Sıradışı İnsanların Beyninde Neler Oluyor?

0
1447

Vücuduyla yüksek voltajda elektrik iletenler, su altında nefesini 20 dakikadan fazla tutanlar, üzerlerinden tır, araba geçirenler, hiçbir destekleyici unsur olmaksızın dünyanın en yüksek binalarına tırmananlar…  Bu sıradışı insanların beyni normal insanlardan farklı mı çalışıyor…

BEYNİN VE VÜCUDUN SIRLARI ÇÖZÜLÜYOR

sıradışı insan

[quote_right]

Aşk beynimizi nasıl etkiliyor?

Gerçekten beynimizin sadece yüzde 10’unu mu kullanıyoruz?

Suçluların kafası diğer insanlardan daha mı farklı çalışıyor?

Bu soruları ve çok daha fazlasını, gelmiş geçmiş en sıra dışı yetenekleri aramak için dünyanın dört bir yanını dolaşan iki ünlü bilim insanına sorduk.

[/quote_right]

 

Vücuduyla yüksek voltajda elektrik iletenler, su altında nefesini 20 dakikadan fazla tutanlar, üzerlerinden tır, araba geçirenler, hiçbir destekleyici unsur olmaksınız dünyanın en yüksek binalarına tırmananlar… Sıradan bir insanı öldürmesi kuvvetle muhtemel olan bu aktiviteler, onların gündelik hayatlarının parçası. Hatta çoğunlukla hayatlarını bu şaşırtıcı yeteneklerini sergileyerek kazanıyorlar.

Discovery Channel’da geçen çarşamba yayınlanmaya başlayan Süper Gösteri, dünyanın dört bir yanına yayılmış bu yetenekleri bir araya getirmeyi ve onların sırrını çözmeyi hedefliyor. Programın sunucularından biri, İngiltere’nin en ünlü spor psikoloğu Profesör Greg Whyte. Son Olimpiyatlar’da İngiliz sporculara danışmanlık yapan Whyte, aynı zamanda başta Cheryl Cole olmak üzere pek çok sanatçının da motivasyon koçu. Diğer sunucu çalışmalarıyla akademik camiada dikkatleri üzerine çeken ABD’li sinirbilimci Heather Berlin.

Bu iki önemli isimle hem beynimizin ve vücudumuzun sırlarını hem de programı konuştuk.

– Dr. Berlin, isterseniz önce ’normal’ insanlar hakkında konuşalım. Hep söylenen bir şey vardır; gerçekten beynimizin yüzde 10’unu mu kullanıyoruz?

– Heather Berlin: Bu tümüyle yalan! Beynimizin yüzde 90’ı biyolojik artık değildir. İnsanoğlu beyninin tamamını kullanıyor. Biz farkında bile olmasak da beynimizin farklı noktalarında sürekli bir hareket var. Bilim bunların hepsini henüz çözemediği için, beynimizin yüzde 90’ı işe yaramıyor demek çok yanlış. Diğer yandan beynimiz zaten sürekli kendini geliştiriyor. Bunu nöroplastisite kavramıyla açıklıyoruz. Öğrendiğimiz her yeni bilgi, kazandığımız her yeni yetenek, beynimizdeki farklı bağlantı noktalarını birbirine bağlıyor ve böylece beynimizin ’balta girmemiş’ alanlarına ulaşıyoruz.

– Greg Whyte: Benim de eklemek istediğim bir şey var. Tarih boyunca insanoğlu her zaman beynini zorlamaktansa işin kolayına kaçmayı tercih etmiştir. Mesela modern toplumun ortaya çıkmasıyla hareketsiz hale geldik. Teknoloji geliştikçe daha da hareketsizleşiyoruz. Beyin konusunda da aynı şey geçerli. Evet, belki beynimizin sadece yüzde 10’unu kullanmıyoruz ama zihinsel yeteneklerimizden tümüyle faydalanmak konusunda da pek ısrarcı olduğumuz söylenemez.

BAZI MEKANLAR AŞKI KOLAYLAŞTIRIR

– Peki, aşk dediğimiz duygu da, beyindeki bağlantı noktalarının birbirine bağlanmasından mı ibaret? Yani ’büyülü’ bir duygu değil mi aşk?

– H.B: Çoğu zaman inanılmaz veya gerçek dışı bir şey olarak yansıtılsa da, aşk tamamen biyolojik bir olay. Âşık olduğumuzda beynimizin belli bölgeleri aktifleşiyor ve kendimizi mutlu hissediyoruz. Diğer yandan aşkın ve sevginin her türü, beynin farklı bölgelerini aktifleştiriyor. Örneğin tutkulu bir aşkla uzun yıllardır birlikte yaşayan bir çiftin arasındaki aşkın veya anne ve dost sevgisinin beyinde harekete geçirdiği bölgeler farklı.

– Öyleyse bu biyolojik olayın yaşanmasını kolaylaştıracak, ona zemin hazırlayacak adımlar da atılabilir. Birini kendinize âşık etmek için uygun koşullar oluşturulabilir mi?

