Sıradışı bir anlatımla Dostoyevski

0
472

Varoluşçuluğun edebiyattaki ilk yansıması olarak kabul edilir. “Ne okuyorsun bu sıralar?” sorusuna 13–16 yaş arası insanların verdiği cevap…

“Kuzum” kelimesinin her cümlede geçmesiyle mütercimin hışmına uğramış yazarlardandır. Sosyal muhtevalı olduğumdan fazla kâşif, klâsik olduğundan fazla zamansız ve gerçekçi olduğundan fazla acımasız, uzun olduğundan fazla okunabilir kaliteli Rus edebiyatçısı.

Kendi de kumarbaz olan ve bir kumarbazı en geniş şekilde anlatan eser sahibi. Hatta bir kitabını kumar borcunu ödemek için yazmıştır (Karamazov Kardeşler). Kumarbaz ve sara hastası olan bu Rus yazar, Budala’da sara geçirdiği anların hayatinin en mükemmel anları olduğunu söyler.

İletişim Yayınları yeniden toplu basım yapmaya karar verip de Orhan Pamuk’u dizi yönetmeni olarak atadıktan sonra “Ecinniler” adlı kitabının adı “Cinler” olarak değiştirilmiş bahtsız yazar. Modern psikolojinin temelinde harcı bulunan, insan üzerine yazılabilecek her şeyi yazdığı iddia edilen büyük yazar. Zamanın çarına karşı ayaklanıp suikast düzenlemek teşebbüsünde bulunan ve ölüme mahkûm edilen yazar. Karşısında arkadaşları sırayla kurşuna dizilirken kendisi izlemiş, sıra ona geldiğinde şans eseri bir asker ölüm emrinin iptal edildiğini haber vermiş ve kurtulmuştur.

Bu yüzden hikâyelerinde genellikle depresif bir hava vardır; birileri devamlı ağlar, taş kesilir, intiharın eşiğine sürüklenir, hiçbir şey iyiye gitmez, hep bunalım ve ruhsal çöküntü vardır. Sürgüne Sibirya’ya gitmiş, orada hapiste ve hastanede yaşadıklarını Ölü Evinden Hatıralar kitabında anlatmıştır. Onun başarısı, karakterlerdeki eşsiz karmaşa, çelişki ve zenginlikten kaynaklanır, insanın kendisine dair bu kadar şey öğrenebileceği ve bu kadar mesaj empozesinden uzak bir yazar bulmak zordur. Asla sonuçlara varmaz, sadece karakterler bazı yolları tercih ederler.

Sibirya’ya sürgüne gittiğinde yanında okumak için sadece İncil vardı, yanına Kur’ân-ı Kerim’i alsaydı belki sonraki hayatı daha huzurlu geçerdi. Ne zaman hayatında bir cevap arasa açıp İncil’e bakardı. Ölüme yaklaştığı zamanlarda yine rastgele bir sayfasını açtı, Matta bölümünde bir yer: “Artık beni bırak!” yazıyordu o sayfada. Koyu bir Ortodoks ve Rus milliyetçisi bu adamın okuyucuyu avutmak için bu kisveye bürünmüş bir yazar olduğu da söylenir. “Kimse benim kadar acı çekmesin, Allah’a inansı^ Rus’un Rus’tan başka dostu yok!” derken bir yerde de ağzınlar şöyle bir şey kaçırmıştır: “Gerçekleri anlatsaydım, sıradan insanın yüreğine korku ve umutsuzluk salardı. Rus köylüsü böyle daha mutlu olacaktır.” Kendisi hakkında Salah Birsel şöyle der: “Karamazof Kardeşlerin Atyoşa’sıyla ruhunu yeryüzü karanlıklarından arındırmaya çalışan bir insan tipi çizen o ünlü romancı azılı bir Türk düşmanıdır.

Günlüğünde bulunan şu sözler de buna delildir: Haliç ve İstanbul, bütünü de bizim olacak ama bu fetih baskı meydana getirmek için değil, kendiliğinden gerçekleşecek. Sebebi de şu ki, zamanı gelip çattı.” Kumar borcunu ödemek için I haftada yazdığı kitabı olanca hızınızla 2 haftada bitirebilirsiniz ancak. Aslında çok ibretlik bir hayatı var Dostoyevski’nin: Sert, sinirli, alkolik, cerrah baba; 16 yaşında yitirilen anne; babasının iki yıl sonra kendi toprak köleleri tarafından öldürülmesi; yatılı okul hayatı; akabinde beliren sara krizleri yazara duygusal, aşırı duyarlı, çekingen bir tabiat miras bıraktı. 60 yıllık ömrü boyunca sıkıntılı ve yoksul bir hayat süren yazarın hayatından kesitler ihtiva eden ve otobiyografik olduğu iddia edilen romanı Karamazov Kardeşler bir Dostoyevski sözlüğü gibi. Ruhu bedenine sığmayan, hayal gücü sağlam çocuklar; sefalet, hastalıklı anne ve dırdırcı, zevk düşkünü baba vs…

Batılı anlamda eğitim gören ancak dış dünyayla iletişim kurmakta derin güçlükler yaşayan Dostoyevski, askeri mühendis olarak orduya katıldıktan bir yıl sonra, edebi idealleri uğruna istifa etti. Eserlerinde gerçek ve kurgu arasındaki sınırı alaşağı etti. Kimilerinin fantastik diye tanımladığı sunum şekillerini onun için gerçeğin özünü ifade ediyordu. Neo-klasikçi olarak kabul edilen yazar, romantizm akımından etkilendi. Varoluşçuluğun ilk izlerini taşıdığı düşünülen romanlarında gerilim, cinayet, korku, kendi deyişiyle dehşet vardı. Bu, anarşist yapılı yazarın neden hiçbir ideolojiyi savunmadığını da açıklıyor.

Ona göre her türlü fanatizm, en derinlerde yalnızlık ve sevgisizlikten beslenirdi. Ballandırılmış tasvirlerden, kurgusu alenen ve matematiksel olarak ortada anlatım tarzlarından nefret ederdi. Dostoyevski yetiştirme telaşı olmadan yazmayı özleyerek öldü. Çekeceğini çektikten sonra ateşli şekilde toplumcu sanatı savunmaya başladı, ancak siyasî açıdan kurtuluşu her nasılsa monarşide görüyordu. Hapis döneminde metafizik konulara yoğunlaşan yazar, suç ve suçlu kavramları üzerine düşünürken romanlarında hakim olacak bir sonuca ulaştı. Ona göre en aykırı suçları işleme gafletine düşenler bile anlık tahrike kapılmış, özünde saf ve temiz insanlardı.

Zıt duyguların aynı insanda bulunabileceğine inanırdı. İnsanın umudunu yitirip amaçsız kaldığında çektiği can sıkıntısı bile. Yazara göre onu hayvana çevirebilirdi. O, bütün hayatı ve eserleri boyunca Allah’ı aradı. Öncelikle üslup, anlatım tarzı, ses tonu, kompozisyon, kurgu özellikleri, özgünlükleri… Ve hiç şüphesiz, anlatılan şeye, muhtevaya özgün özellikler…