Sizin Şirketinizin Ruhsal Zekası Ne Kadar Yüksek?

0
373

Moslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” teorisini bilirsiniz: İhtiyaçlarımız bir merdivenin basamakları gibidir. Her basamak sırasıyla çıkılır. Maslow’a göre insanlar en temel ihtiyaçlarını karşılamadan bir üstteki ihtiyaçlarını düşünemezler.

İlk duyduğumda bu teori bana çok mantıklı gelmişti. Hiç sorgulamadan kabul etmiştim. Gerçekten de insan önce karnını doyurur sonra kafasını sokacak bir ev arardı. Oturacak evi olmayan bir insan toplum tarafından saygı görmeyi aklına bile getiremezdi. İnsanın sevmesi ve sevilmesi için önce karnını doyurması gerekirdi.

Ben yıllar boyunca karşıma çıkan birçok konuyu bu kavramla açıklama imkânı buldum. Maslow adını duyan herkes söylediklerimi kolayca kabulleniyordu. Son derece kullanışlı bir teoriydi.

Fakat önce Richard Maddock sonra da Danah Zohar’ın kitaplarını okuyunca konuya bakışım değişti. İlk bakışta çok doğru gibi görünen Maslow teorisi, hayatı farklı açılardan anlamaya başlayınca  yetersiz kalmaya başladı.

Konuya biraz yakından bakınca pek çok yazarın da Maslow’a itirazı olduğunu fark ettim. Japon şirketlerinin kalite yönetimleri üzerine çalışan Dr. Yoshio Kondo’ya göre, bir insan bütün basamaklardaki ihtiyaçları pekâlâ aynı anda hissedebilirdi. Maddi ihtiyaçlarını zar zor karşılayan bir insanın da saygı görme, kabul görme, bir grubun parçası olma gibi ihtiyaçları olabilirdi.

 

Maslow da ölmeden önce kendi teorisindeki eksiklikleri eleştirdi. “İnsan olmanın psikolojisi” (Toward a psychology of being) kitabında vicdanımızın bizim davranışlarımızı önemli ölçüde etkilediğini söyledi.  Bu görüşü, aslında daha önce hiyerarşik olduğunu söylediği ihtiyaç ve motivasyonlarla çelişiyordu.

 

Maslow, idealleri peşinde koşan insanların üzerinde yaptığı çalışmalarda bu insanların davranışlarının o zamana kadar öğrendiklerinden tümüyle farklı olduğunu gördü.

Anlamlı bir hayat yaşamak herkesin arzusudur. Her insan kendisine doğuşta verilen yetenekler ölçüsünde en iyisini yapmak, kendi potansiyelini gerçekleştirmek ister. Bunu yapamadığını anladığı zaman huzursuzluk, tatminsizlik ve gerginlik hisseder.

Maslow bu durumu “varoluşsal suçluluk” diye tanımlar ve “Ressam olacakken yeteneklerini köreltip hisse senetleriyle boğuşan, akıllı olan ama aptalca bir hayat yaşayan, doğruyu görüp de ağzını açmayan insanlar kendilerini aldattıklarını bilirler, bu nedenle de kendilerini suçlarlar.” der.

Kendilerini gerçekleştirme yolunda ilerleyenler ise daha doyumludurlar. Ruhsal doyum onları canlı ve üretken yapar. Bu insanlar gittikleri yere canlılık, bilgi ve ilham katarlar.

Bu açıdan bugünün liderlerine çok önemli görevler düşüyor. Liderler, çalışan her insanın kendi hayatına bir anlam katma peşinde olduğunu bilmek zorundalar. Liderler şirket çalışanlarının bu anlam arayışlarına ve “kendilerini gerçekleştirme” ihtiyaçlarına kulak vermek, onları anlamak zorundadırlar. Çünkü çalışanların bu ihtiyaçlarını gerçekleştirebilmeleri ancak onları anlayan liderler sayesinde olur.

Danah Zohar, bugüne kadar bencillik, açgözlülük, korku ve öfkenin hakim olduğu iş hayatında aslında paylaşma, güven, yardımlaşma gibi pozitif değerlere de yer olduğunu ve bunlarla beslenen şirketlerin daha iyi yerlere geleceğini savunur. Zohar’a göre bunu yapabilen şirketler “ruhsal zekâya” sahip olan şirketlerdir.

