Sağlıklı Aile ve Evlilikler

0
169

Aile kurumu bir toplumun en temel kurumudur. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı ailelerden oluşmuş bir toplumdur. Aile kurumunda yaygın olarak ortaya çıkan yapısal ve işlevsel bozukluklar, dengesizlikler, toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısında da bozukluklar ve dengesizlikler olarak yansıyacaktır.

SAĞLIKLI AİLE : İdeal olarak tam sağlıklı bir aile; eşler ve çocuklardan oluşan bir yapı olarak, her türlü değişim ve krizler karşısında varlığını koruyabilen, gelişim dönemlerini yıkımlara ve kayıplara uğramadan geçirebilen, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik işlevlerini üyeleri için, günün koşullarına göre tatmin edici ölçülerde yerine getirebilen ailedir.

Bu konuyu biraz açabilmek için aileyi yapısal ve işlevsel olarak tanımlamak gerekir. AİLE KURUMU :

Toplumdan topluma, kültürden kültüre değişmekle birlikte günümüzde, aileden bahsettiğimizde genel olarak çekirdek aileden bahsetmekteyiz. Aile, karı-koca ve çocuklardan ve bazen diğer yakın akrabalardan meydana gelen, üyeleri arasında karşılıklı saygı, sevgi, dayanışma ve birbirlerine ait olma duygusu bulunan ve ortak amaçları olan ekonomik, sosyal ve kültürel bir kurumdur.

Aile, toplumun çekirdeğini oluşturan, sevgi, saygı, dayanışma, güven ve birbirine bağlılık esaslarına göre varlığını devam ettiren gönüllü bir birlik olarak da tanımlanabilir. AİLENİN İŞLEVİ :

Bir organizasyon olarak aile kurumu, aile üyelerinin, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitimsel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya, üyelerinin, toplum içinde kendilerini güvenlikle var edebilmelerine, geliştirebilmelerine, saygınlık kazanabilmelerine ve kendilerini gerçekleştirebilmelerine aracılık eder. Bu bağlamda ailenin işlevi, üyelerinin doğal gereksinmelerini karşılamaya yönelik bir aracılık işlevidir. Aile aynı zamanda, toplumun kalkınması, gelişmesi, birliği ve esenliği, sürekliliği için de temel bir işlev görür.

SAĞLIKLI AİLENİN ve EVLİLİĞİN TEMEL UNSURLARI : Sağlıklı ailenin belli başlı temel unsurları olarak şunları sıralayabiliriz:
• Eşler, birbirleriyle uyum sağlayabilecek, sağlam bir denge kurabilecek ve birbirlerini tamamlayabilecek özellikleri %50-60’ın üzerinde sağlarlar. Bu özellikler:
• Yaşamın anlamı, idealleri, değerleri, inançları ve amaçları,
• Ruhsal ve psişik yapılarında uyum, karşılıklılık ve denge yeteneği,
• Entelektüel, estetik, duygusal ve zihinsel boyutlarda uyum,
• Fiziksel ve cinsel uyum,
• Karşılıksız sevgi,
• Eşinin kişisel özelliklerini kabullenebilme ve saygı gösterebilme yeteneği,
• Bencillik ve sahiplenme duygusunun olmadığı paylaşım ve dayanışma isteği,
• Çocuk sahibi olmak ve yetiştirmek konusunda ortak niyet ve istek,
• Ailenin işlevleri ve sürekliliği konusunda benzer inanç, kararlılık ve irade yeteneği.
• Aile bireylerinin her biri, aile içindeki konumları, işlevleri, hak ve sorumlulukları konusunda açık ve net bir anlayışa sahiptirler.
• Aile içinde ve dışında; ilişkileri, davranışları ve tepkileri kolaylaştıracak yeterli ölçüde, ilkeler ve normlar belirlenmiştir.
• Ortak kararlara, ilkelere ve normlara uyulmaması halinde hangi yaptırımların devreye sokulacağı üyeler tarafından açık ve seçik bilinir.
• Aile içinde fiziksel, sözlü, duygusal ya da ekonomik şiddet asla söz konusu olmaz.
• Organizasyonel bir yapı olan ailede de bir hiyerarşi söz konusudur. Aileyi ilgilendiren önemli kararların alınmasında, aile bireylerinin her biri, konumlarına ve işlevlerine göre kararlara katılım sorumluluğunu üstlenirler.
• Aile üyeleri, fikirlerini, duygularını, isteklerini ve eleştirilerini, herhangi bir korku ve kaygıya kapılmadan ifade edebilirler.
• Aile üyeleri, kendi davranış ve tercihlerini, diğer aile üyelerinin hak ve yetkilerini çiğnemeyecek şekilde belirleme hakkına ve kendi olma özgürlüğüne sahiptirler.
• Çatışmalı durumlarda, aile üyelerinin empatik yaklaşım geliştirme, çatışma çözme ve uzlaşma becerileri gelişmiştir.
• Aile üyeleri, kendi yaşamsal kaderleriyle, aile ve ailenin diğer üyeleri arasında ölçülü bir bağ kurabilme becerisini gösterebilirler.
• Birbirlerinin yaşamsal özgürlüklerine ve sorumluluklarına, gelişim fırsatlarına müdahale etmeden destekleyici ve tamamlayıcı bir çabayı ortaya koyabilirler.
• Samimiyet, dürüstlük, açıklık becerileri yanında sevgi, şefkat ve merhamet duyguları da yeteri kadar gelişmiştir.
• Yaşamsal zorluklara ve krizlere karşı direnç geliştirmişler ve yeterli donanımı edinmişlerdir.

