“Zor velilerle” başa çıkmanın yolu

0
307

Okul öncesi eğitim nedeniyle çocuğundan ilk kez ayrılan bazı velilerin, bu psikolojiyle öğretmenlere ilginç ve abartılı sorular sorabildiği, kontrolün evde olduğu gibi okulda da kendisinde olmasını istedikleri için hassasiyet gösterip, farklı davranışlar içine girebildiği bildirildi.

Marmara Üniversitesi (MÜ) Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın, okul öncesi eğitimde öğretmenlere gelen istekve görüşleri derlediklerini, çıkan sonuçlardan öğretmenlerin, velilerin hassasiyetlerini daha fazla dikkate almaları gerektiği görüşüne vardıklarını belirtti.

Yaşanmış olaylardan derlenen ilginç tepkileri analiz eden Aydın, şunları söyledi:

”Bazı anneler çocuklarının öğretmenlerine ‘benim çocuğum sizi çok sevdi ve beni terk etti’ tarzında yakınmalarda bulunuyor. Çocuğunun öğretmenine çok alıştığı ve sevdiği gerekçesiyle kendini terk edilmiş hisseden anne ve babalar var.

Yıl sonu eğlencesinde sahnede ikinci sırada duran bir çocuğun anne ve babası, öğretmene, ‘çocuğumuzun sahnede boynu neden büküktü?’ şeklinde soru sorabiliyor. Oysaki çocuk o sırada o anı yaşıyor. Bu tür ilginç soru ve tepkileri çoğalmak mümkün. En basitinden bir çocuğun fotoğrafını okulun internet sitesine koymayı unutmanız bile problemler yaşamanıza neden olabiliyor.”

Bazı velilerin tepki gösterirken çocuk üzerinden konuştuğunu dile getiren Aydın, şöyle devam etti:

”Veli, ‘benim çocuğum haksızlıklara asla dayanamaz, asla yalan söylemez’ diyor. Bu ne demek oluyor? O zaman öğretmene ‘sen yalancısın’ diyorsun. Velilerin bu tavrı aslında çocuğa değil, yetişkinlere ait olan bir yapı. Yani bu söylemler 5-7 yaş çocuğuna ait olamaz. Ama veli bazen kendi söylemlerini çocuk üzerinden öğretmenlere aktarabiliyor.

Bazı veliler, ilkokul çağından sonra çocuğunun hak ettiği notu alamadığı yönünde tepki verebiliyor. Bunu ciddi anlamda problem ederek okulu basan veliler biliyoruz.

Örneğin, danışmanlık yaptığım bir okulda çocuğunun notunu beğenmeyen bir anne bizlere gelerek çocuğunun düşük not aldığını söyledi. Çocuğu, bir dersten 83 puan almış. ‘Peki kaç alması lazımdı’ diye sorduğumuzda ise en az 85 puan alması gerektiğini söyledi. İşte bu anne maalesef çocuğunun sırtında bir yük. Bunlar çok sağlıklı tepkiler değil.”

Tepkilerin en önemli nedeninin, anne ve babanın çocuğundan bu şekilde ilk kez ayrılmasından kaynaklı olduğunu ifade eden Aydın, ”Duygusal bir konu olması nedeniyle anne ve babalık hisleri bu gibi bazı konularda abartılı sorular sormalarına neden olabiliyor. Anne ve baba kontrolün evde olduğu gibi okulda da kendisinde olmasını istiyor” dedi.

Öğrencinin, sınıf arkadaşlarıyla yaşadığı her soruna müdahale edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Aydın, ”Veli olarak çocuğun her sorununda yanında olmak, o çocuğun gerçek hayatı ve sorunları çözmeyi öğrenmesinde sıkıntı yaratabilir. Çünkü, 5-7 yaş arasındaki bir çocuğun hayat tecrübesi, sınıfta arkadaşıyla yaşadığı sorundur. Öğretmenlere, çocuklar arasında fiziksel şiddet yaşanmadığı sürece gözlemlemesini tavsiye ediyoruz. Buradaki amacımız öğrencinin durumunun ne olduğunu tespit etmek” diye konuştu.

”DERS ÇALIŞMAYI İSTEMEK DEĞİL, İSTEMEMEK DOĞALDIR”

Velilerin çocuklarıyla ilgili ön plana çıkan ve ”en büyük problem” olarak gösterdikleri konunun, öğrencinin ders çalışmak istememesi olduğunu ifade eden Aydın, bazı velilerin de çocuklarının ders çalışsa bile bunu istemeyerek yapmadıkları yönünde şikaleyette bulunduğunu belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın,şunları kaydetti:

”Çocuk eğitim hayatı boyunca hiç bir zaman bu konuyla ilgili anne ve babayı mutlu edemez. Halbuki ders çalışmak zevkli değildir. Ders çalışmayı istemek değil, istememek doğaldır. Bir çocuk ‘tutmayın beni ders çalışmam gerekiyor’ diyorsa o çocuğun tedavi edilmesi gerekiyor. Çünkü ders çalışmayı istemek beyinle örtüşen bir şey değildir. Öğrenme isteğinin doğuştan geldiğini söyleyenler oluyor bununla ilgili. Oysa ki öğrenmek ve ders çalışmak aynı şey değil. Öğrenme isteği, insanın içinden gelir ve istediği şekildedir. Ama ders çalışma dışarıdan kişiye yönelen bir şeydir. Bu nedenle artık standart düşünme mantığından çıkmamız gerekiyor. Yaşadığımız sorunlarla ilgili çözümde o düşünme şeklimiz işe yaramıyorsa onu mutlaka değiştirmemiz gerekiyor.”

”ESAS OLAN OTORİTEYİ GÖSTERMEK DEĞİL, HİSSETTİRMEKTİR”

Bir öğretmenin koşullar ne olursa olsun öğrencilere hakaret hakkı olmadığını vurgulayan Aydın, ”Bağırma dediğimiz şey insanidir ve istisnadır. Bir öğretmen sürekli olarak bağırıyorsa orada yapılan otorite gösterisi değil, çaresizliktir. Çünkü esas olan otoriteyi göstermek değil, hissettirmektir” dedi.

Velilerle yaşanan sorunların öğretmenlik mesleğinin doğası ve bir parçası olduğunun altını çizen Aydın, ”Bizler bu işe girdiğimizden itibaren bu sorunla barışık olmak zorundayız. Aslında zor velilerle karşı karşıya kaldığımız her anı bir ızdırap anı değil, bir fırsat olarak algılamamız gerekiyor. Çünkü hayatta yaşadığınız her sorun bir fırsattır. Zor veliyle ilişkiyi yönetebilecek bir güce eriştiğinizde iletişim gücünüz en yüksek konumda oluyor” ifadelerini kullandı.

İLGİNÇ VELİ TEPKİLERİ

Aydın, okul öncesi öğretmenlerine velilerden gelen ilginç tepkileri ise şöyle sıraladı:

-Yemeğini yedi mi, ne kadar yedi, hangilerinden severek yedi?
-Bugün mutlu muydu?
-Beni hiç sordu mu, ağladı mı?
-Derste soru sordu mu?
-Sahnede boynu neden büküktü?
-Benim çocuğum haksızlıklara asla dayanamaz.
-Çocuğuma hak ettiği not verilmedi.
-Ders çalışıyor ama isteyerek çalışmıyor.
-Hocam siz benim çocuğuma sesinizi yükseltemezsiniz.

Kaynak: Sabah Gazetesi