Sağlıkla İlgili Yaygın Yalanlar ve Gerçekler

0
151

Kulaktan dolma bilgilerle, genel trendlere uyarak sağlığınızı korumayı hedefliyorsunuz. Ancak unutmayın ki bu konuyla ilgili alacağınız tüm önlemler size özel olmalı. İşte en çok karşılaşılan sağlık yalanları ve çözümleri…

Kilolu değilsiniz. Hatta birkaç fazla kiloya bile yeriniz var. Size göre, spor salonlarını doldurması gerekenler en az 50 kilo fazlası olanlar! Tabii ki, spor salonlarına karşı bir gareziniz yok. Vitaminlerinizi aksatmadan alıyorsunuz. Dolayısıyla, şu sık sık yayınlanan, sağlıklı yaşam diyetleri de sizi çok ilgilendirmiyor. Dişleriniz gayet iyi görünüyor. Öyleyse kontrol için dişçi koltuğunda vakit harcamanıza da gerek yok. Bir sorununuz yokken ne diye kendinize iş çıkaracaksınız öyle değil mi? Yanlış! Tüm bu sıraladığınız bahanelerin tümü kendinize söylediğiniz kalıplaşmış yalanlardan ibaret. Eğer siz de, pek çok kadın gibi kendinizi bu mantıklı gibi görünen bahanelerle avutuyorsanız, aşağıdaki maddeleri okumalısınız.

Yalan 1
“Az bir uykuyla tüm haftayı idare edebilirim.”

Uyku saatlerimizin kısalması, günümüzün yoğun çalışma saatlerinin doğal sonuçlarından biri… Vaktin nakit olduğu bir sistemde, kendimize uyku için nasıl yer açabiliriz? Birçok çalışan kadın, hafta içi günlerde 5 saat uyuduğunda kendini şanslı hissettiğini söylüyor. Hafta içi, geç saatlere kadar çalışıp, saatlerimizi ofiste harcıyoruz. Ama bunun kime ne zararı olabilir? Hafta sonu iyi bir uykuyla, bütün haftayı idare edebiliriz, öyle değil mi?

Gerçek 1: Yapılan araştırmaların istatistikleri, çalışan kadınların yüzde 60’ının, sağlıklı bir metabolizma için önerilen 7-9 saatlik uyku için kendilerine zaman ayıramadıklarına işaret ediyor. Uyku, sağlığımız için yaptığımız rejim ve egzersizler kadar önemli. Doktorlar, uykusuzluğun olumsuz psikolojik etkilerinin yanı sıra, fiziksel olarak da vücuda gözle görülür bir zarar verdiğini belirtiyorlar. Yapılan araştırmalar, günde altı buçuk saatten daha az uyumanın, metabolizmanın işleyişine doğrudan etki ettiğini ve bağışıklık sistemine zarar verdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, hafta sonu, iş günlerinde uykusuz kaldığımız saatleri telafi edebileceğimize dair inanışın da tamamen yanlış olduğu ve uykunun, vücuda ihtiyacı olduğu anda verilmesi gerektiği de doktorların vurguladıkları gerçekler arasında… Uykuyu depolamak mümkün olmadığına göre, vücudunuza iyi davranın ve yeterli uyku için hayatınızda yer açın. Daha çok uyuyun, daha genç kalın!

►Yalan 2
“Vitaminlerimi düzenli olarak aldığıma göre, herhangi bir sağlık rejimini takip etmeme gerek yok.”

İşte en popüler yalanlardan biri! Kahvaltıyı arabada, iki ısırık aldığımız poğaçayla geçiştiriyor, öğle yemeklerinde ofisteki sandviçlerle idare ediyor, akşam yemeğinde ise arkadaşlarımızla buluşup soluğu fast food restoranlarında alıyoruz. Metabolizmamızın ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri almadığımızın farkındayız. Ancak endişe edecek bir durum yok. Vitamin hapları her daim çantamızda ve hiç aksatmadan kullanıyoruz. Günümüz toplumunda pek çok çalışan kadın vitamin haplarını sağlık problemlerine karşı bir zırh gibi görüyor. Peki sizce bu haplarla tüm sorunları, gerçekten ortadan kaldırmış oluyor muyuz?

