi de kurulmuş olur. Yazar, günler geceler boyu odasına kapanıp bir masanın başında emek harcamaz artık. Televizyonların sabah programlarına da çıkar, reklamlara da, büyük şehirlerdeki ‘billboard’lara da… Özellikle kadınlar ve aşk hakkında afili cümleler kurmaya özen gösteren bu yazar tipi, bir yandan -Veli Uğur’un da belirttiği gibi- daha çok telif almak için kitabının özellikle hacimli olmasına gayret ederken, bir yandan da tıpkı Calvino’nun haset içindeki yazarı gibi gözünü edebiyat dünyasına dikip oradan gelecek övgüyü bekler.

Elitizm tehlikesi

Şüphesiz bütün bu hususlara olumsuz anlamlar yüklemenin, popüler romana/edebiyata elitist bir çerçeveden bakma tehlikesi içerdiğine de dikkati çekmek gerekiyor. Okur sayısının artmasına, yazılan kitapların çeşitlenmesine, bugüne kadar ihmal edilmiş kimi türlerin (örneğin polisiyenin) sahneye çıkmasına sevinmeliyiz çünkü. Gerektiğinde cinselliği, gerektiğinde ideolojiyi ve kimi dinî öğeleri kullanmaktan geri durmayan, gerilim zevkini esas alan, kısa ve kolayca anlaşılır cümlelerle yazılmış, okuru pasif bir izleyici konumuna hapseden popüler romanların önemli bir işlevi olabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu romanların, okuru zaman içinde nitelikli edebiyata taşıyabileceği, edebi olanla buluşturabileceği varsayımı da gözden uzak tutulmamalı. Yine de bugüne değin bu varsayımın doğru çıktığını söylemek güç. Birkaç yazar hariç, Türk edebiyatının en önemli isimlerinin, kitaplarının ikinci basımını dahi göremedikleri hatırlanırsa bu dikey geçişin pek gerçekleşmediği daha da iyi anlaşılır.

Bu sebeple, her yazın türü zaman içinde kendi okur kitlesini oluştururken, türler arasındaki geçişten en az etkilenen her zaman edebi romanlar oldu denilebilir. Popüler roman okuyucusu, polisiye romandan aşk romanına, oradan bilim kurgu veya spiritüalizm etkisindeki anlatılara kolaylıkla geçiş yaparken, bu hareketlilik çoğu zaman yatay bir seyir izler ve nitelikli edebiyatla buluşma bir türlü gerçekleşmez.

Yarına kalacak kitaplar

Böylece popüler roman ile kanonik romanın sık sık karşı karşıya geldiğini, bu karşılaşmada ilk önce popüler olanın, zaman içinde ise çoğu kez kanonik romanın galip çıktığını görürüz. Biri yarını göremeyecek kadar dayanıksız ama mutlu, diğeri huzursuz ama yarına kalacağı için mutmaindir çoğunlukla. Edebi romanların yardımına edebiyat kanonu koşar, doğrudur. Ders kitaplarında, edebiyat tarihinde, akademide edebi niteliği yüksek romanlar canlı tutulmaya çalışılır ve bunda çoğunlukla başarı sağlanır. Ama edebi niteliği yüksek romanların gücünü, Veli Uğur’un kitabın başında belirttiği gibi, sadece edebiyat kanonuna bağlamak da haksızlık olur. Bu romanlar, popüler romanın aksine, zamana karşı dayanıklı metinler olarak yazılmıştır. Dolaşıma güç girmelerinin de, popüler romanların aksine kalıcı olmalarının da nedeni budur.


 

Okurun tercihini yargılamak doğru mu?

Antony Easthope’un deyişiyle bir kitabı popüler kültür veya yüksek kültür rafına konumlandıran o eserin edebi değeridir. Ancak Shakespeare, Dickens, Hugo, Dumas gibi ustaların kaleminden çıkmış pek çok klasik eserin kendi devrinde popüler olduğunu da unutmamak lazım.

1980’li yıllardan sonra yüksek kültür ile popüler kültür arasındaki hararetli tartışma pek çok alana olduğu gibi edebiyata da yansır. Özellikle popüler romanlara kültürel çalışmalar alanından bakıldığında ortaya çıkan tablo tartışmaları beraberinde getirir. Kanadalı edebiyat eleştirmeni ve akademisyen Peter Swirski, popüler kültür ile yüksek kültürün sürekli etkileşim içinde olduğunu söylerken, Antony Easthope’un deyişiyle bir kitabı popüler kültür veya yüksek kültür rafına konumlandıran o eserin edebi değeridir. Pek çok klasik eserin kendi devrinde popüler olduğunu (Shakespeare, Dickens, Hugo, Dostoyevski, Balzac ve Dumas gibi isimler kimi zaman ‘ihtiyaçtan’ yazı masasına oturmuştur) hatırdan çıkarmamak lazım. Bunun yanı sıra, Berna Moran, Batı’da polisiye roman, fantastik roman, casus romanı, korku romanı, bilimkurgu romanı gibi çeşitlerin popüler bir anlatı sınıfı oluşturduğunu söyler.

