Sabır: Ağrıları Dindiren Acı Bir Ot

0
856

Sabır, ağrıları dindiren acı bir ot gibidir. Hem can yakar hem de tedavi eder. Her sıkıntı bir kolaylığa gebedir ama bekleme süresine sabır etmek gerekir. Deryalar, damlalardan meydana gelir; ama damlanın deryalaşacağı zamanı büzmeye kimsenin gücü yetmez. . Acelecinin harmanında en çok bulunan şey hatadır. Zirvelerin yolu vâdilerden başlar. Tabiî sabırlı olanlar için. . Olaylar karşısındaki müspet tavrın adıdır sabır.

Sabır, yücelme ve fazilete ermenin mühim bir esası ve iradenin zaferidir. O olmadan, ne ruhu inkişaf ettirmeden, ne de yücelip benliğin sırlarına ermeden bahsedilemez.

Tohum bu sessizlik ve sebat içinde taşı toprağı deler, gün-yüzüne çıkar. Tomurcuk, yüz defa bağrını güneşe açar ve yüz defa gecenin karanlıkları karşısında gerilime geçer, sonra varlığa erer.

Ah, aceleci insan! Sabırsızlık gösteren sadece sensin. Sensin, eşya arasındaki tertibe riayet etmeyen! Sensin, yükselirken mesafelere tahammülü olmayan ve tırmanmada birkaç merdiveni birden atlamak isteyen! Sensin, sebepleri gözetmeden netice bekleyen! Sensin, olmayacak kuruntulara gömülerek hayalden sırça saraylar kuran! Sensin, düşünmeden konuşan, konuştuklarına pişmanlık duyan ve birbirini takip eden pişmanlıklardan ders almayan, uslanmayan!

Sabretme, yani dişini sıkıp dayanma, metanet gösterme, sarsılmama, irade felcine uğramama ve her gün bir sürü zehir zemberek hâdiseyi sineye çekip dayanma elbette kolay iş değildir.

“Sabır” kelimesiyle “Sabir otu” aynı kökten gelen kelimelerdir. Sabir otu, zehir gibi acı bir ottur. Zannediyorum eski tıpta, ilaç sanayisinde de kullanılıyordu. İşte sabır, bu sabir otunu yutmak kadar acıdır. Ancak bu acılık, işin başlangıcı itibariyledir. Netice ise her zaman şeker-şerbet olmuştur.

timthumbÖrnek 1: Dillere Destan At

Efendim köyde bir yaşlı adam varmış. Çok fakir. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı” dermiş hep. .

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.

Köylü ihtiyarin başına toplanmış.

“Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Simdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

tumblr_m4qtrcUoqU1rv1u8io1_500Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.

“Babalık” demişler. ”Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Simdi bir at sürün var. ”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş; ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?. ”

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama içlerinden “Bu herif sahiden cahil” diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarin tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul simdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.

“Bir kez daha hakli çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Simdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez. ”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.

“Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, Şansmış meğer. ”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Örnek 2: Çivi

Babası sabırsız çocuğuna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya baslar. Daha sonra, kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir.

Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına götürür ve bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Birini bıçaklayıp tekrar bıçağı çıkarabilirsin, önemli değil ama ne kadar özür dilersen dile o bıçak yarası daima orada duracaktır.

Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır. Arkadaşlar mutluluktur, bizi güldürürler, başarı için cesaretlendirirler, bize dikkatli bir kulak sunarlar ve her zaman kalplerini bizlere açmaya hazırdırlar.

Örnek 3: Acele Etmek

Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş. Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Yolda yürürken köşe başında birisi “Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe” diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim’ Bu ise pek akli ermemiş ama merak iste. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış. Nasihat ” KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR” ve yoluna devam etmiş. .

İlerde yine köse başında başka bir adam bağırıyormuş “bir nasihat bin akçe” diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihati da satın almış. İkinci nasihat da: GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR” Son kalan bin akçesi ile de yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir nasihati bin akçeye satıyor. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihati satın almış. Son nasihatte:

“HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ”. Parasız yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karsılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki: Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye” Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. “Kaderde ne var ise o çıkar” aşağı inmeye karar vermiş. Aslında bu nasihatleri herkes bilir ama uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor.

İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş. Demiş ki: “Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım.” Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve “söyle bakalım hangisi güzel?” demiş. Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve “gönül kimi severse güzel odur” demiş. Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine âşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler.

Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş “Hiçbir iş aceleye gelmez”. Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: “bey sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun” demiş.

Kaderiniz ve yolunuz açık olsun, hayat acele etmeye gelmez.

Mevlana

Örnek 4: Bambu Ağacının Sırrı

Bambu ağacını duymayanımız yoktur. Bu ağaç bir uzak doğu ülkesi olan Çin’de yetişiyor. Acaba Türkiye’de yetişemez mi? İklim özellikleri göz önüne alındığında bazı yörelerimizde yetişebilir diyebiliriz ancak “Çin Bambu Ağacı” nın Türkiye’ de yetişme ihtimali var mı diye sorduğunuzda yanıt biraz düşündürebilir. Niçin mi? Çünkü sabır gerektiren bir ağaçtır. Onu yetiştirirken çok ama çok sabretmek gerekir.

Farklı bitkilerin toprağa ekilme ve çimlenme zamanı oldukça kısadır. Örneğin patates, fasulye ya da domates ektiğinizde bu bitkilerin 15 gün, 1 ay, en geç 2 ayda filizlenip büyümeye başladığını hepimiz biliriz. Bunları ekenler çok kısa sürede emeğin karşılığını alırlar ve yüzleri güler. Peki, “Çin Bambu Ağacı” na bakalım şimdi de! Bu ağacın tohumunu toprağa ekiyorlar. Gübreleme ve sulama işlemleri yapılıyor. Aradan 3 ay geçiyor fakat filizlenme yok. Yine sulanıp gübrelenip bakımı yapılıyor 6 ay geçiyor ama yine filizlenme yok. İşlemler aynen tekrarlanıyor ve 1 yıl sonra yine filizlenme görülmüyor.

Birçoğumuz bir sene geçtiği halde diktiğimiz bitki filizlenmiyorsa daha fazla uğraşmayız ve onun bakımından vazgeçeriz. Bu bitkinin katiyen yetişmeyeceğini düşünürüz. Fakat Çinliler öyle mi? Müthiş sabırlı ve metanetli insanlar olduklarını çok zahmetli ve meşakkatli bir iş olan ipek üretiminden anlayabiliriz.

Biz “Çin Bambu Ağacı” na geri dönelim. Bu ağaç bir yıl, iki yıl, üç yıl, dört yıl, ve nihayet beşinci yılın sonunda ekilmiş olan tohum, toprağı delerek kendisini küçük de olsa gösteriyor, filizleniyor. Velhasıl Çinli insanlar tam beş yıl bu topraktan ufak da olsa çıkan filiz için sabrediyorlar.

Peki, tüm bunların ardından neler olduğunu tahmin bile edemezsiniz! Bu çıkan filiz 6 haftada 27 metre uzuyor. Yanlış duymadınız tam 27 metre…

Şimdi ağacın gelişim seyrine baktığımızda düşünelim: Bu ağaç altı haftada mı büyüdü? Yoksa “beş yıl+6 hafta” da mı?

Örnek 5: Sabırsız Kral

Ülkesi düşman askerlerinin işgaline uğrama tehlikesiyle karşı karşıya olan bir komutan, ordusunu toplayıp büyük bir ovada düşman ordusunun karşısına çıkar.

Komutan, düşman askerlerini yenebilecek bir orduya sahiptir. Komutan, düşman askerlerinin nereden saldıracağını bilememektedir. Bu yüzden oldukça endişelidir. Sabırsızlığıyla tanınan komutan, bir plân yapmadan, endişeleriyle hareket eder.

Merkezde bulunan askerlerin bir kısmını, düşman sağ cepheden saldırabilir endişesiyle ovanın sağ tarafına doğru gönderir. Hâlbuki düşman askerlerinin sağ tarafında bulunan kuvvetler en zayıf kuvvetlerdir.

Ya sol cepheden saldırırlarsa endişesiyle de merkezdeki kuvvetlerin bir kısmını da ovanın sol tarafına sevk eder. Hâlbuki düşman askerlerinin önemli bölümü merkezdedir ve sol tarafta düşmanın hiçbir askeri yoktur.

Bu durumu fark eden düşman askerlerinin komutanı, karşılarındaki ordunun merkezinin zayıf kaldığını görünce ordularına merkeze saldırı emri verir. Gereksiz yere ordusunu sağa ve sola gönderen sabırsız komutanı yener ve ülkesini işgal eder.

Sonuç:

“Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Akıl insanı daima karara zorlar. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”