Gerçek 2: Diyetisyenler, tükettiğimiz gıdalar sağlıklı olmadığı sürece, dışarıdan takviye ettiğimiz vitamin ve minerallerin katkısı olmayacağı konsunda hemfikirler.Vitaminler, dengeli beslenmenin yanında, eksik olan değerleri tamamlayarak bir çeşit destekleyici enzim rolünü üstleniyorlar. Yani eğer yeterince sağlıklı beslenmiyorsanız, aldığınız vitamin ve minerallerle metabolizmanızı güçlü tutmanız imkansız. Sağlıklı yaşam için, vücudunuzun, vitamin ve minerallerin yanı sıra, karbonhidrat, protein ve belli bir oranda yağa da ihtiyacı var. Üstelik doktorunuz özellikle önermediği sürece, sağlığınız için gerekli olan besin değerini taşıyan gıdaları tükettiğinizde herhangi bir vitamin takviyesine de ihtiyacınız kalmayacaktır. Başka bir deyişle bilinçsizce tükettiğiniz vitamin hapları, yalnızca para ve zaman kaybından ibaret olabilir. Bilimsel araştırmalar, dengeli beslenmenin, tüm haplardan daha etkili bir vitamin kaynağı olduğunu gösteriyor. Her ne kadar kompleks vitamin hapları, zengin içerikleriyle, yoğun iş tempomuzda kolay bir kaçış yolu gibi görünse de, anlaşılan o ki, hiçbir şey sağlıklı beslenmenin yerini tutmuyor.

Yalan 3
“Sigara tiryakisi mi? Ben sadece sosyal içiciyim.”

Çoğumuzun etrafı, sigarayı yalnızca alkolle birlikte ya da kahvenin yanında birkaç tane içtiğini söyleyen insanlarla çevrilmiştir. Peki, eğer hafta içerisinde birkaç parti düzenlendiyse ya da kahve eşliğinde yapılan sohbetler biraz artış gösterdiyse içilen sigaraların sayısında da kaçınılmaz bir artış olmayacak mı? Yapılan anketler, kendilerini “sosyal içici” olarak tanımlayan sigara tüketicilerinin, zamanla sigara tiryakilerine dönüştüklerini gösteriyor. Özellikle, yirmili yaşlarda bu tür eğilimlerin çok daha yaygın olduğu da istatistikler arasında!

Gerçek 3: Kabullenmeniz gereken gerçek şu ki, kendinizi sosyal içici olarak tanımlamanız, sağlığınıza tiryakilerden daha az zarar verdiğinizin göstergesi değil. Uluslararası sağlık örgütleri, yaptıkları araştırmalarda, haftada bir paketten daha az sigara tüketen insanlarla, günde bir paket ya da daha fazlasını tüketenlerin, sağlıklarına hemen hemen aynı oranda zarar verdiklerini ortaya koyuyor. Sigaranın sağlığa verdiği zararlar listelenemeyecek kadar fazla.

Bilinçsiz beslenme kan şekeri seviyesinin ani olarak yükselip düşmesine sebep olabilir.

Yalan 4
“Ara sıra karaciğerim için gerekli olan molayı verdikten sonra, canım istediğinde şişenin dibini görmekten zarar gelmez.”

Yetiştirilmesi gereken evraklar, cadaloz iş arkadaşları, herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir rekabet ortamı ve sizi sürekli eleştiren bir anneyle kuşatılmış, boğucu bir hayat. Biraz kafa dağıtmak için çok az zaman var üstelik…Durum böyle olunca sarhoş olmak, iyi vakit geçirmekle eş anlamlı hale geliyor.Üstelik arada felekten bir gece çalan herkese alkolik demek, hiç de doğru değil… Sonuçta alkole bağımlı değilsiniz ve sürekli içme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Ama dışarı çıktığınızda da eve sarhoş olmadan dönmek, sanki bir şeyler eksikmiş hissi uyandırıyor. Kırk yılda bir gereğinden fazla dağıtmanın kime ne zararı var diyorsanız, gerçeklerle yüzleşmenin vakti geldi demektir.