Okurun yaşamından deneyimler

Stephen King Yazma Sanatı’nda popüler roman için şöyle bir tanım yapar: “Okurun kendi yaşamından, deneyimlerinden; davranış, yer, ilişki ve konuşmalarından tanıdık bir şeyler bulduğu tarzda yazılmış romanlar.” Peki, popüler romanlar ile edebi romanlar arasında nasıl bir farktan söz edilebilir? Bu ayrımı Stephen King şöyle belirler: “Bir kitap duygusal boyutta sizi etkiliyor mu sorusu asıl belirleyici özelliği ortaya çıkarır. Ve bu hassas mekanizma bir defa çalışmaya başlarsa birçok ciddi eleştirmen kafalarını sallayıp ‘hayır’ diyecektir. Bana göre, edebiyat çözümleyerek hayatlarını kazanan birçok kişinin taşıdığı, ‘bir defa bu ayaktakımının edebiyat çevresine girmesine göz yumarsak insanlar önüne gelenin gireceğini görecek’ düşüncesi belirleyicidir. O zaman biz ne iş yapacağız?”

Yine Stephen King’den devam edecek olursak, Amerikan edebiyatına büyük katkılarından dolayı Ulusal Kitap Ödülü’nü aldığında popüler edebiyatı savunan yazar, konuşma metninde edebi çevreler tarafından takdir edilmediğini düşündüğü yazarların isimlerini bir bir sayar. King’in bu tavrı kimi edebiyat eleştirmenleri ve yazarlarca topa tutulur. Yazar bu kışkırtıcı sözlerinin nedenini ise şöyle açıklar: “Ciddi edebiyat fikrini benimsemiş insanlar sadece üç beş yazarın ismini listeye alıyorlar ve sadece onlar belli yerlerde boy gösteriyor. Zaten bu liste de birbirlerini tanıyan insanlar tarafından yapılıyor, belli okullara gitmiş, belli edebi çevrelerin desteğiyle ortaya çıkmış isimler. Bence bu kötü bir yaklaşım ve edebiyattaki büyümeyi baltalıyor. (…) Ciddi popüler romanlara kapıları kapadığınız zaman ciddi romancı olarak görülen insanlar da dışarıda kalıyor. Onlara da kendilerini tehlikeye atıp popüler, ulaşılabilir kitaplar yazmalarını söylüyorsunuz.”

Popüler romanlar ve sahte hazlar

King’in savunduğu popüler romanları Peter Swirski dört temel yargıyla özetler. Birincisi, popüler romanlar sakıncalıdır, çünkü kanonik edebiyata kıyasla bu tür kitaplar geniş kitleler için, en önemlisi de kâr odaklı yazılmıştır; ikincisi, popüler edebiyat kanonik edebiyatın itibarını zedeler ve ona ulaşmak isteyen kitleyi engeller; üçüncüsü, popüler romanlar sahte bir haz duygusu verir, hatta okur üzerinde zararlı bir etkisi vardır; dördüncüsü, popüler romanlar pasif ve kayıtsız bir okur oluşturarak halkın üzerinde kültürel ve siyasi diktatörlüğe zemin oluşturur.

Swirski’nin bu genellemelerine ek olarak, kimi eleştirmenler popüler roman okurları ile kanonik roman okurları arasındaki farklılıklara değinir. Her iki türün okurunun eğitim ve kültür düzeyi açısından değişik uçlarda durduğunu söylemek mümkünken; popüler roman okuru boş vakitlerini değerlendirmek, kanonik roman okuru ise anlamak, yorumlamak ve irdelemek için okuma eylemini gerçekleştirir. Bu hararetli tartışmada genellemelerle devam edersek; popüler roman okurları teslimiyetçi, estetik roman okurları bireysel olarak görülür.

