İnsanlar Hayalleri Kadar Yaşar…

0

Olimpiyat Şampiyonu ve üç kez de Profesyonel Ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan Muhammed Ali hayallerinde kurduğu hayatın çok ötesine gitmiştir. Sonuç olarak insanlar hayallerini kurduğu yaşamı yaşarlar. Hayaller hareket enerjisi verir. Bütün başarılı kişiler hayallerini gerçekleştirmek için gereken her şeyi yapanlardan oluşur…

Muhammet Ali yaşamının en başlarında hayallerini on iki yaşındayken, komşularının kapılarının zillerini çalıp böbürlenerek ve kendini överek boks maçını nasıl kazanacağını anlatırdı. Komşular bundan çok hoşlanır ve neler olacağını görmek için maça giderlerdi.

Aynanın önünde saatlerce prova yapar veya okul otobüsünün arkasından koşardı. Yarış pistine girmesi yasaklanana kadar, yarış atlarıyla bile yarışırdı.

Her dakika antrenman yapmaktan nefret etmesine rağmen, çektiklerinin karşılığını bir gün göreceğini ve hayatını kalan kısmını bir şampiyon gibi yaşayacağını düşünüyordu. Öyle de oldu. Muhammed Ali Olimpiyat Şampiyonu ve üç kez de Profesyonel Ağır Sıklet Boks Şampiyonu oldu.

Kimse sizi sizin kendinizi bildiğiniz gibi tanıyamaz. Yaşamda önemli olan kendinizi, isteklerinizi, hayallerinizi, hedeflerinizi analiz etmeniz ve kendinizi bu yolda adamanızdır.

Adolf Dassler 1900’da Almanya’da doğdu. Babası bir işçiydi. Çok yoksullardı. Hayali zengin bir adam olmaktı. Ayakkabı tamircisinde çalışırken işini iyi yapıyor, mesleğini kavramaya çalışıyordu. Adidas’ın kurucusu Adolf Dassler, ilk spor ayakkabısını tasarladığında 20 yaşındaydı. Hayali, her sporcuya kendi disiplini için en uygun ayakkabıyı tasarlamaktı.

Adi Dass 28 yaşındaydı ve o zamana kadar biriktirdiği az miktardaki parası ile kardeşi Rudolf’la birlikte evlerinin bir köşesine kendi atölyelerini kurdular.

Evlerindeki kurdukları atölyede kramponlu ayakkabıları üretmeye başladılar. Adi Dass ve kardeşi uzun süre işlerinde büyük bir büyüme yaşamadı. 7 yıl sonra bir anda çok hızlı bir şekilde büyüme yaşadılar. Bu senelerde tasarımları tamamen kendilerine ait ayakkabılar ürettiler. Adi Dass’ın ürettiği bu ayakkabılar, spor dünyasında çok fazla talep gördü. Çok kısa sürede büyük bir servet kazandılar.

20 yıl sonra yaşadıkları bir sorun sonucu Adi Dass ve Rudolf ayrıldılar. Rudolf Puma’yı kurdu. Adi Dass’da “Adidas” adı ile ürünlerini sunmaya devam etti. Kardeşi ise Puma markası altında kendi ürettiği ürünleri satmaya başladı. Adidas’ın sembol olarak ayakkabılarında “Üç çizgi’yi” neden kullandığı bilinmiyor.

1950’lerde Adidas çok hızlı bir şekilde büyüyordu. Yaptıkları reklâmlar ile Adidas’ in yaygınlaşması ve daha tanınır hale gelmesi, büyümesi anlamına geliyordu. Spor dünyasında ün kazanması özellikle futbol ve atletizm alanındaki ürünlerinin başarısı şirkete daha fazla büyüme cesareti veriyordu.

Adi Dass yeni ürün tasarımları için sürekli araştırma yapıyordu.

1980’li yıllara birlikte bir Adidas fırtınası esmeye başladı. Adidas giyim sektöründe de çıkış yaptı. Dünyada ilk kez üç çizgili Adidas Eşofman takımı, Adidas kramponlu ayakkabı, Adidas futbol topu, Adidas eşofman takımı, Adidas tişört müthiş bir taleple karşılaştı…

Dassler, yaşama gözlerini yumduğun ana kadar hayalini kurduğu o yaşamı yaşamıştı. Arkasında ise büyük bir marka bırakmıştı.

