Sarılmanın Sırrı

0
790


Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma bilim adamlarını da şaşırtan önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Ameliyat edilmek üzere bekleyen aynı dertten mustarip iki grup hasta üzerinde çalışma ilginç sonuçlar ortaya koymuştur.

Doktorlar ameliyat öncesi ve sonrasında ilk grup hastanın odasına gelerek onlara selam verip, durumlarının nasıl olduğunu sorarlarken, diğer gruba uyguladıkları farklı tek şey, aynı işi ellerini hastaların omuzlarına koyarak yapmak olur.

Araştırmanın sonunda, doktorların omuzlarına dokunarak hal ve hatırlarını sorduğu ikinci grup hastanın diğerlerinden çabuk iyileştiği ve üç gün önce taburcu edildikleri görülür. Ülkede benzer tecrübeyi yaşayan çok sayıda doktor bulunduğu anlaşılınca, ‘‘Dokunma Araştırma Merkezleri’’ kurulmaya başlanır.

Dokunmanın ve tensel temasın insanlar üzerinde oluşturduğu pozitif enerjiye bir başka örnek de şudur: Amerika’da bir aile, evlilik dışı çocuk sahibi olan kızlarını öldürmek isterlerse de, korkularından cesaret edemezler. Kızlarını Christmas adındaki bebeğiyle birlikte evlerinin altındaki karanlık mahzene kilitlerler. Yaptıkları tek iş, arada bir kapı aralığından kuru ekmek atmak olur. Aradan beş yıl geçer. Mahzenden sesler geldiğini duyan bir kişi durumu polise bildirir. Gerçek ortaya çıktığında sadece tıp dünyası değil, Amerikan toplumu da ayağa kalkar. Anneyi dinleyen doktorlar, anne ve kızı yaşatan tek şeyin, sürekli birbirlerine sarılmaları, sevip okşamaları olduğu sonucuna varırlar.

Verilere göre Amerika’da yılda 470 bin erken (prematüre) doğum gerçekleşiyor… Bu tür bebeklerin normale dönünceye kadar hastanede kalması ailelere ve sağlık sigortası hizmeti veren kurumlara yüklü maliyet getiriyor.

Doktorlar, süt verilirken sırtı sıvazlanan bebeklerin normalden hızlı gelişme seyri izlediklerini ve beklenenden daha kısa sürede taburcu edildiklerini tespit edince, sırf bu uygulamanın ülkeye sağladığı kaynak tasarrufunun 4 milyar 700 milyon dolara ulaştığı görülmüş. Ülkede hızla Dokunma Araştırma Merkezleri kurulmaya başlanmış.

Milyonlarca sivilin ölmesine neden olan İkinci Dünya Savaşı çok sayıda çocuğu da sahipsiz ve yetim bırakmıştı. Alman yetimlerin bırakıldığı bir kreşte çocuklara sağlıklı beslenme ve bakım imkânları sunulduğu halde, yetkililer kreşteki çocuk ölümlerinin önüne geçemezler. Geriye sadece bir çocuk kalır. Bu çocuğun diğerleriyle aynı kaderi paylaşmaması ve hayata bağlanma gücü dikkatler çeker. Araştırma sonunda, kreşte gece nöbetine kalan bir kadının bu çocuğu sıklıkla kucağına aldığı, onunla oynadığı ve sevdiği tespit edilir.

Kültür tarihimiz aslında bu konuda çarpıcı örneklerle doludur. Peygamber Efendimiz ısrarla, yetimlerin başlarının okşanmasını tavsiye eder. Bayramlarda yetim çocuklarının sevindirilmesine daha bir önem verilmesi tavsiye edilir.

Dokunma bir ihtiyaçtır. Sevdiklerimize dokunmak, her iki tarafı da fiziksel ve ruhsal olarak olumlu etkiler. Türk Milleti’nde selamlaşma sırasında adetten olan birbirine sarılmanın, toplumsal bir terapiye imkân sağladığı bile söylenebilir. Nitekim doktorlar, dokunmanın insanda stres, depresyon ve endişeyi azalttığını tespit etmişlerdir.

Uzmanlar, özellikle eşlerin ve aile fertlerinin birbirine dokunmasının terapik bir etkisi olduğunu ifade etmektedirler.
Hayata dokunun…

Dokunmanın iyileştirici gücünü hissetmeye çalışın.

Prof. Dr. Osman Özsoy

PAYLAŞ
Önceki İçerikPadişah Çok Verir
Sonraki İçerikHintli Usta