Yeni trend: Okumadan yazar olmak

0
162
Hemen herkes bulunduğu ortamda şu cümlelere şahit oluyordur: “Eskiden çok okunurdu, tabii okumaya teşvik de edilirdi.

Şimdilerde okuyan sayısı azaldığı gibi teşvik eden de yok.” Belirli zamanlarda “çok az okuyoruz, okumamamızın sebepleri açıklandı, okumuyor izliyoruz” konulu anket ve araştırmalar yapılması da bunun en büyük göstergesi. Peki, az okunuyorsa bunun alternatifi ne oldu? Okumanın yerini günümüzde televizyon, internetin yanı sıra yazma isteği aldı dersek yanılmış olmayız. Birçok kişide yazma isteği hâsıl oldu! Bir yandan yazarlık kursları bir yandan bloglar. İnternetin kışkırtıcılığını da unutmamak gerek. Sözlükler, Facebook, Twitter derken herkes kendine göre bir “yazarlık” uğraşında.

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında sosyolog- yazar Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, gençlerin okumaktan ziyade yazma eğiliminde olduğunu anlattı. Gençlerin, yazmanın sırlarını ya da kısa sürede iyi yazma tekniklerini öğrenmek istediklerini dile getirerek, “Kendilerine son çıkan kitapları okudunuz mu diye sorduğumda yanıt alamadım.” dedi. Barbarosoğlu’na göre son yıllarda okumayı sevmeyen insanların yazar olma tutkusuna saplandığı bir durumla karşı karşıyayız. Tabii bunda internetin de rolü büyük. Bloglarda ve sözlüklerde yazmak, yazar olma isteğini tetikliyor.

Yazar olma isteğini en çok yazarlık kursları etkiliyor. Birçok belediye ya da özel kurslarda yazma teknikleri eğitimi veriliyor. Her geçen gün sayıları artan yazarlık kurslarına gidenler ne düşünüyor? Ali Ural’ın, Tarih Kültür Araştırmaları Derneği’ndeki yazarlık atölyesinde 11 kadın, 5 erkek öğrenci var. Ural, 15 yıldır yazarlık dersleri veriyor. Bu eğitimler önce Cağaloğlu’ndaki Şule Yayınları’nda küçük bir grupla başlamış. Şimdi yedi ayrı yerde devam ediyor. Ural’ın kitabı çıkan birçok öğrencisi var. Bu kitaplar birkaç aylık eğitimden sonra değil, en az dört yıl süren eğitimden sonra yayımlanıyor. Felsefe öğretmeni Hasibe Çerko, Ural’ın kitabı yayımlanan öğrencilerinden. Dört yıl önce ders almaya başlamış. Yazarlık atölyelerinin yazmak isteyenlere disiplin kazandırdığını söylüyor.

Ders alanlardan bir diğer isim de Nuri Yontan. Defterine kurşun kalemiyle Çehov’un yazarlık sırlarını not ediyor. Lise mezunu 57 yaşındaki Yontan’ın etiket basan matbaası var. Aslında ne matbaasının ne de kendisinin kitaplarla bir ilgisi yok. Yazarlık kursuna gitmekteki gayesi, güzel mektuplar yazabilmek ve çocuklarına miras olarak bırakacağı öğütleri kaleme alabilmek. Yontan “3 ay öncesine kadar hayatımı boşa geçirmişim.” diyecek kadar da istekli. Atölyeden arkadaşı diyetisyen Elif Dinçerler de dersi dikkatle dinliyor. Çevresindeki insanlar yazarlık atölyesine gitmesini şaşkınlıkla karşılamış, “Yazarlık eğitimi veren kurs mu var? Bu sonradan kazanılan bir şey mi diye soruyorlar.” diyor. Matematik öğretmeni Ali Savan da meslektaşlarına yazarlık atölyesini izah etmekte zorlananlardan. Daha doğrusu matematikçiler Savan’ın yazarlık hayalini şaşkınlıkla karşılıyor. İroni üzerine bir kitap yazmayı planlayan Savan, Oğuz Atay gibi bir yazar olmayı hayal ediyor.

Yazarlık kursuna giden de atölye açıyor

Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Bölümü Öğretim Görevlisi, romancı ve öykücü Murat Gülsoy, yazarlık eğitimi veriyor. Gülsoy’un ev hanımı, doktor, üst düzey yönetici öğrencileri var. Yaklaşık 10 yıldır yazarlık eğitimi veren Gülsoy, yazarlığa gösterilen yoğun ilgiyi yayın çeşitliliğinin artmasına bağlıyor. Yani artık sadece roman, öykü ve şiir yok hayatımızda. Farklı alanlarda kitap yazmak için daha çok yazara ihtiyaç var. Gülsoy, artık yazan bir toplum olduğumuzu düşünüyor. Belediyelerde, çeşitli dernek ve vakıflarda açılan onlarca yazarlık kursu bunun göstergesi. Ünlü yazarların verdiği derslerin yanında, yazarlık atölyelerine katılıp öğrendikleriyle yazarlık kursları açanlar da var.

Yazmadan ‘yazar’ olmak isteniyor

“Yazmak ancak okumanın sonunda gerçekleşen bir sindirme biçimi. Fakat son yıllarda okumayı sevmeyen insanların yazar olma tutkusuna saplandığı bir durumla karşı karşıyayız. Yazmadan “yazar olmak” diye bir şey söz konusu artık. Yazmadan yazar olanlar iki yoldan kavuşuyor bu ideallerine. Birincisi yayınevleri popüler kimliklerin sağda solda yapmış olduğu konuşmaları, editoryal çalışma sonucu bir kitap haline getiriyor. İkincisi, bloglarda ve sözlüklerde cümle kuranların kendilerini yazar olarak hissedip, yazdıklarını “edebiyat”, kendilerini “yazar” olarak gördükleri durum. Batılı alfabe, okurluğun kimliğinde nasıl kökten bir değişiklik yaptıysa, internet ortamı da yazarlığın kimyasını değiştirdi. Okur-yazarlık birbirini bütünleyen bir ikili olmaktan çıkarak “yanlış okuyucu”ların kendilerini “yazar” olarak gördüğü bir durum oluştu. Yanlış okuyucu kimdir? Bir metni okumadan aceleyle metne dair yazı yazmaya çalışanlar, okumadığı metni eleştirmeye kalkanlar için kullanıyorum “yanlış okuyucu” kavramını.”

 

Beş-on ders alınarak yazar olunmaz

“Tüm dünyada, özellikle kadınlar ve gençler bu alana muazzam ilgi gösteriyor. İngiltere ve Amerika’da “yaratıcı yazarlık” dersleri verdim. Her milletten, her dinden öğrenciyle çalıştım. Yetenekli olanlar var ancak bazı öğrenciler beş-on ders alarak hemen yazar olacaklarına inanıyor. Hâlbuki böyle mekanik bir taahhüt yok. Bu tür ortamlar öncelikle kitap, edebiyat, kültür sevmek ve bunları paylaşmak, derinleşmek için var. Yazarlık ancak bu sağlam zeminin üzerine inşa edilebilir.”