Yaşama Şekli Olarak Ahmaklara Yer Yok Kuralı

0
468

Ahmaklar üzerine yazılmış bir kitabın bulunduğunu ilk kez otuz yılı aşkın bir süre önce duymuştum. San Francisco’da, Little Joe’s denen ve müşterilerin uzun bir tezgahın arkasındaki açık mutfağa yüzleri dönük olarak oturdukları bir İtalyan lokantasındaydık.

Çoğumuz buraya, gösterişli aşçıbaşını seyretmek için geliyorduk; aşçıbaşı şarkılar söylüyor, müşteriler ve çalışanlarla şakalaşıyor, yemek pişirirken yaktığı zeytinyağıyla çarpıcı alevler çıkarak bizi eğlendiriyordu. Çalışanlar, “Yağmur da yağsa, güneş de açsa, her zaman her şey yolunda,” yazılı tişörtler giyiyorlardı; oturacak yer bulmak için beklemek de çok eğlenceliydi, çünkü çevrede sürekli bir şakacılık ve oyunculuk havası vardı. Bir gün ben, tezgahta oturmakta olan ve özellikle kaba davranan bir müşterinin arkasında bekliyordum. Bu müşteri, nezaketsiz yorumlarda bulunuyor, kadın garsona sarkıntılık ediyor, peynirli dana pirzolasının lezzeti konusunda yakınmalarda bulunuyor ve sesini kısmasını söyleyen müşterilere hakaret ediyordu.

Bu kendini bilmez adam, zehrini sürekli akıtıp duruyordu ki orada bulunan başka bir müşteri ona yaklaştı ve (yüksek sesle) şöyle dedi: “Siz gerçekten çok harika bir insansınız. Her yerde sizin gibi birini arıyordum. Davranışlarınıza bayılıyorum. Bana adınızı verebilir misiniz?” Adam bir an telaşa kapıldı, ama sonra bundan hoşlanmış gibi göründü; bu övgü için teşekkürlerini bildirdi ve adını söyledi.

Ona bu soruyu soran kişi bir dakika bile kaybetmeden adamın adını bir kağıda yazıp şöyle dedi: “Teşekkürler. Bu yaptığınız benim için çok değerli. Anlıyorsunuz ya, ben ahmaklar üzerine bir kitap yazıyorum… Siz de bölüm 13 için çok uygun bir örneksiniz.” Orada bulunanların hepsi kahkahalara boğuldular; ahmak da aşağılanmış oldu, ağzını kapadı ve bir süre sonra sessizce oradan çıkıp gitti – kadın garsonun da yüzünde sevinçten güller açtı.

Bu öykü, tatlı ve gülünç bir anı oluşturmaktan öte bir şeydir. Little Joe’s’daki bu olay, bu kitabın başından sonuna kadar yer alan ahmaklara yer yok kuralıyla ilgili yedi canalıcı dersi yansıtıyor.

1. Birkaç aşağılayıcı kendini bilmez, yığınla uygar insanın yansıttığı sıcak duyguları yok edebilir.

Bir hödüğün çevresine saçtığı aşağılayıcı davranışlar, o gün Little Joe’s’da herkesin yaşamakta olduğu anları mahvediyordu. Unutmayın: Ahmaklara yer yok kuralını organizasyonunuzda uygulatmak istiyorsanız, insanları aşağılayanları eleyerek, emeğinizin karşılığını çok daha iyi alırsınız. Şunu aklınızdan çıkarmayın: Olumsuz etkileşimler, ruhsal durum üzerinde, olumlu etkileşimlere göre beş kat daha fazla etkili olur – yalnızca birkaç aşağılayıcı ahmağın verdiği zararı gidermek için çok sayıda insana gerek vardır. Uygar bir işyeri istiyorsanız, yirmi beş “ahmak aranıyor posteri”nin eşdeğerini oluşturan, sonra da o şirketi ahmaklardan temizleyen CEO’dan biraz esinlenin. Demek ki yapmanız gereken ilk şeyler, işyerinizdeki bütün ahmakları tarayarak bulmak, düzeltmek ve dışarıya atmaktır. Bundan sonra, insanların daha sıcakkanlı ve daha destekleyici olmalarını sağlamaya odaklanmak kolaylaşacaktır.

