Vahiy ışığında beden dili

0
698

Konuşmalarımız iç dünyamızı yansıtır. Hatta denilir ki “Ağzınızı her açışta başkaları oradan içinizi seyreder.” Hal, hareket, jest ve mimiklerimiz ise kelimelerden daha etkilidir bizi yansıtmada. Öyle ki beden dilinin sırlarını bilen, bizi kitap gibi okuyabilir.

Dudaklarını büküp, kaşlarını indirmiş minik bir bakıştan daha etkili hangi kelime anlatır hüznü? Ya uzun zamandır kapısı çalmamış pir-i faninin bayramda elini öpenlere bakışındaki ışıltı neyi fısıldar sizce? Omuzları çökmüş, başı öne düşmüş bir annenin çaresizliği hangi paha biçilmez bir tabloda sergilenir? Kelimeler kısacık bir anın, bir duruşun karşısında kifayetsiz kalır çoğu zaman. Öyle ya beden susmaz hiçbir zaman. Zira vücudumuz ruhumuzun dili olur. Anlatıverir her şeyi.

Biz ne isek bedenimiz o. İçimizdeki bütün duygu, heyecan ve arzular bedenimizle resmediliyor. Acziyetimizden olsa gerek fark edilmeyi ve saygı duyulmayı arzuluyoruz çevremizde. İlk önce de beden dilimizin anlaşılmasını bekliyoruz. “Ne dediğimi anla” anlamına gelen jest ve mimikler yakın arkadaş, eş ve çocuklarımızla olan ilişkilerimiz de hayli önemli. İstediğimiz-istemediğimiz her şey okunuyor halimizden. Dolayısıyla muhatabımızın davranışları da bize göre şekilleniyor. İnsanlarla iletişimimizde geçerli olan bu durum Allah’la olan diyaloğumuzda da belirgin.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Necati Kara’ya göre namaz, zekat, hac ve kurban esnasında yapılan bedensel hareketler de İlahî haberleşme çeşidi. Örneğin namazı şekil bakımından Cenab-ı Hak huzurundaki gönül açıklığının (huşu), zekat, hac, oruç ve kurbanı ise Yaradan’a itaatin bedensel ifadesi olarak tanımlamak mümkün.

Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala sadece kendiyle değil insanların kendi aralarındaki iletişimde de beden dilinin ehemmiyetini çokça zikretmiş. Necati Kara’ya göre Yüce Beyan’da en fazla göz ve kulak üzerinde duruluyor. Daha sonra ise kalp. Allah’ın insanı duyu organlarıyla donatmasının sebebine ise Kara’nın ‘Kur’an’ın Beden Dili’ adlı eserinde rastlıyoruz. Kulun verileni alabilmesi, istenileni yerine getirebilmesi, eşyayı ve değerleri idrak etmesi, bu değerler arasından seçim yapıp verdiği karara göre karşılık görmesi için duyu organlarımız var. “Size kulak ve gözleri veren kimdir?” (Yunus, 31) diyen Rabbi’miz, uzuvlarımıza da bazı görevler yüklüyor. Kara, ayetler ışığında bu sorumlulukları; şükretmek, ilim öğrenmek, doğru yolu bulmak, iç huzura kavuşmak ve gözetlemek şeklinde sıralıyor. İşte beden dilinin ehemmiyeti de burada ortaya çıkıyor.

KUR’AN’DA BELİRTİLEN ‘ÖLÜ BAKIŞ’

Kalplerin iyi ve kötü halleri; dil, el, yüz, kaş, göz, deri, baş, kol, bacak ve sırta yansıyor. Kalp düşünüp karar veriyor, organlar da bu kararı gerçekleştiriyor. Münafikun Sûresi’nde kişinin bir mesaj karşısında takındığı olumsuz tavrın beden hareketlerine nasıl yansıdığını görüyoruz misal. Farklı sûrelerde hoşnutsuzluğu, başı yana çevirmek; ret ve inkarı, kafayı yukarı kaldırıp aşağı indirmek; mahcubiyet ve suçluluğu, başı öne eğmek; korku ve zilleti, kafayı bir yere dikmek olarak okuyoruz. Allah kafirlerin mahşerde azap karşısındaki şok anını şöyle tasvir ediyor örneğin: “Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakmaz durumda gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.” (İbrahim, 43) “Sonra baktı, kaşlarını çattı, suratını astı, sonunda kibrini yenemeyip sırtını çevirdi ve arkasına bakmadan çekip gitti. Bu Kur’an olsa olsa nakledilen bir sihir ve insan sözünden başka bir söz değildir, dedi.” (Şûra, 21-25) ise kızgın bir insanın beden dilini ortaya koyuyor.

