Ana Sayfa Blog

    Ergenlikte Kimlik Karmaşası

    0

    Kimlik şekillenmesi yaşamboyu sürmesine karşın, en dikkat çeken yapılanma ergenlik döneminde gerçekleşmektedir. (Archer,1989)

    Bebeklik döneminde oluşturduğunuz ilk kimlik duygusu anne ile bebeğin karşılıklı güven duyarak ve birbirlerini tanıyarak buluştukları noktada ortaya çıkar. Erikson bunu bebek açısından“ne almayı ve vermeyi umuyorsam ben oyum”şeklinde tanımlanmıştır.Özerklik dönemininde kimlik oluşumuna katkısı bir hayli önemlidir. Ergenliğe adım atan birey bu dönemde; ilk özerkleşmesini tekrarlarken çocukluğunuda  tekrar etmektedir.Özerkliğin çocuk açısından kimliğe yansıması“özgürce ne isteyebiliyorsam ben oyum”şeklinde tanımlanmıştır.

    • Ergenlik döneminde sağlıklı kimlik oluşumu nasıl gerçekleşir?

    Bu dönemde birey; yaşadığı fiziksel ve zihinsel değişimlerinde etkisiyle değerlerini oluşturma çabasındadır. Aileyle ve çevresiyle çatışma halinde olması belirli bir düzeye kadar normal karşılanmalıdır. Ergen kendilik imgeleri ve kendilik tasarımlarını içlerinde örgütlenir ve çevre/nesne/kendiliğin daha gerçekçi tasarımlarına dönüşerek bütünleştirirler(jacobson,1978)

    Jacobson’un bu ruhsal yapıyı  kendilik diye tanımlıyor.Kendilik bireyin;fiziksel,bedensel ve ruhsal yapısı, istekleri, davranışlarını ilgi ve tutumlarını bütün olarak tasarlayabilmiş ve algılabiliyor olması halidir.

    • Ne zaman kimlik oluşumu kimlik karmaşasına  dönüşür?

    Ergenin kendini keşfetme uğraşını sınırlandıran zorlamalar ya da aşırı sorumluluk yüklenmesinin getirdiği ani ve aceleci kararlar, kimlik duygusunun gelişiminde başarısızlıklara ya da potansiyeli değerlendirmemeye neden olur, Ergenin değerleriyle yeni değerleri karşılaştırdığı; mesleki, cinsel ve sosyal kimliğini tanıyarak oturtmaya çalışıldığı sürede yoğun çaba harcanır.Kendi kimlik duygumuzu kazanabilmek için ergenlik döneminde verdiğimiz bu savaş normaldir.Ancak bir türlü atlatılamayan bireyin kendi değerlerini oturtamadığı belirsizlik ve çalkantılı süreç bu şekilde devam ederse kimlik karmaşası yaşanır.

    • Kimlik karmaşası yaşayan bireyin özellikleri

    Kimlik karmaşasına giren bireyler , kendilerine belli bir yön veremeyen, bir yerde kök salamayan bireylerdir. Erikson kimlik karmaşası yaşayan bireyi şöyle tanımlar“İnsanlara yaklaşmada ve sıkı ilişkiler kurmada başarısızlık gösterir.Ve bunun sonucunda yalnızlık çeker.Uygun olmayan rasgele kişilerle arkadaşlıklar kurar.Çalışamama, kendini bir işe verememe, dikkatini toplama güçlüğü belirgindir. Yarışmaktan kaçar ve yeteneklerine uymayan işlerde kendini tüketir.Ailenin ve toplumun onaylamadığı rollere girer.Ve kimlik karmaşasından kurtulmak için değişik yollara sapabilirler(teröristler,şiddet eylemcileri)

    Marcia(1980) Bireyin dört kimlik durumunun birisinin içinde olacağını belirtmektedir. Bunlar; kimlik bocalaması, ipotekli kimlik , moratoryum ve başarılmış kimliktir.

    • Yapılan çalışmalarda kızlarda erkeklere oranla kimlik duygusunda sorunlar, aşamalı kimlik oluşumundaki sorunlar çekimlik bocalaması daha sık bulunmuştur(erkeklerde kimlik bocalaması%12.3 , kızlarda kimlik bocalaması % 23.7)

    Ülkemizde Eryüksel(1987) üniversite öğrencileriyle yaptığı bir çalışmada kız öğrencilerin daha çok ipotekli kimlik durumlarında olduklarını ileri sürmüştür.İpotekli kimlik statüsünde hiçbir araştırma yapılmadan yakın çevredeki otorite figürlerinin(anne-baba, geleneksel beklentiler) birey için önerdiği ya da planladığı beklentileri karşılayan bağlanmalar yapılmaktadır.Bu durum daha çok geleneksel yapıların hakim olduğu ve kızların otonomisine daha sınırlı izin verildiği aile ve toplumlarda gözlenmektedir.

    • Kimlik karmaşası ne zaman sona erer?

    Birey içinde yaşadığı toplum ve kültürle bütünleşip kendi değerlerini oluşturabilmiş yapıda olmalıdır.

    Kendiyle ilgili;

    Ben kimim?

    Ben ileride ne olmak istiyorum?

    Beni ben yapan kişisel özelliklerim nelerdir?

    Ben nereye doğru gidiyorum?

    • Yukarıdaki sorulara cevap oluşturabilen ergen bireyin kendi hayatına yön verebilmek için sorduğu bu temel sorular; şu anda yaptıklarının ve gelecekte yapacaklarının bütünleşmesidir
    • Kimlik gelişimi sağlıklı bireylerin  özellikleri nelerdir?

    Erikson’a göre en uygun kimlik gelişimi; bireyin içerisinde kendi biyolojik ve psikolojik kapasitesini,gereksinimlerine uygun sosyal rolleri deneyebileceği ortamlarda bulunduğunda ortaya çıkmaktadır.Erikson’a göre ergen; önceki sayısı kimliklerini yeniden organize ederek ,sentezleyerek ve dönüştürerek kimliğini inşa eder.

    Ergenlik döneminden itibaren kimlik oluşumunda bireyin; ilişkilerinde sıcak ve aşırı derecede sınırlayıcı olmadığı, ergenin koruyucu ve sahipleniciliğini hissettiği, ergenin bireyselliğin öne sürme konusunda cesaretlendirildiği ailelerde yetişen bireyler başarılmış kimlik gelişimi oluştururlar.Bu bireyler, özerkleşme konusunda sıkıntı yaşamamakta aynı zamanda ailelerine bağlı kalmaktadırlar.