Mutlu Çocuk Yetiştirmek Annelerin Elinde

0

Videoda evinden dışarı çıkmayan özel bir çocuğun hayatını annesinin bir hareketinin nasıl değiştirdiğini izleyeceğiz. Mutlu mutlu çocuklar yetiştirmek önemli. Çünkü çocuklarımız her yıl mutsuzlaşıyor.

Her Ebeveynin Kitaplığında Bulunması Gereken 10 Kitap

0

Günümüz dünyasında anne babamızdan öğrendiğimiz anne babalık mutlu çocuklar karşısında yetersiz kalabiliyor. Bu nedenle mutlu çocuk ve mutlu çocukni bilgileri içeren doğru seçilen kitaplar bu zor dönemlerde anne babaların en önemli destekçisi oluyor. Bu yazımızda ebeveynlerin mutlaka okuması gereken ve ev kütüphanesinde bulunması gereken kitapları sizin için belirledik.

Geri
Sonraki
- Advertisement -

Stresiz Bir Dünyada Mutlu mutlu çocuk

Yazar: Ahmet YILDIZ D&R incele

ebeveyn kitap önerileri - Stresli Bir D  nyada Mutlu   ocuk Yeti  tirmek 1 - Her Ebeveynin Kitaplığında Bulunması Gereken 10 Kitap
Ahmet YILDIZ

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce: “Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra, “ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce: “Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”

“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Sayfa Sayısı : 200
İlk Baskı Yılı : 2019

Geri
Sonraki

Cep telefonu beyin faaliyetini değiştiriyor

2

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, cep telefonlarının beyni etkileyebilme özelliğinin bulunduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından yapılan ve Journal of American Medical Association’da yayınlanan araştırmada, 50 dakika cep telefonu kullanımından sonra, faaliyet artışının işareti olan beyindeki yüksek şeker kullanımı tespit edildi.

Cep telefonunun 50 dakika aktif olmasının, beynin telefon anteninin hizasındaki bölgesinde glükoz kullanımını arttırdığını belirleyen araştırmacılar, ancak bu fizyolojik etkinin sağlık üzerindeki sonuçlarının henüz bilinmediğini belirttiler.

2009’da 47 kişi üzerinde yapılan araştırmada, deneklerin sağ ve sol kulaklarına birer cep telefonu bağlandı, bunlardan biri kapalı tutulurken diğeri sessize alındı ve pozitronlu tomografi kamerası ile beyinleri gözlendi.

Deneklere ayrıca, beyinlerindeki glükoz kullanımını ölçmek için, bir kez cep telefonu 50 dakika aktifken, bir kez de aktif değilken “flüodezoksiglükoz” enjeksiyonu yapıldı. Araştırmacılar daha sonra, glükoz kullanım faaliyeti ile telefonun yaydığı elektromanyetik dalgaların büyüklüğü arasındaki bağlantıyı inceledi.

Bunun ardından, beyinsel faaliyetin durumunu gösteren beyindeki glükoz kullanımına bağlı cep telefonunun etkilerini değerlendirmek amacıyla tomografi görüntüleri karşılaştırıldı. Beynin, antene yakın kısmında yüzde 7 artış olduğunu gören araştırmacılar, bir kez daha insan beyninin mobil telefonların yaydığı elektromanyetik dalgalara karşı hassas olduğu sonucuna vardı.

Mutlu anne çocuk

0

‘Doğru annelik’ yapmaya dair her kafadan binlerce ses çıkıyor. Herkes size ebeveynliği öğretmeye çalışıyor. Bu da annelere gereksiz kaygı yüklüyor. Oysa mutlu anne mutlu çocuk demek.

Pınar Yıldız Yüksel yazdı..

Yarın anneler günü. Şimdiden tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneler günü demişken, bu çağda anne olmak ne zor değil mi? Bir kere anneliğin doğal akışına kendinizi bırakamıyorsunuz. Her kafadan nasıl anne olmanız gerektiğine dair bin bir çeşit ses çıkıyor. Mükemmel anne, süper anne, bağırmayan anne, kasmayan anne, doğal anne, süper mutlu çocukların annesi, zeki çocuk yetiştirmenin sırları ve daha nicesi…

AĞRI KESİCİ GİBİ ETKİNLİKLER
Mesela ben yarın tüm kaygılarımı bir kenara bırakarak kızımla birlikte çikolata ve şeker yemenin tadına varmak istiyorum. Malum çocuğumuza şekerli gıda vererek onu zehirlediğimizi hepimiz öğrendik ancak yeni bir kaygı edindik. Çocuk her çikolata yediğinde ortaya çıkan onu zehirliyor muyum kaygısı. Bu kaygı bile koca bir mutsuzluk ve arada kenara bırakıp bir kaçamak yaparak mutlu olmayı hak ediyoruz. İftardan sonrası için şimdiden bir etkinlik buldum bile…
Peki, anı yaşarken mutlu olabileceğimiz başka neler yapabiliriz çocuklarımızla?