Ezeli Beyan’da istemediği bir tutumla karşılaşınca gözlerin kaçırıldığı, bazen göz kapaklarının birkaç saniye kapatıldığı, bakışların burnun üzerinden uzatıldığı zikrediliyor. Hatta Kur’an bu bakış türünü ‘ölü bakış’ olarak nitelendiriyor. Münafıklar savaşa çağırıldıklarında genelde yüz ifadeleri bu hale gelirmiş.

Sözler de beden dili içinde yer alıyor. Nitekim bir şeyi açıkça söyleyememe, lafı ağızda geveleme, incitici, kindar ve endişe uyandırıcı dil kullanma, hücum ve saldırma, dil uzatmadan da insanın his ve duyguları anlaşılıyor. Tevazu ve kibir emaresi, sesin alçalması ve yükselmesi ile görünür oluyor. Korku, sıkıntı ve endişe anında sesler kısılıyor. Sinirlenme emaresini “Onlar kinlerinden parmaklarının uçlarını kemirirler.” (Âli İmran) ayetinde görüyoruz. İçi boşluğun, kofluğun ve cahilliğin tasvirini ise Lokman Sûresi’nde okuyoruz: “İnsanlardan yüz çevirerek böbürlenme. Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Şüphesiz Allah büyüklük taslayan ve övünen hiç kimseyi sevmez.” Olgun ve tevazu sahibi kimseler de yine yürüyüşleriyle kendini belli ediyor: “Rahman’ın  kulları tevazu ve vakar ile yürürler. Cahiller kendilerine laf atıp sataştıkları zaman aldırmadan ‘Selametle kalın’ deyip geçerler.”

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karataş’a göre Allah Resûlü’nün mesajını başarıyla yaymasının en önemli sebebi de beden dilini mükemmel kullanması. O (sallallahu aleyhi ve sellem), bir şeyi göstermek istediğinde elinin tamamıyla işaret ederdi. Bir şeye şaşırdığında elini ters çevirir, havaya doğru açardı. Konuşurken avuçlarını bir araya getirir ve sağ elinin ayasını sol başparmağının iç tarafına vururdu. Kızdığında yüzünü başka tarafa çevirirdi. Sevindiğinde gözlerini indirirdi. O’nun gülmesi çoğunlukla tebessümdü. Efendimiz, biriyle konuştuğu zaman onun yüzüne bakar, elini tutmuşsa o bırakmadıkça bırakmaz, karşısındaki yüzünü başka tarafa çevirmedikçe o çevirmezdi.

Kaçınılması gereken davranışlar

Aşırı göz temasında bulunmak

Sürekli sabit durmak

Duvara veya masaya yaslanmak

Ayakları çaprazlamak

Kolları önde veya arkada bağlamak

Konuşurken başı geriye atmak, gözleri kapamak

Parmak uçlarını birbirine dayamak

Elleri ovuşturmak ve yüzde dolaştırmak

Parmakları masada tıkırdatmak

Saat ya da yüzükle oynamak

Ayetlerde geçen muhtelif beden dili tanımlamaları

Korku anında gözler yuvadan fırlar, sevinç anında ışıldar. Utanç,  zayıflık ve aşağılanma durumunda göz ucuyla bakılır. Aşırı sevgi, bakışı hiç ayırmamadan; ele geçirme isteği, gözü dikmeden; önemsememe, gözünü kaçırmadan; öfke ve kıskançlık, göz değdirmeden (nazar); başarısızlık ve umutsuzluk ise göz bitkinliğinden anlaşılır. e.kaya@zaman.com.tr

KAYNAKÇA: Prof. Dr. Necati Kara, Kur’an’da Beden Dili