Ustalar ve Çıraklar

0
130

Öğrenmenin en etkili yolu yaparak, yaşayarak öğrenmektir. Kitapla, dersle, kursla, okuyarak, dinleyerek öğrenmek elbette mümkündür. Ancak bilen ve bildiğini yapabilen bir ustanın yanında çalışarak, onu gözlemleyerek ve yaptıklarını ona onaylatarak öğrenmenin yerini hiçbir şey tutamaz.

Ustaların yanında yetişmek, ona çıraklık ederek ustalaşmak çağlar boyu bilinen ve uygulanan etkili bir öğrenme yöntemidir. Ancak bu yöntemin yine çağlar boyu bilinen tipik bazı sorunları vardır.

Bazı ustalar (deneyimli yöneticiler, birim müdürleri, eğitimciler, danışmanlar, şefler) çıraklarının iyi yetişerek kendi işlerini ellerinden alacağını, kendilerini yerlerinden edeceğini düşünürler. Onların tam olarak yetişmesini geciktirmek ve hatta engellemek isterler. Ne kadar olgunlaşırlarsa olgunlaşsınlar asla kendi yerlerini alamayacaklarını iddia ederler. Çoğu kez de bu endişeyle ya onlara olabildiğince az şey öğretirler ya da onlara sert ve acımasız davranırlar. Belki de pes edip, bırakıp kaçmalarını beklerler.

Çıraklar (deneyimsiz yeni elemanlar, genç mezunlar) ise işi biraz öğrendiklerinde, ellerinden bir iş gelmeye başladığında ustalarını beğenmemeye, onları eleştirmeye başlarlar. İşi çok daha iyi bildiklerini ve yapabileceklerini iddia etmeye başlarlar.

Bir taraftan kendi bilgi ve becerisini başkalarından kıskanan ve sahip olduğu üstünlüğü kaybetmekten korkan ustalar, diğer taraftan öğrendikleri bir iki şeyle kendini ustalaşmış sayan çıraklar hemen her zaman birbirlerine kuşku ile bakmışlardır. Şüphesiz birbirini anlayan, birbirlerine karşılıklı faydalar sağlayan, birlikte öğrenen ve kazanan ustalar ve çıraklar da çoktur. Ancak nedense gelin-kaynana hikayeleri gibi usta-çırak hikayeleri de yaygındır.

Bazı ustalar, çırakların hep öyle kalmasını beklerler, mesleklerinin püf noktalarını öğretmemeye, gizlemeye çalışırlar. Çıraklar da olabildiğince işin sırlarını öğrenip bir an önce kendi ayakları üstünde durmayı öğrenmek isterler. Bu nedenle, karşılıklı bir güvensizlik ortamı söz konusudur. Çıraklar, işi biraz öğrendiklerinde kendilerine biraz güvendiklerinde ve ilk fırsat bulduklarında ayrılıp kendi işini kurmaya bakarlar.

Bunun sonucu, işini tam bilmeyen, gerçek ustalığı olmayan birçok kişinin ortada usta geçinip tam ve doğru olmayan işler yapmaya ve giderek işin değerini düşürmeye başlarlar. Bunun diğer bir sonucu da ustaların işlerini geliştirme ve kurumsallaştırma olanağını bulamamalarıdır. Birçok küçük girişim zayıf çabalar içinde birbirinden kopuk, birbirine rakip iş yapmaya, yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Çoğu da işin sahibi olan kişinin sağlığına ve yaşam süresine bağlı olarak ayakta durmakta, sonra da kaybolup gitmektedir.

Bu konuda ilginç bir benzetme kavak ağacı ile kabak çiçeği ( ya da sırık fasulyesi) öyküsü ile yapılır. Birincisi 20 yılda büyümüş ve belirli bir boya ulaşmıştır. Diğeri ise neredeyse o boya ilkbahar yaz aylarında çok kısa bir sürede gelmiştir. Aralarındaki konuşmada kabak çiçeği kendini çok kısa sürede çok hızlı uzadığı için över ve kavak ağacını küçümser. Ancak mevsim değişip, havalar soğuduğunda kabak çiçeğinin yaprakları dökülür ve ölür. Biri çok hızlı büyümüştür. Ancak, kısa ömürlü, yalnızca bir mevsimliktir, diğeri ise güçlü ve kalıcıdır.

Eski dönemlerde belirli bir konudaki bilgi ve becerinin değeri uzun yıllar aynı kalırdı. Bilgi ve beceri babadan oğula geçer, aynı şekilde uygulanır ve aynı değeri yaratırdı. Böylece belirli bir bilgiyle kuşaklar boyunca güç ve para kazanma imkanı bulunurdu. Günümüzde ise belirli bir konudaki bilginin geçerliliği aylar, haftalar hatta günler içinde kaybolmaktadır. Bu nedenle saklanan bilginin bir faydası kalmamakta, son kullanma tarihi geçmiş bilgi kimseye bir anlam ifade etmemektedir.

Ustalar, deneyimli insanlar, eğitimciler ve yöneticiler yanlarında çalışanlara bilgi ve deneyimlerini aktarmalı, onları eğitmeli ve kendilerine yetişmelerine izin vermelidirler. Şüphesiz bu sırada kendilerini yetiştirmeye de devam etmelidirler. Çıraklar da bu ustalarının değerini bilmeli, onlarla açık ve dürüst iletişim içinde ve karşılıklı yarar sağlayacak şekilde olabildiğince çok bilgiyi, görgüyü ve beceriyi özümseyerek paylaşmalıdırlar. Sabırlı ve dikkatli olmaya, açık bilgi kadar içsel örtülü bilgiyi de almaya çaba göstermelidirler.

Gerçek anlamda usta-çırak ilişkisi budur ve iş başında öğrenmek böyle olur.

Prof. Dr. İsmet Barutcugil