Yıllar Önce Keşke Bunu Hayal Etseydin

0
1079

Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış.

Köpekleri, atları, otomobil ve müziği severmiş yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlar en gözde zevkleri arasındaymış…

Bir gün uzun uzun düşünüp Tanrıya;

“Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum.” Demiş…

“Neler…” demiş Tanrı.

“Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun.

Arka kapıda st.Bernard köpeği… Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde…

Uzun boylu, siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen…

Çok güzel ve çok Müşvik bir kadınla evlenmek isterim.

Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynaya bileyim.

Büyüdüklerinde birisi büyük bir ilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü de milli santrafor olsun.

Ben bir seyyah olayım… Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım yollarda…”

“Ne güzel bir hayal bu, mutlu olmanı dilerim…” demiş, Tanrı.

Arkadaşımız bir gün, futbol oynarken ayağını incitmiş.

Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş.

Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabi…

Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurmuş.

Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok Müşvik. Ama uzun değil kısaymış.

Saçları siyahmış, ama gözleri mavi değil, ela imiş.

Gitar çalmaz, şarkı söylemezmiş, ama harika yemek pişirir, olağan üstü güzel kuş resimleri yaparmış.

İşi dolayısı ile kent dışında bir villa da değil, kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmış, ama evinin deniz manzarası gene harikaymış.

İki st.Bernard besleyecek bir bahçesi yokmuş, ama evinde harika tüylü kedisi olmuş.

Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış, ama en güzelleriymiş. Üç kızda babalarını çok severlermiş.

Onunla futbol oynamazlarmış, ama birlikte denize, parklara giderlermiş.

Uçurtma uçurdukları da olurmuş bazen, en küçükleri hariç tabi.

O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş.

İyi para kazanmış, ama öyle kırmızı bir Ferrarisi olmamış.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş…

“Ben hiç mutlu değilim…” Demiş…

“Neden?” demiş, arkadaşı…

“Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar da çalmıyor.”

“Karın çok güzel. Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik…” demiş, arkadaşı… Adam dinlememiş bile onu…

Bir gün karısına, “Hiç mutlu değilim” diye dökmüş içini…

“Neden?” demiş, karısı…

“Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villa da yaşamayı düşlerdim, oysa 47. katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki st.Bernard’ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede…”

“Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz. Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor.

Gülüyor, eğleniyor, bir birimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz. Üç de harika çocuğumuz var.” Demiş, karısı… Adam dinlemiyormuş bile…

Doktora gitmiş bir gün.

“Ben mutlu değilim.” Demiş, doktora.

“Niye?” demiş, doktor…

“Çünkü ben gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi…”

“Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor.” Demiş, doktor…

Adam dinlememiş bile… Bir gün muhasebecisine,

“Ben çok mutsuzum.” Demiş…

“Neden?” demiş, muhasebeci…

“Bir kırmızı Ferrarim olsun isterdim hep… Ve dünya umurumda olmasın.

Oysa işe Metro ile gidip geliyorum. Bir yığın da sorunlarım var.”

“İyi giyiniyor, en iyi restaronlara gidiyorsun. Bütün Avrupa ve Amerikayı gezdin.”

Demiş, muhasebeci… Ama adam dinlemiyormuş bile. Bir rahip ile konuşmuş bir gün;

“Çok mutsuzum” demiş…

“Neden?” demiş, rahip…

“Üç oğlum olsun istedim. Biri politikacı, biri bilim adamı, biri sporcu, oysa üç kızım oldu.

Birisi yürüyemiyor bile…”

“Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var. Seni çok seviyorlar, başarılı da oldular.

Biri hemşire, biri sanatcı, biri de müzik hocası.” Demiş, rahip…

Ama adam dinlemiyormuş bile…

Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda.

Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş.

Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş. Fena halde mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları ve rahibi yatağın başına toplanmışlar. Onlar da üzüntü içindeymişler.

Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında.

“Tanrım hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım.”

“Hatırladım, güzel bir hayaldi.” Demiş, Tanrı…

“Peki, onların niye hiç birini vermedin bana.” Demiş, adam…

“Verebilirdim: Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim.

Bak neler verdim sana… Bir güzel sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev.

Üç tatlı evlat… Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu.” Demiş, Tanrı…

“Evet, ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım.” Demiş, adam…

“Bende senin benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım.” Demiş, Tanrı…

“Sen ne istedin ki.” Demiş, adam hayretle…

Tanrı’nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünememişmiş hayatında…

“Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim.” Demiş, Tanrı…

Adam karanlık odada sabaha kadar düşünmüş. Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş.

Yıllar önce kurduğu hayalin yerine.

“Keşke bunu hayal etseydim.” Dediği bir hayal…

Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep.

Adam kısa zamanda iyileşmiş, 47. kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış.

Kızların şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün…

Geceleri de okyanusun kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar, gülümsermiş…

Sınır tanımadan büyük düşünmek…

Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak…

Ama elde ettikleriyle de mutlu olmayı bilebilmek….

Tanrı’nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı…

BAKIN BAKALIM SİZE NE VERMİŞ TANRI…