Vermeyince Mabut…

0
241

Kişisel Gelişim: Vermeyince Mabut…

İnsanlar belli bir zihinsel kapasiteyle doğarlar. İnsanın fiziksel özellikleri nasıl eşit değilse… Kimi, güzel; kimi çirkin; kimi uzun, kimi kısa; kimi şişman, kimi zayıf… Envai türlü özellikleriyle birbirlerinden ayrılırlarsa; insanlar, zihinsel yeterlikler bakımından da, daha doğuştan itibaren birbirinden çok ayrılırlar

Keşke insanlar da palamutlar gibi birbirine çok benzeseydi… Ne güzel palamutları birbirinden hiç ayırt etmeden kimi zaman kızartma, buğulama, fırınlama yapıp bir güzel afiyetle yeriz. İnsanlar öyle değil ki. Çok farklı birbirinden. Onun için bazısı insanın dişine batar; kimisini de yut gitsin.. anlamaz.

Bazı insanları; ne kadar süslersen süsle, ne kadar allarsan alla… Yok, bin batman balla da karıştırsan yenmezler. Belki ilk görüşte insanı çarpabilirler ama; ama Evlenme Programlarında olduğu gibi bir hafta sonra çekilmez olurlar. İnsana, “aman Allah,” dedirtirler. Ne demişler, Allah yüz güzelliğinden çok huy güzelliği versin. Huy güzelliği de daha çok beynin yapısından ileri gelen bir güzelliktir. Beyin beyin değilse, akıl onu tamamlamıyorsa ; o adamı kaldır at. Bin okka bal ile yenmez… Ama bazısı, insanı çok güzel kandırabilir. Çünkü insan yalnız aklıyla hareket eden bir varlık değil ki…

Demek ki insanı ölçmek üzere evvel emirde iki ana öğe var: Bir, bir insan “Zeki” olmalı ama onun ötesinde “Akıllı” olmalı…

Hoca, peki zeki ile akıllı arasında ne fark var ki? İkisi de aynı değil mi?

Bence değil. Bunu bilen bilir.

Anadolu halkı çok zekidir. Ve çoğu kez, taşrada bu durum, bazılarının zekasından konuşurken: “Çarıklı Erkanı-Harp” deyimini doğurmuştur. Halkın içinde öylesine cin fikirli, öylesine sözleriyle, hareketleriyle öne çıkan tipler vardır ki, bunlar insana : “Vay be…” dedirtirler. Halkımızın bir kısmı Nasrettin Hoca neslinden neşet etmiştir; onların torunlarıdır. Ama bir bölümü de Nasrettin Hoca’nın gizlice alay ettiği, ironiyle karışık taşladığı tiplerdir. Onlardan ne köy olur ne kasaba.

Buna göre insanoğlu şu zeka aralıklarında dünyaya gelir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği zekâ sınıflandırması şu şekildedir.

Uluslararası zekâ Sınıflandırması.(ZK (IQ) Zekâ sınıfı)

…………………………………

0-20 . (İdiot) Derin zekâ geriliği (Konuşamazlar.İlişki kurmakta zorluk çekerler)
Her zaman başkalarının bakımına muhtaç ve bağımlı yaşarlar. Zeka gelişimleri 0-2 yaş seviyesindedir.

1-35 . (Embesil) Ağır derecede zekâ geriliği . (Kavram oluşturamazlar. İhtiyaçlarını güçlükle anlatırlar.)

36-50 . (Debil) . Orta derecede zekâ geriliği. (Geç konuşurlar. Geç okurlar. Konuşmaları çocuksudur.) Yarı bağımlı bir hayat sürerler. Ancak İlkoul İkinci sınıfa kadar çıkabilirler. Tekdüze bazı işleri yapabilirler.

51-70 . (Moron) Hafif derecede zekâ geriliği. (Konuşabilirler fakat bazı sesleri bozuk çıkartırlar.) Orta İki seviyesine kadar yükselebilirler.

71-80 Sınırda zekâ . (Ağır öğrenenler).İlkokulu zorlukla bitirebilirler fakat engelli okullarında başarılı olurlar.

81- 90 (Donuk zekâ) . İlkokulu rahat bitirebilirler .Genellikle elle yapılan işlerde ve etkinliklerde başarılı olurlar.

91-100. Normal ya da ortalama zekâ. Liseyi bitirebilirler. Üniversiteyi kazanmaları güçtür. Orta dereceli işlerde başarılı olurlar.

101-110. Normalüstü zekalı bu kişiler üniversiteyi bazı zorluklarla bitirebilirler.. Fakat oldukça kolaylıkla iş bulabilirler.

111-120 Parlak zekâlı bu kişiler üniversiteyi kolaylıkla bitirebilir. İş dünyasında üstün mevkiler elde edebilirler.

120-130. Üstün zekâlı kişiler üniversiteyi kolaylıkla bitirdikleri gibi. İş hayatında yaratıcılıklarını gösterirler ve genellikle yönetici sınıfı oluştururlar.

130 – 140. Çok üstün zekâlı bu kişiler, iş hayatında aranılan yöneticidirler; aynı zamanda iyi bilim adamı ve araştırmacı olurlar.

140’ın üstü. Bu kişiler çok yaratıcı insanlardır; hayatta diğer insanlara öncülük edip, yol gösterirler. Çağlarında ve çevrelerinde dâhi olarak bilinirler; yeni kuramlar ve yeni araç gereçler geliştirmekte öncüdürler. (ie.iqtester.ie)

Hayatta geri zekalı tiplere az rastlarsınız, ama rastladığınız zaman tanırsınız. Üstün zekalıları ve dahileri tanımak daha zordur. Bunlar günlük hayatta harcı alem tipler tarafından harcanabilirler.

Ama insanları bir yandan da zekaları yönünden değerlendirmeyi düşünün. Bunun en iyi yolu tabii varolan birtakım Zeka Testleriyle mümkün olabilir ama bunları her zaman bulamazsınız. Neyse ki, insanların davranışları, sözleri de onları bir dereceye kadar ele verir.

İş hayatında , insanların zekalarını kestirmek önemlidir.

Yine de “Zeka” tek başına pek fazla bir şey göstermez. İnsanın “Zeki” olmasından çok, onun “Akıllı” olması daha önemlidir.

Peki fark ne? Bana göre en önemli fark : Zeka insanda doldurulması gereken belli bir sığayı (kapasiteyi) gösterir; oysa “Akıl” ise o sığanın dolu olduğunu, o kişinin iyi bir eğitim gördüğünü , okuduğunu ve okuduğunu anladığını ve uygulayabildiğini gösterir. Yani, akıllı kişide beyin doludur ve o dolu beyinden en iyi derecede yararlanabilir.

Bizim köylerimizde, kasabalarımızda nice zeki insanlar vardır ama onlar mal peşinde, dağlarda, tarlalarda harcanıp gitmişlerdir. O parlak zekalar ne yazık ki, oralarda sönüp gitmişlerdir. Bazen de zekalarının farkında bile değildirler. Ama o zekalar çok iyi bir ustanın, bir öğretmenin elinde öylesine parlatılabilir ki.. Sonunda kendileri insanlığa sonsuz ışık saçabilirler..

Bazen hayat insanlara bir iki, fırsat tanır: İlerlemeleri için, kendilerini geliştirmeleri için, ama insanlar sık sık bu fırsatı kaçırırlar.

Sultan Murat bir gün sormuş, “ahalimin en şansız adamı kimdir ; bulun getirin” demiş . Neyse bir adamı bulup getirmişler. Adama, “sana çok şansız diyorlar, doğru mu?” diye sormuş. Adam da “Doğru…” demiş. Bu nasıl iş diye şaşmış Padişah. “Gel bakalım..” diyerek adamı almış hazine dairesine sokmuş. “Al şu küreği eline, daldır şu altınların içine; ne kadar tutup çıkartırsan hepsi senin,” demiş Padişah. Adam da , “Peki, Padişahım ..” diyerek, küreği daldırmış, çıkarmış … Ama kürek boşmuş. Çünkü adam küreği ters tutmuş! Bu işe herkes şaşmış. Şimdi buna ne dersiniz, beceriksizlik mi, yoksa akılsızlık mı?

Eh ondan sonra, “Vermeyince Mabut, neylesin Sultan Mahmut…” lafı miras kalmış halkımıza. Yani insanda doğuştan gelen bir şeyler olacak, yoksa kolay olmuyor, kürek de dolmuyor…

Eh… Allah bir kuluna gereken yeteneği, kapasiteyi vermediyse; o kula Sultan Mahmut bile bir iyilik düşünse, yapılması gerekenler mümkün olmuyor.

Ne yazık ki, bazı insanlar da Allahın kendisine verdiği o zekayı, aklı yerli yerince kullanmazlar veya kullanamazlar . Ziyan zebil edip giderler. Zaten onlarda zeka var mıdır? Sorulabilir.

Heyhat! Allah hepimize akıl fikir ihsan eylesin… Nasıl olsa, gerisi gelir.!

Yazar: Erdal Ceyhan