Yuva

0
97


O da bir ağaçtı ormanın bir yerinde… Bütün ağaçlar gibi… O da gelen her ilkbaharla birlikte yemyeşil yaprakları ile coşarak muhabbet dolu şarkılar söylüyor; o da her yaz, gölgesine sığınmış insanların yüreklerini, serin bir huzurla dolduruyordu. Hiç kızmıyordu gövdesine sevdiklerinin isimlerini kazıyan genç âşıklara… Çünkü o, sevginin bir varoluş sebebi olduğunun farkındaydı. Sevginin gücünün her zaman dillere dolandırıldığından daha da tesirli bir güç olduğunu biliyordu ama bu güçten faydalanmanın yolunun “sevgi her şeyi halleder!” deyip yan gelip yatmak yerine bunun için emek vermekten geçtiğini söylüyordu yüreği… Sevgi ve onun çocukları arkadaşlık ile dostluk emek istiyorlardı. İşin özü, faydalanmak için değil; faydalı olmak için ilişkiler kurmaktı. Almayı beklemek değil; beklemeden verebilmek önemliydi. Her alanda olduğu gibi hayatın da; onun bir parçası olan aşkın da temelinde bu vardı. Kalın gövdesinin aksine ince bir yüreği vardı onun da… Yüreği kırılmıştı. Çünkü, dallarının kırılmış olduğu ve mevcut dallarının da yuva yapmaya elverişli olmamaları yüzünden, o çok istese de hiçbir kuş dallarına yuva yapmamıştı o güne kadar… Dahası, değil yuva yapmak dallarına konmamışlardı bile… Bu kırıklık, esen rüzgârlara dayanamayıp gövdesinden kopan dallarından daha çok acı veriyordu ona… Hele kurtlar… Gövdesini içten içe yiyip bitiren kurtlar, çürütüyordu içini iyiden iyiye… Onlara bir şey yapamamanın çaresizliği içinde, kaderine razı, bekliyordu. Yaz gelmişti yine… Kuşların cıvıltısı, yüreğini bin bir sevinçle dolduruyor, her şeye rağmen ayakta olmak onu mutlu ediyordu. Günlerden bir gün, küçük bir kuş geldi kondu dalına… Şaşırmıştı. “-Merhaba…” dedi kuş o incecik sesi ile… “-Merhaba” diye cevap verdi ağaç sevgi dolu bir ifade ile…

……

Günler geçiyordu. Kuş, hemen hemen her gün gelip konuyordu ağacın dallarına… Uzun uzun konuşuyordu onunla… Ağaç, içinde duyduğu o engin huzur ve neşe ile her geçen gün kendini biraz daha iyi hissediyordu. Daha önce hiç tatmadığı bir duyguydu bu… Sevildiğini hissediyordu. Muhabbetin o engin kanatları ile uçtuğunu hisseden yüreğinden gelen bir ses, hayâllerinin gerçek olup yakında onun dallarında da bir yuva olacağını söylüyordu. Bununla beraber kış geldiğinde “Sürmeli” adını taktığı minik kuşun bir başka ağaca yuva yapma ihtimalini düşünmek, onu yaz sonuna kadar beklemekten alıkoyuyordu. Artık kararını vermişti; ne pahasına olursa olsun, ondan dallarına yuva kurmasını isteyecekti.

……

“-Sürmeli, sana bir şey söylemek istiyorum.” Esen rüzgardan mı, yoksa içindeki garip heyecandan mı bilinmez, içi ürperiyordu. Derin bir nefes aldı ve gayet net bir şekilde uzun uzun konuştu: “-Benim dallarıma yuva yapmanı istiyorum senden… Korkma; sadece bu kış değil, beraber olacağımız her an, seni yağan kardan, esen deli rüzgardan her ne pahasına olursa olsun koruyacağım. Bunun için sana bütün varlığımla söz veriyorum….” diye başlayan konuşma daha da heyecanlı cümlelerle devam etti. Sonunda kuşcağızın yüzünde buruk bir ifade belirdi ve hiçbir şey söylemeden uçtu, gitti.

……

O günden sonraki her gün, ağacın Sürmeli´yi bekleyişi devam etti ama o, bir cevap vermek şöyle dursun, eskisi gibi ağacımızın etrafında uçmadı bile… Sonra sonbahar geldi sert ve soğuk rüzgârlarla… Ama o hâla bekliyordu. Derken, yine gözleri ufuklarda dalgın ve düşünceli bir halde olduğu bir gün onu görür gibi oldu. Heyecanlandı; kalbinin yeni bir ümitle çarptığını hissetti. Evet oydu, bu ufukta görünen ve ona doğru uçmakta olan Sürmeli´nin ta kendisi idi. Heyecanı, artık iyice ona doğru yaklaşan Sürmeli´nin üzerinden geçip güneye doğru uçması ile sona ermişti. Gönül verip üzerinde yuva kurmasını istediği kuş, meğerki bir göçmen kuştu.

Alper Şirvan