Kanonik roman ve itibar

Popüler roman ile kanonik romanın karşılaştırılması bir kitapçıya girildiğinde bile göze çarpacak niteliktedir. Kapak tasarımından, raflarda aldığı yerden, hatta kimi zaman fiyatından iyi okur o kitabın nereye ait olduğunu hemen kavrar. Yukarıdaki örneklere ek olarak, popüler romanın geniş kitlelere hitap ettiği, bir nevi “kafa dinleme, rahatlama” vaat ettiği kabul görürken, kanonik romanların yazarın kendini ifade etme özgürlüğü adına sınırsız bir alan vaat ettiği söylenebilir. Popüler roman dönemin belli sorunlarını işlerken, kanonik roman daha evrensel olana odaklanır ve kalıcıdır, kendi zamanından sonra anlaşılır. Popüler romana bir başka eleştiri ise kanonik romandan pek çok öğeyi alıp harmanlaması ve böylece kanonik romanın itibarını azaltması. Bir diğer tartışma ise popüler romanın kanonik romana ilgiyi gölgeliyor olması. Popüler romanlardaki karakterler daha düz, kanonik eserlerdeki karakterler bütünsel ve canlı bir yapıya sahip olarak değerlendirilmekte.

İsimler üzerinden gidersek söz konusu ayrım zihinlerde daha da oturacaktır. Mesela Harold Bloom, son Batılı kanonik yazarın Samuel Beckett, günümüzde yaşayan kanonik yazarın ise hiç tartışmasız Gabriel Garcia Márquez olduğunu söyler. Terry Eaglaton ise kanonik yazarlar olarak George Eliot, Charles Dickens, T. S. Eliot, Henry James, Joseph Conrad, D. H. Lawrence, James Joyce ve W. B. Yeats gibi isimleri örnek verir. Bunlara ek olarak Jane Austen, James Joyce kanonik edebiyatın bir parçası olarak değerlendirilirken Agatha Christie, Stephen King gibi yazarlar ise popüler romanın “ustaları” olarak nitelenir.

Akademik dünyadan tanımlarla devam edelim. Doç. Dr. Şaban Sağlık’ın Popüler Roman Estetik Roman adlı kitabındaki iki tanım dikkate değer. Sağlık, popüler romanı “Yazarı açısından estetik bir gaye güdülmeksizin kaleme alınan; yazılıp yayımlanmasında başta ticari kaygı olmak üzere, sanat dışı sebepler bulunan; okurun fikrinden çok duygu ve heyecanlarını harekete geçirmeyi hedefleyen; çok sayıda okura ulaşan; kolay anlaşılıp rahat çözümlenen; okurda belirli bir seviye aramayan; klişeleşmiş, basmakalıp bir yapı arz eden; birçoğu filme alınarak -okur dışında- sinema ve televizyonda da çok sayıda izleyiciye ulaşan vs. nitelikte romanlar” şeklinde tanımlar.

Kitapta estetik romanın tanımı ise şöyle: “Yazarı tarafından sanat-estetik bir gaye ile yazılan; yine yazarı açısından ciddi bir uğraş olarak kabul edilen; yayımlanması sadece ticari sebeplere dayanmayan; okuru hazır duygu ve düşünce kalıplarından sıyırıp onu her şeyi sorgulayıcı bir konuma getiren; yine, okurda belirli bir kültüre ve estetik birikim (seviye) arayan; bu yüzden az sayıda okura ulaşan; kurgusu ve anlatım tekniği açısından orijinallik arz eden (basmakalıp bir yapıya sahip olmayan) nitelikte romanlar.”

YAYINCILARIN ROLÜ

Sağlık’ın bu iki tanımı yan yana okunduğunda, iki tür arasındaki ayrımın ucunda bir başka etmenden söz etmek mümkün: Yayıncılar. Kitabı önümüze sunan bu koca endüstriye odaklanıldığında ortaya çıkan manzara hayli şaşırtıcı. Mesela dünyanın en önemli iki yayıncısı Penguin ve Random House geçtiğimiz günlerde aynı çatı altında birleşmişti. İki büyük yayınevinin kuruluş hikâyeleri dikkate değer. Penguin 1935’te Allen Lane tarafından Londra’da kurulur. Lane, tüccar bir zekâyla Ernest Hemingway ve Agatha Christie’nin kitaplarını “bir paket sigara fiyatı”na satmaya başlar, kitaplar da epey rağbet görür. 1924’te Bennett Cerf ve Donald Klopfer tarafından New York’ta kurulan Random House ise klasik eserleri geniş kitlelere yaymakla işe başlar. Bu iki örnekten yola çıktığımızda eleştirmen Swirski’nin özellikle popüler romanlar ve kanonik romanlara olan ilginin bu kitapların fiyat farklılığından dolayı da değerlendirilebileceği tezi önem kazanmakta. Örneğin, Eco veya Calvino’nun eserleri ile popüler bir yazarın kitapları arasında ciddi fiyat farkı olduğuna değinen Swirski, okurun popüler romana olan ilgisini bu farkın da tetiklediğine değinir.

‘İyi roman, fena roman’

Popüler roman ve kanonik/estetik roman ayrımı herkesin öyle kolayca gireceği bir tartışma olmayabilir. Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nureddin arasındaki mektuplaşmalarda geçen şu cümleler bu anlamda dikkate değerdir. Usta şair, Vâlâ Nureddin’e şöyle yakınır: “Popüler roman diye bir şey tutturmuşsun. Öyle şey yoktur. İyi roman, fena roman vardır. Gayet derin meselelerden bahseden, âli üslûpta yazılmış, yalnız sanat endişesi güttüğünü söyleyen romanlar vardır ki kötü romandır, polis hafiyesi romanları vardır ki iyi romandır. Tolstoy’un Anna Karenina’sı, Dostoyevski’nin Karamazovlar’ı, Balzac’ın birçok romanları, Zola’nın romanları, Şolohov’unkiler, şu son günlerde okuduğum Amerikalı muharririn Gazap Üzümleri isimli romanı mesela, bütün bunlar ‘popüler’ roman dediğin nesne kadar heyecanla, merakla okunur.”

Tomris Uyar’ın bir yazısında Aka Gündüz, Mahmut Yesari, Kerime Nadir gibi popüler eserlere imza atan yazarların Türkçeyi özenle korumalarına saygı duyduğunu söylediğinden bahseden Selim İleri, bu yazarların kendisi için neden önemli olduğunu şöyle açıklar: “Popüler romanda edebi lezzet arayışları.” Okuma tutkusunun popüler romanlarla başladığını söyleyen Selim İleri’ye kulak verelim: “Popüler edebiyatı hiçbir zaman hor görmedim. Popüler romanlara gönül borcu duyduğumu sık sık açıkladım. (…) Dünün popüler romanları bence daha güçlü eserlere yol aldırtırdı okuru. Huzur’a varacak yolda Nilgün’ü okumuş olmak vakit kaybı değil, tam tersine kazançtı. Hıçkırık, Samanyolu kim bilir edebi değeri yüksek hangi romanlara ‘köprü’ydü. Bugün öyle mi?..”

Bir eseri nitelikli olarak adlandırmak elbette onun satış rakamları ile ilintili değil. Bir yazar çoksatar olabilir ve bu onun eserinin kötü olacağı anlamına gelmeyeceği gibi, popüler romanın kanonik romanın yerini alacağı veya tam tersi gibi varsayımlar da öyle hemen gerçekleşmesi mümkün kehanetler değil. Fakat Tomris Uyar’ın, “Belleklere kazınmayan bir şey yapıyorsanız, bu o aralar herhangi bir sosyal eğilimden ötürü gündemde oluyorsa ve siz bu yüzden seviliyorsanız, o gündemden kalktığında siz de gündemden kalkacaksınız, demektir.” sözü nitelikli edebiyatın öç alma biçimini ortaya koyar.

OKURU YARGILAMAK

Marcel Proust Okuma Üzerine adlı benzersiz kitabında Descartes’tan şu cümleyi alıntılar: “Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir.” Bu yüzden bu “iyi konuşma” tercihinin her okur için biricik eylem olarak görülmesi gerekir. Okuru bu tercihinden dolayı yargılamak kabul görecek bir şey olmasa gerek. Okuyucu demişken, Ömer Türkeş’in şu tespitini paylaşmakta yarar var: “Okuyucu ne istiyorsa o, nasıl istiyorsa öyle ortaya konur bu edebiyatta her şey. Okuyucu acılı yazılardan mı hoşlanıyor, her sayfada gözyaşı fırsatı kollar yazar; gülünç şeylerden hoşlanıyorsa okuyucu, gülüş avcılığına başlar yazar.”

Bütün bu genellemeler, ayrımlar, eleştiriler alt alta sıralandığında popüler roman-kanonik roman tartışmasına kültürel çalışmalar alanından daha da dikkatli bakılması gerektiğini söylemek gerek, zira popüler kültür, yüksek kültür, üretici (yazar), tüketici (okuyucu) ve ürün (roman) gibi kavramlar tek tek bu açıdan ele alınması gereken tanımlar olarak önümüzde duruyor.

Kaynak: Zaman/Kitap