“Zihin & Beden” Çalışmalarına Örneklemeler

0
240

Hipnoz nedir ? Sorusuna cevap arayarak başladığımız 9 yıllık serüvenimizde, Doğu Terapi uygulamaları (müzik, aromaterapi, akapunktur, yoga, reiki, olumlu düşüncenin gücü ve tersi vb.) ve altı yıllık eğitimle bizlere kazandırılan Batıdaki Terapi Uygulamaları , Parapsikoloji olarak adlandırılan şu an için metaryelist yaklaşım nedeniyle anlamakta zorluk çektiğimiz Ruhsal Fenomenler, Psikolojik Yaklaşımlar, Din – Dinler Tarihi ve Ezoterik Bilgiler , Meditasyon ve Gevşeme Teknikleri derken; Batı Tıbbının bedeni etkileyecek ilaçlar vererek, Zihni Kontrol Altına Alma ve Tedavi etme çabalarının aksine; “Hekimlerin Prensi “İbn-i Sina” ´dan hareketle; ( Ruhsal bir hayal gücü mevcuttu, bunun emirlerine vücut her zaman uymak zorundaydı. Bu güç, bir hastayı iyileştirebildiği gibi, sağlıklı birinide hasta edebiliyordu.” ) Zihni kontrol altına alıp, etkileyerek, bedenin fizyolojik yapısına hakim olunabileceğini düşünüyoruz.
Merkezi sinir sistemimizin bir olayın imajı ile gerçek olay arasındaki farkı ayırt etmediğini bilmekteyiz. Bu nedenle imgeleme ile ;

* İstemsiz – otonom- işlevlerimizin çoğu imajinasyonla kontrol edilebilir.

* Öğrenmede imajinasyon etkilidir.

* Aikido, kung-fu, ve karate gibi doğu savaş sanatlarında, bütünsel bir zihin/beden yaklaşımı eğitimin temel direğidir.

*  Negatif mental imajlar sanıldığından daha güçlüdür ve ülser, astım, migren, yüksek tansiyon gibi psikosomatik hastalıkların çıkmasını tetiklerler.

* İmajlar yada mantal resimler uyuyan devi yani, şuuraltı zihnimizi uyandırmanın yollarından biridir. Psişik bir sızıntı yerine psişik bir çeşme olabilirsiniz çünkü tüm değişim zihinde başlar.

* Şuurlu zihnimize sorun olarak görünen şeylerin cevapları şuuraltı dediğimiz uyuyan devde mevcutttur.

Aşağıda yer alan hikayeleri okurken düşüneceğinizi, düşünürken kendinizde değişimi hissedeceğinize inanıyorum…Farkında Olarak yada Olmayarak !

Mantal Prova

* Hava kuvvetlerinden albay G. Hall, Vietnam savaşında esir düşmüştü. Kuzey Vietnam hapishanesinde bulunduğu yedi yıl boyunca her gün hayali olarak golf oynadı. Serbest bırakıldıktan bir hafta sonra büyük bir golf müsabakasında müthiş başarılı oldu. Yedi yıl boyunca gerçekten golf oynamayan birinin körelebileceğini düşünebiliriz, ama  Nörolojik Programlaması ; kafasının içinde değilde, sanki golf sahasında bu oyunları gerçekten oynamışcasına iz yaratmıştı.

(* Hipnoz ve Ötesi , Ruh ve Madde yayınları )

Kurbağa Masalı…Yaşama Dair !
Günlerden birgün … kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir
kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek
için toplanmış.Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri
yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu
sesler duyulabiliyormuş:
“Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!”
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker
yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve
yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyorlarmış:
“…Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..”
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış
ve yarışı bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele
ederek
kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl
başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu
işi nasıl başardın diye.O anda farkına varmışlar ki….
kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Olumsuz düşünen insanları duymayın… Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar!

Vermek Almaktan Üstündür !
Bir dukkan sahibi dukkaninin vitrinine uzerinde Satilik Kopek yavrulari yazan bir tabela asarken, yaninda kucuk bir erkek cocugu belirdi

– “Kopek yavrularini kaca satiyorsunuz?” diye sordu. 

-Adam cocuga yavrularin en az 50 dolar ettigini soyledi 

-Cocuk elini cebine atti, biraz bozuk para cikardi, dukkan sahibine bakip “Iki dolar otuzbes sentim var. Onlara bakabilir miyim?” dedi.

– Dukkan sahibi cocuga gulumsedi ve bir islik caldi. Lady adli bir kopek dukkanin icindeki kulubesinden cikip onlara dogru kosmaya basladi. Arkasinda bes tane kucuk yun yumagi vardi. Yavrulardan biri, digerlerinin gerisinden topallayarak geliyordu.

-Bu kucuk cocugun hemen dikkatini cekti.”Bu yavrunun nesi var?” 

-“Veterinerin dedigine gore, kalcasinda bir kemik eksikmis” diye yanit verdi. “Hep boyle topallayacakmis.” 

-Kucuk cocuk hemen, “Onu almak istiyorum” dedi.

-Dukkan sahibi “Sahi mi?.. O yavruyu gercekten istiyorsan sana bedava verebilirim” dedi.

-Cocuk dukkan sahibine yaklasti ve ofkeyle “Onu bana bedava vermenizi istemiyorum. Bu yavru da diger yavrular kadar degerli. Fiyati neyse size odeyecegim. Simdi size iki dolar otuz bes sent verecegim, kalan parayi da ayda elli sent, elli sent odeyecegim!” dedi.

-Dukkan sahibi “O sakat yavruyu ne yapacaksin? O hicbir zaman diger kopekler gibi kosup, oynayamayacak” dedi.

-Kucuk cocuk pantolonunun pacasini yukari kaldirdi ve iki celik bagla desteklenmis egri sol bacagini gosterdi. “Ben de pek kosamiyorum” dedi. “Bu yavrunun da kendini anlayacak birine ihtiyaci var.”

 Son dort aydir bacagina celik bag takan kucuk cocuk, evinin on kapisindan  iceri, kucaginda yeni aldigi kopek yavrusuyla girdi. Kopegin kalcasinda birkemik eksikti ve yavru yere birakildiginda ciddi bicimde topalliyordu. Cocuk kendi durumundan umitsizdi. Ama yaninda yeni arkadasiyla umutlari canlanmis ve yepyeni bir coskuyla dolmustu. Ertesi gun cocuk ve annesi kucuk kopege nasil yardim edebileceklerini ogrenmek icin bir veterinere gittiler. Veteriner, cocuga eger her sabah yavru kopegin bacagina masaj yapar, sonra da onu en az iki kilometre yuruturse, o zaman kalcasindaki kaslarin guclenecegini, yavrunun artik aci cekmeyecegini ve daha az topallayacagini anlatti.Yavru kopegin yururken rahatsizligini inleyerek ve havlayarak belli etmesine ve cocugun da kendi bacak bagindan aci ve zorluk cekmesine karsin, programi iki ay sabirla surdurduler. Ucuncu ay, artik her sabah okuldan once bes kilometre yuruyorlardi ve artik ikisi de yururken aci duymuyordu. Bir Cumartesi sabahi calismadan donerken calilarin arasindan onlerine bir kedi cikti ve kopegi korkuttu. Tasmasindan kurtulan
kopek hizla caddeye segirtti. Hizla gelen bir kamyon kopege yaklasirken cocuk da caddeye firladi, kopegini yakalamak istedi ama yolun kenarina yuvarlandi. Gec kalmisti. Kamyon kopege carpmisti kopegin agzindan kan geliyordu cocuk kopegine sarilmis aglarken kendi bacagindaki bagin cikmis oldugunu gordu. Kendisi icin uzulecek zamani yoktu. Hemen ayaga kalkti, kopegini kucagina aldi ve eve dogru yola koyuldu. Kopek kucuk kucuk havlayarak cocuga umut veriyor ve onun heyecan icinde elinden geldigince hizli kosmasina neden oluyordu. Annesi onu ve aci ceken kopegini hemen hayvan hastanesine goturdu. Anne ogul merak icinde kopegin ameliyati atlatip atlatmadigini ogrenmek icin beklerken cocuk hem de celik baglari gevsemisken simdi nasil olup da hizli hizli yuruyebildigini ve kosabildigini sordu;

– Annesi soyle dedi: “Sende osteomiyelit vardi. Bu bir kemik hastaligidir. Bu hastalik bacagini zayiflatti ve sakat birakti, bu nedenle de topalliyor ve aci cekiyordun. Bacagindaki celik bag destek icindi. Eger aciya ve saatlerce surecek tedavilere dayanmaya razi olsaydin, bu gececekti. Ilaclara iyi cevap verdin, ama fizik tedaviye her zaman karsi koydun. Baban ve ben ne yapacagimizi bilemiyorduk. Doktorlar bize bacagini yitirmek uzere oldugunu soylediler. Sonra eve kopek yavrusunu getirdin. Sanki onun gereksinmelerini anliyor gibiydin sen ona yardim ederken aslinda buyumek ve guclenmek icin kendine yardim ediyordun.

“Tam bu sirada ameliyathanenin kapisi agir agir acildi. Veteriner yuzunde bir gulumsemeyle disari cikti.

-“Kopeginiz iyilesecek” dedi.

Cocuk insanin verirken, aslinda aldigini ogrendi. Vermek almaktan daha kutsaldi.

” TAHTA AT” – ” olumlu imajların gücü ”

Bir gün iki çocuklu bir aile gezintiye çıkarlar. Çocuklardan biri yorulur ve babasının kendisini kucağına almasını ister. Baba da yorgun olduğunu söyler.
Çocuk ağlamaya baslar. Baba bir tek kelime söylemeden ağaçtan bir dal keser, dalı bıçakla düzeltir ve oğluna verir.
– “Al oğlum sana güzel bir at” der.
Çocuk sevinçle ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak evin yolunu tutar. Baba gülerek kızına doner ve :
– ” Iste hayat budur kızım. Bazen zihnen veya bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir, bir çiçek, bir çocuğun tebessümü olabilir.” der.

Etrafa bakıp da böyle bir atı arayan herkes bulabilir. Şunu daima hatırlayınız ki, hayatın ne kadar zor olduğunu düsünürseniz, hayat bir o kadar imkansızlasır.

Prof. Dr. Murray Banks ©

Bes Maymun Hikayesi ve Kurumsal Negatif Ögrenme
Kafese bes maymunu koyarlar.. Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzlari asarlar. Her bir maymun merdivenleri çikarak muzlara ulasmak istediginde disaridan üzerine soguk su sikarlar…  Her bir maymun ayni  denemeye giristiginde buz gibi soguk suyla islatilir… Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sirilsiklam islanirlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen  maymunlar digerleri tarafindan engellenmeye baslanir. Suyu kapatip maymunlardan biri disari alinip yerine yeni bir maymun koyulur. Ilk yaptigi is muzlara ulasmak için merdivene tirmanmak olur; fakat diger dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler…

Daha sonra islanmis maymunlardan biri daha yeni bir maymunla degistirilir… Ve merdivene ilk yaptigi atakta dayak yer… Bu ikinci yeni maymunu en siddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur.  Islak maymunlardan üçüncüsü de degistirilir. En yeni gelen maymun da ilk  ataginda cezalandirilir. Diger dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur… 

Son olarak en bastaki islanan maymunlarin dördüncüsü ve besincisi de yenileriyle degistirilir. Tepelerinde bir salkim muz asili oldugu haldeartik hiç biri merdivene yaklasmamaktadir… Neden mi?  Çünkü burada isler böyle gelmis ve böyle gitmelidir…         

Iste bu nokta organizasyonel negatif ögrenmenin /sartlanmanin basladigi yerdir.

(A.B.D.’nde yayınlanan bir inceleme dergisinden alınmadır.) 

ANOREXİA ve MELANKOLİ
Günün birinde güçlü bir ülkenin kralı kendini inek sanıyormuş ve herkese kesilip etinin yenmesi için yalvarıyormuş. Yemeden içmeden kesilmiş. Diğer rahatsızlıklarda eklenmiş. ( Anorexia ya bağlı psikolojik ve bedensel etkiler) Bütün hekimler çaresizlik içindeyken İbni sinaya danışırlar. Kendisini kasap olarak krala tanıtmalarını ister. Kralaın yanına gider, bıçağını biler, sırtını , midesini, tıpkı kasaplık hayvan bakar gibi eliyle kontrol eder. Kral kesileceği ve etinin yeneceği için o kadar mutludur ki !

( Burada R. Bandlerin, şu sözü aklıma geliyor, hastaya uyum sağlamak. Onu bizim şartlarımıza uydurmak yerine öncelikle onun dediğini kabul edip, daha sonra evrensel doğrularımızı anlatmak.)

 Fakat ünlü hekim, bu ineğin henüz kesilecek kadar olmadığı zayıf ve bitkin olduğunu, iyice yedirilip  güçlenmesi gerektiğini söyler ve daha sonra onu kesmeye geleceğini söyler.

 Kral o andan sonra kesileceği günün hayali ile yemeye başlar. Anorexia düzeldikten sonra ruhsal durumuda düzelmiş ve şifa bulmuştur.

 Şimdi soruyorum; Doğu yıllarca öncesinden uygulamalı psikoloji yapmıyor mu?

Öğreneceğimiz çok şey var, hekimlerin sert  maddeci kurallarını ve psikologların testlere dayalı yöntemlerini şimdilik bir kenara bırakıp, psişeyi kabul edip, onu etkileme yöntemlerini aramalıyız…

İYİLİK ve VEFA

Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar: “Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler.” Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü “görmedim” der ve avcılar uzaklaşır. Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar. “Çok teşekkür ederim” der kurt, “Bana büyük bir iyilik yaptın” “Önemli değil” der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar. “Bir dakika” diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvettimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve  burada senden başka yiyecek bir şey yok.” Köylü şaşırır: “Olur mu, ben senin hayatını kurtardım.” “Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur” der kurt. “Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım.”Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç  kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler. Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. “Ne vefası” der kısrak, “Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum,gezdirdim.  Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya kovdu…” Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. “Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim” der köpek, “Yıllardır sadakatle  hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur…”Kurt köylüye döner, “İşte gördün” der. Köylü de son bir çabayla “Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye” diye cevap verir. Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri,
tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. “Her şeyi anladım da” der tilki “Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?” Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: “Gözümle görmeden inanmam…”İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır ve “Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık” diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner “Sana minettarım beni bu kurttan kurtardın” der. Tilki de “Benim için bir zevkti” diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür. Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter: “Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş…”
İyilik kavramıyla vefa kavramı yan yana durur. İyilik yapan, başka birisine dar anında yardımcı olan her kişi ister istemez karşıdan “vefa” bekler.
Bu nedenle “iyilik yap denize at” deyişi kullanılır. Karşılık beklenmiyor gibi davranılsa da her iyiliğin bir şekilde geri döneceği düşünülür.

Yaptığımız iyiliklerin unutulmaması ve yapılan iyilikleri unutmamak dileğiyle…

MARANGOZ

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Ne var ki emekli olması gerekiyordu. Müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev yapmasını rica etti. Marangoz, kabul etti ve işe girişti, fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!… İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “Sana benden hediye” . Marangoz, şoka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman böyle yapar mıydı hiç! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz.

“Hayat bir kendin yap, tasarımıdır.”demiştir biri. Bugün yaptığınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle  ise onu akıllıca kurun.Unutmayın… Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemiş gibi sevin. Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.
 

TEDDY STODDARD´IN HİKAYESİ
Okulun ilk gününde 5 nci sinifin önünde dururken, ögretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çogu ögretmen gibi, ögrencilerine bakti ve hepsini ayni derecede sevdigini söyledi. Ancak, bu imkansiz idi, çünkü ön sirada, oturdugu yerde bir yana kaykilmis, ismi Teddy Stoddard olan küçük bir oglan vardi.

Bayan Thompson bir yil önce Teddy´yi izlemisti ve diger çocuklarla iyi oynamadigini, elbiselerinin kirli oldugunu ve sürekli olarak kirli dolastigini gözlemisti. Ilave olarak, Teddy tatsiz olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, bayan Thompson onun kagitlarini büyük kirmizi bir kalemle isaretlemekten, kalin çarpilar (X) yapmaktan ve kagidinin üstüne büyük “F” (en düsük derece) koymaktan zevk alir oldu.

Bayan Thompson´un okulunda, her çocugun geçmis kayitlarini incelemesi gerekiyordu ve Teddy´nin kayitlarini en sona birakti. Ancak, onun hayatini gözden geçirdiginde, bir sürpriz ile karsilasti.Teddy´nin birinci sinif ögretmeni söyle yazmisti, “Teddy gülmeye hazir parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapiyor ve çok terbiyeli… Onun etrafta olmasi çok eglenceli.

Ikinci sinif ögretmeni söyle yazmisti, “Teddy mükemmel bir örgenci, sinif arkadaslari tarafindan çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastaligi oldugu için sikinti içinde ve evdeki yasami mücadele içinde geçiyor.”

Üçüncü sinif ögretmeni söyle yazmisti, “Teddy´nin annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Teddy elinden gelenin en iyisini yapmaya çalisiyor, ama babasi ona ilgi göstermiyor ve eger bazi adimlar atilmazsa evdeki yasami yakinda onu etkileyecek.”

Teddy´nin dördüncü sinif ögretmeni söyle yazmisti, “Teddy içine kapanik ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadasi yok ve bazen sinifta uyuyor.”

Simdiye kadar, Bayan Thompson problemi kavradi ve kendinden utandi.

Ögrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kagitlarla sarilmis Noel hediyeleri getirdiginde bile çok kötü hissetti, Teddy´nin ki hariç. Teddy´nin hediyesi bir marketten aldigi kalin, kahverengi ambalaj kagidi ile beceriksizce sarilmisti, Bayan Thompson onu diger hediyelerin ortasinda açmaktan aci duydu. Bayan Thompson paketten taslarindan bazilari düsmüs yapma elmas tasli bir bilezik ve çeyregi dolu olan bir parfüm sisesi çikarinca çocuklardan bazilari gülmeye basladi…Ama o bilezigin ne kadar güzel oldugunu haykirdiginda çocuklarin gülmesini engelledi, bilezigi takti ve parfümü bileklerine sürdü. Teddy Stoddard o gün okuldan sonra ögretmenine sunu söylemek için kaldi, “Bayan Thompson, bugün ayni annem gibi kokuyordunuz”. Çocuklar gittikten sonra, bayan Thompson en az bir saat agladi.

O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik ögretmeyi birakti. Bunun yerine, çocuklari egitmeye basladi. Bayan Thompson Teddy´e özel dikkat gösterdi. Onunla çalisirken, zihni canlanmaya basliyor görünüyordu. Onu daha fazla tesvik ettikçe, daha hizli karsilik veriyordu. Yilin sonuna kadar, Teddy siniftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocuklari ayni derecede sevdigi yalanina ragmen, Teddy onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Thompson kapisinin altinda Teddy´den bir not buldu, ona hala tüm yasaminda sahip oldugu en iyi ögretmen oldugunu söylüyordu.

Alti yil sonra Teddy´den bir not daha aldi. Liseyi bitirdigini, sinifinda üçüncü oldugunu ve onun hala hayatindaki en iyi ögretmen oldugunu yazmisti.

Bundan dört yil sonra, bazi zamanlar zor geçmesine ragmen okulda kaldigini, sebatla çalismaya devam ettigini ve yakinda kolejden en yüksek derece ile mezun olacagini yazan baska bir mektup aldi. Yine Bayan Thompson´un tüm yasamindaki en iyi ve ne favori ögretmen oldugunu yazmisti.

Sonra dört yil daha geçti ve baska bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasini aldiktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdigini açikliyordu. Mektup onun hala karsilastigi en iyi ve en favori ögretmen oldugunu açikliyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu…Mektup söyle imzalanmisti, Theodore F. Stoddard, MD. (tip doktoru).

Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çikan baska bir mektup var. Teddy bir kizla tanistigini ve onunla evlenecegini söylüyordu. Babasinin birkaç hafta önce vefat ettigini açikliyordu ve evlenme töreninde Bayan Thompson´un damadin annesine ayrilan yere oturup oturamayacagini soruyordu. Süphesiz Bayan Thompson bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu ? Taslari düsmüs olan o bilezigi takti. Dahasi, Teddy´nin annesinin süründügü parfümden sürdü. Birbirlerini kucakladilar ve Dr. Stoddard, Bayan Thompson´un kulagina söyle fisildadi, “Bana inandiginiz için tesekkür ederim Bayan Thompson. Bana önemli oldugumu hissettirdiginiz ve bir fark yaratabilecegimi gösterdiginiz için çok tesekkür ederim”

Bayan Thompson, gözlerinde yaslarla fisildadi, söyle dedi, “Teddy, yanlis seylere sahiptin. Bir fark yaratabilecegimi bana ögreten sensin. Seninle tanisincaya dek, nasil ögretecegimi bilmiyordum”.
(Bilmeyenler için, Teddy Stoddard, Des Moines´teki Stoddard Kanser Binasi olan Iowa Methodist´te doktordur.)

Bugün birinin yüregini isitin …. Bunu iletin. Bugün birinin hayatinda bir fark yaratmaya çalisin, sadece “onu yapin”

Hipnoz ve Hipnoterapideki başarının sırrı , Bilinçaltının “gerçek ile hayali” ayırt edememesine dayanır…
Dr. Murat Ulusoy, 2002

Düzenleme: www.kisiselbasari.com