Göz Kontağı Kurmanın Arkasındaki Psikoloji

0
Göz Kontağı Kurmanın Arkasındaki Psikoloji
İlişkilerde ve iletişimde karşımızdaki kişiyle kurulan göz kontağı çok önemli. İnsanlar iletişimde buna neden önem veriyor? Göz Kontağının arkasındaki neden nedir?

İlişkilerde ve iletişimde karşımızdaki kişiyle kurulan göz kontağı çok önemli. İnsanlar iletişimde buna neden önem veriyor? Göz Kontağının arkasındaki neden nedir?

Göz kontağı insanı neden etkiler?

Kalabalık bir ortamda iki kişinin göz göze gelmesi romantik filmlerde en çok kullanılan sahnelerinden biridir. Ancak göz kontağında oldukça karmaşık ve bilinçaltı tepkileri içeren bir durum söz konusudur.

Herkesin başına gelmiştir. Gürültülü ve kalabalık bir ortamda bir insanla bakışlarınız kesişir ve etraftaki her şey bulanıklaşırken siz birbirinize bakıştığınız ortak bilgisiyle anlık bir bağlantı hissedersiniz aranızda.

Göz kontağı her zaman bu kadar heyecan verici olmasa da gündelik konuşmaların doğal bir parçası olarak önemlidir. Biriyle konuşurken, göz temasına veya bakışlarını kaçırmasına göre kişilik değerlendirmesi yaparız. Sokakta yürürken insanlar bizimle göz teması kurmuyorsa reddedilme hissine kapılabiliriz.

Kendi deneyimlerimizden hareketle bu kadarını zaten biliyoruz. Psikolog ve nörologların bu konuda yıllardır sürdürdüğü araştırmalar, bakışlarımızın neleri ele verdiği ve göz teması kurduğumuz kişi hakkındaki düşüncelerimizin nasıl değiştiği de dahil olmak üzere, göz kontağının gücü ve etkisine dair ilginç bulgular ortaya koyuyor.

Bakışlar dikkatimizi çeker ve etrafımızda olup biten diğer olaylar bulanıklaşır. Birinin bize baktığını görmek beynimizde hemen belli işlemlerin başlamasına neden olur; bize bakmakta olan bir başka kişinin zihniyle angaje olduğumuz düşüncesi uyandırır. O insanın kendine özgü bir perspektifi olduğu fikri, bizi kendi durumumuzla ilgili daha dikkatli olmaya yöneltir.

Göz kontağı neden dikkat dağıtır?

Hayvanat bahçesinde bir maymunla göz göze geldiğimizde de bu tür etkiler hissetmiş olabiliriz. Sizi inceleyen ve hakkınızda yargıda bulunan bilinçli bir canlı ile karşı karşıya olma hissi oldukça güçlü etki yaratır.

Bize bakan şey bir canlı değil de resim veya fotoğraf bile olsa beynimizde sosyal algı ile ilgili bir dizi aktivite tetiklenir.

Başka bir zihnin odağında olduğumuzu bilmek oldukça dikkat dağıtıcıdır. Zira göz kontağı, ekrandaki bir yabancı ile bile olsa öylesine yoğundur ki beynimizdeki bilişsel rezervleri tüketir.

Bir başka insanın doğrudan bakışlarına maruz kalmak belleğin işleyişine, hayal etmeye ve gereksiz bilgileri devre dışı bırakacak zihinsel kontrol becerisine de etkide bulunur. Biriyle konuşurken söylediklerimize daha iyi yoğunlaşmak için göz kontağını kesip bakışlarımızı anlık olarak uzaklara yöneltmemizin nedeni budur.

İdeal göz kontağı süresi

Araştırmalar göz kontağının karşıdaki insanla ilgili algımızı da şekillendirdiğini gösteriyor. Örneğin, daha fazla göz teması kuran insanları daha zeki, daha uyumlu ve içten bulur (en azından Batı kültüründe böyledir) ve onların söylediklerine daha kolay inanırız.

Ancak aşırıya kaçan göz kontağı, delici bakışlar ise insana rahatsızlık hissi verir. Araştırmacılar, tercih edilen göz teması süresinin üç saniye olduğunu, dokuz saniye sonrasının ise olumsuz etki bıraktığını gösteriyor.

Karşılıklı bakışmanın kişiler arasında ortaklık hissi yarattığı gözleniyor. Bizimle göz temasında bulunan yabancı birini kişilik ve görünüm olarak daha çok kendimize benzetiyoruz. Başkaları başka şeylerle meşgulken göz göze geldiğimiz kişiyle özel bir anı paylaşma hissine kapılıyoruz.

Göz bebeklerinin büyümesi

Daha yakın mesafede göz göze gelme durumunda ise göz bebeklerinin birbirinden etkilendiği, biri büyüdüğünde diğerinde de aynı tepkinin görüldüğü biliniyor. Bazıları bunu bir tür bilinçaltı sosyal taklit olarak görüp romantik anlamlar yüklerken, bazıları da gözün karşıdaki insanın gözündeki parlaklık değişimine doğal fiziksel tepkisi olarak değerlendiriyor.

Ancak göz bebeği büyümesinin psikolojik nedenleri de yok değil. Araştırmalar, entelektüel, duygusal, estetik veya cinsel olarak bir insanda ilgi uyandığında göz bebeklerinin büyüdüğünü gösteriyor. Buna bağlı olarak kimileri göz bebekleri irileşmiş yüzleri daha çekici bulduğumuzu ve beynin bu durumu otomatik olarak algıladığını iddia ediyor.

Hatta yüzyıllar önce kadınlar çekici görünmek için gözbebeklerini büyüten bitki özleri kullanırmış.

Sağlıklı olmaya işaret

Ancak karşıdaki insana sadece göz bebekleri ile mesaj vermeyiz. Karmaşık duyguları göz kaslarından okuduğumuzu gösteren araştırmalar var. Örneğin tiksinme duygusu gözlerimizi küçültmemize yol açar ve bu yolla bu duygu karşı tarafa iletilmiş olur.

Ayrıca göz bebeklerinin üzerindeki halkalar sağlıklı kişilerde daha belirgindir ve bunlar daha çekici bulunur.

Kısacası, ‘gözler ruha açılan penceredir’ sözü yersiz değildir. Gözler beyni dış dünyaya ifşa eder.

Bu bakımdan bir başkasıyla göz göze gelmek o kişinin beynine veya ruhuna dokunmaya en yakın tecrübedir. Uzun bakışmaların büyük etki yaratması bundandır.

Aşk Kavramına Yüklenen Anlam ve Etkileri

0
Aşk Kavramına Yüklenen Anlam ve Etkileri

Aşk kavramına yüklenen anlam evlilikleri ve romantik ilişkileri nasıl etkiler. Bu yazıda evlilikleri ve uzun ilişkileri etkileyen aşk konusu detaylandırılıyor.

‘Gerçek aşk’a inanmak ne tür olumsuzluklara yol açabilir?

Eski tarz romantiklerin aşk anlayışı sorunlu olabilir. Gerçek aşka dair katı inançlara sahip olmak ilişkilerde partnerinin iyi ve kötü yanlarını görmesine engel olabilir.

Partnerinizle yaşadığınız sorunları arkadaşlarınıza anlattığınızda bunları kafaya takmanın yersiz olduğunu mu söylüyorlar? Ya da bir arkadaşınız sizin hiç uygun bulmadığınız biriyle yeni bir ilişkiye başlamış ve bu ilişki zamanla giderek gelişiyor mu?

Psikologlar, ilişkilere başlamamızı ve sürdürmemizi etkileyen iki skaladan söz ediyor.

Bunlardan biri, ilk izlenim ve uyum belirtilerine ne kadar önem verdiğimizi, diğeri ise ilişkilerde sorunları aşma yönünde ne kadar çaba gösterdiğimizi ölçüyor.

Bunlara örtülü ilişki teorileri adı veriliyor (çünkü bu konuları pek konuşmayız). Gerçek aşka inandığımızı düşünürüz, ama başkalarıyla bu konuyu açıktan pek tartışmaz veya yeni bir ilişkiye bunun farkında olarak başlamayız.