SAĞLIKSIZ AİLE VE EVLİLİKTE NELER OLUR : Sağlıklı aile ve evliliklerde karşılaştığımız durumların tamamen tersiyle karşılaşırız. Yaşam tamamen tersine döner ve olumsuz durumlardan, bozulan dengeden sadece aile üyeleri değil, ailenin yakın çevresindeki her kes belirli ölçülerde etkilenir.
• Aile içinde aile bütünlüğüne ve sağlığına zararlı hatalı ilişki biçimleri kullanılmaya başlanır.
• Üyeler savunma mekanizmalarını ve hatalı düşünce biçimlerini daha fazla kullanmaya başlarlar.
• Çatışmalar yaygınlaşır ve sıklaşır, çözümsüzlükler artar.
• Aile üyelerinin birbirlerine karşı olan güvenleri, hoşgörüleri ve anlayışları azalır.
• Birbirlerine karşı olan sevgi, şefkat ve merhamet duygularının yerini, öfke, saldırganlık, nefret, tahammülsüzlük ve incinmişlik duyguları alır.
• Kurallara ve normlara uyma isteği ve becerisi azalır.
• Sorunların gerçek kaynakları unutulur, ilgisiz nedenlere ve durumlara bağlanır.
• Bireyler giderek birbirlerini ve kendilerini duygusal olarak izole ederler, uzaklaşırlar.
• Sevgi ve paylaşım ilişkilerinin yerini kölelik ve bağımlılık ilişkileri alabilir.
• Sorunların çözümü aile içinde aranmak yerine dışarıda (işte, hobilerde, gece hayatında, alkolde, evlilik dışı ilişkilerde) aranmaya başlanır.
• Aile bireylerinin davranışsal, duygusal ve ruhsal dengeleri giderek bozulur.
• Sorunlar ve çatışmalar arttığında ve uzun süre çözülemediğinde, aile üyelerinde, özellikle çocuklarda davranış ve uyum problemleri veya psikiyatrik sorunlar ortaya çıkabilir.
• Aile bütünlüğü ve evlilik dağılmaya ve parçalanmaya doğru gidebilir.
EVLİLİKTE SORUNLARIN VE BOŞANMALARIN BAŞLICA NEDENLERİ :

