Verimli bir beyin fırtınası için bu yazıyı OKUYUN!

0
560

Alex Osborn’un beyin fırtınası hakkındaki dört kuralı şunlar­dır:

I. Tenkit yasaktır: Karşıt yargı ya da fikirler sergilenme-melidir,

2. Serbest hareket et­mek hoş görülür: Bir düşünce ne kadar çıl-gınsa o kadar iyidir.

3. Nicelik istenir: Fi­kirlerin sayısı ne kadar fazla olursa kazan­ma ihtimali o kadar artar.

4. Birleşim ve ge­lişim aranır: Kendi fikirlerini ortaya atma­nın yanında, katılımcılar başkalarının fikir­lerinin nasıl daha iyi bir duruma getirilebi­leceği ya da birden fazla fikrin nasıl tek tek fikir olarak sunulabileceği konusunda da tekliflerde bulunmalıdırlar.

Osborn beyin fırtınası hususunda supların önemini vur­guluyor:

* Sürdürme: İlhamın gelmesi için beklememek.

* Odaklanma: Elimizdeki işe odaklanma.

* Dikkat: Aynı anda bütün gru­bun aynı düşünceye dikkat çekmesi.

* Yoğunlaşma: Başka fikir gelmemişse durma­yı reddetme ve mevcut fikri sürdürme. Os­born bütün bunlardan ayrı olarak “çaba”yı vurgulamaktadır. Oturumun başarısı için çok çalışmaktan başka hiçbir şeyin önem­sizliği üzerinde tekrar tekrar duruyor.

Beyin fırtınası artık öğrenmeyi düzenle­menin, proje plânlamanın, ekip oluşturma­nın, başarı işleyişinin ve toplam kalite ha­reketlerinin parçası oldu. Birçok yeni tek­nik ortaya çıkardı, Edward de Bono ve Ro­ger Van Oech gibi düşünürlerin çalışmala­rında yankı buldu. 1960’lı yıllarda W. J. Gordon ve G. Prince yeni buluşçu düşünme yollarını, insanların daha etkili ve verimli düşünmelerine yardımcı olmak için kişile-rarası yeteneklerle birleştirdi.

Beyin fırtınasında “kendi dışımızda düşünme” çok önemlidir. Yani kendi kendinin dışında sorgulamak… Kafamızda bir fikir yoksa her zaman tıkandığımızı söyleriz, hergün düşüncemizi yöneten zih­nî şablonlar içine sıkışıp kalırız.

Zihin kurgusu düşünmenin kaçınılmaz parçasıdır. Düşünmekle bulunması im­kânsız varsayımlar üretir. Zihin kurgusu faydalıdır. Birşeylerin yapılmasında biz­lere yardımcı olur. Buna rağmen yeni fi­kirler bulmak istediğimiz zaman bizi yan-yolda bırakır. Çünkü onu bulduğumuz şekli bize kabul ettirir ve fikirleri kendisi tanımlar. Bu yüzden yeni fikirler bulmak demek dışarıya adım atmak ya da zihin kurgusunu kırmak demektir. Albert Eins­tein, problemlerin oluştukları çerçeve içinde çözülemeyeceğini yazmıştır. Çün­kü zihin kurgusu öyle güçlüdür ki, yolu­muzu maksatlı olarak bunların ötesinde düşünmeliyiz. Beyin fırtınası yalnızca şu­nu gerçekleştirmek için tasarlandı: Kendi dışımızda düşünmemize yardımcı olmak.

Şunları unutmayın:

* işlevsel düşünme kurallar ve bilinen çözümleri içine alır. Yeni fikirler üretmek istiyorsak bu daire­den çıkıp buluşçu düşünme dairesine gir­meliyiz. Beyin fırtınası, işlevsel düşünme­den buluşçu düşünmeye geçme yoludur.

* Buluş, keşif, fikir geliştirme yetmez; bun­ların doğruluğunu denetleme ve incelemek de lâzımdır.

* Belirsiz durum, bilinen çö­züm işe yaramaz.

* Keşif için maksatlı bir seçim yapmak gerekir.

* Yargıyı düşünüş­ten ayır ve onu ertele.

* Duygularımızı ve sezgilerimizi kullanarak algılarız. Duygu­larımız bize birşeyin orada olduğunu söy­lerken sezgilerimizse o şeyin birikimi hak­kında bilgi verir: O ne ihtiva edebilir, ne­reden geliyor olabilir ya da nasıl gelişebi­lir?

* Faydalı bir buluş için dili ustalıkla kullanırız, akıl ve değerlendirmeyi kulla­narak yargılarız. Akıl algıladığımız şeye anlam verir, değerlendirmeyse o şeyi sevip sevmediğimizi ve onunla ilgili ne yapabi­leceğimizi seçmemize yardımcı olur.

* Okullarda bize mantıklı düşünme ye değerlendirme öğretilir. İkinci derece düşünme yapmak için bilgisayarlar bile oluşturabiliriz. İkinci aşama düşüncede öyle iyiyizdir ki, yalnızca bu tür düşüncenin var olduğunu sanırız. Çoğu zaman birinci de­rece düşünmeyi tamamıyla görmezden ge­lir ve algılarımızı olduğu gibi kabul ederiz. Osborn bu önyargıya karşı bizi uyarıyor. Bu, beyin fırtınasının düşmanıdır. Beyin fırtınası birinci aşama düşünme yetenekle­rini geliştirmenin yoludur. Bir fikir sahip olma, gerçeği farklı görmenin sebebidir.