İlişkimizde sorunları partnerimizle konuşmaktan kaçınıyor muyuz? Olmadığı halde bir yerde hata mı arıyoruz? İlişkimizi ‘hayalet’ gibi sıyrılıp uzaklaşarak mı sona erdiriyoruz? Bu iki skalayı kullanarak bu soruların yanıtlarını bulabiliriz. Bu örtülü tutumlardaki farklılıklar ayrıca başkalarının aşk yaşamlarındaki tercihlerinin nedenlerini anlamamızı da sağlayabilir.

Bu skalalarda kendi konumunuzu anlamak için aşağıdaki iki anketi yapabilirsiniz.

‘Ruh İkizi’ skalası

Aşağıdaki 10 ifadeyi 1 ile 7 arasında puan vererek değerlendirin (1 hiç katılmıyorum, 7 ise tamamen katılıyorum ölçüsünü ifade ediyor)

  1. Romantik bir ilişkinin başarısı esas olarak iki kişinin birbiri için “doğru” insan olup olmamasına bağlıdır.
  2. Henüz karşılaşmadığım ama benim için mükemmel (veya mükemmele yakın) bir insan vardır.
  3. Evliliklerde birçok insan, eşiyle derin bir yakın ilişki keşfeder (inşa eder fikrine zıt olarak).
  4. Evlendikten sonra eşimle tutkulu bir aşk yaşamamız benim için çok önemli.
  5. Tutkulu bir aşk yaşamadığım insanla evlenemem.
  6. “Doğru insan” diye bir şey yoktur.
  7. Eşim olacak insanın tanıştığım en muhteşem insan olması lazım.
  8. Mükemmel uyum beklentisiyle eş arayan insanlar boşa zaman harcıyor.
  9. Birçok evliliğin başarısız olmasının nedeni iki insanın birbiri için uygun olmamasından kaynaklanıyor.
  10. İnsanlar arasındaki yakınlık hissi önceden oluşmuştur.

Şimdi puanlamaya gelelim: Önce 1,2, 3, 4, 5, 7, 9 ve 10. ifadeler için verdiğiniz (1’den 7’ye kadar) puanları toplayın. 6 ve 8. ifadelere verdiğiniz yanıtların her birini 8 rakamından çıkarın ve elde ettiğiniz yeni sayıları o soruların yanıtı olarak alın. Örneğin, 6 veya 8. sorudan birine “6” yanıtını vermişseniz bunu 8 rakamından çıkarınca 2 kalır. İşte bu rakamı diğer soruların toplamına ekleyin. Her iki soru için aynı işlemi yaptıktan sonra elde ettiğiniz toplamı, ortalamayı bulmak için 10’a bölün (10 soru olduğu için). Bu şekilde ortalama skorunuzu bulmuş olursunuz.

‘Yürütme’ skalası

Aşağıdaki 9 ifadeye 1 ile 7 arasında puan verin (1 hiç katılmıyorum, 7 ise tamamen katılıyorum ölçüsünü ifade ediyor)

  1. Romantik bir ilişkinin başarısı insanların o ilişkiyi yürütmek için verdiği çabaya bağlıdır.
  2. Evlilikte çaba uyumdan daha önemlidir.
  3. İlişkide aşk gelişir (aşk bulunur fikrine karşı)
  4. İnsanlar çaba gösterirse birçok evlilik yürür.
  5. Birçok insanla mutlu bir evlilik yürütebilirim, yeter ki makul olsunlar.
  6. Birçok evliliğin başarısız olmasının nedeni kişilerin çaba göstermemesinden kaynaklanır.
  7. Bir insanı ne kadar iyi tanıdığınız onları tanıma süresiyle ilgilidir.
  8. Rastgele bir insanla evlensem de bu beni tatmin eder.
  9. Partnerinizi ancak zamanla tanıyabilirsiniz.

Bu anketin sonucunu bulmak için verdiğiniz puanları toplayıp 9’a bölün.

Örtülü ilişki teorileri

Bu anketin soruları ABD’nin Illinois eyaletindeki Aurora Üniversitesi’nden Renae Franiuk’un kullandığı İlişki Teorileri Anketi’nden alınmıştır. Franiuk bu anketi, zımni teoriler ve ilişkide tatmin ve uzun ömür konulu araştırmasında kullanmış.

Anket sonucunuz “ruh ikizi” inancınızın yüksek olduğunu gösterdi ve bu sizi şaşırttıysa bu konuda yalnız değilsiniz, diyor Franiuk. “İnsanlar genellikle ‘yürütme’ anlayışına daha yakın olduğunu sanır, ama ‘ruh ikizi’ anlayışının daha fazla benimsendiğini görürüz. İnsanlar ‘ruh ikizi’ yaklaşımına bilimsel olmadığı için başta soğuk bakarlar. Ona başka bir isim verip bu romantik inançları daha fazla benimsemelerini sağlayabiliriz. Batı kültürü insanları bu inançlara yönelttiği için bu fikirlere inanma isteği çok da şaşırtıcı değil.”

Her iki anketin sonucunu buldunuz. Peki şimdi neye dikkat etmek lazım? İlişkiler zorlu bir döneme girdiğinde ‘yürütme’ anketinde yüksek puan almış insanlar o ilişkiyi düzeltme yönünde çaba gösterip sonuç aldığında tatmin olur. Çiftler ilişkiyi yürütme yönünde ne kadar fazla çaba gösterirse o ilişkiye o kadar adanmış hissederler, karşılarına çıkan zorlukları aşmaya çalışırlar.

Bu nedenle ilişkinin zamanla gelişeceği inancını taşıyanlar, taraflar arasındaki uyum açısından büyük farkları göz ardı ederler. Uyumun zaman içinde gelişeceğine ve bunun için çaba harcamak gerektiğine inanırlar.

‘Ruh ikizi’ skalasında yüksek puan ne anlama geliyor?

Ruh ikizi arayışında olan ve bir gün ‘doğru insan’ ile karşılaşacaklarına inananlar açısından ise tersi geçerli olup bunun zararlı sonuç vermesi mümkündür.

Özellikle ilişkinin ilk aşamalarında karşılaşılan bir sorun, “mükemmel” ruh ikizinin o kişi olmadığını öğrenmenin hayal kırıklığı ile ilişkinin sona ermesine neden olabilir.

Partnerinin “kendisini hiç anlamadığından” yakınılır veya en ufak bir hata bile hemen “birbirine uyumlu olmamanın kanıtı” olarak görülür.

Gerçek aşka inanan insanların ilişkiyi açıktan bitirme yerine ‘hayalet’ gibi çekilmesine daha sık rastlanır. Eski partneri ile irtibattan kaçınır. Onun kendisi için ideal olmadığını düşündüğünden ilişki için çaba göstermeyi boş görür.

İlişkide sorunlarla karşılaştığında ayrılmamış ve hala gerçek aşkı bulduğuna inanan insanlar bu kez de sorunları görmezlikten gelir. Partnerine karşı daha bağışlayıcı ve ‘ruh ikizi’ olarak düşünmek istediği insanla çatışmadan kaçınan bir tavır takınır. Ufak tefek sorunlarda bu olumlu bir yaklaşım olabilir. “Ama büyük çatışmalardan kaçınıyorsanız, size göre olmayan biri ile yaşamınızı sürdürmek durumunda olursunuz” diyor Franiuk.

Ciddi sonuçlar

Bu ciddi sonuçlar doğurabilir. Sorunlar görmezden gelinir, uzun süreli ilişkiye bakarak partnerin kendisi için uygun insan olduğu yargısı gelişir.

Franiuk, bu ilişkide kalış süresi uzadıkça şiddet bildirimlerinin de arttığını ifade ediyor. Böylece bağışlayıcı özellikleriyle kendilerini tehlikeye atanlar veya doğru insanla ilişki yaşamadığını bildiği halde ekonomik nedenlerle o ilişkiyi sürdürenler oluyor.

Romantik inançlar zamanla değişmiyor. Yani bu özellikleri taşıyorsanız hep öyle kalacaksınız demektir. “Bu teoriler derinlerde yatar. İnsan 20’sine 30’una geldiğinde kişiliği artık oturmuştur. Karakter özellikleri gibi ilişkiye yaklaşım da erken yaşta belli olur – çocuklar bu fikirleri etraflarındaki ilişkilere bakarak edinir” diyor Franiuk.