Gerçek 4: Teorik olarak sürekli alkol almadığınız sürece, ara sıra içkinin dozunu kaçırmanın bir zararı yok. Ama maalesef pratikte durum böyle değil. Fazla alkol almanın taşıdığı en büyük risk; alkol zehirlenmesi. Vücudunuza kaldıramayacağı ölçüde alkol yüklediğinizde, reflekslerinizi kontrol etmeniz güçleşir ve nefes alışverişleriniz düzensizleşir. Bu da farkında olmadan, hayati bir risk aldığınız anlamına gelir. Bilinçsizken herhangi bir şekilde kendinize zarar vermeniz ya da olası kazalara davetiye çıkarmanız da cabası.

Yalan 5
“Dişlerim gayet sağlıklı görünüyor. Öyleyse dişçi koltuğunda vakit kaybetmeme gerek yok.”

İşte kendimize söylediğimiz popüler yalanlardan bir diğeri. Maalesef dişlerimiz, vücudumuzun en çok ihmal ettiğimiz parçası.
Doktorlar da dahil olmak üzere birçok insan bu konuda hemfikir. Ancak bu gerçeği kabullenmemize rağmen pek çoğumuz, “Dişlerimi günde iki kez fırçalıyorum ve gayet sağlıklı görünüyorlar. Öyleyse diş doktoruna gitmeme ne gerek var?” sorusunu sormaktan kendimizi alıkoyamıyoruz.

Gerçek 5: Diş doktorları, herkesin altı ayda bir düzenli diş kontrolüne gitmesi gerektiğini belirtiyorlar. Düzenli diş kontrolü sayesinde, olası problemlerin farkına önceden varabilir ve önlemini alabilirsiniz. Böylelikle, korkunç diş ağrılarına yakalanmadan ışıldayan, sağlıklı dişlere sahip olursunuz. Diş problemlerinin ihmali, dişlerinizi kaybetmenize yol açacak kadar büyük sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, eğer altı ayda bir kontrol için, yoğun iş temponuzda kendinize vakit ayıramıyorsanız, en azından yılda bir düzenli olarak bir dişçiye görünün. Dişlerinizi düzenli olarak fırçalamanıza ve diş ipi kullanmanıza rağmen, diş minesi sorurları, dişin çatlaması veya diş eti problemleri gibi doktor kontrolünde ortaya çıkabilecek problemleriniz olabilir. Bu tür sorunlarda, ancak bir uzman yardımıyla gerekli tedaviyi alabilirsiniz (dolgu, kanal tedavisi gibi).

Yalan 6
“İhtiyacım olduğunu hissettiğimde, egzersiz yapmaya başlayacağım.”

Ortalamanın üzerinde bir boya sahipsiniz ve boyunuza göre de kilonuz gayet iyi. Herkes kıskanılacak bir fiziğe sahip olduğunuzu düşünüyor. Podyumlarda boy göstermek gibi bir iddianız da yok. Üstelik daha çok gençsiniz. Bu kadar fit görünüyorken, neden spor salonlarında ter dökesiniz ki, öyle değil mi?

Gerçek 6: Maalesef gerçek bu kadar basit değil. Her insanın egzersize ihtiyacı vardır. Büyüklerimizin ne dediğini unuttunuz mu yoksa?: “İşleyen demir, ışıldar”. İnsan vücudu için de aynısı geçerli. Vücudunuza ihtiyacı olan özeni gösterin ki, bir ömür boyu sağlıkla ışıldasın. Yaşadığımız tüketim çağında, sizi “fast food” yiyeceklerin ve hızlı yaşamın gazabından koruyacak en önemli şeylerden biri de düzenli egzersiz. Fizyoterapistler, egzersizin yalnızca iyi bir görünümden öte, kalp sağlığı için de gerekli olduğunu belirtiyorlar. Yani, düzenli egzersiz, yalnızca kilolu olanlar için bir kurtuluş yolu değil, aynı zamanda sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri. Ayrıca spor yaptığımızda beynimizin daha çok endorfin salgıladığı ve kendimizi çok daha mutlu ve sağlıklı hissettiğimiz de bilimsel bir gerçek. Hangimizin biraz daha iyi ve enerjik hissetmeye ihtiyacı yok ki?

