Beşer nisyanla maluldür” yani insanın unutkanlık özrü vardır. Bir arkadaşına verdiği randevuyu, okulda öğrendiği bilgileri, çok iyi bildiği bir yerin adını, bir sevdiğinin doğum gününü ya da evlenme yıldönümü unutmayan insan yok gibidir.

Bütün bu unutkanlıkların nedeni aslında insan beyninin kullanılan kapasitesinin dolmasından kaynaklanıyor. İnsan, beyninin ancak yüzde 3-5’ini kullanabiliyor. En zeki insanlar bile yüzde 10 kapasiteyi aşamıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi uzmanlarından Doç. Dr. Betül Yalçıner, insan beyninin yirmili yaşlara kadar gelişim içinde olduğunu ve hacim olarak da büyüdüğünü söylüyor. Doç. Dr. Yalçıner, “20’li yaşlarımıza kadar hızlı öğrenir ve ve kolay unutmayız. İşte bu hızlı kavrama, beynimiz iki türlü gelişme gösterdiği için olmaktadır. Yirmili yaşlardan sonra ise beynimiz sadece var olan beyin hücreleri arasındaki bağlantıları artırarak gelişir ve diğer yandan da yavaş yavaş hücre ölümü başlar.” diyor.

Biz ne kadar çok farklı alanlarla ilgilenir ve entelektüel seviyemizi geliştirmeye çalışırsak beynimiz de kendisini o ölçüde geliştiriyor. Fakat yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan hücre ölümü nedeniyle giderek kullanmakta olduğumuz hücre havuzu azalıyor. Bu nedenle bir süre sonra beyin yeni bir şeyler öğrenirken bazı tasarruflar yapar ve aslında çok da kullanılmayan bazı bilgileri siler. Dolayısıyla zamanla ortaya çıkan doğal bir unutma süreci yaşanıyor. Öte yandan özellikle 20-50 yaş arasındaki “unutkanlık” şeklindeki yakınmaların çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, yaşam süresince zaman zaman zorlandığımız anlarda ortaya çıkan, daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı oluyor.

Doç. Dr. Yalçıner, yeni bilgilere hızlı bir şekilde ulaşmanın beyinde bir çeşit “bilgi kirliliği” oluşturduğuna dikkat çekerek, çok sayıda televizyon ve radyo kanalının yanı sıra internet sayesinde insanların çok fazla bilgiye ulaşabildiğini söylüyor. Eskiden bir kanal olan televizyon ve gazetelerin yerini şimdi yüzlerce televizyon kanalı ve internet aldı. Yeni denen bir şeyi öğrendiğimiz anda o bilgi eskimiş oluyor. Dolayısıyla bilgi çok çabuk eskiyor. Hiç bilmediğimiz, hiç gitmediğimiz ülkelerde yaşayan insanlarla bir “tık”la konuşmaya başlıyoruz. Beynimiz de bilgileri hızla alıp aynı hızla yenileri geldiği için hızla bazı şeyleri siliyor. Depresyon gibi psikolojik problemlerde de benzer bir artış da unutkanlığın artan sebeplerinden olabiliyor. Yaşlanmayla ilişkili unutkanlık veya demans (bunama) gibi ilerleyici ve kişiyi bakıma muhtaç hale kadar getiren, unutkanlıkla başlayan süreçlerin görülme sıklığı da artıyor. Unutkanlık, eğer normal günlük yaşamımızı etkiler hale gelirse mutlak bir uzman tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Bu uzman, duruma göre bir psikiyatrist ya da bir nöroloji uzmanı olabilir.

Unutkanlığı önlemek için çok genç yaşlardan itibaren beyin gelişimini sağlayabilecek yöntemler kullanmak gerekiyor. Doç. Dr. Yalçıner, “Yüzeysel bilginin su üstünde kalmaya mahkum yağ gibi asla derinlere inemeyeceğini ve ilk dökülen kısımla birlikte gideceğini bilmeliyiz.” diyerek bilgilerin kalıcı olabilmesi için mümkün olduğu kadar ayrıntılı öğrenmeyi tavsiye ediyor. Beyindeki hücreler arası bağlantı ne kadar çok olursa bilgileri değerlendirme şansı da o kadar artıyor. Unutkanlığı önlemede en önemli etkenlerden birisi de beyin gelişimini önleyecek maddelerin kullanılmaması.