2. Bu kuraldan söz etmek iyi bir şeydir, ama gerçekten önemli olan, kuralı izleyip onu uygulatmaktır.

Ahmaklara yer yoktur kuralını açıklamak, “sıcakkanlı ve dostça” davranmak hakkında konuşmalar yapmak ya da “sersemlere yer yok” posterleri asmak iyidir, hoştur. Ama, insanlara gerçek anlamda davranışlarını değiştirme yönünde rehberlik etmiyorsa, bu sözcüklerin hepsi anlamsızdır – ya da anlamsız olmaktan daha da kötüdür. Little Joe’s’da duvara asılmış kurallar yoktu, ama o restoranda bulunanların hemen hepsi yemekler çok iyi olsa bile müşterilerinin çoğunun oraya o bulaşıcı, neşeli, havayı yakalamak ve ona katkıda bulunmak için gittiklerini anlıyordu. O hevesli yazar, kötü davranan müşteriyi aşağıladığında, yazıya geçmiş bir kuralı uyguluyordu: Ahmaklık zehirlerini çevreye yayıyorsan, Little Joe’s gibi bir yerde bulunmaya hakkın yoktur, çünkü buranın havasını başka herkes için mahvediyorsun.

İnsanlar bu kuralı anlıyor ve ona uygun olarak davranıyorlarsa, kural hakkında konuşmak ya da kuralı duvara asmak gerekmez. Ama kuralı uygulamıyorsanız, bu konuda hiçbir şey söylememek daha iyidir. Aksi halde, sizin organizasyonunuz hem kötü davranmak, hem de ikiyüzlü olarak görülmek tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Holland and Knight’ın, “bencil, saldırgan ve saygısız avukatları ayıklamayı öncelik olarak belirlemek”le övünen ve “hödüklere yer yok kuralı”nı uygulayacaklarını açıklayan hukuk firmasının başına gelenleri anımsayın. Bu firma, içeriden bazı insanlar, eskiden cinsel taciz iddiasıyla suçlanan bir avukatın kıdemli yönetici konumuna yükseltilmesinden dolayı firmanın yalancılığından “iğrendikleri”ni dile getirdikleri zaman basında çıkan olumsuz yorumlarla yüzleşmek zorunda kalmıştı.

3. Bu kural, kısa bir an yaşanır – ya da yitirilir.

Tam şu anda, tam önümüzde bulunan kişiye, tam olarak doğru yolda davranmazsanız, ahmaklara yer yok kuralını destekleyen bütün doğru iş yürütme felsefelerine ve yönetim uygulamalarına sahip olmanızın hiçbir yararı yoktur.

Ahmaklar üzerine kitap yazmakta olduğunu iddia eden o müşterinin, o güzelim hakaretini yerine oturtması otuz saniyeden az sürdü. O bir anlık süre içinde yazar, Little Joe’s’un müşterilerinin oraya, aşağılanmak ve küçük görülmek için değil, eğlenmek, gülmek, şakalaşmak için geldiklerini gösteren, yazıya geçmemiş kuralı yeniden pekiştirmiş oldu. Aynı ders, Amerikan tarihinde, benim bildiğim en geniş kapsamlı “ahmak yönetimi müdahalesi”nden de çıkıp geldi; bu müdahale, on bir farklı Emekli Askerler Yönetimi (VA) tesisinde yedi binden fazla kişiyi ilgilendiriyordu. Elbette, VA’daki insanlar çok daha kibar bir dil – stres, saldırganlık ve zorbalık uygulama gibi sözcükler – kullanıyorlardı. Ama ben buna bir ahmak yönetimi müdahalesi diyorum, çünkü VA ekipleri, insanlara, yapmakta oldukları dik dik bakmak ve sanki görünmezlermişçesine davranmak gibi küçük küçük kötü tavırlar üzerinde nasıl düşüneceklerini ve bunları nasıl değiştireceklerini öğretiyorlardı.

Başka bir deyişle, ahmaklara, pis işleri nasıl ve ne zaman yaptıklarını fark etmekte yardımcı oluyorlardı – ve onlara bu gibi yıkıcı davranışlarını nasıl değiştireceklerini gösteriyorlardı.

4. Çevrede birkaç ahmak bulundurmanız iyi mi olur?

Little Joe’s’daki olay, çok kötü insanların – eğer onlara doğru yaklaşılırsa – çok iyi bir şey olabileceğini gösteriyor. O azgın ahmak, 13. bölüm için mükemmel bir örnek oluşturuyordu, çünkü onun çektiği numaralar o kalabalık yerde bulunan her müşteri ve çalışana, öyle bir yerde nasıl davranılmaması gerektiğini gösterdi. Ama ben sizleri şu konuda uyarmak istiyorum: Şirketinizde birkaç kendini bilmezin kendilerini rahat hissetmelerine izin vermeniz tehlikeli olabilir. Gerçek şudur ki, ahmaklar tavşanlar kadar çabuk ürerler. Zehirleri başka herkese çabucak bulaşır; daha da kötüsü, onların işe alma kararlarına katılmalarına izin verirseniz, kendilerini klonlamaya başlarlar. İnsanlar, başkalarına nefretle davranmaktan paçayı kurtardıklarına, daha da beteri bunun için övgüler ve ödüller alacaklarına bir kez inanırlarsa, organizasyonunuzu bir uçtan bir uca ruhsal bir dehşet havası sarabilir; bunu durdurmak da son derece zordur.

5. Ahmaklara yer yok kuralını uygulatmak yalnızca yönetimin işi değildir.

Little Joe’s’daki hevesli yazarın bir yönetici olmadığını aklınızdan çıkarmayın. O kişi, orada çalışanlardan biri bile değildi. Sırada bekleyen bir müşteriydi yalnızca.

Buradan çıkarılacak ders şudur: Ahmaklara yer yok kuralı en etkili biçimde organizasyonun içinde bulunan herkes, gerektiğinde bu kuralı uygulatmak için araya girdiği zaman işler. Durup yalnızca o basit matematik hesabını düşünün. Diyelim ki siz, bir yöneticisiniz ve, yirmi iki çalışanı ve birkaç yüz müşterisi bulunan bir mağazada çalışıyorsunuz. Tek bir yöneticinin, ahmaklara yer yok kuralını, ya da diyelim ki, o organizasyonda insanların nasıl davranacaklarını belirleyecek herhangi bir normu uygulatmak için aynı anda her yerde birden bulunmamasını beklemek olanaksızdır. Ama eğer her çalışan ve her müşteri, bu arada yönetici de, bu kuralı anlıyorsa, benimsiyorsa ve destekleme gücüne sahipse, o zaman herhangi bir müşterinin azgın bir ahmak gibi davranıp gene de bundan paçayı kurtarması çok daha zor olacaktır.

İnsanlara doğru davranmak demek, onlara saygı göstermek, yakın ve kibar davranmak – ve onların en iyi niyetlere sahip olduklarını varsaymak – demektir. Oysa insanlar, iflah olmaz hödükler olduklarını sergileyerek gösterdiklerinde, bu oyunun kuralı değişir. Herkes kendisini, zorbalara, kötü davranışlarıyla başkalarının neşesini kaçırdıklarını – zeki müşterinin, utandırarak o azgın ahmağa yaptığı gibi – göstermek zorunda hissettiği, ahmakları sistemin dışına atmak için “sil tuşu”na basma sorumluluğunu yerine getirdiği zaman kuralı uygulamak çok daha kolay olur.