Ahmet Yıldız, Alfa Yayınları’ndan çıkan Stresli Bir Dünyada Mutlu mutlu çocuk adlı kitabında çocuğa ağrı kesici niteliğinde pozitif duygu yaşatma önerileri vermiş. İşte mutlu çocuk verici etkinlikler:

mutlu çocuk - Stresli Bir D  nyada Mutlu   ocuk Yeti  tirmek YEN   - Mutlu anne çocuk
Stresli Bir Dünyada Mutlu mutlu çocuk / Ahmet Yıldız
  • Çocuğunuzla beraber içinde heyecan, sevgi, macera olan filmler izleyip üzerinde konuşun.
  • Çocuğunuzla beraber hikâyeler okuyun.
  • Çocuğunuzun beklemediği bir anda ona oyuncak, kitap, çikolata hediye edin. Hediye vermek için doğum gününü beklemeyin.
  • Çocuğunuza kendisi hakkında olumlu ve güzel yönlerini anlatan bir mektup yazın. Bir koltuğa oturup televizyonu ve telefonu kapatarak o mektubu ona hediye edin ve birlikte okuyun.
  • Çocuğunuzla sizi ve onu ilgilendiren pozitif duygu oluşturan olayları konuşun. Bu konu geçen hafta yaptığı bir iyilik hareketi olabileceği gibi, onun doğum anında yaşadığınız duygular da olabilir.
  • Çocuğunuza dersleriyle kişiliği ile ilgili içinde olumsuz ifadelerin yer olmadığı, olumlu ve güçlü yanlarının olduğu konuşmalar yapın.
  • Çocuğunuzla beraber müzik dinleyin, o müzik eşliğinde dans edin.
  • Çocuğunuza fıkralar anlatın, espriler yapın.

Aliş’in Macerası
Eğer dişlerini fırçalamayı reddeden bir çocuğunuz varsa bu oyun ona iyi gelebilir. Evin yaramaz çocuğu Aliş, hayvanlara zarar verir, sağlıksız beslenir ve kendine hiç dikkat etmez. Bundan dolayı dişleri çürümeye başlar. Aliş’in dişlerini mikroplar ve çürükler ele geçirmiştir. Diş perisi ise bu çürük ve mikropla mücadele eder. Peki, Aliş çürük ve mikrobun tuzağına mı düşecek yoksa sağlıklı yaşamayı mı tercih edecek? Bu sorunun cevabı 12 Mayıs pazar günü, saat 15.00’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde oynanacak Aliş’in Macerası’nda.

Göçebeçocuk oyunu
Palika, bir fırtına sonucu daha önce hiç görmediği bir sahile sürüklenir ve oraya kamp yapmaya gelen Putnik ile tanışır. Ancak birbirlerinin dilini bilmiyorlardır. Peki, nasıl anlaşacaklar? Bu maceranın devamını merak ediyorsanız Göçebe çocuk oyunu bugün Feriye’de sizi bekliyor.

Özeleştiriyle Aranız Nasıl?

0

Kime sorulsa özeleştiri yaptığını söyler. Ama herkesin bir üslubu var. Kimisi kendisini acımasızca eleştirir, kimisi kendisine iltimas geçer! İşte bu test ile özeleştiri biçiminizi göreceksiniz.

Test için diğer sayfaya geçiniz
Geri
Sonraki
- Advertisement -

TEST MADDELERİ

1. Teyzeniz altı aylığına Amerika’ya gitti ve yazlık villasını size emanet etti. İstediğiniz gibi kullanıp tatil yapabileceksiniz…

a) Canınız sıkkın. Hem sorumluluk üstleniyorsunuz, hem de bir sürü karar almanız gerekiyor. Oraya yalnız mı gideceksiniz, kimi götüreceksiniz, arkadaşlarınıza haber verecek misiniz vs. Bir sürü konu!
b) Memnunsunuz, kafa dinlemek için harika bir tatil olacak.
c) Sevinçlisiniz, cümbür cemaat, arkadaşlarınızla harika bir yaz olacak!
d) Memnunsunuz. Orayı kaçamaklarınız (Kafa dinlemek, herkesten uzaklaşmak, özel biriyle takılmak) için kullanacaksınız.