    • Sağlıklı bir kimlik duygusu oluşturmak uzun bir süreçtir ve genç yetişkinliğe kadar uzayabilir.Kimlik duygusunun oluşumu bilinçli gerçekleştirilen bir durumdur ve kişinin bedenini kabullenmesinden nereye gittiğini bilme duygusu ile önemsenen kişilerin getirdiği içsel bir güvenle giden bir süreçtir.

    KAYNAKÇA

    http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_30321/cogepderg-12-69.pdf

    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/293381

    Şampiyon Sözleri : Şampiyonların Başarı Sırları

    0

    Spor tarihine geçen efsane sözlerin sahibi olan şampiyonlar başarılarının arkasında yatan sırları Şampiyon Sözleri kitabından alıntılar eşliğinde size sunuyoruz.

    Kitapta Muhammed Ali‘den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.  

    Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

    İşte kitaptan özenle seçilmiş bazı Şampiyon Sözleri:

    İlk fotoğrafa tıklayarak görseli büyütebilirsiniz.

    Pahalı Olanı Tercih Etme Nedeni: Chivas Regal Etkisi

    0

    Adından da anlaşılacağı gibi konu tamamıyla Chivas Regal üzerine bir hikayeyi içeriyor.

    Tüketiciler satın alma kararlarını verebilmek için fiyatları farklı şekillerde algılar ve değerlendirirler. Bu, ürünlerinizi konumlandırabilmek için birçok farklı stratejiden seçim yapabileceğiniz gibi, ürün fiyatlandırmasını ciddi derecede zorlaştırabilir. Bunlardan biri “fiyat eşitliği ve kalite” yaklaşımıdır. Pazarlamacılar genellikle bu duruma “Chivas Regal Etkisi” derler.

    Kaliteli viski kavramı deyince akıllara gelen ilk viski markalarından bir tanesidir Chivas Regal. Tabii bunu sadece basit bir ifadeyle belirtmekten öte arka planda çok yaratıcı ve zekice yapılan pazarlama ve reklam stratejilerini de belirtmek gerekir.

    Kısaca teoriden bahsetmek gerekirse şöyle özetleyebiliriz: Bir ürün ya da mal “pahalıysa iyidir” algısı.

    Hikayeye göre Chivas Regal ürününü piyasaya sürdükten sonra beklediği ilgiyi ne yazık ki görememişti,pazar payı kazanmaya çalışıyor fakat beklenilenin ötesinde kötü giden bir satış performansı vardı. Chivas kardeşler ürünün herhangi bir özelliğini değiştirmeden, hiçbir yenilik yapmadan ürünün fiyatını iki kat arttırdılar. Tüketiciler, fiyat artışının ürünün kaliteli bir ürün olduğu düşüncesi içine girdiler.

    “Chivas Regal Etkisi” bir ürünün fiyatındaki artış, ürünün kalitesinde bir değişiklik olmadan satışların artması durumunda kullanılan terimdir.

    Bazı tüketiciler herhangi bir ürünün kaliteli oluşuna o ürünün gerçekten de diğer ürünlere göre daha pahalı olduğunu tespit ettiklerinde karar verirler. Bu durum hepimize tanıdık geliyor öyle değil mi?

    Gelecek yıllarda da birçok firma aynı reçeteyi uygulayacaktı. 1950’lerde, Coca Cola, Pepsi kadar pahalıydı. Ancak Pepsi satışları fiyatlarını yükselttikten sonra arttı.

    Pek çok ebeveyn, daha yüksek fiyatlı bir eğitimin daha iyi bir eğitim olduğunu varsaydığı için, birçok üniversitenin öğrenim için aynı stratejiyi izlediği bilinmektedir. Benzer bir örnek şarap tüketicileri üzerinde saptanmış. Şarap almak isteyen tüketiciler çoğunlukla hangi şarabın daha kaliteli olduğunu bilemezler çünkü her yöreye her coğrafyaya ait farklı tatlarda şaraplar mevcuttur. Bu noktada satın alma kararı verirken şarap ürünlerinin fiyatları devreye giriyor ve tüketiciler pahalı olan şarabın daha kaliteli olduğunu düşünüyor.

    Yazıyı beğendiyseniz ve faydalı bulduysanız lütfen alkışlamayı unutmayın! 🙂

    Dijital pazarlama ile ilgilenen dostlar candurmaz.netadresini ziyaret edebilirler.

    Sevgiler 🙂

    Şampiyon Olmak İsteyenlerin Kitabı Çıktı: Şampiyon Sözleri

    0

    Başarı bilirkişisi Mümin Sekman son kitabı “Şampiyon Sözleri” ile daha yüksekte gözü olanlarla o yüksekliği görmüş olanları bir araya getiriyor. Şampiyon Sözleri kitabında 1250’yi aşan başarı fikri, disiplin kazanma yolları ve doğru çalışkanlık stratejileri içeren söz yer alıyor.

    Kitabın Arka Kapak Yazısı:

    Spor Dünyasında Başarılı Olmak

    • Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

    –Vince Lombardi

    • Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

    –Dwayne Johnson

    • Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

    –Larry Bird

    • Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

    –Arnold Schwarzenegger

    • Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

    –Arthur Ashe

    Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız?

    Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon!

    Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar.  Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

    “Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

    Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti. 

    Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

    Kitap  4 Eylül 2020 itibariyle dağıtılmaya başlanıyor. Kitapyurdu.com hariç tüm kitapçılarda bulabilirsiniz. 

    Öğrenme Üzerine Düşünürlerden Sözler

    0

    “Hayat hakkında öğrendiğim her şeyi üç kelimeyle özetleyebilirim: hayat devam ediyor.” Robert Frost

    “İnsanların söylediklerinizi unutacağını, yaptığınızı unutacağını, ancak onlara nasıl hissettirdiğinizi asla unutmayacağını öğrendim.” Maya Angelou

    “Yarın ölecekmişsin gibi yaşa. Sonsuza kadar yaşayacakmışsınız gibi öğrenin. ” Mahatma Gandhi

    “Ne kadar çok okursanız, o kadar çok şey öğreneceksiniz. Ne kadar çok öğrenirsen, o kadar çok yere gideceksin. ” Dr. Seuss, Gözlerim Kapalı Okuyabilirim!

    Korkusuz olmak önemli değil. Bu imkansız. Korkunuzu nasıl kontrol edeceğinizi ve ondan nasıl kurtulacağınızı öğrenmektir. ” Veronica Roth, Iraksak

    “Kışın derinliklerinde, sonunda içimde yenilmez bir yaz olduğunu öğrendim.” Albert Camus

    Mükemmel bir son istedim. Şimdi zor yoldan, bazı şiirlerin kafiye olmadığını ve bazı hikayelerin net bir başlangıcı, ortası ve sonu olmadığını öğrendim. Hayat bilmemek, değişmek zorunda kalmak, anı almak ve bundan sonra ne olacağını bilmeden en iyisini yapmakla ilgilidir. Lezzetli Bir Belirsizlik. ” Gilda Radner

    “İki temel motive edici güç vardır: korku ve sevgi. Korktuğumuzda hayattan geri çekiliriz. Aşık olduğumuzda, hayatın sunduğu her şeye tutku, heyecan ve kabulle açığız. Tüm ihtişamımız ve kusurlarımızla önce kendimizi sevmeyi öğrenmeliyiz. Kendimizi sevemezsek, başkalarını sevme yeteneğimize veya yaratma potansiyelimize tam olarak açılamayız. Evrim ve daha iyi bir dünya için tüm umutlar, hayatı kucaklayan insanların korkusuz ve açık yürekli vizyonunda yatıyor. ” John Lennon

    “Hayal gücünün bilgiden daha güçlü olduğuna inanıyorum. Bu efsane tarihten daha etkilidir. Bu rüyalar gerçeklerden daha güçlüdür. Bu umut her zaman deneyime galip gelir. Bu kahkaha, kederin tek çaresi. Ve ben sevginin ölümden daha güçlü olduğuna inanıyorum. ” Robert Fulghum

    “Her aptal bilebilir. Önemli olan anlamaktır. “Albert Einstein
    “Oğlan bir daha asla ağlamadı ve öğrendiklerini asla unutmadı: sevmek yok etmektir ve sevilmek yok edilen olmaktır.” Cassandra Clare, Kemikler Şehri

    “Okumayı öğrendikten sonra sonsuza kadar özgür olacaksın.” Frederick Douglass

    “Üç yöntemle bilgeliği öğrenebiliriz: Birincisi, en asil olan yansıma yoluyla; İkincisi, en kolayı taklit ederek; ve üçüncüsü, en acı olanı deneyimle. ” Konfüçyüs

    “Diğer şeylerin yanı sıra, insan davranışlarından kafası karışan ve korkan ve hatta hasta olan ilk kişi olmadığınızı göreceksiniz. Bu skorda hiçbir şekilde yalnız değilsiniz, heyecanlı ve heyecanlı olacaksınız. Pek çok erkek, şu anda sizin kadar ahlaki ve ruhsal açıdan rahatsız oldu. Ne mutlu ki, bazıları dertlerinin kaydını tuttu. İsterseniz onlardan öğreneceksiniz. Tıpkı bir gün sunacak bir şeyin varsa, biri senden bir şeyler öğrenecek. Karşılıklı güzel bir anlaşma. Ve bu eğitim değil. Bu tarih. Bu şiir. ” JD Salinger, Çavdardaki Yakalayıcı

    “İnsanların mükemmel olmasını beklemeyi bıraktığınızda, onları oldukları gibi sevebilirsiniz.” Donald Miller

    “Neden her şeye son seferki gibi davranmayı öğrenmedim. En büyük pişmanlığım geleceğe ne kadar inandığımdı. ” Jonathan Safran Foer

    “Neyin ciddiye alınacağını öğrenin ve geri kalanına gülün.” Herman Hesse

    “Bizi gerçekten seven insanlar, gerçekten önemli olan insanlar tarafından sevilmemize izin vermeliyiz. Çoğu zaman, bizi sevmek için kendi uğraşlarımızla kör oluruz, önemi bile olmayan insanlar, tüm bu zamanımızı boşa harcarken ve bizi seven insanlar kaldırımda durup yalvarmamızı izlemek zorundadır. sokaklarda! Buna bir son verme zamanı. Sevilmemize izin vermemizin zamanı geldi. ” C. JoyBell C., Roy T. Bennett

    “Ben 14 yaşında bir çocukken, babam o kadar cahildi ki, yaşlı adamın etrafta olmasına dayanamıyordum. Ancak 21 yaşıma geldiğimde, yaşlı adamın yedi yılda ne kadar öğrendiğine şaşırdım. ” Mark Twain

    “Her gün kıyafetlerinizi seçerken yaptığınız gibi düşüncelerinizi nasıl seçeceğinizi öğrenmeniz gerekiyor. Bu, geliştirebileceğiniz bir güçtür. Hayatınızdaki şeyleri bu kadar kötü kontrol etmek istiyorsanız, zihin üzerinde çalışın. Kontrol etmeye çalışmanız gereken tek şey bu. ” Elizabeth Gilbert

    “O kadar akıllı olduğumdan değil. Ama sorularla daha uzun süre kalıyorum. ” Albert Einstein

    “Bilmiyorsanız, yapılacak şey korkmak değil, öğrenmektir.” Ayn Rand, Atlas Shrugged

    Birinin hayatının en karanlık anlarında mum yakmayı öğrenin. Başkalarının görmesine yardımcı olan ışık olun; hayata en derin önemini veren şey budur. ” Roy T. Bennett, Kalpteki Işık

    “Onsuz yaşayamayacağın birini kaybedeceksin ve kalbiniz fena halde kırılacak ve kötü haber şu ki, sevgilinizin kaybını asla tamamen yenemezsiniz. Ama bu aynı zamanda iyi haber. Onlar sonsuza kadar, tekrar kapanmayan kırık kalbinizde yaşarlar. Ve sen geldin. Bu, asla mükemmel şekilde iyileşmeyen kırık bir bacağa sahip olmak gibi – hava soğuduğunda hala acıyor, ama siz topallayarak dans etmeyi öğreniyorsunuz. ” Anne Lamott

    “Öğrenme deneyimi, ‘Az önce yaptığın şeyi biliyor musun?’ Diyen şeylerden biridir. Bunu yapma. ” Douglas Adams, Şüphenin Somonu

    Böbreklerin tam olarak çalışmaması sonucunda ortaya çıkan bir hastalık: Nefrotik Sendrom

    0

    Sendrom vücudun herhangi bir yerindeki dokunun, bezin veya organın fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesi ve beraberinde birçok sisteminde engellenmesine neden olan tıbbi bir durumdur. Bu durum etkilenen bölgeye göre önüne ek alarak isimlendirilmektedir. Nefrotik sendrom da böbrek dokusunun fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesi durumudur.

    Nefrotik sendrom sonucunda böbrek işlevleri tam olarak yerine getirilmeyen hastalarda idrarda protein görülmesi, idrarda yağ moleküllerinin görülmesi, kandaki yağ oranının artması, vücut boşluklarında ödem birikmesi ve albümin miktarının artması gibi bulgular ortaya çıkabilmektedir. Görülen bu belirti ve bulgular hastalığın tanımlanmasında ve tanılanmasında önemli bir yere sahiptir.