6. Utanma duygusu ve gurur, güçlü güdüleyicilerdir.

Little Joe’s’daki o kendini bilmez müşteri, utandırıldığı için, yaptıklarına son verdi. Yüzünün nasıl kıpkırmızı kesildiğini, nasıl birdenbire suskunlaştığını, yemeğini bitirmek için nasıl acele ettiğini, dışarıya çıkmak için kapıya yöneldiğinde, kuyrukta bekleyenlerle göz temasına girmekten nasıl kaçındığını hala hatırlayabiliyorum. Erving Goffman gibi tanınmış toplumbilimcilerin de gösterdikleri gibi insanlar, onurlarını korumak, kendilerine saygıyla davranıldığını hissetmek, utandırılmaktan ve utanç hissetmekten kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır.

Bu basit içgörü, bu kitapta bulunan öğütlerin çoğunu aydınlığa kavuşturuyor ve birbirleriyle bağlantılandırıyor. Ahmaklara yer yok kuralının egemen olduğu organizasyonlarda, bu kuralı izleyenler ve başkalarının kuralı çiğnemesine izin vermeyenler, saygı ve takdirle ödüllendirilirler. İnsanlar, kuralı çiğnedikleri zaman, acı verici olan, çoğu zaman da herkesin ortasında yer alan utandırılma ve bunun getirdiği utanç duyma durumuyla karşılaşırlar. Doğrudur; bu, o gün Little Joe’s’da olduğu kadar çabuk ve başından sonuna kadar eksiksiz bir biçimde olmaz her zaman. Bu kuralı uygulayan yerlerin çoğunda sil tuşuna daha incelikli bir saygı ve aşağılama karışımıyla basılır. Ama bu gene de böyle olur.

7. Ahmaklar bizleriz.

Sanıyorum, Little Joe’s’da yaşanan öyküyü duyduğunuz zaman, o ahmağın incittiği müşteriler ve çalışanlarla kendinizi özdeşleştirmişsinizdir. Sonra da, belki – benim gibi – gizli gizli, bir gün, yalnızca bir kere, bir ahmağı tam da o zeki müşterinin yaptığı gibi yerlere serecek zekayı ve gözüpekliği anında gösterebilmenin hayalini kurmuşsunuzdur. Ama duruma şimdi başka bir açıdan bakalım. Bardaki kişinin, bu öyküdeki ahmağın yerinde sizin olduğunuz zamanları düşünün. Keşke ben de hiçbir zaman o adamın yerinde olmadığımı söyleyebilseydim, ama bu, elinizdeki kitabın bir çok kesiminde itiraf ettiği gibi, kocaman bir yalan olurdu. Ahmaklardan arınmış bir çevre oluşturmak istiyorsanız, bu işe aynaya bakarak başlamak zorundasınız. Siz ne zaman bir ahmak gibi davrandınız? Bu bulaşıcı hastalığa ne zaman yakalandınız ve o hastalığı başkalarına ne zaman bulaştırmaya başladınız? İçinizdeki ahmağı, başkalarına saldırmaktan alıkoymak için ne yapabilirsiniz ya da ne yaptınız?

Bu yönde atabileceğiniz en sağlam ilk adım, “Da Vinci Kuralı”nı izlemeniz, kötü davranan insanlardan ve kötü davranılan yerlerden uzak durmanızdır. Bu da, bir işin size getireceği başka ödüllere ve çekici şeylere bakmaksızın, bir ahmaklar yığınıyla çalışma kışkırtmasına karşı direnmeniz demektir. Bu, aynı zamanda şu anlama da gelir: Böyle bir hata yapmışsanız, oradan olabildiğince çabuk çıkıp uzaklaşın.