Türkiye’nin Ruh Sağlığı Gerçekte Ne Kadar Bozuk?

0
793

Mutlu muyuz, kaçımız depresyonda, kaç şizofreni hastası tedaviye ulaşabiliyor, ruh sağlığımız ne kadar bozuk? Bu soruların net cevabı yok.

Çünkü, Türkiye’de epidemiyolojik alan araştırmaları psikiyatrinin gündeminde neredeyse hiç yer almıyor, dolayısıyla ruh sağlığımızla ilgili güncel veri bulunmuyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünyada 500 milyon insan ruh sağlığı sorunları yaşıyor, 70 milyon alkol bağımlısı, 24 milyon şizofreni hastası var, 120 milyon kişi depresyonda.

Türkiye Psikiyatri Derneği MYK Üyesi Doç. Dr. Burhanettin Kaya, ülkemizde durumun dünyaya göre biraz daha kötü olduğunu söylüyor ama “Türkiye’nin ruh sağlığı gerçekte ne kadar bozuk?” sorusuna ancak 10 yıl öncesinin verilerine dayanarak cevap verebiliyor.

“Türkiye’nin ruh sağlığı konusunda ne yazık ki elimizde yeni ve güncel veri yok. Ülkeye genellenebilen tek yaygınlık araştırması 1998 yılında Sağlık Bakanlığı’nın ‘Erişkin Ruh Sağlığı Profili’ araştırmasıdır. 1995-1996’da Sivas il merkezinde epidemiyolojik bir çalışma, 1994’de uluslararası çok merkezli bir çalışmanın Türkiye ayağı olarak Ankara Çubuk merkezli araştırma ve 2001’de Mamak bölgesini kapsayan alkol bağımlılığına ilişkin bir alan çalışması var. Bir de İzmir’de şizofreni ve psikotik yaşantılarla ilgili sürmekte olan bir TÜBİTAK projesi yürütülüyor. Bu araştırmaların verileri çok değerli olmakla birlikte günümüzün sorularına yanıt verebilecek yöntembilimsel ve veri tabanı olarak yeterliliğe sahip durumda değildir.

10 YILDIR ARAŞTIRMA YAPILMIYOR

Yani son 10 yılda Türkiye’de ruh sağlığının nasıl bir seyir gösterdiği, ruhsal bozuklukların yaygınlığı, risk ve koruyucu etkenlerin neler olduğu ve nasıl etkilediği sorularına açıklık getiren, hastalık üzerinde etkisi olan değişkenlerin saflaştırıldığı ve yöntemsel düzenlemenin yapıldığı araştırma yapılmadı ve böyle bir çalışmaya acilen ihtiyaç var.”

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kemal Arıkan da aynı görüşte. Arıkan, en büyük sorunun kayıt sistemi olduğunu vurguladı.

“Gerçekten de elimizde yeterince data yok. 10 yıl önceki bakanlık çalışması var. Ondan sonra değişik kentlerdeki hastanelere bakılarak küçük çaplı çalışmalar yapıldı, tezler hatta kitaplar yazıldı ancak bunlar sağlıklı sonuçlar değil. Yani ruh sağlığımızı ortaya koyacak uluslararası standartlarda bir alan çalışması yapılmadı. Sadece uluslararası çalışmalara dayanarak ortalama bir fikir ileri sürüyoruz.

Türkiye’nin bu konudaki en büyük sorunu kayıt sistemi. Kayıt sistemi olmadığından sağıklı veri toplanamıyor. Avrupa’de bu ciddi bir süreç, onlarda kayıtlama sistemi 1800’lü yıllarda başlamış, dolayısıyla onlar geriye dönük araştırma yapabiliyorlar. Bizde böyle bir kayıtlama sistemi olmadığı için doğru dürüst bir çalışma yapamıyor, ne yazıki ki ruh sağlığımızın profilini çizemiyoruz.”