2. Villaya ilk gittiğiniz gün canınızı sıkan bir şey oldu. Ne olabilir?

a) Bütün çiçekler solmuş. Ya teyzeniz bunu sizden bilirse?
b) Teyzenizin yatak odasında bir sürü antidepresan ilaç kutusu gördünüz, demek ki iyi değilmiş.
c) Evde TV yok.
d) Jakuzi bozuk!

3. Villadaki ilk gecenin sabahında kahvaltı için mutfağa indiğinizde alımlı birinin masada kahvaltı etmekte olduğunu gördünüz… İlk sözünüz ne olur?

a) “Siz kimsiniz, burada ne arıyorsunuz?”
b) Önce kendinizi tanıtır ve kim olduğunu sorarsınız.
c) “Aa ne güzel, tatili birlikte mi geçireceğiz?”
d) “Kıyafetim için üzgünüm, sizi beklemiyordum da!”

4. Mutfaktaki misafir teyzenizin yeni eşinin kızı/oğlu olduğunu söyledi, tanıştınız… İlk sorunuz ne olur?

a) Ne kadar kalacaksın?
b) Başka gelecek var mı?
c) Yalnız mısın, bir sevgilin var mı?
d) İyi yemek pişirir misin?

5. Ama içinize bir kuşku düştü…

a) Ya duygusal bir şeyler yaşanırsa?
b) Acaba doğru mu söylüyor?
c) Ya benden hoşlanmazsa?
d) Ya yeterince yalnız kalamazsak?

6. Üç gün kalacakmış…

a) Çok uzun!
b) Sorun olmaz.
c) Çok kısa!
d) Üç gün, birisini tanımak için yeter…

7. Ve o müthiş hoş biri. Sanki kendinizi aşık hissediyorsunuz. O da size karşı boş değil gibi… Yalnız habire çekişiyorsunuz! Kendi kendinize kaldığınızda ne düşünürsünüz?

a) Al başına bela!
b) Ortamdandır, geçici bir heyecandır, geçer…
c) İşte harika bir yaz aşkı!
d) Onun unutamayacağı bir tatil olacak!

8. Alışverişten döndüğünüz bir akşamüstü onu evde çıplak dolaşırken buldunuz. Üstünde hiçbir şey yok! Tepkiniz?

a) “Benden tezahürat bekleme! Sürprizleri sevmem.”
b) “Klimanın uzaktan kumandası mı kayıp?”
c) “Böyle gezdiğine göre bakmamdan rahatsız olmayacaksın demektir!”
d) “Marilyn Monroe’nun yöntemini deneseydin bari. Sıcaklarda iç çamaşırlarını dolapta tutup öyle giyermiş.”

9. Ama o öyle bir şey söyledi ki, söyledikleriniz yüzünden feci mahçup oldunuz. Ne demiş olabilir?

a) “Zil diye bir şey var, değil mi?”
b) “Cilt hastalığım için sürdüğüm ilacın kurumasını bekliyordum.”
c) “Bahçede çiçekleri ilaçlarken bütün ilaç üstüme döküldü, deterjanla yıkanmam gerektiğini söylediler, deterjan nerede?”
d) “Peki üstünde ısınan çamaşırları ne yapıyordu acaba dersin?”

10. Cevabınız?

a) “Anahtar ne için peki? Sadece sağırlar için mi?”
b) “Pardon!”
c) “Deterjanla yıkama konusunda üstüme yoktur!”
d) “Bence üflesen. Buzdolabına bile ihtiyacın yok aslında”

Değerlendirmesi diğere sayfada

Geri
Sonraki

Başarı Deyince Ne Anlıyorsunuz?

0

- basari7 - Başarı Deyince Ne Anlıyorsunuz?

4 yaşında başarı
pantolonu na işememektir.

12 yaşında başarı
arkadaş bulabilmektir.

16 yaşında başarı
araba kullanabilmektir.

20 yaşında başarı
seks yapabilmektir.

35 yaşında başarı
para kazanabilmektir.

50 yaşında başarı
daha da çok para kazanabilmektir.

60 yaşında başarı
seks yapabilmektir.

70 yaşında başarı
araba kullanabilmektir.

75 yaşında başarı
arkadaş bulabilmektir.

80 yaşında başarı
pantolonuna işememektir.

Kaybedenlerin Hikayesini İzleyin

0

Netflix’te bir belgesel dizi yayınlanıyor. Adı “Losers”. Kişisel Gelişim dizisi diyebileceğimiz Losers kaybedenlerin hikayesine zafer veya çöküş ikilemi üzerinden değil, deneyim ve süreç perspektifinden bakıyor.

Kaybetmenin erdemi

Kaybedenler üzerine konuşmak pek cazip değildir. Sistemin güçlü bileği şöyle bir silkeleyince şak diye eleğin altına dökülüverenlere dair söylenecek söz illa ki bulunur da kaybedenler pek muteber olmadığından onlara göz ucuyla bakıp geçmek daha bir tercih edilesidir günümüzde…

Üyelerini sadece başarıya, kazanmaya güdüleyen bir düzenin, kaybetmeyi yok oluş farz eden bir ideolojinin bariyerlerini aşıp kaybedenlerin dünyasına girmek tarih boyunca zordu, bugün her zamankinden güç. Dünya bize sürekli başaranların, o büyük hayatta kalma kavgasından sıyrılıp kafasını güneşe uzatanların hikayelerini anlatmayı sever. Bilhassa ve öncelikle, aynı mücadeleyi bütün gücüyle sürdüren biz fanilere örnek olsun diye…

Onca debelenmenin boşa gitmemesi için; kurnazlıkla veya alın teriyle, metanetle ya da dirençgenlikle; hangi meşrepten insanın payına ne tip bir kavga düşüyorsa artık, onu vere vere, vuruşa vuruşa saplanıp kaldıkları bataklıktan kurtulmaya çalışanların hevesleri hep canlı kalsın diyei bu masallara gerçekten de ihtiyaç duyarız biz.

Bir “ideoloji” olarak başarı

Ayrıca başarı ideolojisinin söylemi elbette bir ton uyarı, bir tutam tembihleme de barındırır içinde. Düzenin sunduğu fırsatları, sistemin sağladığı olanakları bihakkın kullanmayı beceremeyenlerin kaçınılmaz sonunu da işaret eder parmak sallaya sallaya. Birinci sayfa ve dev manşetler hep güçlüye, kavgaların içinden mağrur, başarmış çıkanlara rezervedir; kaybedenlerin hikayelerini bulmak için üçüncü sayfaya geçmeniz gerekir.  

Bu elbette sadece bir seviye, bir hiyerarşi sorunu da değildir. Onu, iyi çalışılmış kurgusuyla aynı anda hem hayallerimizi hem de korkularımızı tam on ikiden vuran bir söylem takip eder. Bu söylemin bir ucunda eşsiz bir mitolojik evren ışıldamaktadır. Bu evrenin içinden bugünün tanrıları; sermayenin ve gücün sahibi olanlar, söz söyleme tekelini ellerinde bulunduranlar ve onların dünyasına kabul edilme şerefine nail olmuş, yani bir biçimde o zorlu başarı basamaklarını tırmanabilmiş sıradan kahramanlar bize gülümsemektedir. Cazip bir davet, bizi büyüleyen dev bir gösteridir sergilenen…

Diğer uçtaki cehennemde ise fanilerin çırpınışı ve hayatta kalma mücadelesi resmedilir. Her sözcük, her senaryo, her açı veya mizansen bakımından kaybedenlere dair karanlık, kasvetli, puslu bir atmosferin kaçınılmazlığına çarpıp ürktüğümüz bir evren yaratılır burada. “Ya bizim de sonumuz böyle olursa?! O halde kazanmak için çalışmaya, başarmak için çarpışmaya devam etmeli!..” Başarı ideolojisinin bilinç altımıza zerk ettiği zehirdir bu ve onu bünyeden atıp kurtulmak artık nerdeyse imkansızdır, çünkü bu iki evren arasında salınıp durmaya yazgılı gibiyizdir; “Ne o ne bu” diyebileceğimiz bir araftan yoksun bırakılmışızdır.

