Psikolojinin Üç Silahşörü: Endişe, Kaygı, Panik

0
326

Psikolojinin Muhteşem Üçlüsü: Endişe Kaygı Panik

Hepimizin kendimizi endişeli hissettiğimiz zamanlar vardır.Genellikle stresli olduğumuz durumlarda örneğin önemli bir rapor sunacağımız, müdürümüzden maaşımız için zam isteyeceğimiz durumlarda hepimiz az çok bir endişe yaşarız. Bu bedenimizin bize tehlike geliyor sinyallerini verdiği doğal bir süreçtir.

Endişenin doğal olmayan halinde ise size istediğiniz hayatı yaşamanıza engel olan sürekli olan korkular vardır.Bu bazen nedenini bizim de bilemediğimiz, her an içimizde bir korku ve endişenin bulunduğu bir durum olarak karşımıza çıkabileceği gibi bazen de kendisini panik atak veya kendimizi tüm sosyal hayattan uzak tutacak bir sosyal geri çekilme ya da istemediğimiz takıntılar şeklinde de kendisini gösterebilir. Bazen de endişemiz ,başkaları için sorun yaratmayan nesnelerden veya durumlardan korktuğumuz fobiler olarak çıkar karşımıza.

Yukarıda değişik şekillerde kendini gösteren endişelerin ortak bir noktası vardır. Bunların hepsinde devamlı ve kişiye kendini kötü hissettiren, bir korku ve kaygı vardır. Bu korku ve kaygı hali bireyin dış dünya ve sosyal çevresi ile olan ilişkisini sekteye uğratır. Bunun bedelini de kişi düşük öz güven, depresyon bazen de alkolizmle geri öder.

Kaygı bozuklukları yaşayan biri hem fiziksel hem duygusal ve psikolojik ip uçları verir bizlere. Nedir bunlar?

Duygusal/Psikolojik Semptomlar:

-Kendini iyi hissetmeme hali
-Her şeyden kaçınma
-Çabuk sinirlenme
-Karışıklık duyguları
-Davranış problemleri (özellikle çocuk ve gençlerde kaygı bozuklukları davranışlarla ortaya çıkar)
– Kendini güvende hissetmeme
-Delirme ve /veya ölüm korkusu
-Her şeyden kaçma , her şeyi bırakıp gitme isteği

Fiziksel Semptomlar:

-Kalp çarpıntısı
-Göğüs ağrısı
-Sıcak-soğuk basmaları
-Nefes darlığı
-Terleme
-Baş dönmesi
-Baş ağrıları
-Yorgunluk
-Uykusuzluk

Peki nasıl oluyor da bazılarımızda korku, kaygı, fobya, takıntılar daha çok görülüyor. “Mental Help Guide Organization”a göre yaşadığımız çevre, kişilik yapımız, aile içi dinamikler, beyin kimyamız, ve tabii ki getirmiş olduğumuz genler bunun için önemli bir rol oynuyor. Tabii şunu da unutmamak gerekiyor. Bu faktörlerin sadece biri bizi panik atak hastası yapmıyor aslında bizi hasta eden tüm bunların bir kombinasyonu.

Genlerimiz, beyin kimyamız üzerinde bir etkimiz olamayacağına göre diğer faktörlere bir bakıp hem kendimiz hem de yetiştirmeye çalıştığımız çocuklar için neler yapabiliriz bir bakalım.

Çevresel faktörlerden özellikle anneden erken ayrılmanın, ev ve aile içinde yaşanan kavga, stresli durumların, çocuklarına karşı çok sert ve esnek olmayan, hep eleştiren anne-babaların varlığının kaygı ve panik bozukluklara zemin hazırladığını bilmekte fayda var sanırım. Ayrıca kaygılı bir anne-babaya sahip olmak da bu duruma yakalanmak için iyi bir neden, Çünkü biz davranış paternlerimizin çoğunu doğrudan onlardan öğreniyoruz.

Bir de çocuklukta yaşanılan travmalar – büyük bir kaza, anne-babanın ayrılması vb- gelecekte karşımıza kaygı bozukluğu veya depresyon olarak karşımıza çıkabiliyor.

Kaygılar, yoğun ve devamlı olan korkular, takıntılar, depresyon hepsi hayat kalitemizi çok düşüren , hayattan keyif almamızı engelleyen faktörler. Ama bunlarla beraber yaşamak zorunda olmayışımız, her şey gibi bu konuda da profesyonel yardım almanın hayat kalitemizi arttıracağını unutmamak gerekiyor.

Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz / ivillage