TÜRK HALKI DEPRESYON KISKACINDA

“Araştırmalar ve istatistiki veriler olmasa da son yıllarda yaşanan olaylara baktığımızda ruh sağlığımızın iyi olduğunu söyleyemeyiz” diyen Doç. Kaya’ya göre, Türkiye’nin canını en çok sıkan psikolojik sorunlar depresyon, anksiyete bozuklukları, panik bozukluğu, sosyal fobi ve şizofreni.

Verilere dayanmadan profesyonel gözüyle bir şey söylemenin zor olduğunu belirten Prof. Arıkan da, “Günlük yaşamda karşılaştığımız olaylar ve bize gelen vakalara bakarak depresyonun çok fazla olduğunu söyleyebilirim” dedi.

KADIN CİNSEL VE FİZİKSEL ŞİDDET MAĞDURU

Doç. Kaya, ruhsal sorunların kadın, erkek ve çocuklara dağılımını, dağılımı etkileyen faktörleri değerlendirdi, “Oran kadınlarda daha yüksek, özellikle depresyon kadınlarda çok yaygın” dedi.

“Erkek egemen toplum yapının sonucu olarak çeşitli boyutlardaki aile içi ve kadına yönelik sözel, cinsel ve fiziksel şiddet ruh sağlığındaki en önemli değişkenlerden. Depresyon sosyoekonomik ve eğitim düzeyi düşük olanlarda daha çok görülüyor ve yaşla birlikte artıyor. Erkeklerde özellikle 18-24 yaş grubunda yaygınlık artış eğiliminde.

ŞİZOFRENİ ERKEKLERDE DAHA AĞIR

Hipokondriazis yani kendi sağlığı ile ilgili aşırı endişe duyma ile takıntı, saplantı ve zorlantı şeklindeki yineleyici davranışlar, yani obsesif kompulsif bozuklukta ve şizofrenide cinsiyet farkı genellikle görülmüyor. Ama klinik seyir açısından şizofreninin erkeklerde daha olumsuz seyrettiğini söyleyebiliriz.

DOĞUYA GİTTİKÇE YAYGINLIK ARTIYOR

Coğrafi dağılım açısından da açıklayıcı veri yok ama çalışmalarda, genel olarak ülkenin doğusuna gidildikçe ruhsal bozukluk yaygınlığının arttığını gözlüyoruz. Özellikle somatizasyon bozukluğu olarak adlandırılan yeterli tıbbi açıklamanın getirilemediği, fiziksel belirtilerle kendini gösteren hastalıkların yaygınlığı kırsal ve yarı kırsal bölgelerde daha çok. Şizofreninin görülme sıklığı ise kentsel alanlarda daha fazla.”

Ekonomik nedenler mi, işsizlik mi, cinsel sorunlar mı, sosyal ilişkiler mi, iş ortamı mı ya da realiteye husumet mi? Hangisi Türk insanının ruh sağlığını daha çok bozan faktör? Doç. Kaya’nın yorumu:

İŞSİZLİK VE YOKSULLUK EN ÖNEMLİ FAKTÖR

“Bu konuyu bir kaç başlık altında sıralayabiliriz. Bence ruh sağlığının bozulmasında ana eksen toplumsal ve ekonomik değişkenler. Bireye özgün, bireyin fiziksel ve ruhsal yapısındaki değişimlerde bu ana etkenden bağımsız değil, onun bir yansıması olarak yaşanıyor. Türk insanın ruh sağlığında son yıllarda işsizlik ve yoksulluğun iz bırakan en belirleyici etkenler olduğunu söyleyebilirim.

İŞYERİNDE TÜKENMİŞLİK VE MOBBİNG

İş ortamı ise son yılların üzerine çalışılacak en önemli araştırma alanlarından biri. İş stresi ve iş kazaları, tükenmişlik ve mobbing, eşdeyişle işyerinde ruhsal taciz ve yıldırma giderek daha görünür hale gelen sorunlar. Genel olarak toplumda hem birey hem de kurum olarak sorun çözme becerilerinde bir aksama olduğu bilinen bir gerçek. Bu nedenle de her düzeyde şiddet, özgün bir davranış biçimi olarak artıyor ve kendi hukukunu yaratma eğilimi yaygın kabul gören bir düzeye evriliyor.

Sağlık sistemine ulaşma zorlukları ve sağlığın bir hak olmaktan çıkması da ruhsal sorunların yaygınlığını etkileyen önemli faktörlerden.”

YÜZ BİN KİŞİYE BİR UZMAN DÜŞÜYOR

Ruhsal hastalıklar tedavi edilmediğinde bireysel, toplumsal ve maddi kayba neden oluyor. Türkiye ruh sağlığı hizmetlerine ayrılmış yatak sayısı bakımından Avrupa ülkelerinin çok gerisinde. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ülkemizdeki ruh sağlığı yatağı, olması gerekenin onda biri kadar, yüz bin kişiye düşen ruh sağlığı uzmanı sayısı 1.6. Rakam, dünya ortalamasının yarısı, Avrupa ortalamasının ise altıda biri.

RUHSAL SORUNLAR YETİ YİTİMİNE NEDEN OLUYOR

Ruhsal sorunlar, kişinin kendine bakabilme işlevlerini yitirip üretici niteliğini ve sosyalliğini kaybetmesi anlamına gelen yeti yitimine yol açıyor. DSÖ araştırmasına göre, dünyada yeti yitimine en çok yol açan 10 hastalıktan beşini depresyon, alkol kullanımı, bipolar bozukluk, obsessif kompulsif bozukluk ve şizofreni oluşturuyor. Tedavi edilemediğinde bireysel ve toplumsal maliyet ağırlaşıyor.

NE YAPILMALI?

Fazla dillendirilip önemsenmese de uzmanlar, Türkiye’nin ruh sağlığında gidişatın iyi olmadığı, toplum genelini kapsayan çalışmaların yetersiz olduğu ve yeni bir ruh sağlığı modelinin belirlenmesi gerektiğinde hemfikir. Prof. Arıkan’a göre, Türkiye’nin ruh sağlığının gerçek boyutlarıyla ortaya konması için yapılacak şey, çok net.

“Düzenli bir kayıt sistemi olmalı, saha taraması yapılmalı ve Dünya Sağlık Örgütüyle işbirliğine gidilmeli. Bazı çalışmaları var ancak ruh sağlığı konusunda bakanlığın çalışmaları yetersiz.”

GÜLEN YÜZLERE SAHİP OLABİLMEK İÇİN…

Doç. Dr. Burhanettin Kaya ise ”Gülümseyen bireylere, gülen yüzlere sahip olmak için önce yaşam koşullarını olabildiğince değiştirmemiz gerekiyor” dedi, önerilerini sıraladı.

“Bireyin ruh sağlığını bozan etkenleri ortadan kaldıran toplumsal ve ekonomik düzenlemeler yapılmalı. Ortaya çıkan ruh sağlığı sorunlarını erkenden tanıyan ve tedavi eden etkili yaklaşımlara ve yeti yitimi ortaya çıkanlarda rehabilitasyonu içeren bütüncül hizmetlere ihtiyaç var. Bunların sağlık ve yaşam hakkı çerçevesinde devlet sorumluluğunda, kamusal nitelikli, ulaşılabilir ve yaygın bir hizmet olması gerekiyor.

YENİ RUH SAĞLIĞI MODELİNE İHTİYAÇ VAR

Ayrıca temel amaçlardan birinin ruh sağlığını geliştirmek, olanakları artırmak, aile-çocuk ilişkisi ve ana-baba tutumlarını olumlu yönde geliştirecek bir toplumsal eğitim sürecinin de sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ülkemizin bu ilkeler çerçevesinde alan-okul-işyeri tabanlı yeni bir ruh sağlığı modeline gereksinimi var.

Bireysel olarak ruhsal sorunlarla başa çıkma becerilerinin gelişmesi de herhangi bir koşula bağlı olmaksızın yardım alınabilecek kamusal destek birimlerinin varlığıyla mümkün. Özetle gülen yüzlere sahip olmak için önce yaşam koşullarını olabildiğince değiştirmemiz gerekiyor.