Boşanma istatistikleri dikkate alındığında aşağıdaki nedenler sıralanabilir:
• Ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması.
• Aile büyükleri ile aynı evde oturma.
• Aile büyüklerinin veya eşinin kadını hizmet etmesi gereken bir kişi olarak görmesi.
• Eşler arasındaki cinsel sorunlar.
• Din, mezhep ya da kültür farkları.
• Alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük.
• Eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması.
• Aldatma.
• Eşlerden birinin psikolojik sorunlarının olması.
• Dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler.
• İşkolik bir eşe sahip olma.
• Eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması.
• Aşırı kıskançlık.
• Eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması.
İletişimi ve eşler arası ilişkiye etkileyen aşağıdaki durumları da ekleyebiliriz:
• Karşıdaki kişiyi iyi dinlememe, ona kendini ifade imkanı tanımama.
• Samimiyetten ve dürüstlükten uzaklaşma, yalan söyleme.
• Eşine karşı aşırı müdahaleci, baskıcı ve sınırlayıcı davranma. Eşin her davranışını kontrol etmeye çalışma.
• Çok fazla soru sorma, yersiz şüpheler ve kuruntular.
• Kolay incinme, sık sık sitemlerde bulunma.
• Sorulara cevap vermeme, geçiştirme, yüzeysel cevaplar verme.
• Gerçek nedenleri bilmeden, öğrenmeden suçlamalarda ve yargılarda bulunma.
• Her durumda, daha önceden olup geçmiş olumsuz ve üzücü olayları gündeme getirme ve hatırlatma.
• Olayları ve eşin hatalarını abartılı bir şekilde ortaya koyma.
• İlgisizlik, küskünlük ve uzaklaşma ile cezalandırma.
• Surat asma, olumsuz beden dili kullanma.
• Aile mahremiyetini bozma, aile sırlarını yabancılarla paylaşma.
• Sık Sık eşin akrabaları ve arkadaşları konusunda suçlamalarda bulunma ve olumsuz ifadeler kullanma.
• Sorumlulukları yerine getirmekten kaçınma.
• Karşı taraftan daha fazla fedakarlık ve tavizler bekleme.
EVLİLİK KURUMU :

Yaşanan ekonomik, sosyal ve kültürel değişiklikler, aile ve evlilik kurumu üzerinde olumlu ve olumsuz pek çok değişime neden olmuştur. Kültürel yapıdan kaynaklanan etkenler nedeniyle, eşlerin birbirlerine belirli kalıplar ve önyargılar çerçevesinde bakmaları, aile ve evlilik kurumunda kopmalara, dağılmalara ve yıkımlara neden olabilmektedir. Evlilik daha önceleri, sosyal uyum ve bütünlemeyi hedefleyen, daha çok iş bölümünü esas alan sosyo-ekonomik bir kurum niteliğindeyken, bugünkü evliliklerin kuruluşunda daha çok sevgi, aşk, beğeniler, anlayış birliği gibi psikolojik gereksinmeler daha belirleyici olabilmektedir. Eş seçiminde, eskiden toplum içinde güvenli bir şekilde varolabilme, kabul ve saygınlık bulabilme gibi gereksinmeler belirleyiciyken, bugün, daha bireysel gereksinmeler, aşkı yaşamak, mutlu olmak, eşitlikçi ilişkiler içerisinde kendini bağımsız ve özgür bir şekilde gerçekleştirmek gibi gereksinmeler çok daha belirleyici olmaktadır.

Geçmişte, erkek ve kadın rolleri, erkek egemen bir dünyada, cinsiyete dayalı iş bölümü esasına dayalı olarak ortaya çıkarken, günümüzde, giderek, kadın ve erkeğin gerçek doğasını gözeten, eşitlikçi ilişkiler temelinde belirlenmektedir. Aile ve evlilik kurumunda ortaya çıkan değişiklikler olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da yol açabilmektedir.

Günümüzde boşanmaların kolaylaşması, ayrılmış eşlerin toplum tarafından daha kabul edilir olması, eşlerde; evliliğin getirdiği sıkıntılara katlanma, birlikteliği korumak için daha fazla çaba gösterme, zor dönemlerde daha derinlikli ve destekleyici ilişkiler kurabilme isteğini ve eğilimini zayıflatmaktadır. Erken yaşlarda, aceleyle yapılana eş seçimi boşanmaların önemli bir nedeni durumundadır.