– H.B: Elbette. İçinde bulunduğunuz ortam, âşık olmanızı kolaylaştırabilir veya zorlaştırabilir. Araştırmalara göre, bir spor salonunda çalışırken veya yüksek bir köprüde yürürken âşık olmanız veya yanınızdaki kişinin size âşık olması çok daha kolay. Çünkü böyle ortamlarda, vücut farklı hormonlar salgılıyor ve duygu yoğunluğu yaşanıyor. Bu da duyduğunuz beğeninin aşk olduğunu düşünmenizi sağlıyor. Yani birinin size âşık olmasını istiyorsanız, onu bu tür yerlere götürün!

YETENEK KENDİLİĞİNDEN GELİŞMEZ

sıradışı insanın beyni

– Peki fiziksel yetenekler? Ne kadarı doğuştan geliyor, ne kadarı çalışmaya bağlı?

– G.W: Genetik özelliklerin payı elbette ki büyük. Ancak diğer faktörler de en az bunun kadar önemli: İçinde bulunduğunuz çevrenin, ailenizin, desteği ve hepsinden önemlisi çalışma arzunuz. Olimpiyatlar’da da, şovda incelediğimiz kişiler arasında da, sıkı ve disiplinli bir şekilde çalışmayan, yetenekleri kendiliğinden gelişen kimseye rastlamadım.

– Öğrendiğimiz her yeni bilginin, beynimizin ’balta girmemiş’ alanlarına ilerlememizi sağladığından bahsettik. Artık bilgi akışı her zamankinden hızlı olduğuna göre, gelecekte özel zihinsel yeteneklere sahip insanlar artacak mı?

– H.B: İnsan türü zihinsel gelişimini sürdürüyor. Ve bu gelişimde öne çıkanlar, örneğin Steve Jobs gibi yaratıcı kişiler, ön plana çıkıyor. Ama bu kişiler azınlıkta ve azınlıkta kalmaya devam edeceklerini düşünüyorum. Yani bir gün herkes süper zeki olacak gibi bir şey söylemek doğru değil. Diğer yandan fiziksel olarak da bırakın gelişmeyi, makineleşmenin de etkisiyle geriye gidiyoruz.

BU ADAMIN BEDENİ TRAFO GİBİ!

beyin ve elektrik

– Şov için pek çok farklı ülkeye gittiniz. Sizi çok etkileyen, bilimsel yöntemlerle açıklamakta zorlandığınız yeteneklerle karşılaştınız mı?

– G.W: Hindistan’ın Kerala bölgesinde tanıştığım Rajmohan Nair’ın sırrını, sayısız bilim insanı dostumla tartışmama rağmen çözemedim. Normal bir insanın vücuduna 50 miliamper şiddetinde elektrik verirseniz, onu öldürürsünüz. Ama Mohan, vücudu aracılığıyla 4 amper elektrik iletebiliyor ve bundan hiçbir zarar görmüyor! Hikayesi de oldukça ilginç. Gençken vücuduna elektrik vererek intihar etmek istemiş ancak hiçbir şey olmadığını görünce yeteneğini keşfetmiş.

– H.B: Beni en çok etkileyense Danimarkalı Stig Severinsen oldu. Su altında 22 dakika nefesini tutabiliyor ve istediği zaman kalp ritmini dakikada 90’dan 30’a kadar düşürebiliyor. Açıkçası bunu nasıl yaptığını şu anki bilimsel verilerle çözebilmek mümkün değil.

BİR TÜMÖR, İNSANA SUÇ İŞLETEBİLİR

– Suç ve beyin ilişkisi de gerek felsefeciler gerekse hukukçular arasında sıkça tartışılıyor… Suçluların beyinleriyle ilgili araştırmalar yaptınız mı?

– H.B: Evet, pek çok araştırmamız var. Ulaştığımız bulgulara göre, şiddet içeren suçlar işleyen kişilerin büyük bölümünün beyninde, prefrontal korteks bölgesi hasarlı. Yani suçluların beyinleri, normal kişilerin beyninden farklı çalışıyor. Şiddet içgüdüleri her insanda olsa da, onlar bu içgüdüleri dizginlemeyi başaramıyor. Bu da başka bir insanı öldürmelerine sebep olabiliyor. Tabii ki, suçun tüm nedenlerini doğuştan veya sonradan gelişen beyin sorunlarıyla açıklayamayız. Toplumsal ve ekonomik gerekçeler de suçun oluşumunda büyük rol oynuyor. Ancak yine de beyin ile suç arasındaki bağlantının ortaya bir tartışma çıkardığı açık: Ciddi bir ruhsal problem olmasa da beyninde bu tür bir sorun bulunan kişi suç işliyorsa, cezai ehliyete sahip sayılabilir mi? ’Ben’ diye bahsettiğiniz şey, beyninizi de kapsıyorsa, kişisel sorumlulukla, beyin rahatsızlıkları hangi ölçüye kadar birbirinden ayrılabilir? Ve bu kişiler nasıl cezalandırılmalı? Hapse mi atılmalılar, yoksa tedavi mi edilmeliler? Bu konuda ilginç bir örnek var. Geçtiğimiz yıllarda bir çocuk tacizcisi hapse atıldı. Ancak kısa süre sonra çok ciddi baş ağrıları çekmeye başladı. Ardından beyninde büyük bir tümör bulunduğu tespit edildi. Tümörü alınca çocuklara yönelik ilgisini tamamen kaybetti, rehabilite oldu. Kısacası yıllarca hapiste kalsa bile belki suç eğiliminden kurtulamayacaktı, ancak ameliyat onu kurtardı.