Ancak romantik ilişkiler konusundaki bu iki örtülü teorinin birbirini dışlaması gerekmiyor. ABD’nin Maryland St Mary’s College Üniversitesi’nde psikolog Gili Freedman, çiftler birlikte çaba gösterdiğinde ilişkinin gelişeceği inancı ile “bir yerlerde ‘doğru’ insanın olduğu” inancının bir arada görülebileceğini söylüyor.

“Bu inançları ifade tarzımızı değiştirebiliriz. Geçmiş deneyimler yeni ilişkilere yaklaşımımızı belirliyor” diyor Freedman. Romantik ‘ruh ikizi’ anlayışına sahip olsanız bile ilişkinizi ‘hayalet’ tavrı ile değil daha vicdanlı ve açık bir tavırla bitirmeniz veya ilişkide sorunları görmezden gelmek yerine onları çözmek için daha bilinçli bir çaba göstermeniz mümkündür.

Gerçek aşkın hiçbir zaman sorunsuz olmayacağına dair bir söz vardır. Ama ilişkiye yaklaşım tarzımızı anlarsak o sorunlar ortaya çıktığında daha kolay aşabiliriz.

Uykuda Geleceği Görme

0

John W. Dunne adlı bir İngiliz, gelecek ile ilgili olayların rüyalarda görülebilmesiyle ilgili araştırmalarıyla tanınmıştır.

W. Dunne: “insanlar geleceği görebilme gücüne acaba farkında olmadan sahip midir?” diye sormaktadır. Acaba henüz olmamış fakat ileride olacak bazı olaylar bir an için gözümüzün önünden geçiyor ve biz bunu farketmiyor muyuz? Geleceği önceden görebilmek meselesi yeni bir konu değildir… Asırlardan beri bazı sıradışı insanların kehanet gücüne sahip olduklarına inanılmıştır. Hatta inanışın da ötesinde, tarih içinde örnekleri de görülmüştür.

W. Dunne´nun hazırlayarak bilim adamlarına sunduğu raporda, rüyalarda gelecekten haber alınabileceğiyle ilgili kanıtları ortaya koymaya çalışmıştır. John W. Dunne, İngiltere´nin ilk askeri uçağının planını çizen dünyaca tanınmış bir uçak mühendisidir.

1928´lerde yayınladığı “Zamanla Bir Tecrübe” adlı eserde, W. Dunne, geleceği görme sahasında yaptığı araştırmalarını açıklamıştır. O yıllarda bilimsel çevrelerden çok miktarda eleştiri almasına rağmen aynı zamanda birçok psikolog ve fizikçi için yeni araştırma sahaları açmıştır.

W. Dunne bir şeyi daha evvel görmüş olmak duygusunun, aynı deneyimin daha önce bir rüyada insanın başından geçmiş olabileceğini iddia etti. Kendisini bu araştırmalara sevkeden, görmüş olduğu bir rüyası olmuştur.

W. Dunne o rüyasında kendisini bir adadaki dağın yamacında görmüştü. Dağın üzerindeki çatlaklardan duman ve buhar sütunları yükseliyordu. Bu manzara karşısında: “Tanrım bütün dağ infilak edecek” diye bağırmaya başlamıştı. Rüyanın daha sonraki bölümünde W. Dunne kendisini başka bir adada bulmuştu. Ölüm tehlikesindeki adalıları taşıyarak gemiler aramakla meşguldü. Kendisine yardım etmeyen Fransızlarla kavga ediyordu.

Bu rüyayı gördüğünde Afrika´nın tenha bir köşesinde bulunuyordu. Oraya gelen gazetelerde şu satırları okudu: “Martinigue´deki yanardağı patlamasında 40.000´den fazla insanın öldüğü tahmin ediliyor…” W. Dunne yazının geri kalan bölümünde patlamanın rüyasında gördüğü şekilde olduğunu okudu. Rüya gerçeğe uygundu… Bu olay üzerine uzun zaman düşünen W. Dunne, seneler sonra ikinci bir rüya gördü…

Bu rüyasında: “Yüksek demir parmaklıklarla çevrili iki tarlanın arasındaki yolda yürümekteydi. Aniden tarlanın birindeki bir at kişnemeye ve hiddetle tepinmeye başladı. Parmaklığa göz atan W. Dunne´nin içi rahatladı. Hayvan bunun üzerinden atlayamazdı. Fakat birkaç dakika sonra arkasında nal sesleri duyarak başını çevirdiğinde, azgın atın arkasından geldiğini gördü.”

Ertesi gün mühendis kardeşi ile balığa çıkmıştı. Yolda giderken bir aralık kardeşine: “Şu ata bak” diye haykırdı. Etrafına bakındığında, rüyasında gördüğü yerde atın durduğunu hayretler içinde farketti. Yüksek parmaklığın arkasında da rüyasında olduğu gibi bir at çılgınca tepinmekle meşguldü.

W. Dunne: “Her şey rüyamdaki gibi olacak değil ya… Bu atın parmaklığı aşabileceğini zannetmiyorum” dedi. Fakat daha sözlerini bitirmemişti ki, at, parmaklığın üzerinden atladığı gibi üzerlerine saldırdı. İki kardeş zar zor kaçarak kendilerini kurtarabildiler. Bu olay W. Dunne´i çok etkilemişti. Atın saldırması değil, rüyasının gerçekleşmesi onu oldukça rahatsız etmişti…

W. Dunne bu türden rüyalar görmeye devam etti. Rüyalarda şaşılacak bir şey yoktu… Şaşılacak olan bu rüyaların gerçekleşmekte olduğuydu!… W. Dunne ilk önceleri geleceğe ait olayları görme duyusunun yalnız kendisine ait olduğunu zannediyordu… Ama bu tip olaylarla karşılaşan arkadaşlarım dinledikten sonra, bu olaylarla karşılaşan çok sayıda kişinin bulunduğunu farketti. Bu da onu araştırmaya ve olayın ardındaki gizemi çözebilmek için büyük bir çabaya yöneltti.

İlk araştırmaları, insanın geleceği görmesine engel olan şeyin uykuda bazı şartlar altında ortadan kalkabildiği gerçeğiyle karşılaşmasını sağladı. Fakat herkes bu şekilde geleceği göremiyordu. Kaldı ki birçok kişi uykudan uyandıktan sonra rüyalarım unutuyordu. Bu da ayrı bir sorundu. Belki de birçok kişi gelecekle ilgili bilgiler almakta fakat daha sonra uyanınca bunu unutmaktaydılar…

W. Dunne çalışmalarını sürdürürken rüyalarını unutmamak için kağıdını kalemini yatağın kenarında bulunduruyor ve gördüğü rüyaların tümünü uyandıktan sonra derhal not ediyordu. Tanıdıklarına da, rüyalarını bu şekilde kaydetmelerini söylüyordu.

Oxford Üniversitesi´nin öğrenceleri arasında yapılan bu tip deneyler; şaşırtıcı sonuçlar verdi. Geleceğe ait rüyaların geçmişe ait olanlardan çok daha fazla olduğu ortaya çıktı!…

“Zamanla Bir Tecrübe” adlı eserini bu araştırmalara dayanarak yazdı. W. Dunne daha sonraları, rüyaların geleceği öğrenmek için tek yol olmadığına karar verdi. Çok geçmeden uyanıkken de geleceğe ait bazı kehanetlerde bulunabildiğini keşfetti. Örneğin bazen hiç okumadığı bir kitabı eline alarak bunun içindeki olaylardan bahsedebiliyordu.