Eğer bir şirket çalıştırdığı insanları “iş gücü” olarak görmek yerine onları “insan” olarak görüyorsa ruhsal zekâsı yüksek bir şirkettir. Ruhsal zekâya sahip şirketler insanların “iş hayatı” ve “özel hayatları” gibi iki farklı hayatları olmadığını, herkesin tek bir hayatı olduğuna inanır. Şirketin ruhsal zekâsı sayesinde hem çalışanlar birbirlerine bağlanırlar hem de şirkete olan sadakatleri artar. Şirketlerin fark yaratması ruhsal zekâ sayesinde olur. Bu anlamda ruhsal zekâ, “dönüştürücü” bir güce sahiptir.

Danah Zohar, bizim bugüne kadar ezberlediğimiz, “şirketler para kazanmak için vardır” fikrini yeniden değerlendirmemiz gerektiğini söylüyor. Bugün geldiğimiz noktada şirketler devletlerden bile daha güçlü. Artık daha iyi bir toplum, daha iyi bir gelecek sağlamak sadece devletlerin değil aynı zamanda şirketlerin de üstlenmesi gereken bir sorumluluk.

Zohar’a göre şirketlerin sadece çevreye duyarlı ürünler geliştirmesi ya da atıkları iyi yönetmesi değil, insanların kendilerini gerçekleştirebilecekleri ortamları yaratması gerekir.

Şirketlerin işi sadece iş yapmak değildir.

İçinde yaşadığımız çağda şirketler, insan odaklı olmak zorundadır. Eğer şirketler sadece para kazanma hırsıyla davranmaya devam ederse mitolojideki Erysichthon gibi kendini yiyen bir canavara dönüşecekler. (Erysichthon kutsal bir ağacı kestiği için tanrılar tarafından cezalandırılır. Artık Erysichthon ne yaparsa yapsın asla açlığını doyuramaz. Daha fazla yiyecek için kendi çocuklarını bile satar ve en sonunda da kendi kendini yer).

 

 

Bugün artık anlıyorum ki ekonomi ve işletme disiplinlerinin temelinde “doğru gibi görünen yanlışlar” var. Hiç sorgulanmadığımız için bunlar yıllar boyunca hepimizin kafasını karıştırmış. “İnsan rasyoneldir” (akılcıdır) varsayımı nasıl yanlışsa Maslow’un da “ihtiyaçlar hiyerarşisi” yanlıştır.

Eğer Maslow’un teorisi doğru olsaydı kimse onuru için intihar etmezdi. Ülkesi için hiç kimse ölüme gitmezdi. Çocukları için kendini feda eden anne-babalar olmazdı. İnsanın her ne bahasına olursa olsun kendi varlığını hayatta tutmak, onu doyurmak, korumak birinci önceliği olurdu.

Maslow’un teorisi tıpkı rasyonel karar alan tüketicilerin varlığına inanmak gibi bir yanılsamadır. Her ikisi de mantıklı gibi görünür, kulağa hoş gelir; her ikisinin de üzerine teoriler inşa edilebilir ama ne yazık ki bunlar geçerliliği doğrulanmış teoriler değildir.

İnsanın kendi ideallerinin peşine -ancak belirli bir refah seviyesine ulaştıktan sonra- düşeceği gibi bir koşul yoktur. Maslow’un dediğinin aksine bu, her ekonomik düzeydeki insanın hissedebileceği bir ihtiyaçtır.

Victor Frankl’ın dediği gibi “anlam arayışı” her insanın hayattaki birincil motivasyonudur.

Sürdürülebilir bir gelecek için şirketlerin bu anlam arayışına cevap vermesi gerekir.

Şirketler hayata daha fazla dokunan, manevi değerleri (dini değerler olması gerekmez) önemseyen, insanların anlam arayışını asla hafife almayan bir bakış açısı geliştirmek zorundadır.

Aksi takdirde sadece kendi çıkarlarının peşinde koşmak, şirketleri kendilerini yiyen canavarlara (Erisychthon) dönüştürecek.

Kaynak: Temel Aksoy