Q okuldan mezun eder, EQ hayattan!

0
118


Son zamanlarda, günlük hayatındaki ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde hissederek sık sık kendini ‘köşeye sıkışmış’ gibi gören hemen herkesin sözlüğüne girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ.

Son zamanlarda, annelerin, babaların, evlilik terapistlerinin, şirket yöneticilerinin, lider danışmanlarının, politikacıların, TV’cilerin ve kısaca günlük hayatında ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde hissederek sık sık kendini “köşeye sıkışmış” gibi gören hemen herkesin sözlüğüne girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ.

Ne demektir?

Kısaca, sizin kendinizin ve karşınızdakilerin duygularını “Fark etme + Tanımlama + Davranma” zincirindeki performansınızı ifade eden bir iletişim yeterlilik ölçüsü. Zincirin bütün bu halkalarını birbirinden koparmadan, aralarından hava bile geçmeyecek şekilde ustaca yönetmeye yarayan bir çeşit iletişim sanatkârlığının adı.

IQ’dan farkı nedir?

Kabaca zihinsel performansın birimi olarak ifade edebileceğimiz IQ’yu (Intelligence Quotient), EQ’dan (Emotion Quotient) ayıran temel özellik; IQ laboratuvar ortamında testlerle belirlenmiş ve sosyal ortamdan yalıtılmış bir yığın beyin odaklı işleminizi tanımlamak için kullanılırken, EQ sosyal ilişkileriniz içindeki sizi ifade etmektedir.

Zihninize ait her bir odanın çalışma kapasitesi yüksek olabilir. Ancak bu odalarla dolu binanın içine, duygu dediğimiz tanımlaması bugünkü psikoloji için bile zor olan bir yaramaz çocuk girdiği zaman sistemlerin performans kalitesinin hiçbir önemi kalmamaktadır. Bu yaramaz çocukla nasıl başa çıkılacağını ancak “duygusal zeka” adındaki yetenek bilir. Yani o haylaz çocuğu gerektiğinde durduracak, gerektiğinde doğru yöne doğru itekleyecek olan gelişmiş zihin sistemleriniz değil, duygu yönetme gücünüzdür. IQ ile EQ işte bu yüzden birbirinden bağımsızdır ve birbirlerine dönüştürülemezler. Birinin gediğini diğeri kapayamaz.

Bunun yanında IQ bizim doğuştan üst sınırı belli, kader kaleminin beyin performansımız üzerindeki izdüşümü iken; EQ o kadar da kaderci değildir. Kişinin çabası, kendi ve diğerleri üzerindeki duygu yönetme taktiklerini öğrenmesi, uygulaması nispetinde artırılabilen bir yetenektir.

Duygu nasıl yönetilir?

Duygunun yönetilebilmesi için yukarıda birtakım zincir halkalarından bahsetmiştik: “Fark etme + Tanımlama + Davranma”. Bunlara daha yakından bakmak gerekirse; duygunun önce fark edilmesi gerekir. Sizin veya karşınızdakinin duygusal bir tetiklenme içinde olduğunu fark etmek, bakmakla görmek arasındaki fark gibidir. Önyargılarınızı, anlatmak istediklerinizi, kendi duygularınızı bir an için kenara koyup sadece karşı tarafın söylemlerinin, ses tonunun, mimiklerinin, beden dilinin altını yoklamanız bile duyguyu iş üstünde yakalamak için yeterlidir. Duyguyu fark ettiğiniz zaman konunun % 50’sini halletmişsiniz demektir. Çünkü genel olarak bakıldığında iletişim kazalarının en önemli sebebi gözden kaçırılan duygular olmaktadır.

Beni kategorize et!

Bir sonraki adımda karşı tarafın bu duygusunu kategorize etmeniz gerekir. Endişe mi-şüphe mi, mutluluk mu-rahatlık mı, vb. başlıklar altında o duyguyu sınıflandırmanız hangi duyguyla dans ettiğinizi öğrenmeniz ve buna göre bir sonraki adıma hazırlanmanız açısından önemlidir. Bu sayede, başkaları onun duygularını yok sayarken ve ısrarla kendi istediğini benimsetmeye çalışırken siz şu minik birkaç adımla bile oldukça mesafe katettiniz. Durdunuz; konuşmak yerine dinlendiniz ve onu “anladınız”. Üstelik bu “anlama” söylemek istediklerini anlamaktan daha farklı ve daha önemli bir anlama. Siz onun duygularını anladınız. Bu o kadar büyük bir adımdır ki sonraki adımlar çorap söküğü gibi gelecektir.

Sihirli sözcük: “Anlıyorum”

Sıra o hisleri anladığınızı belli etmeye gelmiştir. Anladığınızı yüksek sesle paylaşmanız, bunu ona hissettirmeniz, onunla duygusal ritim adına aynı safta olduğunuzu kelimelerden çok beden dilinizle, mimiklerinizle, bazen de birkaç saniyelik sessiz kalmanızla belli etmeniz bir duygusal zeka yıldızı olmak konusunda en isabetli adımlarınız olacaktır.

Ve geriye tek bir adım kalmıştır. Bu aşamaya kadar anladığınız ve değer verdiğiniz duyguların tatmin olacağı şekilde davranmak. Bu da ancak onları daha doğru bir hedefe kanalize edebilmekle olur. Evet, duyguları yok saymak veya yok etmek değil; daha uygun bir yöne kanalize etmek. Örneğin; öfkenin elinden değerli olanı kurtarıp, daha uygun ve harcanabilir bir öfke nesnesi bularak öfke patlaması adındaki aslanlar arenasına onu atmak. Veya hayalin kırılmasını o bünyeye uygun yeni hayaller enjekte ederek aşmak. Veya sizi iş yapamaz hale getirmiş kaygı duygusunun büyük çoğunluğunu kader tenceresinde eritip, kalanını da irade tabağında servis yapmak gibi.

Duygu yönetimine yönelik minik haplar

Karşı taraftan doğru ifade ettiğinize yönelik onay alana kadar o kişinin hislerini yine ona tanımlayın. “Şimdi oldu!” dediği zaman siz de onu daha iyi anlamış bir noktaya vardığınızı fark edeceksiniz.

Konuşurken acele etmeyin. Söylemek istediklerinizi anlatan kurduğunuz muhteşem cümleler değil, o cümlelerinizin karşınızdakinin ruh dünyasında oluşturduğu duygusal profildir. Bu profili bir sanatkâr edasıyla çizmek de dar zamanların işi değildir.

Fark etmek, özgürlüğün başlangıcıdır. Davranışlarınızın sebebi olan kendi duygularınızı fark ettiğiniz zaman onlarla davranışlarınız arasındaki otomatik sandığınız bağ çözülecek. Aynı duygudan kaynaklanmasına rağmen farklı davranış seçeneklerinin de olduğunu göreceksiniz.

Duygularınızın ifade yolu olan davranışlarınız konusunda repertuar zenginliği kazanmaya çalışın. Aynı duygu sizde her zaman aynı tepkiyi tetiklemesin. Tepkinizi ifade edebilecek çeşitli davranış alternatifleri oluşturun.

Siz öyle demek istemeseniz de öyle anlaşılmanıza yol açabilecek üslubunuza dikkat edin, yanlış anlaşılmaya imkân vermeyecek derecede açık ve net olun.

Duygusal tansiyonun yükseldiği zamanlarda konuyu daha sonra tekrar konuşmak üzere ara verin. Kalp atışı dakikada 100’ü geçtiği anlarda anlama ve empati kurma biyolojik bir imkânsızlık halini alır.

Kaynak: Zaman Gençlik / ERHAN ÖZDEN