W. Dunne gördüğü rüyaların gerçekleşmesinden çok etkileniyordu. Bu olaylar, kendisine görünmeyen bir alemin görünmeyen bazı prensiplerini görünür kılıyordu. Ve sonunda insanın içinde büyük bir sırrın saklı olduğu gerçeğini kabul etti. Yaşamı boyunca çok sayıda insanın haberci rüyaları ile ilgili geniş bir araştırma yapan W. Dunne, özellikle kendisine anlatılan rüyaların içlerinden birkaç tanesini hiç ama hiç unutamadığını ifade etmiştir…

Gençlik Çağı ve Sorunları

0

İlköğretim dönemine rastlayan erinlik, ilk gençlik yıllarıdır. Cinsel uyanış ile birlikte yeni ruhsal ve davranış özellikleri kendini gösterir. Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğunun yerini tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç almıştır. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Tepkileri önceden kestirilmez. Derslerine ilgisi azalmıştır. Dikkati dağınıktır. Evde durmak istemez, önerilere aldırmaz, beslenmesi düzensizdir.

İlgileri artmış gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Başkaları tarafından nasıl görüldüğünü merak eder. Dinlediği müzik, beğendiği sanat etkinlikleri değişiktir. Uzun uzun düşler kurar. Hatıra defteri tutmaya başlar. Şiir, öykü yazmaya özenir. Yazdıklarında gizliliğe dikkat eder.
Kulaktan dolma ödünç alınmış fikirleri savunur. Büyükleri ile tartışır. Anne babasına karşıt düşünceler ileri sürmeye dikkat eder. Karşı çıkmış olmak için karşı çıkar.

Bu dönem için çelişkili duyuş ve davranış özellikleri olağan sayılır. Bazı gençler çalkantıyı daha az yoğunlukta yaşayıp çabucak uyum sağlarlar. Bazıları ise ileri derecede uyumsuzluklar gösterip bu tür davranışlarda ileri yaşlarda da bulunabilirler. Yinede bu tür davranışların görüldüğü yaşlar 13-15 ilk gençlik yıllarıdır.

Döneme bakıldığında gencin içinde bulunduğu durum kolaylıkla anlaşılabilir. Aniden hızlanan büyüme genci zamansız yakalamıştır. Cinsel dürtüler hissedilmekle birlikte ergen tam anlamı ile hazır değildir. Ana baba ve çevre gence yetişkin gözü ile bakıp ona göre davranış bekledikleri gibi, “daha sen çocuksun” ifadesi ile onu şaşırtabilirler. Çünkü genç büyümek için sabırsızlanmakta ise de bir türlü çocuksu davranışlardan kurtulamamaktadır.

Ergenlik döneminde genç yeni arayışlar içindedir. Bu arayışların ilki ve en önemlisi kimlik arayışıdır. İşe ilk önce ana babasını görmezlikten gelmekle başlar. Çocukluk yaşlarında nerede ise tanrılaştırdığı babanın fikirleri eskisi gibi ilginç değildir. Gücü kuvveti önemsenecek gibi değildir. Çok az şey bilir. Ancak bu duygular ergenliğin sona ermesi ile kaybolur. Genç ana babasını gerçekçi duygularla değerlendirmeğe başlar.

Yeni bir kişilik bağımsız olmakla şekilleneceğinden genç bağımsız olmaya büyük önem verir. Evden kopar, çevresinden uzaklaştırdığı ana-babasının boşluğunu doldurmak için yeni ilişkilere yönelir. Bir genç için dolup taşan enerjisini en iyi değerlendirme yolu spordur. Genç hem spor yapar hem de kendisini yaşıtları ile karşılaştırma fırsatı bulur. Yaşıtlarının da benzer problemlerinin olması gençler arasında gruplaşmalara yol açar. Bir grup içinde olmak gence güven verir. Onaylamasa bile grubun bazı davranışlarına katılır. Gençler için en büyük tehlike içinde bulunduğu grubun kötüye kullanılmasıdır. Bu konuda ana babaya düşen görev genci evde fazla sınırlamamak olmalıdır. Çünkü bunalan genç dışarıda daha etkin arkadaşlarının peşinden gidebilir. Evinde kabul gören delikanlı zamanla ailesine daha kolay bağlanır.

Gençlik çağı beğenilerin, özenmelerin, tutkuların, hayranlıkların çok olduğu bir dönemdir. Ergenler bir yandan bağımsızlıklarını kazanmaya çalışırken bir yandan da benzeyecekleri örnekler ararlar. Modellerinin meziyetleri kadar kusurları da örneklenir. Ancak model sık sık değiştirilebilir, her örnekten alınan bir yan gencin kişiliğine bir ilave yapar. Bu nevi denemeler ergenlik sonuna kadar sürer.- Gen  lik   a     ve Sorunlar   - Gençlik Çağı ve Sorunları

Çalkantılı bir dönem olarak anlattığımız ergenlik hep uyumsuz davranışlarla dolu değildir. Olumlu duyuş ve düşünüşler de bu dönemin özelliğidir. Örnek olarak genç soyut düşünme, yaşanmamış olguları sembollerle ifade etme yetisini kuvvetlendirmiştir. Her şeye olur olmaz karşı çıkarken eleştiri ve yorumlara yönelir. Her şeyi bir anda düzeltecek kolay çözümler arar. Bunun için çabuk kandırılabilir. Sonuçta kendisi ve toplum için zararlı olacak davranışlarda bulunması en büyük tehlikedir.

Ruhsal Problemler:

Ergenlik döneminde ruhsal sorunların olması bir dereceye kadar normaldir. Yapılan araştırmalar bu çağ gençlerinin %15´inin uyum problemleri olduğunu ortaya koymuştur. Söz konusu uyumsuzluklar bu dönem davranışlarının aşırıya götürülmesi ile ortaya çıkar. Örnek olarak bağımsızlık isteği gencin ailesinden kopması ile sonuçlanabilir.

Evinde uyumsuz olan genç bu uyumsuzluğunu okula da yansıtır. Derslere ilgisi azalır, başarısı düşer. Hep bağırır çağırır, kırar döker. Bu davranışları art niyetli önderler vasıtası ile saptırılıp hırsızlığa, zararlı eyleme, toplum suçlarına yöneltilebilir. Gençler toplum kurallarını hiçe sayıp kural dışı yaşamak isterler. Kız erkek ilişkilerinde aşırı serbestliğe yönelirler. Bazıları için dönemin bir çeşnisi olabilecek davranışlar bazıları için devamlı bir tutku halini alır.

Ailesi ve çevresi ile çatışmaya düşen genç aşırı baskılar altında bunalır. Sonuçta kendisine yönelen kötü bir söz veya davranış intihar girişimine neden olabilir. İntihar girişimi gencin mutlaka depresyon içinde olduğunu göstermez. Ancak girişim tekrarlanırsa yoğun bir ruhsal çöküntü olasılığını arttırabilir.

Bazı gençler topluma karışıp bağımsızlıklarını elde etmek yerine, çeşitli nedenlerden dolayı, içe kapanırlar. Yetenekli olanlar yeteneklerini geliştirip yaratıcı olabilirler.
Bazı gençler de cinsel kimlik kazanmakta zorluk çekerler. Bu zorluk geçici olabileceği gibi kalıcı cinsel problemlere neden olabilir. Örneğin kendi cinsine yönelip karşı cinse ilgi duymayabilirler.

Suça yönelen gençler:

Bütün dünyada yapılan araştırmalarda 18 yaşından önce işlenen suçların artıp yaygınlaştığı gözlenmiştir. Öyle ki işlenen suç nüfusu artan genç sayısını geçmektedir. Ayrıca suça yönelme yaşı gittikçe düştüğü gibi bireysel suçların yerini toplu suçlar almaktadır. Suç çeşitleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Toplumdaki ve değer yargılarındaki hızlı değişme ve gelişmeler, siyasal çalkantılar, toplumdaki eşitsizlikler gençlerin suça yönelmelerine neden olmaktadır.

Son yıllarda ülkemizde suçlu çocuk sayısının arttığını söylemek yanıltıcı olmaz. Neticede geleceği konusunda kuşkuya düşen genç suça yönelmektedir.

Gençlerin suça yönelmelerinde aile içi sorunlar da bu konuda önemli bir neden olarak karşımıza çıkar. Aile baskısı ile bunalan gençler daha çok adi suçlara yönelmeleri kolay olmaktadır. İçlerindeki saldırganlık dürtülerini bir amaca yöneltmiş olmak bir bakıma suçluluk duygusunun azalmasına neden olmaktadır.