    Nefrotik sendrom birçok hastalığa ve klinik tabloya bağlı olarak görülebilmektedir. Özellikle mevcut olarak bulunan böbrek hastalıkları ve kardiyovasküler sistem hastalıkları nefrotik sendromun ortaya çıkışında büyük bir öneme sahiptir.

    Nefrotik Sendromun Belirtileri Nelerdir ?

    Nefrotik sendromun bilinen en önemli ve en yaygın görülen belirtisi vücut boşluklarında sıvı birikmesine bağlı olarak görülen ödem oluşumudur. Bu ödem oluşumları en çok göz altı torbalarında ve bacaklarda ortaya çıkmaktadır. Hastalarda oluşan bu ödemlere parmak ile bastırılıp fiziki muayene yapıldığında ödemli doku içe çöker ve uzun süre boyunca doku eski haline dönemez. Bu çukurlar gode olarak isimlendirilmiştir. Oluşan ödem miktarının miktarına göre hastalarda kilo artışı gözlemlenebilmektedir.

    Nefrotik sendrom yaşayan hastalarda kan değerlerinin anormal bir şekilde değişmesine bağlı olarak halsizlik ve yorgunluk gibi belirtiler görülebilmektedir. Ayrıca pıhtılaşma mekanizmasında önemli rollere sahip olan proteinlerin idrar yolu ile dışarı atılmasından dolayı vücut dışında ve iç boşluklarda dışarıdan gelen basit travmalara bağlı olarak kanamalar meydana gelebilir ve uzun süre bu kanamalar durmayabilir. Ayrıca pıhtılaşma mekanizması etkilendiği için geniş damarlarda pıhtı oluşumu ve buna bağlı damar tıkanıklıkları görülebilir. Bu belirtilerin yanı sıra aşağıdaki belirti ve bulgular da nefrotik sendrom hastalığında yaygın bir şekilde görülmektedir.

    1. Antikor kaybına bağlı olarak immün sistemde zayıflama, enfeksiyonlara açık hale gelme
    2. Dolaşımdaki D vitamini miktarının azalması
    3. Böbrek işlevlerinde azalma
    4. Kanda yağ miktarının çoğalması
    5. İdrar ile yağ ve protein atılması
    6. Hipertansiyon gibi belirtiler nefrotik sendrom vakalarında yaygın bir şekilde görülmektedir. Görülen bu belirtilerin şiddeti ve sıklığı hastanın genel sağlık durumuna, nefrotik sendromun klinik seyrine ve nefrotik sendromun altında yatan nedenlere göre değişiklik gösterebilmektedir. Nefrotik sendrom hastalığının tedavisi de görülen bu belirtilere ve bulgulara göre değişiklik göstermektedir.

    Nefrotik Sendromun Nedenleri Nelerdir ?

    Nefrotik sendrom kendi başına böbreklerde ortaya çıkabileceği gibi (primer nefrotik sendrom) altta yatan herhangi bir hastalığa bağlı olarak da (sekonder nefrotik sendrom) görülebilmektedir. Sekonder nefrotik sendrom vakaları genel olarak organ sistemlerinin bütününü etkileyen hastalıkların varlığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Nefrotik sendromun nedenleri şu şekilde sıralanabilir;

    1. Erken yaşlarda görülen nefrotik sendrom vakalarının yüzde yetmişinden, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan nefrotik sendrom vakalarının ise yüzde yirmisinden minimal değişiklik hastalığı sorumlu tutulmaktadır. Bu hastalık böbrek biyopsi incelemelerinde kolay bir şekilde fark edilmediği için oldukça zor fark edilen bir hastalıktır. En çok 0-6 yaş arasındaki yaş gruplarını etkilemektedir.
    2. Nefrotik sendroma neden olan diğer bir faktör ise mezengial proliferatif glomerulonefrittir. Bu hastalık böbreğin temel yapısını oluşturan nefronların (böbrek hücreleri) herhangi bir nedene bağlı olarak iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Enfeksiyon gelişen nefronlar zamanla böbreğin görevlerini yerine getirememesine neden olur ve nefrotik sendrom hastalığının ortaya çıkmasına yol açar. Bu hastalarda ilerleyen vakalarda böbrek iflası gelişme olasılığı oldukça yüksektir.
    3. Yetişkinlerde gözlemlenen nefrotik sendrom vakalarının en yaygın nedeni membranöz nefropatidir. Bu durum erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülmektedir. Bu hastalık yanlış ve aşırı bir şekilde kullanılan ilaçlara bağlı olarak görülmektedir.
    4. Bu nedenlerin yanı sıra nefrotik sendroma sistemik lupus eritematozus, immün sistem hastalıkları ve glomerulonefrit gibi hastalıklar da neden olabilmektedir.

    Nefrotik Sendromun Tedavisi Nasıldır ?

    Nefrotik sendrom hastalığının tedavi edilebilmesi için mutlaka altta yatan nedenin belirlenmesi ve kesin tanının konulması gerekmektedir. Kesin tanının konulabilmesi için idrar testleri, kan testleri ve böbrek biyopsisinin patolojik incelenmesi yeterli olmaktadır.

    Nefrotik sendrom vakalarında ilaç kullanımı iyileşme için büyük oranda başarı sağlamaktadır. Kullanılan bu ilaçlar hastalığın tamamen iyileşmesini sağladığı gibi ortaya çıkan belirtiler için semptomatik tedavi şeklinde de uygulanabilmektedir.

    Uygulanan tedaviler altta yatan nedenlere ve görülen belirtilere göre belirlenmektedir. Örneğin hipertansiyon görülen hastalarda antihipertansif ilaçlar, damar yapısına katılan yağ moleküllerinin arttığı hastalarda kolesterol düşürücü ilaçlar veya pıhtılaşmayı azaltabilecek antikoagülan ilaçlar gibi. Hastalığın tedavisinde ise genel olarak glukokortikoid ve ACTH hormonu içeren ilaçlar kullanılmaktadır. Nefroloji hastaneleri doktorlarına göre nefrotik sendromda en etkili ilaçlar bunlardır.

    Nefrotik sendromu tedavi edilen hastaların tedavi süresince ve tedavi sona erdikten sonra yaşam tarzında birtakım değişikliklere gitmesi gerekmektedir. İyileşen hastaların nefrotik sendromdan sonra özellikle tuz tüketiminde kısıtlama ve hayvansal besinlerin tüketiminde azalma gibi değişikliklere gitmesi gerekmektedir.