Yalan 7
“Yakıcı bir güneş ışığı olmadığı sürece, koruma faktörü içeren krem kullanmama gerek yok.”

Pek çok kadın, güneş kremlerini, yalnızca gereğinden fazla bronzlaşmamak için bir önlem olarak görüyor. Bulutlu bir havada, bronzlaşmak mümkün olmadığına göre, güneşten korunmak için herhangi bir şey yapmaya gerek duymuyorlar. Yıllar önce, Güneydoğu Asya’da, açık tenli olmak pek de adil olmayan bir güzellik ölçütüydü. Bu nedenle de güneşten korunma yöntemleri kadınlar tarafından özenle uygulanıyordu. Günümüzde ise, güneş kremi, güzelliğimizi korumak için kullandığımız bir kozmetikten çok, cilt sağlığında önemli rol oynayan medikal bir ürün.

Gerçek 7: Yüksek faktörlü güneş kremleri, cilt lekeleri ve gereğinden fazla bronzlaşmaya karşı güzelliğimizi korurken, aynı zamanda güneşin yaydığı UVA ve UVB ışınlarının, cildimizin alt katmanlarına ulaşarak, hücrelerimize zarar vermesini de önlüyor. Uzmanlar özellikle sabah 11:00 ve öğlen 13:00 arası, güneş koruma ürünü kullanmadan dışarı çıkılmaması gerektiğini söylüyorlar. Havanın bulutlu olması veya kapalı görünmesi, güneşin zararlı ışınlarının yeryüzüne inmediği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, havanın görünüşüne aldanmayıp, yaz, kış güneş kremi kullanmakta fayda var. Ayrıca, yapılan araştırmalar, Hindistan gibi, sıcaklığın yanı sıra nem oranı da yüksek olan bölgelerde, güneş koruma kremlerinin, dakikalar sonra etkisini kaybettiğini gösteriyor. Bu tür bölgelerde şapka gibi gün ışığını direkt kesecek aksesuarlar ve kıyafetler de korunma yöntemi olabilir.

Yaşadığımız tüketim çağında, sizi “fast food” yiyeceklerin ve hızlı yaşamın gazabından koruyacak en önemli şeylerden biri de düzenli egzersiz. uzmanlar egzersizin kalp sağlığı için de çok önemli olduğunu belirtiyorlar.

Yalan 8
“Göğüs kanseri için düzenli olarak kontrole gitmeme gerek yok. Henüz risk grubunda bile değilim.”

30 yaşın altındaki kadınların, göğüs kanserine yakalanma risklerinin düşük olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olsa da; kanserin hızla form değiştirerek, vücudun başka bölümlerine sıçrama tehlikesi olduğu ve özellikle Hindistan’daki kadınların pek çoğunun hayatını bu nedenle kaybettiği de bir diğer istatiksel gerçek!

Gerçek 8: Doktorlar, 30 yaşın üzerindeki her kadının, herhangi bir msağlık problemi yaşamasalar bile, düzenli olarak göğüslerini kontrol ettirmeleri gerektiğini önemle vurguluyorlar. Başka bir deyişle, göğüs kanseri riskine karşı bir doktora görünmeyi, rutin sağlık kontrolünüzün bir parçası haline getirmeniz tahmininizden daha büyük bir önem taşıyor. Araştırmalar, kanserde erken teşhisin, tedavinin başarılı sonuç vermesinde büyük rol oynadığını ortaya koyuyor. Anketler, 1960’tan bu yana, hastalıkta önemli bir artış olduğunu ortaya koyuyor. Yarım asır önce, her yirmi kadından biri göğüs kanserine yakalanırken, günümüzde, her sekiz kadından biri kanserle mücadele ediyor. Birçok resmi kaynak, bu artışın önüne geçebilmek için, 20 yaşın üzerindeki her kadının üç yılda bir, 35 yaşın üzerindeki kadınların ise her yıl düzenli olarak test yaptırmasını öneriyor.

Yalan 9
“Ertesi gün haplarını kafama göre kullanabilirim.”

Birçok erkek, prezervatif kullanmaktan hoşlanmaz. Bunun yerine sizden daha pratik ve onları daha az etkileyecek bir korunma yöntemi bulmanızı isterler. Eğer doğum kontrol hapınızı kullanmayı unuttuysanız ve partneriniz de herhangi bir korunma yöntemini ısrarla reddediyorsa, ertesi gün hapları hayatınızı kurtarmak için sizi bekliyor. Bu mucizevi haplar, dünyanın korunmasız sekse olan bakış açısını tamamıyla değiştirdi. İnternet üzerinden yapılan anketler, kadınların neredeyse yüzde 45’inin, ertesi gün hapları sayesinde, korunmadan cinsel ilişkiye girmekten çekinmediklerini ortaya çıkardı!

Gerçek 9: Ertesi gün haplarının, ilişkiden sonraki ilk 72 saat içerisinde alındığında, istenmeyen gebeliği önlediği bir gerçek. Ancak hapların ilk 24 saat içerisinde alınmadığında sonraki saatlerde koruma yüzdesinin düştüğü birçok kadın tarafından dikkate alınmıyor. Dolayısıyla hapları, hamileliğe karşı kesin bir önlem olarak görmek de çok doğru bir bakış açısı değil. Çok daha korkutucu olan bir diğer nokta ise, ertesi gün haplarını sıklıkla kullanan geniş bir kitlenin, hapların bileşimindeki pojesteron ve steroid hormonlarının vücuda olan olumsuz etkilerinden haberdar olmaması. Jinekologlar, ilacın güçlü içeriğinin, pek çok ciddi yan etkisi olduğunu belirtirken, bazı durumlarda, ironik bir biçimde hamilelik riskini de artırdığını vurguluyor. Uzmanlar, ertesi gün haplarının, sık sık başvurulan bir korunma yöntemi olarak değil, sıra dışı durumlarda, mecbur kalındığında kullanılması gereken “acil durum hapları” olarak algılanması gerektiğinin de altını çiziyorlar. Gözden kaçırılan bir diğer problem ise, ertesi gün haplarının sizi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumak gibi bir etkisinin olmaması!

Yalan10
“Önümüzdeki bir hafta boyunca sıkı bir rejim yaparsam, fazlalıklarımdan kolayca kurtulabilirim.”

Bugün aynaya baktığınızda, görüntünüz sizi memnun etmedi mi? Vücudunuz hiç sıkı görünmüyor mu? Basenlerinizin genişliği ve oturduğunuzda göbeğinizde oluşan katlar sizi çılgına mı çeviriyor? Hemen kilo vermeniz gerekiyor. Ama öte yandan, çok vakit kaybetmek istemiyorsunuz. Üstelik spor salonları da size ezelden beri çekici gelmiyor. İşte size 21. yüzyılın bu duruma karşı ürettiği popüler çözüm: Kısa süreliğine girilen sıkı rejimler… Bir hafta aç kalın ve hızla kilo kaybederek, arzuladığınız vücuda kavuşun!

Gerçek 10: Bu tip katı rejimler, sağlığınızı riske atmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Vücudunuzu, ihtiyacı olan tüm besin değerlerinden birden bire mahrum bırakmanız, bağışıklığınızı mzayıflatarak herhangi bir hastalığa yakalanma riskinizi ciddi oranda yükseltir. Üstelik böylece metabolizmanızı ihtiyacı olan enerjiden alıkoyarak, yağlarınızın yakılmasını da yavaşlatıyorsunuz. Yani kilo vermeye çalışırken, tam tersi bir biçimde buna engel olursunuz. Rejim sonrası ise çok daha hızlı ve fazla kilo alırsınız!

Cosmopolitan