Suçlu çocukların çıktığı aileler incelendiğinde bu aileler genellikle ekonomik bakımdan yetersiz ve çok çocukludur. Çocuklar üzerinde ya çok baskılı, dayağa bağlı bir denetim vardır ya da tamamen çocuğa karşı ilgisizdirler. Ailenin durumu ne olursa olsun temel yıkıcılık anne sevgisinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Her şeye rağmen anne sevgisi ile yetişen gençler bir bocalama devresinden sonra olumlu davranışlara yönelmektedirler.

Ekonomik durumu yerinde olan ailelerden de suçlu çocuk çıkar. Ancak bunlar çok az sayıdadır. Problemli çocuğun bir suçtan ceza görmesi suçluluğun artmasına zemin hazırlar.
Ailede sevgi bağı bu konuda oldukça isabetli fikir verir. Öyle ki uyumlu ve dengeli gibi görünen ailelerde sürekli kavgalar, ana babanın aksayan yönleri çocuğu suça iterse de sevecen bir annenin çocuğu uyumsuz gibi görünüp okulda başarısız olsa da suça yönelmez.
Birçok batılı ülkelerde çocuk mahkemelerinde çocuğun yargılanmasına değil, gencin haklarına, durumun gözden geçirilmesine öncelik verilir. Gence suçunu ödetmek yerine, toplumun gence olan borcunu ödetmek düşüncesi ön plana geçmiştir.

Kuşaklar arası çatışma:

Yetişkinlerin gençlerden şikayet etmeleri yeni bir olay değildir. Her devirde yetişkinler, gençleri saygısız, aceleci, güvenilmez, tembel olarak nitelemişler, gelecekte kendi görevlerini onlara nasıl devredecekleri konusundaki tereddütlerini belirtmişlerdir. Buna karşılık gençler, yetişkinleri geri kafalı, girişimsiz, çağa uymayan kişiler olarak görmüşlerdir. Gençler, yetişkinliği bilmemekle birlikte yetişkinler dünkü çatışmalarını çabuk unutmuş görünürler.
Bilim ve teknolojinin çağımızda hızlı gelişmesi sonucu her iki kuşak arasında aslında var olan ayrılık, gittikçe büyüdü, yeni boyutlar kazandı.

Çocuklar çağları gereği bağımsızlık isteklerini yerine getirmeye aile büyüklerinin değer yargılarını hiçe saymaktan başlarlar. Kendilerine söz hakkı veren hakçasına bir düzen belirgin ideolojilerdir. Aile düzenini düzeltmeyen genç, toplumsal düzeni değiştirmeye yönelir.
Gençteki yenilik isteği her zaman kötü davranışlarla sonuçlanmaz. Yeni bir kimlik arayışı içinde olan genç yeni ve değişik isteği ile orijinalliklere yönelir. Bazen garip duruma düşebilir ama bazen de yeni akımların, ekollerin yaratıcısı olur. Çünkü yeniyi deneme istek ve cesareti onun en önemli özelliğidir.

Oysa kent yaşamında bile ana babalar çocuklarının bağımsızlık isteklerini bilerek veya bilmeyerek köstekleyip bundan kıvanç duyarlar. Fakat yetişkinlik yaşamında beceriksizleşen evlatlarına şaşkınlıkla bakmalarını anlamak güçtür.

SONUÇ:

Gençlik ve yetişkinlik insan yaşantısında birbirini takip eden iki dönemdir. Yetişkinler coşkunluğun ateşini gençlerden, gençler davranışlardaki bilgiyi yetişkinlerden alabilirler. Bu sağlam bir iletişimle mümkün olur. Bu iletişimi sağlamak yetişkinlere düşer.
Aşırı baskı ve ceza çözüme yaramadığı gibi umursamazlık da tutulacak yol değildir. Gencin bütün isteklerine tepkisinden çekinerek boyun eğmek; iki de bir tokat atmak kadar zararlıdır. En iyisi karşılıklı konuşarak problemi ortaya koyup çözümlemektir. Gerektiğinde ana babası ile bir arkadaş gibi dertleşen genç daha sağlıklı olur.

Özgüveniniz Sarsılmasın

0

Özgüvenin karşıtı olan özgüven eksikliği genellikle aşağılık kompleksi olarak tanımlanır. Özgüven hakkında çok önemli bir kitap yazan psikolog Don Hamachek aşağılık kompleksi ile ilgili 7 noktaya dikkat çekiyor.

Eleştiriye karşı alıngan olmak Aşağılık duygusuna kapılan insanlar hata yaptıklarını bilseler de diğer insanların bunu vurgulamaları hoşlarına gitmez. Ne kadar yapıcı ya da naif olursa olsun her eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak algılarlar.

Özgüvene uygunsuz cevap verme Bu iki şekilde olur. Bazı insanlar kendileri hakkında iyi şeyler duymak için can atarlar ve sürekli iltifat edilmesinden hoşlanırlar. Diğer davranış biçimi ise tam tersidir. Özgüven eksikliği çeken bir grup insan ise kendileri hakkında pozitif bir şey duymak istemezler çünkü kendi hissettikleriyle çelişirler.

Aşırı eleştirel yaklaşım Kendilerini iyi hissetmeyen kişiler başkaları hakkında iyi şeyler düşünmezler. İnsanların kusur ve hatalarını ararlar. Böylece kendilerinin çok kötü olmadığını kanıtlamaya çalışırlar. Bu insanlar çevredeki en akıllı, çekici, başarılı insan olmadıkları zaman akıllı, çekici, başarılı hissetmezler.

Suçlama eğilimi Bazı insanlar aşağılık hissetmenin acısından kurtulmak için kendi güçsüzlüklerini diğer insanlara yüklemeye çalışırlar. Bu noktada kendi hataları için başkalarını suçlarlar.

İşkence isteği Özgüvensizlik doruk noktasındayken başkasına zarar vermeye kadar varabilir. Başkalarını suçlama davranışı kontrol edilemez bir duruma ulaşabilir.

Rekabetle ilgili negatif hisler Aşağılık kompleksi olan insanlar da herkes gibi bir oyunu ya da yarışmayı kazanmak ister ama böyle durumlardan kaçınırlar çünkü kazanamayacaklarını düşünürler. Birinci gelememe korkusu tamamen başarısız oldukları korkusuna kapılmalarına neden olur.

Yalnızlık ve çekingenlik eğilimi Aşağılık duygusu olan insanlar diğer insanlar kadar zeki ve ilginç olmadıklarını düşündüklerinden diğer insanların da onları böyle göreceğini düşünürler. Bu yüzden sosyal ortamlardan kaçınırlar. İnsanlarla birlikteyken susmayı tercih ederler çünkü bunun yalnızca aptallıklarını ya da sıkıcılıklarını kanıtlayacağını düşünürler.

Bilgisayar ve Oyun Bağımlısı Nasıl Tedavi Edilir?

1

Bilgisayar oyunlarında, oyun karelerinin hızlı hızlı göz önünden geçtiğini oyunu oynayan kişi hızlı düşünmeye ve hızlı hareket etmeye çalıştığını ifade eden Dr. Mehmet Yavuz, “Bu tür oyunlar saatler boyu oynandığında, beyini hızlı düşünmeye ve hızlı hareket etmeye programlamaktadır. Ancak beyin fizyolojisi icabı hızlı düşünen aynı anda bir çok şeyi değerlendiren beyin bir konuyu derinliğine analiz ve sentez edememektedir. Bir diğer deyişle hızlı düşünme, bir konu ya da nesneye odaklanmayı ve yoğunlaşmayı engellemektedir. Dolayısıyla kişinin yöneldiği her şey derinlikten uzak yüzeysel bir bakış açısı ile ele alınmaktadır. Bu ise özellikle öğrencilerde büyük sorunlara neden olmakta, derslere yoğunlaşma olamayacağı için başarısız olunmaktadır. Öğrenci ne kadar zorlarsa zorlasın üzerinde çalıştığı konuyu öğrenememekte, zaten bilgisayar oyunları nedeniyle zamanla gelişen dikkat dağınıklığı ve değişik derecelerde gelişen hiperaktivite nedeniyle çok çabuk her şeyden sıkılır duruma gelmektedir.’’ Dedi.

BİLGİSAYAR OYUN BAĞIMLILIĞI DİKKAT DAĞINIKLIĞI YAPAR

Sürekli bilgisayar oyunu oynamanın beyini hızlı ama yüzeysel düşünmeye programladığını dile getiren Dr. Yavuz, “Bu durumda üst düzey öğrenme ve algılama zorlukları oluşmaktadır. Hatta ebeveyn, oluşan başarısızlığı çocuklarının zamanını bilgisayarla geçirmesine bağlamaktadır. Halbuki asıl olay bilgisayar oyunları ile oluşan beyindeki fizyolojik bozukluktur. Aynı bozukluğa çok hızlı okuyan insanlarda maruz kalabilir. Herhangi bir nedenden dolayı çok hızlı belge, kitap, gazete ya da dergi okuyanlarında veya görüntüleri sürekli ileri sararak araştırma yapanlarda da bu fizyolojik bozukluk gelişebilir. Bu durumda bir süre sonra dikkat dağınıklığı nedeniyle odaklanma ve konsantrasyon bozukluğu kaçınılmazdır. Hatta çoğu kez kişiler birden bire gelişen algılama ve analiz yeteneklerinin zayıflamasını, hayatlarında ki herhangi bir aksiliğe bağlarlar ve asla asıl sebebi bulamazlar’’ diye konuştu.

BİLGİSAYAR OYUN BAĞIMLILIĞI KATİL YAPABİLİR

Norveç’te bilgisayar oyun bağımlısı bir kişinin, bir adada tatil yapmakta olan 92 kişiyi sadistçe öldürdüğünü hatırlatan Dr. Yavuz, daha sonta şuları kaydetti; ”Bilgisayar oyun bağımlılığı,  herkesi katil yapar diyemeyiz ama arka planda anti-sosyal psikopatik kişilik bozukluğu varsa, onun içindeki canavarı uyandırarak böyle kitlesel katliamlara sebebiyet verebilir. Sürekli bilgisayar üzerinde aksiyon oyunu nedeni ile önüne geleni öldüren bir kişide reel hayatta da öldürme içgüdüsü harekete geçebilir. Bu kişilerde alt yapıda psikopatik sosyal uyum bozukluğu vardır. Birde sürekli oyun oynama nedeniyle beyindeki denge de bozulunca kişide öldürme içgüdüsü ya da katliam yapma duygusu harekete geçebilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde görülen nedensiz katliam olaylarının arkasında kişilik bozukluğu ile birlikte bilgisayar oyun bağımlılığının olması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle bilgisayarlar için oyun üreten firmaların beyin ayarlarını bozmamak için 1 saat oyun süresinden sonra otomatik olarak 1 saat ya da daha fazla  ara veren tarzda üretmelerini önemle tavsiye etmekteyim.’’

BİLGİSAYAR OYUN BAĞIMLISI OLAN NASIL TEDAVİ EDİLEBİLİR

Dr. Yavuz, bigidayar oyun bağımlılığının tedavisi konusunda ise şunları söyledi; “Her şeyden önce beyin bir süre nadasa alınmalıdır. Yani bilgisayar oyunları nedeniyle beyin ayarı ve dengesi bozulan kişi, en az 3 ay bilgisayar oyunundan uzak durmalı, hiç bir öğrenme faaliyetine girmemelidir. Ben şahsen böyle bozlukluğu olan öğrencilere bir dönem okulu dondurmalarını önermekteyim. Bu dönem zarfında hiç bir şey okumamalarını ve öğrenme faaliyetini durdurmalarını istemekteyim. Zira eğer kalıcı bozukluklar gelişmemisse bir süre sonra beyin fonksiyonları eski fizyolojik normal durumuna dönecektir. Bilgisayar bağımlılığı olan kişilere herhangi bir ilaç kullanımı ya da antidepresan, anksiyolitik ilaçlar etkisizdir. Hatta bunlar durumu daha da kötüleştirebilir. Ancak TMS ile beyin resetlemesi sonuç verebilir. Davranışçı bilişsel terapiler, dikkat dağınıklığını ve öğrenme güçlüğünü düzeltmez ama oyun bağımlılığı konusunda işe yarayabilir. Ama en önemlisi beyini en az 2-3 ay dinlendirmektir.’’

Amy Winehouse ile hayali bir konuşma

1

Amy, sen de ben de biliyoruz ki; sorunun ne alkoldü ne uyuşturucu. Yüzüne bakılınca hemen anlaşılıyordu bu. Ruhunu istila etmiş karanlık bir acı, bir yol bulup yüzüne yayılmıştı. Bakışların en az içindeki hayat kadar donuktu.

Acının sınırında dolaşıyordun. Sınırın hemen yanı başında, gözlerini alan uçurum bakışlarını sana dikmişti. Korkuyordun. Korkudan donakalmıştın hayatın içinde. Sahnede şarkı söylerken bile böyleydin, bunun bazıları alkolden olduğunu düşünse de.

Dünyayı taşıyordu omuzların. Sen kendi varoluşunu bile taşıyamazken. Savaşlar, kıtlıklar, evlerde aile kavgaları, yitirişler, karşılıksız aşklar.

“Ne işim var” diyordun “bu dünyada?”

Ne işimiz var bu dünyada Amy?

Yaşamak bir komut gibiydi senin için. “Yaşa gitsin!” diyen bir sesten başka bir şey kalmamıştı içinde. Hazin bir dünya yolculuğunda, şarkı sözlerine sinmiş feryadın, hayranların için sadece birer eğlenceydi.

Müzik, bir umut, bir tutkal olacaktı hayata tutunmanı sağlayacak. Tutkal çözülüverdi.

Yere düştün. Paramparçaydın.

Neden alkole ve uyuşturucuya sığındığını anlatsaydın, anlaşılmayacağını biliyordun. Dudak bükeceklerdi sana. “Bu kadar paran var, ünlüsün, albümlerin milyonlar satıyor, başka ne istiyorsun?” diyeceklerini biliyordun.

Başka ne istiyordun Amy?

Umurunda değildi bunlar. Ruhun cehennemin alevlerinde kavruluyordu; anlamsızlıktan, boşunalıktan daha kavurucu bir cehennem ateşi var mıdır Amy?

“Avrupa Medeniyeti” adında tutuşturulmuş bir cehennemin içinde doğdun. Bu, Mutlak Varlık’tan koparılmış bir hayat algısıydı: insan kendinin malik ve sahibiydi, hayat bir mücadeleydi, herkes kendini düşünmeliydi… Mutlak Yaratıcı’ya şükretmek, O’ndan gelen her şeye razı olmak, hayatın sonsuz bir yolculukta sadece bir durak yeri olduğunun inkârının kör kuyusuydu içine doğduğun. İnsanı Mutlak Varlık’ın aziz bir misafiri olmaktan çıkarıp nefsin heveslerini, arzularını tatmin derecesine indirgeyen bir cehennem. Zamanın Bedii’nin ifadesiyle: “sefahet ve dalaletle bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa”nın üflediği cehennemi haletti.

O’nsuz hayat bomboştu. Boşunalık hissiyle kurumuştu kalbin. Kalbini aşkın suyuyla sulamak istedin. Aşk, hayatın suyu değildi, O’nsuz aşk tuz ruhu gibi kalbini daha da yaktı yıktı. “Üzülecek bir zaman bile bırakmadı” diye serzenişte bulundun aşkın seni terk edince. “Sadece kelimelerle güle güle dedik” dedin. Sonra “back to black” diye feryat ettin: “karanlığa döneceğim.”

Karanlığa geri döndün Amy. Başka bir seçeneği bilmiyordun.

Ama bildiğin şeyler vardı, hem de çok iyi bildiğin. O kadar berraktı ki duyguların, her şeyin ama her şeyin farkındaydın. Bir çiçeğin soluşunun da bir taşın düşüşünün de. Her şeyin nasıl da geçip gittiğinin. Zamanın akışının karamsarlığı çok büyük bir yüktü Amy. Yalnızca yitirdiklerinin üzerine şarkılar söyleyebilirdin. Hiç sahip olmadıklarının üzerine bir ağıttı şarkıların.