    Aşırma-Hırsızlık Davranışı

    0

    Okul öncesi dönemde genellikle çocukların ilkokul dönemine başlamadığı 7-8 yaş öncesine kadar görülen izinsiz eşya/para alma davranışı uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmez. Çocuğun çevreyi keşfetmeye başlaması 3 yaş itibariyle başlamaktadır ve bu yaş döneminin en temel özelliklerinden birisi de nesneler karşısında çocuğun “benmerkezci”bir tutuma sahip olmasıdır.Eve gelen misafir çocuğun oyuncağını görür ister ,kendinin zanneder. Mağazaya gidildiğinde oyuncak ister ve alır çünkü bu yaş döneminde çocukta mülkiyet kavramı gelişmemiştir.Bir uyum ve davranış bozukluğu olan “Aşırma-hırsızlık davranışından söz edebilmemiz için çocuğun somut işlemler döneminin başlangıç yaşı olan ilkokul çağına(7 yaş)gelmiş olması gerekir.Çünkü bu dönemden itibaren çocukta mantıklı düşünebilme ve doğru davranış ile yanlış davranışı ayırt edebilme başlar.

    Kleptomani; genellikle yetişkinlerin zevk ve heyecan duymak için, ihtiyaçlarının olmadığı bir nesneyi çalmaları olarak tanımlanmaktadır.Kleptoman bireyler sadece çalma davranışının zevk ve heyecanını yaşamak için bu davranışı sergilerler ve bu durum onlara mutluluk verir.Profesyonel bir destek gerektirir.

    • Daha çok hangi yaşlarda görülür?

    Çocuğun sosyal çevrenin farkına vardığı 3 yaşından itibaren bu davranışı gösterebilirler. En tehlikeli yaş dönemi ilkokul cağında görülmesidir. Bu donemde çocukta hala bu davranış görülmeye devam ediyorsa ailenin müdahalesi gerekir. Çünkü ilkokul döneminden sonra devam eden bu davranış yetişkinliğe kadar uzanır.

    • Çalma-hırsızlık davranisinin altinda yatan nedenler nelerdir?
    • Anne- baba tutumlari
    • Degersizlik duygusu
    • Kıskanclik ve rekabet duygusu
    • Sevgisizlik-ilgisizlik
    • Çocuğun gereksinimlerinin dengesiz giderilmesi olarak 5 temel baslikta sirayabiliriz

    Yukarida siraladigimiz ozellikleri sirasiyla tanimlamaya baslayalim

    1.Anne-baba tutumlari

    Anne ve babanin cocuk üzerindeki etkisi yadsinamaz bir gercektir.Çocuk nasil davranmasi gerektigini önce ailesinden model alarak ögrenir.Bu sebeple aileler tutumlarina cok dikkat ederek davranmali,yanlis tutumlarin cocugun hayatinda kalici izli bir davranis birakacagini akillarindan cikarmamalari gerekir.Asırma-hırsızlık davranisinin temel sebeplerinden biride hatali Anne-baba tutumlarindan kaynaklanir.Paraya karsi aşırı düşkün ve cimri olan aile çocuğa paranin ulasilamaz ve en onemli nesne oldugunu hissettirir ve çocukta bunu dogal yolla elde edemeyince hırsızlık yoluna gider.Ayni sekilde asiri disiplinli ve kati tutum sahibi olan ailelerin cocuklarinda da cocugun istekleri yeterince karsilanamiyorsa ve cocuk aileden cekiniyorsa kendini bu sekilde ifade edip,isteklerini karsilamak icin hırsızlıkdavranisi gosterecektir.

    2.) Değersizlik duygusu

    Bir insanın doğal yetişme döngüsünde değerlilik duygusunu temel kabul olarak alması gerekmektedir. Çocuğun ailesiyle veya yakın ilişkide bulunduğu insanlarla beraberken önemsenmemesi kırıcı ve incitici davranışlara maruz kalması kendini yetersiz hissederek değersizlik duygusunun oluşmasına neden olur. Değersiz hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya çalışır.

    Değersizlik duyguları taşıyan çocuğun yaptığı bu davranıştan ötürü anne-baba tutumları aşırı koruyucu ve süreklilikle kontrol eder bir hal almaya başlarsa giderek çocukta bu duygular pekişir. Bir süre sonra kendisine güvenilmediğini düşünmeye başlar ve çocuk giderek özgüven kaybeder.

    3.) Kıskançlık ve rekabet duygusu

    .Aile cocugu yakin cevresi veya kardesleriyle kiyasliyorsa da hırsızlık davranışı ortaya çıkabilir.Çünkü bireyler dogustan ben duygusuyla dunyada var olur.Ínsanin varligi ben duygusunun önüne gecer ve cevresiyle kiyaslanan birey birsure sonra kiskanclik hissiyle rekabet duygusunu bastirabilmek icin bu yola basvurur.

    4.)Sevgisizlik-ilgisizlik

    Sevilmediğini düşünen,manevi ihtiyaçlarının giderilemediğini düşünen bir ortamda büyüyen çocuk hırsızlık davranışına başvurabilir.Çünkü çocuk duygusal anlamda dışlanmıştır ve o ilgi-sevgiyi bir yerlerden karşılaması gerekir.Birşeyler çalarak kendini belli etmeye çalışır.İlgi ve sevgi eksikliği tamamlanmamış bireylerde “ hırsızlık davranışı” Benim farkıma varın demektir.

    5.)Çocuğun gereksinimlerinin dengesiz giderilememesi

    Çocuğun ihtiyacı olan eşyalara/paraya ailesi veya yakın çevresi kanalıyla ulaşamıyorsa hırsızlık davranışı sergileyebilir.Bu tutum çevrenin çocuğa ihtiyaçları için bir dönem yoğun giderilme bir dönem hiç giderilmeme durumu sunuyorsa da çocukta hırsızlık davranışı ortaya çıkarabilir.Tutarsız ve dengesiz sergilenen bu davranış modeli çocuğa var olan birşeylerin olduğu ve ona ulaşılması içinse hırsızlık davranışı sergilemesi gerektiği mesajı verir.

    • Aşırma-hırsızlık davranışı karşısında nasıl davranmamız gerekir?
    • Çocukla sevgi ,saygı içerikli bir davranış kurulmalıdır.Kaba ve yıkıcı tutumlar iletişimi zorlaştırır.
    • Çocuk yaptığı davranış karşısında dinlenilmeli ve anlayışlı davranılmalıdır.
    • Yaptığı davranıştan ötürü hakaret içeren sözler sarf edilmemelidir.Öncelikle böyle bir davranışla karşılaşıldığında çocukla sakince konuşulup davranışın nedeni anlaşılmalıdır.Ardından davranışın yanlış olduğu anlatılmalıdır.
    • Aile çocuğa doğru rol-model olmalıdır.Ev içinde herkes birbirinin eşyasını izin alarak almaya özen göstermelidir.
    • Çalma davranışı Kişiler haricinde gizli tutulmalıdır.Eğer başkalarının yanında konuşulursa çocuk çok utanır ve öfkelenir.Bu durum davranışın pekişmesine yol açar.