Herkes ideal bir evliliği arzular ve bunu elde edebilmeyi umar. Ancak eşlerin birbirini tamamladığı, ideal evlilikler pek nadirdir. Evliliklerin pek azı aşk ve sevgi temeline, pek çoğu ise sadece anlayış ve karşılıklı hoşgörü temeline dayalıdır. Hangi temele dayanırsa dayansın, ne yazık ki evliliklerin pek çoğu ya toplumsal baskılar ya da ekonomik, sosyal zorunluluklar nedeniyle sürdürülmektedir. Pek az evlilikte karşılıklı uyumun sağlanabildiğini ve gereksinmelerin yeterli ölçüde karşılanabildiğini söyleyebiliriz.

Erken yaşlarda, bireyler yeteri kadar olgunlaşmadan alınan evlilik kararları ve eş seçimleri önemli bir sorundur. Birey, yirmili yaşlarda, bedensel olarak, cinsel duygular olarak, sevgi ve şefkat duygularını yaşayabilme açısından, zihinsel işlevleri açısından evliliğe hazır sayılabilir. Ancak bunları da yönetecek soyut düşüncenin gelişimi ve ruhsal olgunluk açısından evliliğe hazır değildir. Dolayısıyla, yirmili yaşlardaki bir genç evliliğe, içinde bulunduğu gelişimsel dönemin baskın karakterine uygun olarak, dürtüleri, arzuları ve duygularının etkisiyle karar verecektir. Dürtü, duygu ve arzularının etkisi yanında, toplumsal bazı nedenler de aceleci davranmasına, daha uygun birisini beklemeden karşısına ilk çıkan ve uygun olduğunu düşündüğü birisiyle hemen evlenmeye karar verecektir. TEK KANATLA UÇMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR :

Bu koşullarda kurulan evliliklerde, evli çiftler evlendikten sonra olgunlaşmaya, gelişmeye devam edeceklerdir. Dolayısıyla, eşlerin birlikte, istikrarlı ve dengeli bir şekilde gelişmeleri ve olgunlaşmaları çok önemlidir. Eşler gelişimsel özellikler açısından birbirinden geride kalmamalıdırlar. Ancak, özellikle ülkemizdeki ekonomik, sosyal ve kültürel eşitsizlikler nedeniyle kadınlar bu açıdan çok avantajsız bir durumdadırlar. Belirttiğimiz bu şartlarda mutlu ve uyumlu bir evlilik, bir zar oyununda düşeş (çift altılı) atma olasılığından çok daha düşüktür. BÜTÜN YOLLAR TIKANDI, ÇARESİZİM :

Ailedeki sorunlar, çözülmez bir yumak halini aldığında, aile üyelerinden birisi sorunun kaynağı olarak damgalandığında ya da kendini feda ettiğinde bir terapistten yardım istenir. Aile ilişkilerindeki bozulmalar, aile üyelerinde hastalık olarak ortaya çıkar. Aile bireyinde ortaya çıkan hastalık, aslında ailedeki hastalığın bir yansımasıdır. Terapist, sorunun, bireyin en yakın sosyal çevresi olan aile yapısını ve aile içi dinamikleri incelemeden çözülemeyeceğine inandığından, koşulların gerektirdiği aile terapisi veya evlilik terapisi için aile ile anlaşır. Aile terapisinin çok geniş bir uygulama alanı olduğu kabul edilir. Ancak terapist, aile terapisi uygulamak için bazı asgari koşulları gözden geçirir:
1. Aile terapisini, aile üyelerinden birisinin tıbbi tedavisine destek amacıyla kullanmak ister.
2. Aile terapisini, aile üyelerinden birisinin ruhsal ya da davranışsal sorununu çözmek ve iyileştirmek amacıyla kullanmak ister.
3. Aile terapisini, aile üyeleri arasındaki iletişim çatışmalarını gidermek, bozulan dengeleri yeniden düzenlemek, krizleri ve geçiş dönemlerini en sorunsuz şekilde atlatmak için kullanmak ister.
4. Hangi sorunla ilgilenilirse ilgilenilsin, terapist sorunun ailenin ortak bir sorunu olduğunu tespit etmelidir.
5. Terapist, terapiye katılan aile üyelerinin çalışmaya gönüllü olarak katıldıklarını teyit eder.
6. Aile üyelerinin her hangi birinin terapiyi aksatacak ölçüde psikiyatrik bir sorunu olmadığını teyit eder.
7. Terapist, aile üyelerinin, terapinin amaçları konusunda görüş birliğini sağlar.
8. Aile üyelerinin, ciddi bir denetime gerek olmadan ortak sorunları inceleme ve çözme isteğini teyit eder.
AİLE VE EVLİLİK TERAPİSİNDE AMAÇLAR :

Aile ve evlilik terapileri konusunda çok sayıda farklı yaklaşımdan, ekolden söz edilebilir. Farklılıklarına karşın tümünün ortak noktası, aileyi, aile içi dinamikleri ve ilişkileri ele almalarıdır. Farklı aile terapisi yaklaşımlarındaki ortak noktaları şu şekilde sıralamak mümkün olabilir:
1. Aile üyesinin ruhsal sorunları ya da işlevsel bozuklukları söz konusu olduğunda bile, aile içi ilişkileri ele alarak sorunları çözmeye çalışlar. Hemen hemen her türlü ruhsal sorunu ya da psikiyatrik bozukluğu aile terapisi kapsamına almak mümkündür.
2. Aile içindeki çatışmaları, eşler arasındaki çatışmaları ve aile üyelerinin aile dışındaki çevreyle olan çatışmalarını çözmek.
3. Ailenin, aile üyelerinin yaşadığı travmatik yaşantıların etkilerini gidermeye çalışmak, dirençlerini, esnekliklerini ve uyum becerilerini geliştirmeye çalışmak.
4. Aile üyelerinin zorlayıcı yaşantılar ve problemler karşısında sorun çözme, iletişim kurma ve empati yeteneklerini geliştirmek
5. Aile üyelerinin psikolojik gereksinmelerinin farkına varma ve bunları karşılama konusundaki becerilerini ve dayanışma isteklerini geliştirmek.
6. Üyelerin özerkliklerini, kendileri olma haklarını koruyarak, aile içindeki sorumluluklarını yerine getirebilme ve birbirlerine destek olabilme becerilerini geliştirmek.
7. Aile üyelerinin, aile içindeki rol ve güç çatışmalarını çözebilme, kendi işlevlerini en sağlıklı bir şekilde yerine getirebilme becerilerini geliştirme.
8. Aile üyelerinin, fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak kendilerini güvenlikte hissedecekleri aile bütünlüğünü ve birliğini kurup geliştirebilecekleri sevgi, şefkat ve eğitim ortamını ortaya çıkartmak.
9. Ailenin ve aile üyelerinin toplumsal çevre ile bütünleyici ve tamamlayıcı bir ilişki kurabilme becerilerini geliştirmek.
10. Eşler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan çatışma, iletişim sorunları, cinsel, duygusal ya da entelektüel uyumsuzlukları ve sorunları çözmek.
Aile üyelerinin her birinin kendine özgü kişilik özellikleri, geçmiş yaşam öyküleri ve genel olarak ailenin bir tarihi vardır. Terapist, gözlem, açık ve kapalı uçlu sorular, görüşme, listeler, empatik iletişim, vb. araçları kullanarak ailenin geçmişi, duygusal çatışmaları, rol ve güç çatışmaları, iletişim kurma biçimleri, sorun çözme, zorlayıcı yaşantılarla baş etme becerileri, hatalı davranış örüntüleri, kişilik özellikleri, benlik durumları, vb. pek çok boyutta bilgi toplayarak aileyi değerlendirir.

Ailenin güçlü ve zayıf yönleri tespit edilir. Ailenin gerçek ve algılanan sorunları belirlenir. Aile yapısı ve işlevleri ile çevresel etkenler belirlenir. Aile içi anlam yapıları, değerler, inançlar, öncelikler ve normlar tespit edilmeye çalışılır.

Terapist, ailenin değerlendirilmesinden elde ettiği bilgilerden hareketle, çok çeşitli yaklaşım ve teknikler kullanarak uygun terapi sürecini işletmeye çalışır. Ortak amaçlar ve hedefler konusunda aile üyelerini motive etmeye, harekete geçirmeye ve terapi sürecinde sorumluk üstlenmelerini sağlamayı hedefler. Ailenin kendini iyileştirme potansiyelini harekete geçirmek terapistin öncelikli hedeflerinden birisi olabilir. Empati geliştirme, sorun ve çatışma çözme becerileri, iletişim becerileri, içgörü geliştirme, duygusal ve genel farkındalık geliştirme, duyguları, korkuları ve öfkeyi kontrol etme becerileri geliştirme, gevşeme ve rahatlama becerileri geliştirme gibi beceriler terapistin hedefleri arasında olabilir. Bilinçaltı yapılanmaları duygusal düğümlenmeleri çözmek amacıyla, imgesel ve enerjetik tekniklerden de yararlanmak isteyebilir. Aile üyelerine bazı görevler vererek terapi sürecini destekleyebilir. AİLEDE GEÇİŞ DÖNEMLERİ :

Bebeklik Dönemi : Beş yaşına kadar süren bebeklik döneminde eşlerin ve özellikle annenin ilgisi tamamen bebeğin üzerine yoğunlaşmıştır. Bebek açısından korumanın, bakımın ve ilginin en yoğun olduğu dönemdir. Okul Öncesi Dönem : Çocuğun bebeklik döneminden çıkıp okul yaşantısına başlayacağı gelişim dönemidir. Çocuk yavaş yavaş dikkatini anneden dışarıya doğru yöneltmeye başladığı gelişim dönemidir.

Erken Okul Dönemi : Okula başladığı yedi yaşından ergenlik döneminin sonlarına kadar süren dönemdir. Çocuk artık bağımsızlaşmaya başlamış, dikkatini ve ilgisini dış dünyaya yöneltmeye başlamıştır. Çocuklar için anne babanın önemi değişmektedir. Özellikle kız çocuğu bağımlılık nesnesi olarak anne modeline değil baba modeline yönelmiştir artık. Erkek çocuk ilgisini babaya yöneltmekle birlikte bağımlılık nesnesi anne olmaya devam eder. Geç Okul Dönemi : Çocukların üniversite eğitimini sürdürdükleri, bağımlılık nesnesi olarak karşı cinse yöneldikleri dönemdir.

Askerlik Dönemi : Erkek çocukların askerlik için evden uzak kaldıkları zorlayıcı bir dönemdir. Erkek rolünün benimsenmesi ve sosyalleşme açsından önemli bir dönemdir. Erişkinlik ve Evlenme Dönemi : Çocukların iş hayatına atıldıkları, evlenerek evden ayrıldıkları kritik bir dönemdir.

Tüm bu geçiş dönemleri aileler açısından kritik dönemlerdir ve çocuklar üzerinde olmaktan ziyade, anne ve baba üzerinde daha olumsuz etkileri olan krizler olarak hissedilirler. Özellikle anne bu kriz dönemlerinden psikolojik olarak çok daha fazla etkilenir. EVLİLİKTE SORUNLAR YAŞADIĞIMIZDA :

