Sultan Murat´ın rüyası

0
353

Sultan Murad Han o gün bir hostur. Telaseli görünür. Sanki bir seyler
söylemek ister sonra vazgecer. Neseli deseniz degil, üzüntülü deseniz
hic degil. Veziriazam Siyavus Pasa sorar:
– Hayrola efendim, caninizi sikan bir sey mi var?

– Aksam garip bir rüya gördüm.

– Hayirdir insallah?..

– Hayir mi ser mi ögrenecegiz.

– Nasil yani?

– Hazirlan, disari cikiyoruz.

…..

Ve iki molla kiliginda cikarlar yola.

Görünen o ki padisah hâlâ gördügü rüyanin tesirindedir ve gidecegi yeri
iyi
bilir. Seri, kararli adimlarla Beyazit´a cikar, döner Vefa´ya,
Zeyrek´ten asagilara sallanir. Unkapani civarinda soluklanir. Etrafina daha bir
dikkatle bakinir. iste tam o sirada yerde yatan bir ceset gözlerine
batar.
Sorarlar;

– Kimdir bu? Ahali:

– Aman hocam hic bulasma, derler. Ayyasin meyhusun biri iste!..

– Nerden biliyorsunuz?

– Müsaade et de bilelim yani. Kirk yillik komsumuz.

Bir baskasi tafsilata girer;

– Biliyor musunuz, der. Aslinda iyi sanatkardir. Azaplar carsisi´nda
calisir. Nalinin hasini yapar… Ancak kazandiklarini ickiye, fuhusa
harcar. Hem sise sise sarap tasir evine, hem de nerde namli mimli kadin varsa
takar pesine..

Hele yaslinin biri cok öfkelidir.

– isterseniz komsulara sorun, der. Sorun bakalim onu bir cemaatte gören
olmus mu?..

Hasili, mahalleli döner ardini gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar
kalirlar mi ortada!..

§

Tam vezir de toparlaniyordur ki padisah yolunu keser:

– Nereye?

– Bilmem, bu adamdan uzak durmayi yeglersiniz sanirim.

– Millet bu, ceker gider. Kimseye bir sey diyemem… Ama biz gidemeyiz,
söyle veya böyle tebamizdir. Defini tamamlasak gerek.

– iyi ya, saraydan birkac hoca yollar kurtuluruz vebalden.

– Olmaz, rüyadaki hikmeti cözemedik daha.

– Peki ne yapmami emir buyurursunuz?

– Mollaliga devam… Naasi kaldirmaliyiz en azindan.

– Aman efendim, nasil kaldiririz?

– Basbayagi kaldiririz iste.

– Yapmayin etmeyin sultanim, bunun yikanmasi paklanmasi var. Tekfini,
telkini…

– Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmaliyiz.

– surada bir mahalle mescidi var ama…

– Olmaz, vefat eden sen olsaydin nereden kalkmak isterdin?

– Ne bileyim, Ayasofya´dan Süleymaniye´den, en azindan Fatih
Camii´nden…

– Ayasofya ile Süleymaniye´de devlet erkani coktur. Taninmak istemem.
Ama Fatih Camii´ni iyi dedin. Hadi yüklenelim…

§

Ve gelirler camiye. Vezir saga sola kosturur, kefen tabut bulur.
Padisah bakir kazanlari vurur ocaga… Usulü erkaninca bir güzel yikarlar ki,
naas ayan beyan güzellesir sanki. Bir nurdur aydinlanir alninda. Yüzü
sâkilere benzemez. Hem manâli bir tebessüm okunur dudaklarinda.

…..

Padisahin kani isinmistir bu adama, vezirin de keza… Mechul nalinciyi
kefenler, tabutlar, musalla tasina yatirirlar. Ama namaz vaktine hayli
vardir daha…

Bir ara vezir sikintili sikintili yaklasir.

– Sultanim, der. Yanlis yapiyoruz galiba…

– Nasil yani?..

– Heyecana kapildik, sorup sorusturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim
bilir belki hanimi vardir, belki yetimleri?..

– Dogru, öyle ya, neyse… Sen basini bekle, ben mahalleyi dolanip
geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padisah garip maceranin basladigi
noktaya kosar.

§

Nitekim sorar sorusturur. Nalincinin evini bulur.

Kapiyi yasli bir kadin acar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefati
bekler gibidir.

– Hakkini helal et evladim, der. Belli ki cok yorulmussun. Sonra esige
cöker, ellerini yumruk yapar. sakaklarina dayar… Aglar mi? Hayir. Ama
gözleri kisilir, hatiralara dalar belki. Neden sonra silkinip cikar
hayal dünyasindan…

– Biliyor musun oglum? Diye dertli dertli söylenir…
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam… Aksamlara kadar nalin yapar…
Ama birinin elinde sarap sisesi görmesin;
elindekini avucundakini verir satin alirdi. Sonra getirip dökerdi
helaya!..

– Niye?

– Ümmeti Muhammed icmesin diye…

– Hayret…

– Sonra, malum kadinlarin ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin
zamaninizi satin aldim mi? Aldim, derdi. Öyleyse simdi dinleseniz
gerek… O ceker gider, ben menkîbeler anlatirdim onlara… Mizrakli ilmihal.
Hucceti islam okurdum…

– Bak sen! Millet ne saniyor halbuki…

– Milletin ne sandigi umrunda degildi. Hos, o hep uzak mescidlere
giderdi.

Öyle bir imamin arkasinda durmali ki, derdi. Tekbir alirken Kabe´yi
görmeli…

– Öyle imam kac tane kaldi simdi?

– iste bu yüzden Nisanci´ya, Sofular´a uzanirdi ya… Hatta bir gün;

– Bakasin efendi, dedim. Sen böyle böyle yapiyorsun ama komsular kötü
belleyecek. inan cenazen kalacak ortada…

– Dogru, öyle ya?..

– Kimseye zahmetim olmasin, deyip mezarini kendi kazdi bahceye. Ama ben
üsteledim. is mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yikasin, kim
kaldirsin?

– Peki o ne dedi?

– Önce uzun uzun güldü, sonra;

– Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padisahin isi ne?

§

Allahü tealanin öyle kullari vardir ki, halk onlari bilmez.

Hos, bazen kendileri de makamlarinin farkinda degillerdir. Hulus-u kalp
ile boyun büker ümmeti Muhammed´e, halifeyi müslimine dua ederler.
Samimi niyazlari ile zirh olurlar sultana… Bir seher vakti gözyasi ile
yapilan dua, binlerce topun yapamadigini yapar. Krallari yikar, kaleleri
parcalar.

iste NALINCI BABA o adsiz sansiz Allah dostlarindan biridir.

Asil adi Muhammed Mimi Efendi´dir. Bergama´lidir.

1592 yilinda vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padisah gördü. Ve
mübaregi evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, icine bir cesme
koydurdu. Dahasi bir tekke ile yasatti adini. Türbesi Unkapani´nda,
Cibali Tütün Fabrikasi´nin arkasinda, Harabzade Camii karsisindadir.

…..Bu ibret verici hikayeyi okuduk, simdi bir düsünelim o insanlar
nasil yasiyor mus, biz nasil yasiyoruz? Gecen zamanin bizlerden ne kadar
cok seyi alip-götürdügünü acik-secik olarak görüyoruz.

Kaynak : Bilinmiyor