Modern dünya bitimsiz bir yanılsamadır. Kültür endüstrilerinin çarkları döndükçe üretilen sayısız temsillerle örülüdür gündelik yaşantılarımız. Günlük gazetelerden, çok satan romanlara, TV programlarından popüler filmlere uzanan anlatılarda gücün ve başarının çok çeşitli düzeylerdeki temsilleriyle karşılaşırız. Bunların çoğunda birbirini sürekli yeniden üreten o iki uç motif tekrarlanır durur: Başarının erdemi, kaybetmenin sefaleti.

Ya bizim de sonumuz böyle olursa?! O halde kazanmak için çalışmaya, başarmak için çarpışmaya devam etmeli!.. kaybetmek kişisel gelişim kaybetmenin erdemi losers netflix kişisel gelişim dizi netflix psikolojisi filmi - Kaybetmenin erdemi dizi 1024x576 - Kaybedenlerin Hikayesini İzleyin
Ya bizim de sonumuz böyle olursa?! O halde kazanmak için çalışmaya, başarmak için çarpışmaya devam etmeli!..

“Kaybedenler”in müthiş hikâyesi

Ama son dönemde Netflix’te yayında olan bir belgesel serisi bu iki parantezin arasına yerleşen alternatif bir söylem kuruyor kaybedenler üzerine. “Losers” ismiyle sunulan bu dizide kaybedenlerin hikayesine zafer veya çöküş ikilemi üzerinden değil, deneyim ve süreç perspektifinden bakılıyor.

“Ne pahasına olursa olsun kazanma” anlayışının sporun ruhuna işlendiği ve bu duygunun yaşadığımız dünyanın başarıya endeksli hayat tarzının en görünür temsillerinden birisi olduğu düşünülürse dizinin saf bir kazanma–kaybetme modeli olarak sportif olaylara odaklanmasını makul karşılamak gerekir. Başarı ideolojisinin eleştirisi için iyi düşünülmüş bir tema bu. Böylece, kazanmak-kaybetmek karşıtlığının en çarpıcı ve somut biçimde karşımıza çıkarıldığı spor alanından örneklerle anlatılan hikayeler her bölümde katları açıla açıla en rafine haliyle önümüze serilen bir ana fikir üretiyor: Kaybetmenin de bir erdemi olduğunu; kaybetmenin erdeminin, kaybederken kazanabilmekte yattığını anlatan müthiş, izlenesi bir hikâye bu.

Kaybetmenin nerede bittiğini, kazancın nerede başladığını sorgulaya sorgulaya bölümleri kat ederken, günün sonunda neyle karşılaşılacağını, maceranın yenilgiyle sonuçlanacağını bildiği için hikâyeyi tersten okumaya başlıyor insan… İşte o vakit sonuçtan ziyade süreç, merhaleden ziyade yol kristalize oluyor. Ve giderek, merakla hikâyenin sonunu beklediğimiz, bizi tam gaz sonuca doğru sürükleyen katartik anlatılardan sapıp insan deneyiminin çetrefilli yollarında sade bir düşünce egzersizine dümen kırıyor dizi… Kaybetmek kimine, hayatta neyi yapmak istemediğini öğretiyor; kimine oyunun ne denli büyük, kendisinin ne kadar küçük olduğunu. Çölde yolunu kaybeden bir maraton koşucusunun hayatta kalabilmek için verdiği amansız mücadelede yaşamın ne denli değerli olduğunu öğrenmesinin binlerce uyduruk zafere bedel olduğunu kavraması dile geliyor bazen de.

Bir “ezik” bilge

Kiminde de “Mücadeleniz eğer sadece sonuç odaklı olursa, oraya nasıl geldiğiniz ve o mücadelenin sizin için ne ifade ettiği anlamsız hale gelir” diyen bilge bir “ezik” dile geliyor. Bir boks maçında rakibinin ölümcül bir yumrukla yere serdiği oğlunun beyin sarsıntısı geçirip yoğun bakıma alındığını duyduğunda, “Bırakın öyle kalsın, uyanmasın” diyen bir babanın ezikliğiyle karşılaştırıldığında, hangisinin erdem olduğunu sorgulatan ikilemler, çelişkiler…

Böylece her kaybedişte açılan, sadeleşen bir evrende, Anka kuşunun kadim öyküsü yeniden canlanıyor.  

Hepimiz hayatımız boyunca bir sürü başarı hikayesi okumuş ya da seyretmişizdir. Bununla birlikte, çoğu kez bu hikayelerin aktörlerinin hayatlarına nasıl devam ettiklerine dair pek fazla şey bilmeyiz, belki bunu merak da etmeyiz. Popüler anlatıların en dikkat çekici özelliklerinden birisi başarının bir amaç olarak cisimleştirilmesidir. Türlü badireler atlatılır atlatılmasına da asıl mesele nereden geldiğiniz değil, en sonunda nereye vardığınızdır; geçilen yollara, yapılan tercihlere, verilen kavgalara kimse dönüp bakmaz. Kazandınız mı, kaybettiniz mi? Dünyanın ilgilendiği budur. Sonunda başarı yoksa o macera hiç yaşanmamış farz edilebilir kolaylıkla.

Hatta o maceraları yaşayanlar belki de hiç var olmamıştır bile. Oldu da başarı veya kazanç geldiyse eğer, bunun da arka planı, ne pahasına elde edildiği veya sonrasında ne olduğu karanlığa gömülür bu kez. O yolda yaşananlar gündemden düşer, soyut bir zafer havası hâkim olur ortama ve o hâle de puf diye diye dağılır gider günün sonunda.

Zafer, bir yanılsamadan ibaret

Birçok başarının hayal kırıklığına dönüşme ihtimali vardır. Tırmandıkları yerden paldır küldür düşenler, başarıyı ne pahasına elde ettiklerini hiç önemsemeyenlerdir diyebilir miyiz acaba? Öyle ya, yolda yaşananlar unutulunca, başarıya doğru gümbür gümbür koşarken heybeden dökülenler bir yekûn oluşturup arkanızdan gelir, sizi yakalayıp yeniden al aşağı edebilir.

Kaybetmenin de bir erdemi olabileceğine hiç inanmayanlar için zafer bir yanılsamadan ibaret kalabilir. “Galiptir bu yolda mağlup” sözü boşa söylenmemiştir.

Belki de gerçek başarı, hayat yolculuğumuz boyunca ruhlarımıza, bedenlerimize kazınan derin çentikler manzumesidir. Asıl edinimlerimiz, düzenin kazanç diye tanımladığı şeyleri ele geçirmek için didişmekten bağımsız olarak yolda uzun ve sindire sindire yürüyebilmemizle doğrudan ilişkili olabilir.   

Psikolojiyi Güçlendirmek İçin 10 Kural

0

Ruhsal bozukluklar bedensel hastalıklar kadar önem taşıyor. Dünya genelinde 450 milyon kişi ruhsal hastalıklardan etkileniyor. Günümüzde yaşam boyu bir ruhsal hastalıkla karşılaşma olasılığı %30 olarak belirtiyor. Bu da her dört kişiden birinin, yaşamı boyunca bir ruhsal hastalık geçirmesinin söz konusu olduğunu gösteriyor.


Sağlıklı Psikoloji İçin 10 Altın Kural

1. Ruh sağlığı için denge çok önemli

Organlar ve sistemler insanın bedensel; zihinsel, duygusal yetiler ve olaylar karşısında hissedilen duygu ve düşünceler ruhsal; yaşadığı çevre ve toplumla ilişkileri ise sosyal yönünü oluşturur. Bir birey yaşamını kendisi dışında ailesiyle, yakın çevresiyle içinde yaşadığı toplumla ve çalıştığı işle yoğun bir etkileşim içinde sürdürür. Eğer bu ilişkilere bağlı etkileşim sürecinde denge, uyum ve doyum varsa bireyin ruhsal yönden sağlıklı olduğu kabul edilir.

2. Kendinizi tükenmiş hissediyorsanız…

Ruhsal bozukluklar kişinin biyopsikososyal yapısını bozar ve kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Kişinin işlevselliğini azaltıp gün içerisindeki performansını düşürür. Ruhsal sağlığı bozulan kişi işyerinde konsantrasyon güçlükleri yaşamaya başlar. Dikkatini toparlayamaz, zamanla tahammül gücü azalır ve kişilerarası ilişkileri bozulmaya başlar. Uyku kalitesi olmayan kişiler uykuya dalma ve sabah uyanma güçlükleri yaşar. Kişide zamanla tükenmişlik belirtileri ortaya çıkar. Halsizlik, gün içinde yorgun hissetme, unutkanlık, enerji azlığı, hayattan eskisi gibi zevk alamama, değersizlik düşünceleri,  kaygı ve endişe artışı görülebilir.