Evlilikte çeşitli nedenlerle sorunlar, geçimsizlikler yaşadığımızda sıklıkla başvurduğumuz hatalı davranış örüntüleri vardır. Şu şekilde birkaç tanesini sıralayabiliriz:
1. Eşten uzaklaşabiliriz,
2. Eşimizle çatışmaya girebiliriz,
3. Ortak ilgi alanlarına yönelebiliriz.
4. Kendimizi feda ederek ilişkimizi korumaya çalışabiliriz.
EVLİLİKTE SORUN YARATAN TEMEL KONULAR :
• Kıskançlık
• Şiddet ve aşağılama (Fiziksel, duygusal, ekonomik)
• Etkisiz ve sağlıksız iletişim
• Alkol ve madde bağımlılığı
• Aldatma
• İlgisizlik
ALDATMANIN NEDENLERİ :
• Evliliğinde mutsuz olan, beklentilerini bulamayan kişi kolaylıkla aldatabiliyor.
• Eş, eşinden intikam alabilmek duygusuyla aldatabiliyor.
• Bazı uzun süren hastalıklar, eşin hamileliği, yeni doğum yaptığı aylar erkeğin en çok dışa yöneldiği dönemlerdir.
• Bir yakının ölümü veya geçirdiği kaza, ölümcül hastalıklarda duyulan büyük üzüntüler, kişiyi her şeyi unutturacak yeni bir cinsel ilişkiye, heyecana yöneltebiliyor.
• Evlilikte cinsel heyecanların azalması aldatmaya neden olabiliyor.
• Yaşlanma nedeniyle artık beğenilmeyeceği endişesi aldatmaya neden olabiliyor.
• Yeni bir macera ve heyacan arzusu aldatmaya neden olabiliyor.
• Bazı kişiler eşlerin bu konuda serbest olması gerektiğini, sınırlanamayacağına inanırlar.
• Etik değerleri gelişmemiş kişiler daha kolay aldatabilmektedir.
• Adalet duygusu gelişmemiş kişiler daha kolay aldatabilmektedirler.
BOŞANMA SÜRECİNDE DUYGULAR :
1. Boşanma öncesi düşünme dönemi : Eşlerde birbirinden uzaklaşma ve birbirine yabancılaşma başlar. İlişki nedeniyle tatminsizlik, karamsarlık ve ümitsizlik duyguları giderek belirginleşir. Bu kötü gidişatın fark edilmesiyle, kaygı, kaybetme korkusu, incinme ve ret edilme duyguları, yetersizlik ve suçluluk duyguları ortaya çıkar. Sürekli tartışmalar ya da küskünlükler, yüzleşme çabaları yanında gerçeği kabullenememe duyguları artınca, psikolojik destek arayışına girebilirler. Giderek artan telaşları nedeniyle sosyal ve duygusal içe kapanmalar ve çelişkili duygular nedeniyle giderek daha fazla olumsuz duygulara yoğunlaşırlar.
2. Boşanma (Mahkeme) Dönemi : Depresyon belirtileri, anksiyete sorunları, obsesif davranışlar görülebilir. Kızgınlık, artan ümitsizlik ve çaresizlik duyguları nedeniyle müdahaleci davranışlar, kavga ve tehditler, intihara başvurma, aşırı yas davranışları görülebilir. Evi terk etme, mahkemeye başvurma, para ve paylaşımla ilgili pazarlıklar görülebilir. Boşanma olgusu giderek kesinlik kazanmaya başlar, eşe dosta ve akrabalara haber verilmeye başlanır.
3. Boşanma Sonrası Dönem : Boşanma ve ayrılık gerçeği kabul edilmeye başlanır. Yeni bir yaşama başlandığına dair kendini ikna çabaları başlar. Yeni arkadaşlıklar ve aktiviteler yaşama katılmaya çalışılır. Çocukların günlük yaşam düzenleri yeniden oluşturulur. Anne ve babayla olan ilişkilerin biçimi değişir. Özgüven ile ilgili kaygılar giderilmeye, yeni bir kimlik duygusu oluşturulmaya çalışılır. Bir yandan eski bağımlılığın izlerini silmeye çalışırken, diğer yandan, yeni heyecanlar, bağımsızlık ve macera istekleri, yeni arkadaşlar, yeni partner ve sevgili bulma, yeni bir sevgi nesnesine bağlanma dürtüsü canlanır.
BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER :
• Evliliğimin sona ermesinin gerçek sebebini veya sebeplerini biliyorum.
• Evliliğimin sona ermesini sağlayan nedenlerin geçici ve duruma bağlı nedenler olmadığını biliyorum.
• Evliliğimi sonlandıran sorunların başka sorunlarımın yansıması olmadığını biliyorum.
• Bu sorunları çözmek ve evliliğimi kurtarmak için elimden gelen her şeyi yaptım.
• Boşanma kararını vermeden önce, güvendiğim arkadaşlarımdan, yakınlarımdan ve uzmanlardan yardım ve destek aldım.Bu kararı etki altında kalmadan verdiğime inanıyorum.
• Eşim de, ben de ilişkimizi yeterince gözden geçirdik ve sorunların netleşmesi için yeterince zaman tanıdık.
• Ailemizin bütün üyeleri boşanma olayından olumsuz bir şekilde etkilenecek.
• Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla ve zorlayıcı şartlarla başa çıkabilecek gücü kendimde bulabiliyorum.
• Eşimden boşanıyor olmam nedeniyle çocuklarımdan uzak kalmamam için daha zor şartlarda çaba sarf etmem gerekecek.
• Çocuğuma eskisinden daha fazla ilgi ve özen göstermem, gelişimiyle ve eğitimiyle daha dikkatli bir şekilde ilgilenmem gerekeceğini biliyorum.