Sen, ölümün değil Amy, yaşamın üzerine ağıtlar yaktın.

Kalbine uğrayan dünyanın yankısı karmakarışıktı. Hayat çok karışıktı.

Senin şöyle bir farkın vardı Amy; ünlü olunca, paran olunca istediğin her şeye sahip olacağın yanılsamasına kapıldın. “Şuna sahip olursam mutlu olabilirim,” diyerek kendini oyalayan insanların en azından emelleri vardır. Ünlü olunca, maddi refaha erince artık kendini oyalayamazdın.

İstediğin, ellerinde tuttuğunu sandığın bu dünya değildi halbuki, değil mi Amy?

Seni bu dünyada hiçbir şeyin tatmin etmeyeceğini anladığın anda umutlarını uçurumdan yuvarladın. Hayallerin, umutların bu dünyanın ötesine taşıyordu. Sen de ben de çok iyi biliyoruz ki Amy; milyonlarca albüm satmak değildi derdin. Bu, plak şirketlerinin derdiydi. Senin derdin sonsuzluğa ulaşmaktı.

Bu dünya hayatının sana yetmeyeceğini öğrendin. Dünyanın yüzeyini istila etmiş ayrılığı, faniliği, ölümlülüğü, her şeyin başlamasıyla bitişini senden daha iyi kim hissedebilirdi? Ayrılıklara tahammülün yoktu. Kimin var ki Amy? Bu dünyadan bir gün tümüyle ayrılacağını biliyordun. Ayrılık içinde ayrılık. Kederin içine sarmalanmış başka bir keder.

Velhasıl, alkol ve uyuşturucu, içine gömüldüğün karanlığı hissetmemenin yollarından biri olmaktan başka bir şey değildi. Bu yüzden ne diyordun “Rehab” albümünde: “Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar/Ben ‘hayır, hayır, hayır’ dedim/Evet kötüydüm ve döndüğümde/Bilecek, bilecek, bileceksin/.. Gitmeyeceğim/Ray’le evde olmayı tercih ederim/Yetmiş günüm yok/Çünkü hiçbir şey yok/ Bana öğretebileceğin hiçbir şey yok”

Senin asıl derdin bedenin arınması değildi Amy. Ruhunun arınmasıysa biz doktorları, rehabilitasyon merkezlerini aşan bir şeydi.

Zamanın Bedii, seni kurban alan medeniyet için der ki Amy; “Bil ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm (hastalıklı) ve dalaletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dava edersin ki, beşerin saadeti bu ikisi iledir. Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek.”

İşte Amy, benim senden anladığım Mutlak Varlık’tan koparılmış gününü gün eden bir sefih hayat felsefesinin kurbanısın. Biliyor musun Amy, bizi de kurban etmek istiyor bu medeniyet. Elimizden geldiğince direniyoruz ve direneceğiz Amy. Umarım yenilmeyiz.

Amy, bu senin hakkında bir yazı gibi görünse de; aslında senin nezdinde boş evlere dönüştürülmeye çalışılan ruhlara bir ağıttır sadece.

Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın

0
Rosa Parks
Rosa Parks

Araştırmalar, kadınların güçlü bir cinsiyet olduğunu göstermektedir . Rahimde daha hızlı olgunlaşırlar, sosyal ve toplumsal sorunlarda ( salgın hastalıklar, kıtlıklar ) erkeklerden daha uzun yaşayabilirler. IQ testlerine başarılıdırlar… Ve bu sadece istatistiksel verilerle ilgili değildir. Bize ilham verebilecek düzinelerce yaşam örneği ve hikayesi var.

Bu yazıda sizlere, eylemleri ve başarılarına bizleri kayıtsız bırakmayacak güçlü karaktere sahip güzel, başarılı, hırslı kadınları anlatmak istiyoruz.

Kathrine Switzer, Boston Maratonu’nunda koşan ilk resmi kayıtlı kadındı. Organizatörlerin bir temsilcisi onu durdurmaya çalıştı.

Kathrine Switzer dünyayı değiştiren kadınlar - Kathrine Switzer - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Kathrine Switzer

Irina Rodnina 3 Olimpiyat Oyunları ve 10 Dünya Şampiyonası şampiyonu olan en başarılı patencidir. Çocuklukta 11 kez zatürre oldu.

dünyayı değiştiren kadınlar - Irina Rodnina - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın

Irina Rodnina

Lella Lombardi, Formula 1 Dünya Şampiyonasında puan alan tek kadın.

Lella Lombardi dünyayı değiştiren kadınlar - Lella Lombardi - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Lella Lombardi

Kay D’Arcy tüm hayatı boyunca bir hemşire olarak çalışmıştı. 69 yaşında Hollywood’a gitmek için hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. 10 yıl sonra Agent 88 serisinde asıl rol teklif edildi.

Kay D'Arcy dünyayı değiştiren kadınlar - Kay DArcy - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Kay D’Arcy

Smaranda Brăescu havacılık ve paraşütle atlama öncüsüdür. Paraşütle ehliyetine sahip dünyadaki ilk kadınlardan biriydi.

Smaranda Brăescu dünyayı değiştiren kadınlar - Smaranda Br  escu - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Smaranda Brăescu

Laura Bassi, üniversitedeki ilk kadın profesördü ve resmen öğretmenlik yapmasına izin verildi.

Laura Bassi dünyayı değiştiren kadınlar - Laura Bassi - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Laura Bassi

Julie Creffield’e koşması için çok şişman olduğu söylendi. Şimdi bir maraton koşucusu, yazar ve motivasyon konuşmacısı.

Julie Creffield dünyayı değiştiren kadınlar - Julie Creffield - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Julie Creffield

Matematikte öncü bir kadın olan Sofia Kovalevskaya yurtdışına çıkmak ve bir üniversitede okumak için sahte bir evlilik yaptı.

Sofia Kovalevskaya dünyayı değiştiren kadınlar - Sofia Kovalevskaya - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Sofia Kovalevskaya

Boşanmış bir çocuk annesi olan Joy Mangano 100’den fazla icat yaptı. Bunların en ünlüsü Mucize Paspas. Hayatı ünlü Joy filmine konu oldu. Jennifer Lawrence bu harika kadını oynuyordu.

Joy Mangano dünyayı değiştiren kadınlar - Joy Mangano 1024x640 - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Joy Mangano

Ruby Bridges, tamamen beyaz bir okula devam eden ilk Afrika kökenli Amerikalı çocuk oldu. Başkan Dwight Eisenhower tarafından düzenlenen ABD Marshals tarafından korunuyordu.

Ruby Bridges dünyayı değiştiren kadınlar - Ruby Bridges - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Ruby Bridges

Sophia Amoruso çevrimiçi moda perakendecisi Nasty Gal’i kurdu ve 2016’da dünyanın en zengin kişiselleştirilmiş kadınlarından biri oldu. Bir TV dizisi otobiyografisine dayanarak çekildi. Çocukluk çağında DEHB ve depresyon tanısı kondu.

Sophia Amoruso dünyayı değiştiren kadınlar - Sophia Amoruso - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Sophia Amoruso

Elizabeth Blackwell ABD’de tıp diploması alan ilk kadındı. Kadınların tıp eğitimini teşvik etti ve katkıları Elizabeth Blackwell madalyasının yıllık sunumu ile kutlandı.

Elizabeth Blackwell dünyayı değiştiren kadınlar - Elizabeth Blackwell - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Elizabeth Blackwell

Amerikan Alp Kulübü’nün kurucu üyesi olan Annie Smith Peck 82 yaşındayken bile dağlara tırmanan bir dağcıydı. 1895’de, tırmanma kostümü kadınlar halka açık yerlerde pantolon giyemediği için basında tartışma başlattı.

Annie Smith Peck dünyayı değiştiren kadınlar - Annie Smith 1024x576 - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Annie Smith Peck

Spanx’ın kurucusu Sara Blakely, bir büro tedarik şirketi ile çalıştı. Külotlu çorap ile elde ettiği deneyimleri ve azmi Forbes 2014 yılında en güçlü kadınlar listesinde 93. sırada yer almasını sağladı.

Sara Blakely dünyayı değiştiren kadınlar - Sara Blakely - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Sara Blakely

Nellie Bly bir kadın akıl hastanesine girmek için deli rolüne girdi. Orada 10 gün geçirdi ve akıl hastasının insanlık dışı tedavisi hakkında bir makale yayınladı. Ayrıca 72 gün içinde dünyayı dolaştı.

Nellie Bly dünyayı değiştiren kadınlar - Nellie Bly - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Nellie Bly

Rosa Parks, Amerika’daki sivil haklar hareketinde bir aktivistti. Otobüsün “renkli kısmında” beyaz bir yolcunun koltuğundan vazgeçmediği için tutuklandı.

Rosa Parks dünyayı değiştiren kadınlar - Rosa Parks - Dünyayı Değiştirmeye Yeterince Cesur Olan 16 Kadın
Rosa Parks

Yukarıdaki kadınlardan hangisi size en çok ilham verdi?

Bu listeye kimleri de dahil edersiniz?

Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlarda bizimle paylaşın.

110 Yaşındaki Ölü Ağacı Küçük Bir Kütüphaneye Dönüştürdü

0
ağaç kütüphane, kütüphane, kitaplık, ölü ağaçtan kütüphane, etkileyici kütüphane,
ağaç kütüphane, kütüphane, kitaplık, ölü ağaçtan kütüphane, etkileyici kütüphane,

Bir kadın mahallesindeki 110 yaşındaki ölü ağacı büyüleyici ve mükemmel bir kütüphaneye dönüştürdü.

Kitaplar bilgiye erişimi kolaylaştırdığı gibi insanı yavaş ve derin bir şekilde zengin ve fantastik bir dünyaya götürür. Eleştirel düşünme ve empati duygusu da böyle gelişiyor. Kar amacı gütmeyen ve sosyal sorumluluk olarak çalışmalar yürüten Little Free Library dünyanın dört bir tarafından küçük ama fantastik kütüphaneleri destekliyor ve insanlarla paylaşıyor. Şimdiye kadar 88 ülkede 75.000’den fazla kütüphane kazandırdı.

Belkide şimdiye kadarki en etkili kütüphanesi Idaho’daki Coeur d’Alene’deki bir aile tarafından yapıldı. Bir kütüphane sanatçı ve eski bir kitapçı olan Sharalee Armitage Howard 110 yıllık bir pamuk ağacının gövdesini kazıyor ve “Küçük Bir Ağaç Kütüphanesi” ortaya çıkıyor.

Fotoğrafların üstüne tıklayarak büyütebilirsiniz.

Teknoloji Bu Meslekleri Tehdit Ediyor

0
teknoloji ve meslekler
Meslekler tehlike altında. Geleceğin meslekleri değişiyor. Günümüzün popüler bir çok mesleği teknoloji karşısında ya değişime uğrayacak yada ortadan kalkacak.

Meslekler tehlike altında. Geleceğin meslekleri değişiyor. Günümüzün popüler bir çok mesleği teknoloji karşısında ya değişime uğrayacak yada ortadan kalkacak.

Teknolojinin tehdit ettiği 7 meslek

Sıkıcı ve tekrara dayalı bir iş mi yapıyorsunuz? O halde işinizi yakın bir tarihte teknolojiye kaptırma tehlikesiyle karşı karşıyasınız.

Mali danışman ve yazar John Pugliano’ya göre, “Rutin ve önceden öngörülebilir her türlü iş önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde matematik işlemlerle yapılabilir hale gelecek.” En azından gelişmiş sanayi ülkelerinde.

Pugliano, “Robotlar Geliyor: İnsanlara Otomasyon Çağından Faydalanma ve Ayakta Kalma Rehberi” gibi bir dizi tartışmalı kitabın da yazarı.

teknoloji ve meslekler teknoloji ve meslekler - Teknoloji Bu Meslekleri Tehdit Ediyor 1024x677 - Teknoloji Bu Meslekleri Tehdit Ediyor
Meslekler tehlike altında. Geleceğin meslekleri değişiyor. Günümüzün popüler bir çok mesleği teknoloji karşısında ya değişime uğrayacak yada ortadan kalkacak.

Yazar, şimdiye kadar son derece nitelikli iş gücü gerektirdiği için teknolojik gelişmelere dayanıklı olduğu düşünülen tıp ve hukuk dalındaki mesleklerin de o kadar kalıcı olmayacağını düşünüyor.

BBC Mundo Servisi’ne konuşan Pugliano, “Doktorluk ve avukatlık ortadan kalkmayacak ama çalıştıkları alan daralacak” diyor.

Pugliano, teknolojiden etkilenecek 7 meslek dalıyla, ayakta kalacak bazı meslekleri sıralıyor.

1. Doktorlar

Doktorlara bu kadar ihtiyaç varken üstelik dünya nüfusunun yaş ortalaması da gitgide artarken bu önerme başta insana biraz abartılı geliyor.

Fakat Pugliano, özellikle hastalıklara otomatik tanı koymayı mümkün kılan bazı gelişmelerin tıbbın bazı alanlarındaki insan bağımlılığını azaltabileceğini düşünüyor.

Buna karşılık acil servislerde ve ihtisas alanlarında doktorlara ve cerrahlara duyulan ihtiyaç devam edecek yazara göre.

2. Avukatlar-Hukukçular

Pugliano yakın bir gelecekte evrak tasnifiyle uğraşan avukat ve hukukçuların sayısının azalacağını düşünüyor.

Aynı şekilde tecrübeye ve uzmanlığa daha az ihtiyaç duyulan bazı rutin hukuki işlemlerin bilgisayar yazılımlarıyla yapılabileceğini söylüyor.

3. Mimarlar

Basit bina tasarımı her zaman bilgisayarla yapılabilir.

Pugliano gelecekte sadece çok özel donanıma sahip ve yaratıcı işler yapan mimarlara iş alanı olacağını söylüyor.

4. Muhasebeciler

Karmaşık vergi meselelerine çözüm bulan uzman muhasebeciler işlerini koruyacak.

Pugliano buna karşılık rutin vergi işlerinin tamamen bilgisayarlara devredileceği kanısında.

5. Savaş uçağı pilotları

Drone ya da insansız hava aracı olarak bilinen araçlar daha şimdiden riskli durumlarda pilotların yerini almış bulunuyor.

Bu eğilimin devam edeceği ve savaşları insansızlaştırma eğiliminin devam edeceği tahmin ediliyor.

6. Polis ve Müfettişler

Gündelik izleme ve gözleme işlerinin yanısıra biraz uzmanlık gerektiren bazı işlemler artık otomatik olarak yapılabiliyor, dolayısıyla bu işleri yapan insanlar işlerini kaybetmeye başladı bile.

Polislik ve dedektiflik tamamen ortadan kaybolmayacak ama alanları ve sayıları azalacak.

7. Emlakçılar

İnternet sitelerinin alıcılar ve satıcıları buluşturma imkanları bu işi yapan büroların kârlarını ciddi şekilde düşürdü bile.

Bu alanda çalışan şirketlerin en fazla da orta kademe çalışanlarını teknolojik gelişmeler sonucu azaltması beklenebilir.

Teknoloji insanlara yeni iş alanları yaratacak mı?

Pugliano bazı mesleklerin alanı daralırken, bir yandan da başka iş alanları açılabileceğini düşünüyor.

Örneğin yapay zeka formları geliştirmekle uğraşanların ya da yazılımcıların ve bilgisayar işlemcilerinin geleceği parlak görülüyor.

Aynı şekilde bilgisayar sistemlerinin onarımı, korunması ve güvenliği konusunda uzman teknisyenler de avantajlı olacak.

Pugliano, bunun tamamen dışında, gerçek hayatımızla ilgili günlük ihtiyaçlar üzerinde çalışan mesleklere, mesela muslukçular, elektrikçiler, sıvacılar gibi uzman ustalara ihtiyacın azalmayacağını söylüyor.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİNİZ

72,887BeğenenlerBeğen
100,260TakipçilerTakip Et
2,756TakipçilerTakip Et

YENİ İÇERİKLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR