Tatilin kitapta yeri yok!

0
Yaz çoğumuz için tatil demek. Ancak yazarların böyle bir lüksü yok. Çünkü ilhamın nerede onları yakalayacağı belli değil. Onların tatil beldelerinde ya da deniz kenarında yazdığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ofisinde yazıp bir kır evi hayal eden yazarlar da var, tatilde yazmak yerine okumayı tercih eden de.

Yaz ve yazmak, iki sesteş sözcük. İlki birçoğumuz için tatili çağrıştırır. Kimileri aylar öncesinden hayalini kurduğu yerde, kimileri de yıl boyunca hasretini çektiği ailesinin yanında alır soluğu. Ama bir yazar için bu sesteş iki kelimenin farklı anlamları var. Kitaplarını yüz binlerin okuduğu yazarların tatili nerelerde geçirdiğini hiç merak ettiniz mi? Çoğu zaman sonbaharda ya da kış aylarında yayınlanan kitapların yazın hangi mekânlarda oluştuğunu düşündünüz mü? Yazarlar, yazılarını nerelerde kaleme alıyorlar? Özellikle kitap yazmak için önceden planlayıp gittikleri yerler var mı? Yaz-yazmak ve mekân arasında nasıl bir ilişki var? Yazın kendini iyiden iyiye hissettirdiği bugünlerde bu soruları ülkemizin önde gelen yazarlarına sorduk ve ilginç cevaplar aldık.

Elif Şafak, bütün yıl boyunca seyahat halinde olduğu için yazdığı mekânların kendiliğinden değiştiğini söylüyor. Güneşi ve sıcağı sevmediğini dile getiren yazar, kapalı ve yağmurlu havaların kendine daha iyi geldiğini anlatıyor. Ayşe Kulin, yaz aylarını Urla’da bir çiftlik evinde geçiriyor. Sabahları erken kalktığını söyleyen yazar, yazı yazdığı zamanlarda kimsenin kendini rahatsız etmediğini söylüyor. Yaz aylarında genellikle burada yazılarını kaleme aldığını dile getiren yazar, “Ama her yerde çalışabilirim, içimde bir ilham varsa onu her yerde çıkarabilirim.” diyor.

Ahmet Ümit ise tatili ve yaz aylarını yazarak değil okuyarak geçiren bir yazar. Yazar, tatile iş götürmenin yanındaki insanlara ve ailesine haksızlık olduğunu düşünüyor. En rahat, yaşadığı şehirde, evde ya da fakültede yazabildiğini anlatan Nazan Bekiroğlu, son yıllarda sessiz sakin bir kır evini düşlediğini anlatıyor.

Kitaplarını mesai kavramı içinde yazan İskender Pala için mekânın çok fazla önemi yok. “Manzara veya ihtişam istemem. Çalıştığım masa, insanlardan ve gündelik meşgalelerden uzak olsun yeter.” diyor. Genç yazar Serdar Özkan da yaz aylarını Urla’da yazarak geçiriyor. İkinci kitabının konusunun burada geçtiğini anlatan yazar, yazarken olmazsa olmazının deniz olduğunu söylüyor. Görüşlerini paylaşan yazarların ortak noktası ise ilhamın onları yakaladığı yerde yazıyor olmaları. a.pektas@zaman.com.tr

***

Yeter ki ilham gelsin

Yazları Urla’da yazıyorum

Ayşe Kulin: Ben yazları genelde Urla’da yazıyorum. Burada bir çiftlik evimiz var. Ama bu ev sadece ben yazı yazayım diye oluşturulmuş bir mekân değil. Genelde tüm yazlarım burada geçiriyor ve yazı hayatımı burada sürdürüyorum. Ben her yerde çalışabilirim. Özel bir köşe gerekmiyor. Bir dizüstü bilgisayarım var. Onunla her yerde yazabilirim. Havaalanı, otobüs durağı, berber… Özel bir köşeye ihtiyaç duymuyorum. İçinde bir ilham varsa onu her yerde çıkarabilirim. Bilgisayarın başına erken otururum. Yazdığım saatlerde kimse evde beni rahatsız etmez. Kapı da çalmaz, telefon da, posta da gelmez. Evde gürültü yapılmaz. O zaman zihnim daha açık oluyor ve daha iyi konsantre oluyorum.

Tatili aileme ayırıyorum

Ahmet Ümit: Roman yazmak için gereken en önemli şey konsantrasyondur. Yani sizi yaşadığınız bugünden, bu yaşamdan koparacak, yazdığınız romanın çağına, evrenine taşıyacak bir yoğunlaşma. Benim bu yoğunlaşmayı, bu kopuşu yaşadığım en iyi mekânlar, tanıdığım bildiğim yerler: Ofisim ya da evim. Tatile çıktığımda pek yazmıyorum. Tatili dinlenmeye, kitap okumaya, dostlarımla bir arada olmaya ayırıyorum. En fazla yazdıklarımı yanımda götürüp orada okuyabiliyorum. Tatile iş götürmek yanımdaki insanlara, aileme haksızlık.

Sıcaktan rahatsız oluyorum

Elif Şafak: Ben sadece yazları değil, sene boyunca devamlı hareket halindeyim, bir türlü bir yere yerleşemedim. Dolayısıyla her yaz mevsimi yazdığım mekânlar da değişiyor. Ancak sevmediğim bir şey varsa o da güneş, sıcak, rehavet, atalet. Bu tür ortamlarda müthiş rahatsız oluyorum. O yüzden doğru dürüst tatil yapamıyorum. Bana hep yağmurlu, kapalı havalar iyi geliyor. Yazın arkadaşlarım, yakın çevrem tatil yaparken, ben gölgede oturur, kitap okurum. Mekânlardan ziyade ruh hallerinin yazarlar üzerinde etkisi olduğuna inanıyorum. Mümkün olduğunca gürültülü, kalabalık, hareketli, kaotik şehir hayatı, yazmak için en doğru mekân. İster yaz, ister kış olsun.

Bir kır evi düşlüyorum

Nazan Bekiroğlu: Benim ne yazık ki yazmak için bir yerlere “kaçmak” gibi bir lüksüm en azından şimdiye kadar olamadı. Yazı nerede geldiyse orada buldu beni. Bu itibarla yeni bir kitap yazmak için (araştırmak için değil doğrudan kapanıp yazmayı kastediyorum) özellikle bir şehre, ülkeye gitmek bir gereklilik değil. En rahat, yaşadığım şehirde, evde ya da fakültede yazabiliyorum. Fakat özellikle son bir-iki yıldır sadece okuyup yazabileceğim, kapının vurulmayacağı, telefonların çalmayacağı, birilerinin bir şeyler istemeyeceği sakin bir ortamı ciddi ciddi özlemeye başladım. Bir kır evini örneğin.

Yurtdışında daha huzurluyum

İskender Pala: Ben kitaplarımı mesai kavramı içinde yazıyorum. Romanlarımı üç safhada yazıyorum: İşçilik, sanatkârlık ve üslup. İşçilik kısmını günün her saatinde devam ettirebilirim; sanatkârlık kısmı için ben de bir yerlere kapanmayı yeğliyorum. Bu yer her kitapta değişebiliyor. Mekânın fazla önemi yok benim için. Yani manzara veya ihtişam istemem. Çalıştığım masa, insanlardan ve gündelik meşgalelerden uzak olsun yeter. Şu anda bir Yunus Emre romanı yazmaktayım. İşçilik kısmı bitti. Sanatkârlık kısmını tamamlamak için Ramazan gecelerini bekliyorum. Romanın son aşaması benim için en zor safha. Yani üslup. Son tashihleri bu aşamada yapıyorum. Katre için Amerika’da bir yazar kolonisine katılmıştım. Şah&Sultan için Tebriz’de kaldım. Yunus için nereye gideceğimi henüz bilmiyorum ama burası Eskişehir olmayacak. Çünkü gidilen yerin yurtdışında olması biraz daha zihnî huzur sağlıyor.

Deniz, olmazsa olmazım

Serdar Özkan: Benim gibi tüm zamanını yazarak geçiren yazarların mevsimsel ve mekânsal yazma lüksünün olduğunu sanmıyorum. İlham, yer beklemez. Eserlerim 44 dile çevrildiği için çoğu zaman yurtdışında oluyorum. Ama bugüne kadar Türkiye dışında hiçbir yerde yazmadım. Ülkemde daha rahat hissediyorum kendimi. Ben her mevsimde yazıyorum. Ama mekân açısından olmazsa olmazım deniz. Bir şekilde denize yakın olmalıyım.

Kaynak: Zaman – ALİ PEKTAŞ