UYGUN EŞ NASIL SEÇİLİR ? Kişinin kendisine uygun bir eşi seçebilmesi için her şeyden önce kendini tüm boyutlarıyla çok iyi tanıması gerekir. her şeyden önce kişiliğin beş temel boyutunu dikkate alabilmelidir. Bu beş temel boyut şunlardır:
• Fizyolojik ve bedensel özellikler
o Eşler birbirine fizyolojik olarak uygun, fiziksel yapı olarak beğenmelidirler.
• Dürtülerin, heyecanların ve arzuların psişik alanı
o Eşler cinsel olarak birbirlerini çekici bulmalı ve arzulamalıdırlar. Birbirlerinin dürtüsel ve heyecansal gereksinmelerine cevap verebilecek uygunlukta olmalıdırlar.
• Estetik, duygu, istek ve sezgilerin psişik alanı
o Eşler birbirlerine duygusal açıdan, estetik beğeniler açısından, alt kişilik özellikleri açısından uygun olmalıdır.
• İndirgeyici ve sınırlayıcı somut zihin alanı
o Eşler birbirlerine zihinsel ve entelektüel yeterlilik açısından, kendini gerçekleştirme biçimleri açısından uygun olmalıdır.
• Yaratıcı ve soyut zihin alanı
o Eşler birbirlerine, anlam dünyaları, inançları, değerleri ve yaşamsal amaçları, hedefleri ve idealleri açısından uygun olmalıdır.
EŞLERİN FARKLILIKLARI :

Eşlerin en çok ayrıldıkları alanlar; spor, müzik türü, alışveriş, akraba, arkadaş ziyaretleri, telefon konuşmaları, vitrin bakma, gazete, kitap seçme, gece yaşamı, para harcama şekli, çocuk yetiştirme tarzları. Bu farklılıklar eşler arasındaki uyumu önemli ölçüde belirleyen unsurlar.

Evlilik çift kişilik bir danstır, Dansın kuralları, ilişkilerin yasaları vardır. Erkeklerin ve kadınların özel konularını paylaşmayı tercih ettikleri kişilerin yüzdelik dağılımı:

ErkeklerKadınlar Eşi%11%18
Sevdiği %09 %18
Arkadaşı%10%22
Anne%02%02
Baba%02%05
Psikolog%01%0.01

Bir erkek bir kadınınkinin %50’si kadar paylaşma isteğine, becerisine sahiptir. Evlilik bir kölelik ilişkisi değil, bir sevgi ve gönüllü paylaşım ilişkisidir.

Cem Aslıtürk
Psikolog
http://cgponlinerx.com/buy-prilosec-omeprazole-online
do my assignment free