Sosyal Zeka Mı, Ya Da Bir Oyun Mu?

0
113

Aslında bu konu hakkında düşünüyorum ve tam olarak doğrunun ne olduğunu bulamadım. Bilirsiniz aslında, gerçekte çekim hissetmediğiniz insanlarla olan yüzeysel paylaşımlar, amaç mekan vs benzerliğinden dolayı takındığınız seviyeli ve kibar maskeler, bir masada dönen muhabbet ve tam haz almasanız da gülümseme zorunluluğu, konuşulan konu sizin açınızdan verimsiz hatta basit bile olsa, sırf o toplulukta kendinizi geride ya da konu dışı hissetmeyesiniz diye, lafa atılmalar vs… Kişilerin sizin seçiminizin dışında oluşturulduğu, aynı iş aynı okul vs gereği, sözde samimiyetin yüzeysel iletişimleri…

Önceden bu tarz iletişimlerin sahte ve ruhuma huzur vermediği için tamamen uzaktım. Ve içsel düşüncelerime karşılıklı gelişim için paylaşabileceğim az ve öz dostlarım vardı. Ancak şu vakitlerde, dostlarımda aramda olan sevgi, bilgelik ve sorunları konuşmaya odaklı sohbetlerin, kendimi sadece tekrar ettirdiğini hissettim. Çünkü dünyayı sadece kendi bakış ama göre algılıyor ve kendi bakış açıma uygun zihinler ile paylaşıma girdiğimden, dünyamı hep aynı şekilde deneyimliyordum.

Ama hayat ve hayatın renkleri, sadece benim doğrularımdan, benim kendi yolumdan ve benim ilgi alanlarımdan oluşmuyor. Daha sonra şunu hissettim. Yaşamım için, içimdeki hissedişi değiştirsin diye yenilik gerek. Ve şunu kavradım. İletişim sadece arada sevgi bağı bulunan yakınlarla sınırlamak yerine, çok yönlü olup, başka ve farklı her şeye uyumlanabilmek özelliğini de gerektirir.

Benim tıkandığım nokta ; ‘uyumlu’ olmak ile ‘uyumlanmak’ arasındaki farkı ayırt edememekti. İstek duymadığım bir şeye benzemek yerine, kendimi tercih ettiğim için, uyumsuzluğuma kendi farklılığım olarak devam ediyordum.

Sanki uyumlu oldukça bendeki ‘şey’ eksilecekmiş gibi hissediyordum. Ve sonunda ‘uyumlanmak’ ın bir zeka olduğunu ama illa sürünün bir üyesi olma gereği taşımadığını anladım.

Fark ettim ki; meğersem sosyal zeka, bağımsız bir ruhun istediği ölçüde kendi farkını koruyarak, uyumlanabilme özelliğiymiş. Ve meğersem kişi hem kendi farklılığını koruyup hem de başkalarının farklılık ve bezerliklerini, zenginleşmek için, görüş açısına ve yaşantısına belki bir süreliğine koyabilirmiş. Ve yine ona ait olan o özel yoluna devam edebilirmiş.

Ve uyumlanabilme özelliği için, zeka, algılama, strateji, çeşitliliğe açık olma, kim olduğunun farkındalığı, etkileyebilme, o anlık ortama ait olan enerjiye göre davranma, özgür ifade vs gerekiyormuş. O yüzden de ‘içimdeki burçin’e sadık olup, ama o daha çok mutlu olsun, daha aktif ve yetkin olsun, iletişimsel zekası gelişmekte olsun ve başka hayatların yeni enerjilerini içerisine alsın diye, kendimi başka yanlarımla, başka dünyalarla deneyim sürecinin başlangıcındayım.

Çünkü ortak olmayan düşünceler ve hayatlar içerisinde iyi iletişimler çıkabilirmiş. Ve en kötü ihtimalle herkes birbirinin yaşamına en küçük ve en önemsiz parçasını tamamlıyor olsa bile, önemliymiş. Çünkü belki de zaten var olma amacı o küçük ve önemsiz parçayı tamamlamak içinmiş-miş. Ve dolayısıyla hizmetini gerçekleştirdiğinden yine önemliymiş-miş.

Şu zamanlarda insanlara karşı daha yargısızım, daha huzurlu, kendini başkalarına kanıtlama güdülerini bırakmış ve şimdilik daha gösterişsiz… Ve yolunun sorumluluklarını, başkalarına duygusal yük etmeden, sessizce ve bilerek, gerçekleştirme sürecine girmiş bir haldeyim. Ve size derim ki, bir şeyin sürekli tıkandığını hissederseniz, bilin ki hayatınızın akması için, o parçanın değişmesi gerekiyor. Köklü bir değişiklik olsa bile ve kendinizi olduğunuzu sandığınız kişiden daha uzakmış ve başka olmuş hissetseniz bile… Bu güç ve cesaret gerektirse ve yeninin size ne getireceğini bilmeseniz bile…

Bu bir çağrıdır.’Değişirsen ve yüklerini atarsan, enerjin daha bol olacak ve –yol- senin için senden bunu istiyor’ çağrısıdır. Ve değişim de bir çeşit ‘uyumlanma’ dır.

Huzur ve değişimle… Kaynak:indigo dergisi