    Çocukta devam eden çalma davranışı, aile-okul-yakın çevre işbirliği içerisinde psikoterapi süreciyle tedavi edilmelidir.

    Psikolojik Danışman
    Tuva Ramazanoğlu

    Utangaçlığın Üstesinden Gelebilir Misiniz?

    0

    Utangaçlık neden kaynaklanır, giderilebilir mi?

    Bir partiye gittiğinizde diğer insanlarla tanışıp konuşma fikri sizi korkutuyor mu? Ya da kitle önünde konuşma veya sunum yapacağınızı düşünmek bile sizi terletiyor mu? Öyle ise yalnız değilsiniz.

    Akindele Michael utangaç bir çocuktu. Nijerya’da çoğu zamanını aile evinde geçiriyordu. Anne ve babası ise hiç de utangaç değildi. Akindele kendi utangaçlığını evin korunaklı ortamında büyümesine bağlıyor. Peki gerçekten öyle midir?

    Londra’daki Kings College’de gelişimsel davranışsal genetik profesörü Thalia Eley’e göre bu kısmen doğru.

    “Utangaçlık huyla ilgili bir özellik ve huy kişiliğin habercisi gibidir. Küçük çocuklar diğer insanlarla iletişim kurmaya başladığında, tanımadıkları bir yetişkinle konuşurken rahat davranma düzeylerinin farklı olduğunu görüyoruz” diyor.

    Eley, utangaçlığın sadece yüzde 30 oranında genetikle ilgili olduğunu, geri kalan kısmın çevresel etkilerden kaynaklandığını söylüyor.

    Utangaçlıkta genetiğin rolü konusundaki araştırmalar birbirinin genetik kopyası olan tek yumurta ikizleriyle yapılıyor.

    Eley’e göre, çevresel faktörler bu tür özelliklerin gelişmesinde daha önemli. Genetikle ilgili ilginç şeylerden biri de bizi çevresel etkenler içinde kendi yatkın olduğumuz yöne itmesidir.

    Örneğin utangaç bir çocuk, oyun parkında diğer çocuklarla oynamak yerine onları seyretmeye daha meyilli olabilir. Bu türden deneyimlerin yaygınlaşması ile çocuk kendi başına olduğunda daha rahat eder hale gelebilir.

    “Aslında biri ya da diğeri diye bir şey yok, genler de çevre de etkili ve birlikte çalışıyor” diyor Eley. “Bu dinamik bir sistem ve bu yüzden psikolojik terapilerle değiştirilmesi her zaman mümkün.”

    Peki, utangaçlık kötü bir şey mi?

    Londra’daki Anksiyete Bozuklukları ve Travma Merkezi’nde klinik psikolog olarak çalışan Chloe Foster’a göre, utangaçlık oldukça yaygın ve normal bir durum; sosyal endişelere yol açmadığı sürece başka bir sorun teşkil etmiyor.

    Foster, insanların “yapmaları gereken birçok şeyden kaçınmaya başladıkları zaman” tedavi olmak istediklerini söylüyor. İş arkadaşlarıyla doğru düzgün diyaloğa girememe, sosyalleşme zorlukları veya başkaları tarafından yargılanacakları hissine kapılma gibi durumlar olabiliyor bunlar.

    Evrimsel nedenler

    Eley’e göre, insanlarda utangaçlık özelliğinin gelişmesinin ardında evrimsel nedenler yatıyor olabilir.

    “Grubunuzdaki insanların dışarıya keşfe çıkıp yeni gruplarla iletişim kurması yararlı olabileceği gibi, örneğin riskten kaçınan ve içeride kalıp yavruların korunması işini daha iyi yapacak olan insanlara da ihtiyaç olmalı” diyor Eley.

    Utangaç olan ve sosyal endişe taşıyan insanlar için en etkili tedavi yönteminin bilişsel davranış terapi (BDT) olduğunu söylüyor. Bu tedavide kişinin düşünce ve davranış kalıpları değiştirilmeye çalışılıyor.

    BDT bu tür negatif düşünceleri ve yararı olacağını düşündüğümüz belli davranışları tespit etmeye yardımcı oluyor. Söyleyeceğiniz şey için önceden hazırlanmak veya göz temasından kaçınmak insanda daha fazla endişeye yol açabilir.

    Endişeler nasıl giderilebilir?

    Foster, utangaçlık nedeniyle kitleye konuşma gibi bir konuda sıkıntı yaşayan insanlar açısından temel sorunun genellikle gösterecekleri performans konusunda kendilerine yüksek standart belirlemelerinden kaynaklandığını söylüyor.

    Oysa biraz daha rahatlayıp kendimize bir-iki derin nefes alma fırsatı tanısak bu endişenin biraz hafifleyeceğini vurguluyor.

    Kişinin, endişesi nedeniyle yaşadığı sıkıntıdan ziyade etrafında olup bitenlere odaklanmaya çalışması da yararlı olacaktır. Kendimize değil de dinleyiciye yoğunlaşmak, kullanacağımız kelimeleri yanlış seçeceğimiz korkusunu gidermeye yardımcı olabilir.

    Sosyalleşme ortamlarına yeni bir yaklaşımla bakmak gerekir. Bu ortamlarda en çok nelerden korktuğumuzu kendimize sorabiliriz. Sıkıcı bir insan olarak görülmekten mi ya da söyleyecek bir şey bulamamaktan mı korkuyoruz? O endişe hakkında ne kadar çok şey bilirsen ona meydan okuma konusunda da o kadar başarılı olabiliriz.

    Utangaçlık ile içedönüklük aynı şey değil

    California Davis Üniversitesi’nde kişilik psikolojisi konusunda doktora yapan Jessie Sun, utangaçlık ile içe dönüklüğün aynı şey olmadığını söylüyor.

    İnsanlar genellikle içe dönüklüğü, iç gözlem veya düşünceleri keşfetmeye ilgi duyma şeklinde görüyor. Oysa psikologlar bunu yeni deneyimlere açık olma olarak bilinen farklı bir karakter özelliği olarak niteliyor.

    Utangaç insanlar genellikle içe dönük oluyor, ama endişeleri yüzünden sosyalleşmeyi zor bulan dışa dönük insanlar da olabilirler. Utangaç olmayan içe dönük kişiler de sosyal bakımdan hünerli, ama yalnız kalmayı tercih eden insanlar olabilir.

    Sun’a göre, “kişilik özellikleri mutluluk öngörüsü açısından en güçlü göstergelerden biridir ve dışa dönüklük ile insanın kendisini iyi hissetmesi arasında güçlü bir bağlantı var”.

    “Dışa dönük insanlar daha çok heyecan, coşku ve sevinç hissi duyarken, içe dönük insanlar bu duyguları daha az yaşar” diyor Sun.

    Peki, içe dönük insanlar dışa dönük davranmaya çalışsalar aynı coşku ve sevinç duygularını yaşayabilir mi?

    Sun’ın yaptığı bir haftalık bir deneyde, katılımcılardan normalde olduklarından daha dışa dönük, konuşkan, aktif, cesur ve ısrarlı davranmaları istenmiş, zaten dışa dönük olanların daha pozitif ve “otantik” duygular yaşadığı, içe dönük kişilerin ise pozitif duygularında pek bir artış kaydetmediği görülmüştü. Aşırı derecede içedönüklerde ağır basan şey ise yorgunluk ve daha negatif duygular olmuştu.

    Sun, “içe dönük veya utangaç kişilerden bir hafta boyunca bu kadar farklı davranmalarını beklemek biraz fazla olur, ama daha kısa süreler için böyle davranmaları yararlı olabilir” diyor.

    Kültürün etkisi

    Peki, bir insanın utangaç olup olmamasını belirlemede çevresel etkenler önemliyken, içe dönük kişilerin mutluluğu üzerinde kültürün de etkisi var mıdır?

    ABD’de özgüvenli, dışa dönük davranışlara içe dönük özellikten daha fazla değer verdiği fikri yaygın. Oysa Japonya ve Çin de dahil Asya ülkelerinde sessiz ve içe kapanık insanlar daha makbul görülüyor.

    Göz kontağına karşı tutum da ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Batıda göz kontağına olumlu özellik atfedilirken, Asya ve Afrika gibi diğer kültürlerde saygısızlık ve meydan okuma olarak değerlendirilebiliyor.

    Sun, bu kültürel farklılıklara rağmen, dışa dönük insanların her yerde daha mutlu olduklarını ortaya koyan araştırmalara dikkat çekiyor.

    Ancak içe dönük olmak da kendi başına olumsuz bir özellik olarak görülmüyor.

    “Sessizlik: Sürekli Konuşulan Bir Dünyada İçedönüklerin Gücü” adlı kitabın yazarı Susan Cain şöyle diyor:

    “İçe dönüklüğü tedavi edilmesi gereken bir şey sanmayın… En iyi konuşmacı olmakla en iyi fikirlere sahip olma arasında zerre kadar bağ yok.”

    Tevazu

    0

    Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaşi Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.

    O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görürlermiş. Durumu Hacı Bektaşi Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaşi Veli  “ helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana’ya anlatır.  Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder.

    Adam ayni şeyi Hacı Bektaşi Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.  Mevlana söyle der:

    “Biz bir karga isek Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.”

    Adam üşenmez kalkar yeniden Hacı Bektaşi Dergâhına gider ve Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip, bunun sebebini bir de Hacı Bektaşi Veli’ye sorar.  Hacı Bektaşi de söyle der:

    “Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.”

    Sevgilerimle.

    Kişisel Özellikler ve 9 Farklı Kişilik Tipi

    0

    Çeşitli kişilik testleri belli gruptan insanlar  arasındaki benzerlikleri vurgular. Yine de, diğerleriyle olan tüm benzerliklerine rağmen her insan gerçekte eşsizdir. Bu yüzden hiç bir test ve sınıflandırma bir insanı tam olarak tanımlamaya yetmez. Testlerle ve sınıflandırmalarla bir insan hakkında ancak genel bir fikir edinebiliriz. Bizler yine de hem kendimizi hem de çocuklarımızı daha iyi tanıyabilmek ve anlayabilmek amacıyla bazı genellemeler yaparız.

    Kişiliğimiz içimizden gelen dürtülere ve yaşadığımız çevrenin koşullarına bağlı olarak gelişir.
    Doğuştan getirdiğimiz bu dürtülere yaratılış özellikleri ya da mizaç diyebiliriz.

    Mizaç + Çevreyle etkileşim = Kişilik 

    Bir insanın “tez canlı” ya da “ağır kanlı”oluşu onun doğuştan getirdiği mizacıyla ilgilidir.

    İndigo ve kristal özellikler, çocuğumuzun yapısıyla ilgili genel bir fikir edinmemize yardımcı olacaktır. Ancak bazen daha fazla bilgi edinmek isteriz. Her çocuğun eşsiz ve biricik olmasından yola çıkarak, çocuğumuz hakkında daha fazla veriye ihtiyaç duyarız.

    Bunda amacımız;

    • çocuğumuzun kişisel ihtiyaçlarını fark edebilmek
    • onu nelerin güdülediğini bulabilmek
    • öğrenmesi ve kendini sağlıklı biçimde ifade edebilmesi için ona en uygun ortamı sağlayabilmektir.

    Kişilik yapılarını anlama amacıyla oluşturulmuş yöntemlerden biri Enneagramdır.

    ( Daha fazla bilgi için: N.Daniels David, A.Price Virginia; Enneagram Kendini Bilme Sanatı; Kaknüs Psikoloji, Eylül 2004 – Wagele Elizabeth; Enneagram Yöntemiyle Çocuk Yetiştirmek; Rota Yayın, 2001)

    Enneagrama göre, 9 farklı kişilik tipinin özellikleri her bireyde değişik derecelerde yer alır.
    Yetişkinlerin kişilik yapılarını belirlemek için geliştirilmiş bu envanter çocuklara da uyarlanmıştır. Ancak, çocukların sürekli bir değişim içinde oldukları unutulmamalıdır. Çocuklar büyüme süreçleri içersinde çeşitli tutumları, davranış modellerini değişen seviyelerde denerler. Zamanla –çocukluk çağının sonlarına doğru kişilikleri belirlenmeye başlar. Bu olana dek, onları değerlendirirken kesin kanılardan, yargılardan kaçınmak sağlıklı bir tutum olacaktır. Çocukların, her türlü sınıflandırmanın dışında yer alan varlıklar olduğunu unutmamalıyız. Enneagram ile varmak istediğimiz nokta, çeşitli kişilik özellikleri ile ilgili bilincimizi geliştirmek, çocuklarımızın özbenliklerini derinlemesine anlayabilmektir.

    Enneagram Yöntemine göre çocuklarda da başlıca 9 kişiliğin özellikleri görülür:

    1- Kusursuzluk arayan        6- Güven arayan
    2- Yardımcı                        7- Serüvenci
    3- Başarılı                          8- Girişken
    4- Romantik                       9- Barışçı
    5- Gözlemci

    Bu teoriye göre, baskın olan kişilik tipinin yanı sıra, daha az baskın olan bir ya da bir kaç kişilik tipinin özellikleri bir arada görülür. Her kişilik tipi, iki yanındaki kişilik tiplerinin ve oklarının ucundaki kişilik tiplerinden birinin ya da ikisinin etkisi altındadır. İki yandaki kişilik tiplerine “kanatlar” denir. Yani 7 numarayla gösterilen kişilik 6 ve 8 in de etkisi altındadır. 6 ve 8, 7 numaranın kanatlarıdır. 9 numaralı kişiliğin kanatları 1 ve 8 dir.

    Oklar ise, enneagram sayımızı diğer kişilik özelliklerine bağlayan çizgilerin ucundaki kişilik özellikleridir. Kanatlar ve oklar bir kişilik tarzı içinde çeşitlemeler oluştururlar. Örneğin; (4) Romantik kişilik, (5) Gözlemcinin etkisi altında içe dönük olabilir. Ya da (3) Başarılının etkisi altında dışa dönük özellikler gösterir. 4 aynı zamanda (1) Kusursuzluk arayan okunun etkisi altında da olabilir.

    Barışçı
    9
    Girişken                                   Kusursuzluk arayan
    8                                       1

    Serüvenci                                                Yardımcı
    7                                                    2

    Sorgulayan                                              Başarılı
    6                                               3

    Gözlemci  5           5                4   Romantik

    Enneagram kişilik tarzlarını üç gruba ayırır:

    5-6-7 Beyin-zihin merkezlidir: Korkuya odaklanırlar.
    8-9-1 Karın-duygu merkezlidir: Öfkeyle ilgili sorunları vardır.
    2-3-4 Kalp merkezlidir: İmgeleme ve ilişkilerle ilgilidirler.

    Çocuklar büyüme süreçleri boyunca, içinde bulundukları duruma bağlı olarak bunların çoğunu ya da bazılarını değişen seviyelerde sırayla deneyebilirler. Kriterleri inceleyerek çocuğumuzun güncel olan baskın kişilik özelliklerini fark edebilirsiniz.

    Back
    Sonraki

    1- KUSURSUZLUK ARAYAN

    1. Yemeğini sorunsuz bir sekilde yer, hatta sofrayı kaldırmanıza ve bulaşığa yardım eder.
    2. Siz söylemeden ellerini yıkar ve banyosunu kavgasız gürültüsüz yapar.
    3. Verdiğiniz görevleri siz hatırlatmadan yerine getirir.
    4. Genellikle “ben her şeyi bilirim” tutumu içindedir ve sürekli olarak başkalarının hatalarını eleştirir.
    5. Çevresindeki çocukları ustaca yönetir.
    6. Size de sık sık akıl verebilir, nasıl “daha doğru yapabileceğinizi” söyleyebilir.
    7. Gelecekten, ilkelerinden ve ideallerinden söz etmeyi sever.
    8. Okulu ve ödevlerini ciddiye alır.

    Eğer bu kriterlerin çoğuna “evet” dediyseniz, çocuğunuzun güncel olan baskın kişilik özellikleri büyük olasılıkla bir stilindedir. Bu değişebilir. Bu stilin temel özelliklerini öğrenmek için okumaya devam ediniz.

    BİR STİLİNİN ÖZELLİKLERİ:

    Öğrenilmiş olan: “ İnsanlar oldukları gibi kabul görmezler. Kabul edilmek ve sevilmek için her zaman kusursuz ve doğru olmalıyım, örnek gösterilecek şekilde davranmalıyım”

    Enerjinin kanalize edildiği yön:  Her şeyi doğru, eksiksiz yapmaya çalışır. Kurallara uymaya özen gösterir. Kendini suçlamaya eğilimlidir. Duygu-kalp merkezlidir.

    Güçlü yanları: Enerjileri boldur. Beceri geliştirmeyi sever. Çalışkan ve sorumluluk sahibidir, başladığı işi tamamlamak ister. Gelişmiş bir adalet duygusuna sahiptir. İnceleyici ve mantıklıdır. Yardım etmeyi, iyilik yapmayı sever.

    Sorunlara yol açabilen özellikleri:  Yanlışlık yapmaktan çok korkar; yaptığında çok üzülür, kendini aşırı suçlar ve etkisinden kolay kurtulamaz. Haksız yere eleştirildiğinde çok kızar. Haksızlığa gelemez, öfke patlamaları yaşar. Sürekli daha iyi olmaya çalışmak ve sürekli denetleyen iç sesin baskısı gerilim ve endişeye yol açar, bunaltır. Kabalık yapmaktan çekindiği için duygularını açıklamak istemez. “Doğru” olanı yapmak adına kişisel ihtiyaçlarını bastırabilir. Bir çocukları çoğunlukla stres kaynaklı karın ve başağrısı çekerler.

    Bir Çocuğuna Destek:

    • Onu koşulsuz sevdiğinizi belirtin; sevilmek için çaba göstermesinin gerekmediğini, onu her durumda çok sevdiğinizi gösterin. O’nu yalnızca O olduğu için sevdiğinizi anlatın. “Hepimiz olduğumuz gibi kusursuzuz”
    • Hata yapmanın çok insanca ve kabul edilebilir, hatta öğrenmek için gerekli olduğunu anlatın. Kendi hatalarınızı, zayıf ve kusurlu yönlerinizi de sevecenlikle kabul edin.
    • Bir karar verirken “ne istemesi gerektiği”ne değil, gerçekten “ne istediği”ne yoğunlaşmasına yardım edin.
    • Düşüncelerini katı bir biçimde savunabilir. Ona değişik bakış açılarından ve gerçekliğin farklı görüntüleri olduğundan söz edin.
    • Yanlış yaptığı zaman söylenmekten kaçının, O zaten kendisini yeterince suçlayacaktır.
    • Gerçek duygu ve düşüncelerini açıklaması için destekleyin, bunun insanları daha sağlıklı kılacağını anlatın.
    • Kendine ve ihtiyaçlarına zaman ayırması için ortam hazırlayın.
    • Yarışma ve rekabet içermeyen, bilgi ve beceri odaklı olmayan ekinliklerde bulunmasını destekleyin. Boş ve eğlenceli zaman geçirmeye ve gevşemeye gerçekten çok ihtiyaç duymaktadır.
    • Yardım severliğinine, yardım etmeye olan eğiliminine bağımlı olmayın. Bu özelliğini çok vurgular ve yardımını çok fazla isterseniz, onun coşkulu bir çocuk gibi değil, sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi davranmasına neden olursunuz.
    Back
    Sonraki

    SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİNİZ

    75,629BeğenenlerBeğen
    187,653TakipçilerTakip Et
    2,380TakipçilerTakip Et

    YENİ İÇERİKLER

    İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR