Psikiyatrinin Enteresan Rahatsızlıkları

0
159

Psikiyatrinin kısa tarihinde kayıtlara geçen öyle enteresan rahatsızlıklar var ki, hepsi de filmlere konu olacak türden. Yaygın olmadıkları için fazla bilinmeseler de, her biri ‘Allah düşmanımın başına vermesin’ dedirtiyor.

Yazmaya doyamıyor musunuz?: ‘Hipergrafi’

Hipergrafi, kişinin taşıdığı dayanılmaz yazma dürtüsünün adı. Muzdaripleri kalemi bir kere ellerine aldıklarında bir daha bırakamıyor. Önce önlerine çıkan tüm boş sayfaları, hızlarını alamazlarsa da faturaları, evdeki tüm peçeteleri, duvarları yazıyla doldurabiliyorlar. Çoğu bunu bir hastalık olarak kabul etmiyor. Hatta içlerinden bunu kariyere çevirenler bile var; tabii ki yazma yetenekleri varsa. Hipergrafinin nedeni ise beynin elektriksel gücündeki aşırı artış.

Ölmüşüm de ağlayanım yok: Cotard sendromu

‘Ayaklı cenaze sendromu’ olarak da bilinen cotard sendromundan muzdarip kişiler, zihinlerinde ölü olduklarına dair bir düşünce geliştiriyorlar. Hatta o kadar ki bazıları aynaya baktıklarında kendilerini göremiyor. Önce yaşadıkları dünyadan kopup sonra da etlerinin çürüdüğünü, iç organlarının eridiğini, bedenlerinin dağılmakta olduğunu düşünüyorlar. Üstelik çevrelerindeki insanların tüm bu olup bitenlere rağmen hiçbir şey yokmuş gibi kendileriyle konuşmalarına da haklı olarak anlam veremiyorlar. Bu hastaların çoğuna depresyon tanısı konuyor.

Yolda görsem selam vermem: Yüz körlüğü

Bazen sokakta birine rastlarsınız, o sizi tanır ancak siz onu çıkartamazsınız. İşte bu durumu birini her gördüğünüzde tekrar yaşadığınızı hayal edin. Yüz körlüğü hastalığı tam olarak bu. Hastalığa yakalananlar, gördüğü herkesi ilk kez görüyormuş hissini yaşıyor. Bu yüzden aile fertlerinin bile yüzleri onlar için anlam ifade etmiyor. Hastalık bazı durumlarda geçici ve tedavi edilebilir olsa da bazen ömür boyu sürüyor. Böyle durumlarda hastaya, tanıştıkları kişilerin ses tonuna dikkat etmeleri tavsiye ediliyor.

Ne umduk ne bulduk: Paris sendromu

Bizi ilgilendiren pek bir yanı olmasa da ibretlik bir durum olduğu için bilmekte fayda var. Paris sendromu sadece Paris’i ziyaret eden Japon turistlerde kendini gösteriyor. Ya da şimdilik sadece onlar bunun farkında. Hayal dünyalarındaki Paris gerçek Paris’le pek de uyuşmayan Japon turistler, yaşadıkları hayal kırıklığı sonucunda şok geçiriyor. Kulağa şaka gibi gelse de yılda en az on Japonun travma yaşadığı kayıtlara geçmiş. Hatta o kadar ki, buradaki Japon Konsolosluğu’nda konuya el atmak için 24 saat hazırda bekleyen bir masa bile var.

Yerli dizi modunda: Yabancı aksan sendromu

Bununla ilgili dünya genelinde şimdiye kadar 20 vaka kayıtlara geçmiş durumda. Bu hastalığa yakalananlar, kendi dilini bir anda bir yabancının aksanıyla konuşmaya başlıyor. Mesela Türkçeyi sonradan öğrenmiş bir Rus olmamasına ya da hiç Muhteşem Yüzyıl dizisi izlememesine rağmen kişi Hürrem Sultan Türkçesiyle konuşmaktan kendini alamıyor. Nedeninin beynin dili kontrol eden sol lobunda oluşan hasar olabileceği düşünülüyor. Vakalardan bazılarının kalp krizinin ardından ortaya çıktığı da bilinmekte. Ama olur da bir gün yakalanırsanız iyi haberi verelim; süresi kişiden kişiye değişiklik gösterse de, yabancı aksan, bir süre sonra normale dönüyor.

Uzaklara kaçmayı düşünenlere: Dissosayitif füg

Meseleyi hafıza kaybı ile uzaklara kaçma şeklinde özetlemek mümkün. Hayatından bunalan kişi, geçmişine dair her şeyi unutup bir otobüse atlıyor ve uzaklarda kendine yeni bir kimlikle yeni bir hayat kuruyor. Mesela İstanbul’da geçinip giden bir memurken, kendini Adana’da pamuk işçisi olduğuna inandırabiliyor. Yeni kimliğinin gerçekliğine de inandığı için tanı koymak neredeyse imkânsız hal alıyor. Genelde travmalardan sonra görülen rahatsızlık, genetik özellik de taşıyor ve beynin bir anlamda kendini ‘reset’leme isteği olarak görülüyor.

Film şeridi gibi: Duyarsızlaşma bozukluğu

Duyarsızlaşma bozukluğunda kişi, kendi bedeninden ve zihninden kopuyor. Kendisini bir yabancının hayatını yaşıyormuş gibi hissediyor. Aslında çoğumuzun, özellikle stresli dönemlerde, birkaç dakikalığına yaşadığı bir şey olsa da hastalığa yakalananlar sürekli böyle hissediyor. Yani hayatını bir film seyreder gibi seyrediyor ya da bir robotmuş hissiyle yaşıyor. Genelde trafik kazası ya da ölümcül hastalık gibi hayatı tehdit eden şeylerden sonra meydana gelse de, nedeni tam olarak bilinmeyen rahatsızlıklardan.

Bir sen vardır sende: Capgras sendromu

Adını Fransız psikiyatr Capgras’tan alan sendromun başlıca özelliği kişinin çevresindekilerin gerçek olmadığına, başkalarının onların yerine geçtiğine inanması. Şizofreninin belirtisi olarak da görülen hastalığa sahip kişi, kendisini bir komplonun içinde hissediyor ve çevresindekilerin değiştirildiğini düşünüyor. Mesela eşinin bir sahtekâr olduğunu, gerçek eşini kaçırıp onun yerine geçtiğini düşünebiliyor. Kalp krizi ya da başa alınan darbe sonucu, yakınınızdaki birine karşı hissettiğiniz duygusal bağ kopunca, beyin de bu bu hastalığa sığınıyor.

Kaynak: Zaman / Arzu Kılıç