Beyin fırtınası oturumu bir keşif turu­dur. Yeni fikirleri araştırarak keşfederiz. İşlevsel düşünmeden, düzenlemelerin bili­nen dünyasından, devamlı işlerden ve işle­yen çözümlerden uzaklaşarak entrika ve bi­linmeyen ihtimaller ülkesine seyahat et­mek. Yeni fikirleri, keşfedilmeyi bekleyen gömülü bir hazine gibi düşleyebiliriz. Jo­seph Campbell buluşçuluğun, toplumun henüz bulamadığı şeyi bulmaya yaradığını yazmıştır. Bu keşif turu için özel bir düşün­me tarzı gereklidir. Birinci aşama düşünmede kendimize ne kadar çok hareket ser­bestliği tanırsak yeni bulduğumuz şey­lerde o derece değişik olurlar. Birinci aşa­ma uzaklaşan düşünmeyi içine alır. Bir­birleriyle ilgisi olmayan fikirleri rastgele yanyana koyarak ya da malzemelere deği­şik yönlerden yaklaşarak, varsayımları sorgulayarak ufkumuzu genişletmeye ça­lışırız. Amacımız yeni birşeyler bulmak­tır. İkinci aşama birleştirici düşünmeyi kullanır. Bulduğumuz fikirleri yargılaya­rak; mantık, sınıflama, ölçüm, tahlil etme ve karşılaştırma yöntemi kullanarak onla­rı faydalı duruma getirmek. Hedefimiz, birşeyin böylece yapılmasını sağlamaktır.

Bilinmeyen bölgeleri keşfetmek korku­tucu olabilir. Elimizde bize yardımcı ola­cak hiçbir harita olmayabilir. Hiçbir öncü bize eksiklerin nerede olduğunu anlatmaz. Buluşçu düşünce her zaman risklidir. Be­yin fırtınası bu riski yönetmemize yardım­cı olur. Bu durumda birleştirici düşünme yardıma hazırdır. Yeni fikirler elde etmek için fikirler arasında bağ kurmak istediği­mizde birleştirici tarzda düşünürüz. Bir­leştirici düşünce için hepimiz fıtrî yetene­ğe sahibiz. Onsuz ne birşey öğrenebilir ne de hatırlayabilirdik. Bununla birlikte ge­nellikle birleştirici düşünme yetenekleri­miz ne okulda gelişir ne de iş yerinde. Birleştirici düşünme beyin fırtınasının temelinde yer alır. Fikirler arasında ne ka­dar fazla bağ kurabilirsek o kadar çok ye­ni fikirler buluruz. Fikirler arasındaki bağ­lar ne kadar umulmadık ve şaşırtıcı olursa, yeni fikirler o kadar ilginç olur. Thomas Dicsh buluşçuluğu, “fikirler arasında hiç­bir şeyin olmadığı yerde ilişki görebilme yeteneği” diye tanımlar. Birleştirici dü­şünme Edward de Bono’nun “dikey dü­şünce”yle çatışan ünlü “iki yönlü düşün­me” sine benziyor. Dikey düşünmede en son doğru cevabı bulana kadar her safhada doğru olmalıyız. İki yönlü düşünmedeyse her safhada doğru olmak zorunda değiliz. Çünkü doğru bir cevap aramıyoruz. İki yönlü düşünmenin amacı bir kavramdan ötekine, bir olaya bakış şeklinden öbürüne geçiştir. Birleştirici düşündüğümüzde fi­kirleri basamak gibi kullanırız. En önemli şey hareket etmeyi sürdürmektir.

Bağlantılar kurma nedir? Rastgele dört sayı yazınız. Yahut bugünün tarihini ya da daire numaranızı kullanmayı deneyin. Hız­lı bir keşif oyunu olarak rastgele sayı oluş­turmanın başka yollarını düşünmeyi dene­yin. İlk üç rakamı büyük bir sözlüğün bir sayfasına yerleştirin. Dördüncü rakamı tek kelime yerleştirmek için kullanın. Sözlük yoksa bulabileceğiniz herhangi bir kitap, gazete ya da dergiyi kullanın. Bulduğunuz kelime somut isimse, onu kâğıt parçasına yazın. Değilse sonraki ilk somut ismi bu­lun. Şimdi anahtar kelimeye baktığınız za­man aklınıza gelen bütün kelimeleri 30 sa­niyede yazın. Onlara niçin ve nasıl ulaştığı­nız önemli değil. Amaç mümkün olduğun­ca çok kelime yakalamaktır. Semboller kullanarak daha kolay kelime bulabilirsi­niz. Numaralan dergide ya da kitapta resim bulmak için kullanabilirsiniz. Öteki resim­leri aklınıza getirin. Hayal gücünüzün gör­düklerini not edin. Dokunma, koklama, tadma ve duyma gibi başka hisleri kullana­rak kelimeler arasında bağ kurabilirsiniz. Burada önemli olan, zihninizin dolaşması­nı ve bulduğu şeyleri yakalamasını sağla­maktır. Başka bilgi kaynaklarını da kulla­nabilirsiniz. Pencereden dışan bakın ve içinde yeşil bulunan üçüncü bir nesneyi ta­nıyın. Stok pazar biçimlerinde bir şirketin yerini belirleyebilmek için rastgele numa­ralar kullanın ve onların ne oluşturduğunu sorun. Bir arkadaşım kitabı açar ve okudu­ğu ilk cümle üzerinde düşünür. Bu oyunu oynarkan birleştirici düşünmenin kuvvetle­rini kullanın. Kelimeden kelimeye sıçrama yapabilme yeteneğiniz beyin fırtınası otu­rumu sırasında son derece faydalı olacaktır.

Unutmayın: Bilmek demek, en ufak şeyin bütüne nasıl bağlandığını anlamak demektir. Bilgi, çeşitli parçalardan yapı­lı bir bütündür.

Alan BARKER