3. Beden sağlığınızı da etkiliyor

Ruhsal sıkıntılar yaşayan kişilerde birtakım bedensel belirtiler de ortaya çıkabilir. Bunlar; baş ağrıları, sindirim sistemi bozuklukları, cilt reaksiyonları, yaygın vücut ağrıları, cinsel fonksiyonlarda bozulma, çarpıntı, nefes almada güçlükler olarak sayılabilir. Psikiyatrik belirtiler yaşayan kişiler yaşadıkları bu durumu gelip geçici bir sorun olarak görerek kendi başlarına üstesinden gelmeye çalışabilir. Bu durum tedavi sürecini daha da zorlaştırabilir.

4. Uzmana başvurmadan ilaç kullanmayın!

Psikolojik durumu ile ilgili çaresizlik hissedenler bu durumu alkol ya da madde kullanarak geçirmek isteyebilir. Sahte iyilik hali yaratan bu yaklaşımlar belirtileri daha da kötüleştirir. Zaman zaman yakın çevreden bir kişinin önerisiyle ilaç̧ kullanımına başvurulabilir. Bir uzman önerisi olmadan kullanılan ilaçlar mevcut durumda etkili olmaz. Psikiyatrik bozukluklar fiziksel hastalıklar kadar özenle ele alınmalıdır. Kendisinde birtakım belirtileri fark eden kişi ya da yakın çevresinde bulunan kişiler bu konuda dikkatli olmalı, en kısa sürede bir uzmana başvurulması sağlanmalıdır. Psikolojik destek alma süreci ne kadar erken olursa kişinin yaşayacağı işlev kaybı, bozukluğun ilerlemesi ve riskli davranışlar önlenir. Bireyin içinde bulunduğu toplumsal rolünü yeniden kazanması kolaylaşır.

5. Sağlıklı psikoloji için öneriler:

  1. Yaşam şeklinizin düzenli olması önem verin.
  2. Düzenli yürüyüş, yüzme ya da diğer spor aktivitelerinde bulunun.
  3. Haftanın bir gününü keyif aldığınız bir hobiye ayırın.
  4. Günlük en az 7-8 saat uyumaya dikkat edin.
  5. Yoğun alkol tüketiminden uzak durun.
  6. Hafif besinler tüketmeye ve sağlıklı beslenmeye özen gösterin.
  7. Uzun saatler aç kalmayın.
  8. Sosyal medya ve internet kullanımını sınırlayın.
  9. Her gün en az yarım saat kitap ya da gazete okuyun ve telefon konuşmalarını mümkün olduğunca azaltın.
  10. Hafif müzikler dinleyin ve gün içinde gevşeme egzersizleri yapın.

Kitap Önerisi: Stresli Bir Dünyada MUTLU ÇOCUK Yetiştirmek

0

Güçlü Hafıza, Güçlü beyin, Üşenme Erteleme Vazgeçme ve Sevdim Seni Matematik kitapları ile tanınan Ahmet Yıldız bu sefer mutlu çocukların mutluluğu konusuna değiniyor. “Stresli Bir Dünyada MUTLU mutlu çocuk” kitabında hangi çocuk mutlu olur? Mutlu çocuklar nasıl yetiştirilir? Mutlu aile nasıl olunur? Mutlu çocuklar için evde ve okulda yapılabilecek etkinlikler nelerdir? sorularına cevaplar veriyor.

ARKA KAPAK YAZISI

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce: “Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”
Doğduktan sonra, “ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”
Büyüyünce: “Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?
Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.
Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kimler İçin Yazıldı?

Stresli Bir Dünyada Mutlu mutlu çocuk kitabı kimler için yazıldı? Kimler kitabı okumalı?:

  • Mutlu çocuklar yetiştirmek isteyen ebeveynler
  • Çocuklarına mutlu bir gelecek hazırlamak isteyen ebeveynler
  • Gelecekte çocuklarının psikolojik olarak dayanıklı olmasını isteyen ebeveynler
  • Sınıfında mutlu çocuk uygulamaları ve seminerleri yapmak isteyen öğretmenler
  • Aile ve çocuklarla çalışan danışmanlar

Kitabı Nasıl İnceleyip Temin Edebilirim?

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;


1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitabçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.


İşte bazı internet kitapçılar:

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİNİZ

74,629BeğenenlerBeğen
138,606TakipçilerTakip Et
2,747TakipçilerTakip Et

YENİ İÇERİKLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR