Salı, Nisan 7, 2020
Ana Sayfa Blog

Sapiens Yazarı Harariye Göre Koronavirüs sonrası dünya

0

Yuval Noah Harari*
Çeviri: Ömer Bozer**

İnsanoğlu, belki de bizim kuşağın görmemiş olduğu bir kriz ile karşı karşıya. Önümüzdeki birkaç hafta boyunca, hükümetlerin ve halkın alacağı kararlar dünyanın geleceğini şekillendirecek. Bu şekillendirme, sadece sağlık sistemleri değil, ekonomi, politika ve kültür alanlarında da olacak. Çok çabuk ve kararlı bir şekilde davranırken, kararlarımızın ve eylemlerimizin uzun vadedeki olası sonuçlarını da değerlendirmeli ve hesaba katmalıyız. Seçenekler arasında kararlarımızı verirken, anlık ve acil tehditleri nasıl önleyebileceğimizin yanı sıra, fırtına dindiğinde nasıl bir dünyada yaşıyor olabileceğimizi de sorgulamalıyız. Evet, fırtına dinecek, insanoğlu hayatta kalacak, çoğumuz hâlâ yaşıyor olacağız; ama çok farklı bir dünyada..

Kısa vadeli acil çözümlerden bir çoğu yaşantımızda kalıcı olacaklar. Bu durum acil çözümlerin doğasında vardır. Tarihsel süreçleri hızlı bir şekilde ileri sararlar. Normal zamanlarda yıllarca düşünme, tartışma ve tasarlama gerektiren kararlar, böylesi acil zamanlarda saatler içerisinde alınırlar. Hiç bir şey yapmamanın daha riskli olduğu düşüncesiyle, henüz tam gelişmemiş ve hatta tehlikeli teknolojiler kullanıma sürülür. Koca koca ülkeler, geniş çaplı sosyal deneylerde birer kobay olarak vazife görür. Herkes evden çalışmaya başladığında, iletişim mesafeli olarak yapıldığında, tüm okul ve üniversiteler “online” olduğunda neler olacak?! Normal zamanlarda hükümetler, iş çevreleri ve eğitim otoriteleri böylesi deneylere izin dahi vermezler. Ancak anormal zamanlardan geçiyoruz.

Bu nevi kriz zamanlarında iki tane çok önemli seçim yapmak durumundayız. Birincisi, totaliter gözetim (surveillance) ile yurttaşı yetkilendirme/güçlendirme (empowerment) arasında yapılması gereken tercih. İkincisi ise milliyetçi bir yalnızlık ile küresel dayanışma arasında yapacağımız tercih.

Deri altı gözetim

Salgını durdurabilmek amacıyla tüm milletler belli kurallara uymak zorundalar. Buna ulaşabilmenin iki temel yöntemi var. Hükümetlerin insanları gözetleyerek, izleyerek kurallara uymayanları cezalandırmak yöntemlerden bir tanesi. İnsanlık tarihinde ilk defa, içinde bulunduğumuz şu anda, teknoloji herkesi, her zaman izleme ve gözleme imkanını mümkün kılıyor. Elli yıl önce , KGB ne 240 milyon Rus vatandaşını 24 saat izleyebiliyor, ne de toplanabilecek bilgileri işleyebilmeyi hayal edebiliyordu. Sadece ajanlar ve analistler ile bu işleri yapabiliyor idi. Ancak herkesin peşine bir ajan takmak da mümkün olamıyordu. Zamanımızda her yerde aynı anda bulunabilen sensörler ve güçlü algoritmalar[1] sayesinde canlı ajanlara gerek yok bu iş için..

Koronavirüs salgınına karşı mücadelede çeşitli hükümetler yeni gözetim araçlarını devreye soktular. Bu konuda en kayda değer ülke Çin. Akıllı telefonları takibe alarak, çok sayıda yüz tanıyan kameralar kullanarak, ve vatandaşlarını tıbbi durumları ve vücut ısılarını kontrol etmeye ve raporlamaya zorlayarak, Çin otoriteleri Koronavirüs şüphelilerini teşhis etmek ve bu şüphelileri izleyerek onların kimlerle temas ettiğini belirlemek imkanına sahip oldular. Mobil uygulamalar, virüse bulaşmış olanların yakınında olduklarında vatandaşları uyarabiliyor.

Bu tip teknolojiler sadece doğu Asya ile sınırlı değil. İsrail başbakanı Netenyahu da, teröristlerle mücadele için geliştirmiş oldukları gözetleme/izleme teknolojilerinin Koronavirüs mücadelesinde kullanımı için İsrail güvenlik ajansını yetkilendirdi. Üstelik parlamentodaki komitenin bu kararı reddetmesi üzerine olağanüstü hal talimatı ile bunu yaptı.

Bütün bunların yeni olmadığını söyleyebilirsiniz. Son yıllarda hükümetler ve şirketler insanları izlemek, gözlemek güdümlemek için hep daha gelişmiş teknolojiler kullanmaktaydılar. Buna rağmen, eğer dikkatli olmaz isek, bu salgın gözetim tarihinde önemli bir dönüm noktası olabilir. Zira, böylesi kitlesel gözetim metotlarının kullanımı, şimdiye kadar bu işi şiddetle reddeden ülkelerde dahi yaygınlaşacak ve bu gözetim deri üstünden deri altına taşınacak. Başka bir ifade ile bu salgınla mücadele kapsamında bireylerin gözetimi daha da yaygınlaşmakla kalmayıp derinleşecektir de.

Şimdiye kadar akıllı telefonunuzun ekranındaki bir “link” e parmağınız dokunduğunuzda, hükümet sadece parmağınızın neye tıkladığı ile ilgili idi. Ancak salgın ile birlikte ilgi odağı değişti. Artık kamusal otorite, parmağınızın ısısı ve derinin altındaki kan basıncını da bilmek isteyecek.

Acil muhallebi kararnamesi (emergency pudding decree)

Bu gözetim konusunda ne durumda olduğumuzu anlayabilmemiz oldukça zor. Zira, nasıl gözlendiğimizi ve önümüzdeki yılların neler getirebileceğini bilmiyoruz. Gözetim teknolojisi büyük bir hızla ilerlemekte. On yıl önce bilim-kurgu addedilen gelişmeler şimdi bayat haber niteliğinde. Bir düşünce egzersizi olarak, farz edelim ki bir hükümet her vatandaşın 24 saat boyunca vücut ısısını ve nabzını ölçen bir biyometrik saat takmasını zorunlu kılıyor. Elde edilen veriler hükümet algoritmalarına yükleniyor ve analiz ediliyor. Bu suretle siz daha bilemeden hükümet sizin hasta olduğunuzu bilebiliyor, kimlerle görüştüğünüzü ve nerelerde bulunduğunuzu tespit edebiliyor. Böylesi bir sistem, salgını birkaç gün içerisinde durdurabilir. Ne dersiniz? Şahane değil mi?

Kötü taraf ise bu sistemin korkutucu boyutta yeni gözetim uygulamalarına yol açabileceği. Örneğin, Fox habere mi yoksa CNN e mi tıkladığım size politik tercihlerim ve belki de kişiliğim konusunda ipuçları verebilir. Ama eğer bir videoyu seyrederken vücut ısıma, kan basıncımı ve nabzıma ne olduğunu gözleyebiliyorsanız benim neye güldüğümü, neye ağladığımı ve nelere çok fena kızdığımı, öğrenebilirsiniz.

Öfke, neşe, sıkıntı ve aşkın aynen yüksek ateş veya öksürük gibi biyolojik olaylar olduğunu hatırlamamız çok önemli. Öksürüğü tanımlayan teknoloji aynı zamanda gülmeyi de saptayabilir. Biyometrik verileri kitlesel bir şekilde toplayabilen hükümetler ve şirketler bizi bizden daha iyi tanıyabilir ve duygularımızı öngörebilmenin yanı sıra onları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirerek bize istedikleri politikacıları veya malları satabilirler. Biyometrik gözetim ile mukayese edildiğinde, Cambridge Analytica’nın çok gelişmiş “hack”leme sistemleri taş devrinden kalmış gibi olur. 2030 yılında, Kuzey Kore’de her vatandaşın gün boyunca biyometrik bilezik taktığını düşünün. Büyük liderin konuşmasını dinlerken bilezik kızgınlık emareleri algılıyor ise bittiniz demektir..

Biyometrik izleme sisteminin olağanüstü durumlar için kullanılmakta olan geçici bir yöntem olduğu hususunu öne sürebiliriz. Ancak unutmayalım, özellikle ufukta hep başka bir olağan üstü durumun saklı olduğunu düşünürsek, acil/geçici önlemlerin kalıcı olmak gibi kötü bir huyu vardır. Örneğin, benim ana yurdum İsrail’de, 1948 bağımsızlık savaşında OHAL ilan edildi. Basına sansürden, arazi istimlakına ve hatta muhallebi yapımında takip edilecek özel düzenlemelere (şaka değil) kadar geçici düzenlemeler getirildi. Bağımsızlık savaşının kazanılmasının üzerinden çok uzun zaman geçmesine rağmen birçok “geçici tedbir” yürürlükten kaldırılamadı. (Acil muhallebi pişirme tarifi kararı neyse ki 2011 de sonlandırıldı.)

Koronavirüs enfeksiyonları tamamen dursa bile, veri açlığı çeken bazı hükümetler ikinci dalga bir Koronavirüs vakasını veya yeni bir ebola sıkıntısını veya düşünebileceğiniz benzer bir bahaneyi kullanarak, bu biyometrik izleme sistemlerini yürürlükte tutmayı tartışabilir. Son yıllarda mahremiyetimizi tehdit eden şiddetli bir dalaşma var. Bu çatışmanın taşma noktasının Koronavirüs krizi olması muhtemeldir. İnsanlar sağlık ve mahremiyet arasında tercihe zorlanırlar ise genellikle sağlığı tercih edeceklerdir.

Sabun polisi

Aslında insanları sağlık ve mahremiyet arasında tercih yapmaya zorlamak başlı başına bir problem. Bu seçimi yapmak zorunda bırakılmak büyük bir hata. Normal olanı hem sağlığımızın hem de mahremiyetimizin keyfini çıkarabilmektir. Totaliter gözetim rejimlerine başvurmaksızın, yurttaşları daha fazla bilgilendirip yetkin kılarak bu salgını durdurabilir sağlığımızı koruyabiliriz. Son haftalarda salgını kontrol altına alan en başarılı uygulamalar Güney Kore, Tayvan ve Singapur tarafından sergilenmiştir. Bu ülkeler izleme uygulamalarını belli ölçüde kullanırken, mücadele stratejisini daha çok yoğun test, dürüst ve şeffaf raporlama ve iyi bilgilendirilmiş bir kamunun gönüllü işbirliği üzerine kurmuşlardır.

Merkezi gözetim ve sert ceza uygulamaları insanların faydalı kurallara uymasını sağlayan yegane uygulamalar değildir. İnsanlar güvendikleri bir yönetim tarafından bilimsel gerçekler hakkında iyi bilgilendirilirler ise, “Büyük Birader” denetimine gerek kalmaksızın doğru şeyleri yaparlar. İyi bilgilendirilmiş ve gayretli bir nüfus genelde polisiye tedbirler altında ezilmiş, cahil bir nüfusa nazaran daha güçlüdür.

Ellerimizi sabunla yıkamayı ele alalım. İnsan hijyeni konusunda en büyük gelişme. Bu basit eylem her sene milyonlarca hayat kurtarıyor. Çok evvelce hemşire ve doktorlar bile ellerini yıkamadan bir ameliyattan başkasına koşarlardı. Bugün ise milyarlarca insan her gün ellerini yıkıyor ve bunu da bir Sabun Polisi korkusundan değil, gerçekleri iyi anlamış ve özümsemiş olduğu için yapıyorlar. Ellerimi yıkıyorum, çünkü virüs ve bakterilerin hastalıklara sebep olduğunu, ve sabunun bunları yok edebildiğini biliyorum..

Bu seviyede bir uyum ve işbirliği ortamına ulaşabilmek için güven duygusuna ve güvenebilmeye ihtiyaç vardır. İnsanlar bilime, kamu otoritesine ve medyaya güven duymalıdır. Geçtiğimiz bir kaç yıl boyunca, sorumsuz politikacılar eliyle bu kurumlara duyulan güven baltalanmış durumdadır. Şimdi ise aynı sorumsuz politikacılar, doğru olanları yapma konusunda topluma güven duymanın tehlikeli olabileceğini ileri sürerek otoriter bir yönetim tarzını tercih etmektedirler.

Normal olarak, yıllar boyunca zedelenmiş olan güven bir günde geri kazanılamaz. Ancak, İçinde yaşadığımız olağanüstü zamanda zihinler daha çabuk değişebilir. Kardeşleriniz ile yıllar boyu sert tartışmalar yaşamış olabilirsiniz, fakat aciliyet söz konusu olduğunda, saklı bir dostluk ve güven haznesini keşfedip birbirinize yardıma koşarsınız. Bir gözetim rejimi oluşturmaktansa insanların bilime, kamusal otoriteye ve basına güvenini yeniden inşa etmek için zaman çok geç değildir. Tabii ki yeni teknolojileri kullanmalı, onlardan faydalanmalıyız. Ancak bu teknolojileri insanları daha fazla bilgilendirip güçlendirmeye[2] yol açmalarını sağlayacak şekilde kullanabilmeliyiz. Vücut ısımın ve kan basıncımın takip edilmesi konusunda hem fikirim. Ancak gözetim ile elde edilecek verinin daha güçlü bir hükümet yaratmakta kullanılması yerine, iyi bilgilendirilmiş bireysel tercihler yapabilmek ve hükümetleri aldıkları kararlarda hesap verebilir kılmak için kullanılması daha verimli olacaktır diye düşünüyorum.

Eğer 24 saat boyunca tıbbi durumumu takip edip izleyebiliyorsam, sadece başka insanların sağlığına bir tehdit oluşturup oluşturmadığımı bilmekle kalmam, sağlığıma hangi alışkanlıkların iyi geldiğini de öğreniyor olabilirim. Koronavirüs’ün yayılması konusunda doğru ve güvenilir bilgi ve istatistiklere ulaşabildiğim ölçüde, hükümetin vermiş olduğu bilgilerin doğruluğu ve bu virüs ile mücadelede uygulamakta olduğu stratejinin isabeti konusunda doğru değerlendirme yapabilirim. İnsanlar gözetimden bahsettikleri zaman aynı gözetim tekniklerinin sadece hükümetler tarafından insanları izlemek için değil, aynı zamanda insanların hükümetleri izlemek için kullanıldığını, başka bir deyiş ile, gözetimin iki yönlü bir yol olduğunu unutmayın.

Bu nedenle, Koronavirüs salgını önemli bir yurttaşlık testidir. Önümüzdeki günlerde her birimiz, temelsiz komplo teorileri ve kişisel amaçlarına hizmet eden politikacılar yerine bilimsel verilere ve sağlık uzmanlarına güvenmeyi tercih etmeliyiz. Eğer doğru seçimi yapamaz isek sağlığımızı korumak adına değerli özgürlüğümüzden vaz geçmek durumunda kalabiliriz.

Küresel plana ihtiyaç var

Karşı karşıya kaldığımız ikinci önemli tercih, milliyetçi bir ayrışma ile küresel dayanışma arasındadır. Hem salgın hem de salgının neden olacağı ekonomik kriz, küresel problemlerdir ve bundan dolayı ancak uluslararası işbirliği ile çözümlenebilir.

Birinci ve en önemli şey, virüsü yenebilmek için bilginin dünya çapında paylaşılması zorunluluğudur. Bu paylaşım, insanların virüse karşı önemli bir avantajıdır. Zira virüsler bilgi paylaşamaz. Çin’deki ve ABD’deki Koronavirüs’ler, insanlara nasıl bulaştıkları ile ilgili ipuçlarını paylaşamazlar. Ancak Çin, ABD ye Koronavirüs hakkında ve bununla nasıl baş edileceğine dair önemli dersler verebilir. Milano’daki bir doktorun sabah yaptığı bir buluş, akşam Tahran’da bir hastanın hayatını kurtarıyor olabilir. Virüsle mücadelede değişik stratejiler arasında bocalayan Birleşik Krallık, bir ay önce benzeri bir ikilemde kalan Güney Kore’den tavsiye alabilir. Bunların olabilmesi için uluslararası işbirliği ve güvene ihtiyaç vardır. Önümüzdeki günlerde her birimiz temelsiz komplo teorileri ve kendi amacına hizmet eden politikacılardan ziyade bilimsel verilere ve sağlık uzmanlarına güvenmeyi tercih etmeliyiz.

Ülkeler bilgi paylaşımı konusunda gönüllü olmalı ve mütevazi bir şekilde tavsiye kabul etmelidir. Bunun yanı sıra, elde ettikleri veriye ve görüşe güvenebilmelidir. Özellikle test kiti ve solunum cihazları gibi tıbbi ekipmanın üretimi ve dağıtımı konusunda da dünya çapında bir gayrete ihtiyaç vardır. Her ülkenin yerel olarak bunları üretip istiflemesi yerine, küresel koordinasyon ile üretim daha verimli olur ve aynı zamanda bu hayat kurtaran ekipman daha adil dağıtılır. Nasıl ki savaş zamanı ülkelerin kilit endüstrilerini millileştirmesi gerekti, Koronavirüs’e karşı verilen bu insanlık savaşı da kilit üretim hatlarının insanileştirilmesini gerektirir. Koronavirüs vakası nispeten az olan zengin bir ülke, çok fazla sayıda vakası olan fakir bir ülkeye değerli ekipman yardımı yapabilmeli, bunu yaparken de kendisinin ihtiyacı olduğunda diğer ülkelerin yardıma geleceğine güvenebilmelidir.

Sağlık personeli konusunda da benzer bir küresel işbirliği göz önüne alınmalıdır. Nispeten daha az zarar görmüş ülkeler, personelini yoğun ihtiyaç duyulan bölgelere göndermelidir. Bu sayede hem ihtiyaç zamanında karşılanmış olacak hem de değerli tecrübeler edinilmiş olacaktır. Sonradan salgının bölge değiştirmesi durumunda yardım başka istikametlerde akabilmelidir.

Ekonomik cephede de küresel iş birliği hayatidir. Genelde ekonomi ve tedarik zincirinin küresel özellikleri düşünüldüğünde, hükümetlerin, diğerlerini göz önünde bulundurmadan kendi işlerini görmeleri krizin daha da derinleşmesine ve kaosa yol açacaktır. Küresel eylem planına derhal ihtiyaç vardır.

Dünya çapında mutabakata ihtiyaç duyulan diğer bir alan da Seyahat konusudur. Tüm uluslararası uçuşları aylar boyunca askıya almak Koronavirüs mücadelesini zedeleyecek, ve büyük zorluklara neden olacaktır. Bilim insanları, doktorlar, gazeteciler, politikacılar ve iş insanlarının hayati önemi haiz ufak gruplar halinde sınırlar arası seyahat etmelerine müsaade edilmelidir. Bu iş, seyahat edeceklerin ana yurtlarında ön elemeden geçmeleri konusunda uluslararası mutabakat sağlanarak yapılmalıdır. Eğer dikkatlice elenmiş yolcuların uçakta olduğuna eminseniz, bunları kolaylıkla ülkenize kabul edebilirsiniz.

Ne yazık ki bunların hiçbirisi ülkeler tarafından şu anda uygulanmamaktadır. Kollektif bir felç durumu sanki uluslararası camiayı kavramış durumda. Öyle görünüyor ki ortalıkta hiç yetişkin yok. Haftalar öncesinde, dünya çapında liderler arasında acil bir toplantı ile eylem planlarının alınması ve açıklanması beklenirdi. G7 liderleri ancak bu hafta bir video konferans gerçekleştirdi ve burada da bir plan açıklanmadı.

Bundan evvelki küresel krizlerde- 2008 finansal krizi ve 2014 ebola salgını gibi- ABD küresel lider rolünü üstlenmiş idi. Ancak, mevcut ABD yönetimi liderlik koltuğundan çekildi ve çok açık bir şekilde, insanlığın geleceğindense Amerika’nın büyüklüğünü daha fazla umursadığını ilan etti.

Bu yönetim, en yakın müttefiklerini bile yüzüstü bıraktı. Avrupa birliğinden uçuşları yasaklarken, bırakalım Avrupa Birliği ile bu önemli kararı istişare etmeyi, onlara bir ön uyarıda bulunma gayretinde dahi bulunmadı. İddiaya göre, yeni bir Covid-19 aşısının münhasır haklarını elde etmek için, bir Alman ilaç şirketine -skandal gibi- 1 milyar dolar önerdi. Bu yönetim, tarz değiştirip, küresel bir plan ile ortaya çıksa bile, hiçbir zaman sorumluluk üstlenmeyen, hata kabul etmeyen ve tüm krediyi rutin bir şekilde kendi almaya çalışırken diğerlerini töhmet altında bırakan bir lideri takip edenler çok az olur.

Eğer ABD tarafından bırakılan bu boşluk başka ülke(ler) tarafından doldurulamaz ise, sadece salgını durdurmak çok zorlaşmakla kalmayacak, önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkiler zehirlemeye devam edecektir. Ancak her krizin aynı zamanda bir fırsat yarattığını söylemek gerekir. Ümit edelim ki, bu salgın küresel uyuşmazlığın ne kadar tehlikeli olduğunu insanoğlunun görmesine vesile olsun.

İnsanlık tercihini yapmak zorunda. Küresel dayanışmayı mı benimseyeceğiz yoksa bölünmüşlük yolculuğuna devam mı edeceğiz. Kopukluk veya bölünmüşlüğün tercih edilmesi bu krizin daha da uzamasına ve muhtemelen ileride daha başka felaketler ile karşılaşmamıza neden olacaktır. Küresel dayanışmanın tercih edilmesi durumunda, sadece Koronavirüs’e karşı değil, ileride insanlığa saldırabilecek muhtemel salgınlara ve krizlere karşı da bir zafer elde edilmiş olacak.


[1] Algoritma, belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol.(çevirmenin notu)

[2] Güçlendirme: İnsanların ve toplulukların özerk, olmasını, kendine güven duymasını, sorumlulukla kendi yaşamıyla ilgili kararları verebilmesini ve haklarını koruyabilmesini sağlayan uygulamalar (çevirmenin notu)



* Yuval Noah Hariri, Sapiens, Homo Deus ve 21. Yüzyıl için 21 Ders kitaplarının yazarıdır.

** Harari’nin bu makalesi 20 Mart’ta Financial Times’ta yayımlandı. Alıntılar ve özet aktarımların gördüğü ilgi nedeniyle -gecikmenin içerikte bir kayıp yaratmadığını da dikkate alarak- Harari’nin makalesinin tam çevirisini, tercümeyi yapan Sayın Ömer Bozer’e teşekkür ederek yayımlıyoruz.

Kaynal: T24

Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın

0

Evlerde kapalı olmayı fırsata çevirmeniz için online derslerden online konserlere, kaçırdığınız tiyatro oyunlarından kısa filmlere, online müzelerden yoga ve nefes derslerine, uzaktaki sevdiklerinizle birlikte dizi izleme uygulamalarına kadar ihtiyacınız olan her şey bu rehberde. Gördüğünüz mavi renkli kelimelere tıklayarak ilginizi çeken adrese kolayca gidebilirsiniz!

2020 hamileliklerin arttığı ama aynı şekilde boşanmaların, ayrılıkların, kavgaların da arttığı yıl olarak geçecek tarihe. Tabii eğer hâlâ dersimizi alamadıysak. Elimizdekinin değerini bilememe hastalığımızdan kurtulduysak bir gelecek olacak. O zamana kadar, evdeki zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek ve belki de yapmaya hiç vakit bulamadığımız şeyleri yapma zamanı. Yeni bir dil öğrenmeye çalışmak, okumadığımız kitapları okumak, kaçırdığımız filmleri/dizileri izlemek, uzun zamandır başlamak istediğiniz kitabı okumak, şu öykülerinizi yazmak, spor yapmak yani yapmak isteyip de bir türlü vakit bulamadığımız her şeyi yapmak için tam zamanı. 

Bu nedenle size uzun bir liste hazırladık. Online derslerden online konserlere, online müzelerden yoga ve nefes derslerine ihtiyacınız olan her şey bu rehberde.

- 1584814822785 heja bozyel - Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın

Online eğitim

Artık kimsenin “Oxford vardı da biz mi gitmedik” demesine olanak kalmadı. Çünkü dünyanın en iyi üniversiteleri ayağımıza geldi.  Bunların büyük bir kısmının İngilizce olması sizi durdurmasın çünkü yabancı dil öğrenme aplikasyonlarının bir kısmı karantina günlerine özel indirimler yapıyor. Hatta ücretsiz olanlar da var. T24 okurları için özel indirimli online İngilizce eğitimi de sürprizimiz.

Dil eğitimi

  • Özel İngilizce dersi: Kişiye özel programlanmış birer saatlik gramer, konuşma, iş İngilizcesi derslerine ihtiyacınız varsa Tickety Boo doğru adres. Şişli’de merkezi olan dil okulunun dersleri şu an Skype üzerinden devam ediyor. Ders öncesinde 15-20 dakikalık kısa bir görüşme ile ihtiyaca yönelik program çıkartılıyor. 10 derslik paket ders alımında T24 okurları için yüzde 24 indirim şansınız için promosyon kodunuz: HBt24

Tickety Boo kurucusu Alex Keeney ile derslerle ilgili iletişime geçmek için Instagram’dan, Facebook’tan mesaj atabilir ya da mail gönderebilirsiniz: 

Instagram@englishclasswithalex | @ticketyboo.co

Facebook: @ticketyboo.co

Mail: [email protected]

Influencerlar ile yaptıkları promosyon çalışmaları sayesinde çok tanınan Cambly uygulaması sadece yabancı dil eksiğinizi değil, evden hiç çıkmayan ve yalnız yaşayanlar için bir insanla konuşma hasretini de giderecek uygulama. Burada öğretmen olup Türkçe eğitimi de verebileceğiniz gibi, İngilizce becerilerinizi deneyimli öğretmenlerle geliştirebilirsiniz.

Diğer diller için: Hem İngilizce hem de farklı dilller için deneyebileceğiniz aplikasyonların başında Busuu geliyor. Onun dışında Duolingo da oldukça popüler ve başarılı bir aplikasyon. Memrise aplikasyonu ise kendi geliştirdiği yöntemle daha çok kelime öğrenmeye yönelik pratik yaptırıyor ve oldukça eğlenceli, basit bir tasarımı var. Lingvist, Türkçe versiyonu olmayan bir web sitesi ama özellikle Uzak Doğu dillerini öğrenmek için ideal. HelloTalk uygulaması ise 15 farklı ülkenin yerlileri ile konuşarak, mesajlaşarak yabancı dilinizi geliştirmenizi sağlayan başka bir aplikasyon. Tüm bu aplikasyonların ücretsiz ders seçenekleri olduğu gibi daha sıkı bir eğitim için ücretli alternatifleri de mevcut. 

- 1584799521223 cesitlikonulardaegitim - Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın

Çeşitli konularda eğitimler

  • Gerçek bir yetenek olan Memed Erdener ile birlikte “Güzel” kavramını sorgulamaya ne dersiniz? Haftada 1 kez 2 saatlik olan bu ders lise ve üniversite öğrencilerine yönelik. Sanatçının Bilgi Çizgi Atölyesi Instagram hesabından diğer derslerini de inceleyebilirsiniz.
  • Coursera ve Udemy siteleri bugünlerimiz için adeta birer cevher! Kodlama mı öğrenmek istiyorsunuz yoksa sanat tarihi mi? Hepsi bu iki eğitim sitesinde mevcut ve kimi dersler saygın eğitim kurumlarından sertifika almanıza da olanak tanıyor. Tabii dersleri düzenli takip şartı ile. 
  • Coursera‘da şu an 1705 ücretsiz kurs bulunuyor. Yapay zeka, photoshop, fotoğrafçılık, bitki bakımı, bahçecilik, sosyal psikoloji, ikna teknikleri, aplikasyon yapımı… Ne isterseniz var. Siteye üye olmak da ücretsiz.
  • Udemy ise sitesinde 100 bin derslik bir arşive sahip. Her dersin fiyatı farklı ve aynı zamanda yıllık sınırsız üyelik imkanı da var. Türkçe dersler de bulmanız mümkün.
  • İnternet kullanımından yaratıcı alanlara kadar farklı konularda ücretsiz eğitimler veren bir site olarak GCFGlobal iyi bir kaynak. 
  • Tarih ve sanata ilginiz vasa şu adresteki ücretsiz eğitimler, filmler, okumalar ilginizi çekebilir. 
  • Çıtayı yükseltmek isterseniz Harvard, MIT, Yale, Berkeley College gibi dünyanın en iyi eğitim kurumlarının derslerini online olarak takip etmenizi sağlayan EdX tam size göre. 140 kurumun 2500’den fazla eğitimini barındıran site İngilizce eğitim sunuyor. 
  • Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nin sunduğu kısa ve uzun süreli online eğitimler de oldukça dikkat çekici başlıklara sahip. İnovasyon ve girişimden yaratıcı yazarlık kurslarına kadar her ihtiyaca hitap edecek kurslar için takvimi takip etmeniz gerekiyor.
  • Kod yazmayı öğrenmek isteyenler için Codeacademy en doğru adres. Ancak bolca farklı mevzuatı olan site ve aplikasyon da mevcut. Öğrencilere sundukları burs imkânları da var. 
  • Kod yazma dışında yapay zeka, data düzenleme gibi teknolojik konulara ilginiz varsa Udacity sizi doğrudan iş hayatına hazırlayan bir web sitesi olarak oldukça başarılı. 
  • Çocuk kitabı nasıl yazılır ve çizilir öğrenmek isterseniz British Library ‘ye göz atın. 
  • İstanbul İşletme Enstitüsü 60’dan fazla ders seçeneği sunuyor.
  • Müzisyen Neslihan Engin, çocuklara yönelik online piyano dersleri veriyor. Instagram hesabından takip edebilir, bilgi alabilirsiniz.
  • Yemek yapmayı öğrenmek için en pratiklerden başlayın. Youtube’da Emir Yargın’ın Çakal Lezzetler kanalında öğrenci evlerine yönelik, ultra kolay ve “çakal” tarifler varken Instagram’da Yasemin Ataman @yasemini hesabından sağlıklı pratik tarifler paylaşıyor. Mösyö Şokola da Instagram’dan takip edebileceğiniz çok sevdiğimiz başka bir isim. Yemek yapma becerilerinizi üst seviyeye taşımak istiyorsanız ve özellikle vegan/vejetaryen tarifler arıyorsanız @miamesa.co süper tariflerle geliyor. Aynı şekilde @eceaksakoğlu Instagram paylaşımlarında güzel tarifler veriyor hatta kimi tarifleri oğlu ile birlikte yapıyor. Burak Arpak ile ekşi mayalı tarifleri deneyebilirsiniz. O da Instagram’da @burakarpak hesabının storylerinde ağız sulandıran tarifler veriyor. Ancak onun tariflerini sporla birleştirmeniz hayrınıza olur! 

Sanat, tarih ve edebiyat severler için

  • Art Dubai 14. senesinde fuarı iptal etmek yerine online hale getirdi. 25-28 Mart arasında düzenlenmesi planlanan fuar, 23 Mart itibariyle dijital olarak sunulacak. Online global canlı forum, katalog sunumu ve canlı performanslar için tıklayın.
  • Dünyanın en önemli sanat fuarı Art Basel henüz ileri tarihlerde olduğu için belirsizlik içinde olsa da pandemiden bağımsız olarak gezebileceğiniz (önce ücretsiz kayıt olmanız gerekli) online galerisi iç açıyor.
  • British Library harita meraklıları için tam bir hazine sunuyor. 30 tarihi haritayı detaylıca inceleyebilirsiniz. Sketchfab aplikasyonunu indirerek aynı haritaları artırılmış gerçeklik ile de görmeniz mümkün. Bu arada kütüphanenin ücretsiz okunabilecek online kitapları da var. Ancak en güzel bölümlerinden biri 6,5 milyon kayıtlık arşiviyle cazdan popa, tarihten bilime kadar sesli ve görüntülü arşivi. Çocuk kitabı yazmayı ve çizmeyi anlatan bölümü de var.
  • Google Arts And Culture sizin için sonsuz bir kaynak! Dünyanın her yerinden müzeleri, tarihi bölgeleri ve hatta sokakları oturduğunuz yerden gezmek, sanat eserleri hakkında ünlü isimler tarafından seslendirilen detayları öğrenmek için ister web sitesine girin ister aplikasyonunu telefonunuza indirin. Hatta ünlü tabloları normalde müze gezerken göremeyeceğiniz kadar yakından görmenizi sağlayan “Zoom” serisi bile var. Şu yazıya da bir göz atabilirsiniz. 
  • Yale Üniversitesi’nin online sanat galerisi hem eserleri tek tek incelemenizi sağlıyor hem de farklı ders programları ile ufuk açıyor. 
  • İstanbul Edebiyat Evi, 1,5 yıllık arşivlerinden bir seçkiyi YouTube kanallarında sunuyor. Latife Tekin ile Kıraathane’de, Demet Akbağ ile Sahnede 40 Yıl gibi benzersiz sohbetleri yüklendikçe izleyebilirsiniz.

Meditasyon, yoga, ses terapisi

*Meditasyon, yoga ve benzeri çalışmaları online yapmak için kimi eğitmenler Instagram ve YouTube tercih ederken artan oranda çok insanın aynı anda online olarak iletişim kurmasına olanak veren  Zoom aplikasyonu uygulanıyor. Telefonlarınızın aplikasyon marketlerinden indirebilirsiniz.

- 1584799605306 meditasyonyogases - Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın
  • Muhteşem sesi ile ses yolculukları yaptıran çok güzel insan Ceren İzaki, her gece 23.30-24.00 arasında canlı ses meditasyonu yapıyor. Katılmak için Instagram’dan takip edebilirsiniz: @cerenizaki 
  • Nazlı Doğuoğlu ve Cenk Şarkuş birlikte Tibet kaselerinin güzel tınılarıyla canlı meditasyon ve yoga dersleri veriyor. İlk kez böyle bir deneyim yaşayacaksınız bu iki süper insanı Instagram’da takip edin: @nazlidoguoglu  @cenksarkus
  • Pazartesi günleri Yoga Bakkalı Hilal Bakkaloğlu, akşam 20:00’de 40 dakikalık ücretsiz yoga terapi dersleri yapıyor. Derslerin bağışıklık, anksiyete gibi konuları oluyor. Katılmak için [email protected]’a bir mail atın.
  • Esra Pulak 21 gün boyunca her sabah saat 06.00’da Zoom aracılığıyla günlük ruhsal pratik yaptırıyor. Pratikler 9 Nisan’a kadar sürecek. Instagram paylaşımları çok sevilen Pulak’ın nefes terapisi gibi online dersleri de var. 
  • Yogainn Ankara bağışıklık güçlendiren nefes çalışmaları, yoga pratikleri ve meditasyon çalışmalarını online olarak sunuyor. Günlük programlarını Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz: https://www.instagram.com/yogainnankara/
  • Heryerdepilates.com online derslere karantinadan önce başlamıştı! Size uygun üyelik paketini seçerek olduğunuz yerden pilates yapabilirsiniz.
  • Şiddetsiz İletişim hakkında bilginiz var mı? Hem kendimizle hem de çevremizle daha farklı bir bağ kurmak için bu konuda kendinizi geliştirebilirsiniz. Üstelik işin Türkiye’deki üstatları online toplantılara başladı. 23 Mart Pazartesi gününden itibaren, ücretsiz Zoom platformu üzerinde, haftanın 7 günü, isteyen herkesin katılımına açık ve her biri 1,5 saat süren toplantılar yapılacak. Nerede ve nasıl yaşıyor olursanız olun bu toplantılarda kendinizi bulabilirsiniz. Detaylar için: www.siddetsiziletisim.com/dinlemecemberleri 
  • Ece Targıt ‘ın kurduğu huzur dolu Flov Studio‘yu takip ederseniz hem ilham alır hem de her gün canlı meditasyon ve yoga derslerine katılabilirsiniz. 
  • Evde spor çıtanızı yükseltmeye hazırsanız Elif Boyner ‘in kurduğu Sweaters Community size göre! “Indoor cycle challenge” gibi aktivitelerle içinizdeki sporcu rekabet duygusu da tatmin olacak ama burada spordan çok daha fazlası var, Instagram hesabında storyleri ve canlı yayınları takipte kalın. Detaylar için: www.sweatershub.com 

Tiyatro, opera, bale

  • Radyo tiyatrolarını, ‘arkası yarın’ları hatırlar mısınız? Şimdinin dizilerinden bile daha güzellerdi! Bu güzelliği sesleriyle canlandıran Yetkin Dikinciler, Melisa Sözen ve Mert Fırat’a teşekkür etmek gerekli! Spotify’dan dinleyebileceğiniz “Uyku Öncesi: Karanlık Masallar” ilaç gibi geldi. Instagram hesabından takip ederek yeni bölümleri yakalayabileceğiniz Karanlık Masallar ‘ın bilgileri şöyle: Seslendirmenler; Kadın: Melisa Sözen, Adam: Mert Fırat, Evin Ruhu: Esra Ruşan
    Senaryo:Gizem Kızıl @gizemkizil Hikaye: Mine Söğüt @minesogut Ses Tasarım: Cem Öget @cemoget Prodüktör: Miray Kaya @miraykaya Mix:Postbıyık @postbiyik Kayıt Stüdyosu: Babajim @babajimistanbul Jenerik Seslendirmen: Yetkin Dikinciler @yetkindikinciler
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın YouTube sayfasında Devlet Opera ve Balesi ile Tiyatroların eserleri sergilenmeye başlandı. Carmen Operası’ndan La Traviata Operası, Romeo ve Juliet Balesi, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nun Sihirli Kitap Çocuk Oyunu, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Bir Nefes Dede Korkut oyunu gibi videolar var. Seçenek çok yok ama bunları da kaçırmak olmaz.
  • Mekan Artı‘nın çarpıcı ve bol alkışı hak eden oyunları artık her Perşembe YouTube’da. Oyunlar paylaşım için değil, arşiv amaçlı kaydedildiğinden şahane bir görüntü beklemeyin ama kaçırdığınız oyunlar evinize geliyor, kayıt kalitesine takılmayacaksınız değil mi? İlk oyun, 80’lerde Lubunya Olmak.
  • Şahane oyunlarıyla bildiğimiz Bam İstanbul boş durmuyor. Online hikaye okumalarını da takip edebilirsiniz. Ayrıca tiyatronun çok ödüllü başarılı oyunları Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin ve Kader Can Habitus etiketiyle kitap olarak yayınlandı. Okumak için tam zamanı!
  • Çağdaş dansın en önemli isimlerinden Nederlands Dans Theater Edward Clug’un 11 dakikalık çağdaş bale gösterisi Mutual Comfort’ı ücretsiz ve online yayınladı.
  • Çağdaş dansın klasiklerinden Rosas Danst Rosas’ın koreografisini evde keşfetmek isteyenler, ücretsiz derslere https://www.rosasdanstrosas.be/en-home/ linkinden ulaşabilir. İşi ilerletmek isteyenler performansını kaydedip siteye gönderebilir.

Radyo

- 1584799628314 ekran resmi 2020 03 21 17 - Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın
  • Çoğu radyo canlı yayın olmasa da evden kayıtlarla programlarına devam ediyor. @nohradio gibi online radyoların “evden canlı” yayınlarını dinlemeye devam edebilirsiniz. Ya da her sabah ve akşam Metehan Mert Çakır’ı (@metehanmertcakir), Gülşah Güray’ı (@gulsah_guray) Mesut Süre’yi (@mesut_sure) Yasemin Şefik’i (@yaseminsefik) dinlemeye devam çünkü onlar da programlarını -evlerinden- yapmaya devam ediyorlar. Hatta Yasemin Şefik canlı YouTube programı bile yapıyor. 
  • Otomobilde, yolda radyo dinleme alışkanlığı olanlar için evde de aynı ortamı telefon ve bilgisayardan sağlamak mümkün. Radyo Kulesi adlı aplikasyonda yüzlerce radyo istasyonu var ve kendi listenizi hazırlayarak dilediğiniz radyoyu dinleyebilirsiniz. 
  • Açık Radyo‘muz zaten hep yanımızda! Dinlemeye ve okumaya devam!
  • Power FM‘in de aplikasyonu olduğunu ve her yerden her zaman dinleyebileceğinizi unutmayın! 

Online konserler

- 1584799655202 online konser - Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın
  • Müzisyenler online konserlere hızlıca uyum sağladılar ve hemen evlerinden yayın yapmaya başladılar. Can BonomoNova NordaTuğçe ŞenoğulGaye Su Akyol gibi çok sevdiğimiz isimleri Instagram’dan takip ederek canlı yayınlarını yakalayabilir hatta soru sorma, sohbet etme şansı yakalayabilirsiniz. 
  • Bu hafta heyecanla beklediğimiz The Irish Spirit Jam Session konserleri ev konserleri halini aldı. Hiç şikayetçi değiliz çünkü bu isimleri her şey geçince sahnede izlemeye de hazırız! Konserler şöyle: Bu akşam yani Pazar günü saat 21.00’de Fırat Akarsel, 23 Mart Pazartesi saat 21.00’de çok çok sevdiğimiz şarkıların yaratıcısı Simge Pınar konseri evden canlı canlı Instagram’da @theirishspirit adresinde. 
  • Kendine Has sunumuyla #Evdekal Fest 23 Mart’ta başlıyor. Sürpriz konserlerin de olacağı online festival, yine Instagram’da @kendinehasonline hesabında. 
  • Bruce Springsteen 2009 tarihli muazzam London Calling, Hyde Park konserinin tamamını ücretsiz bir şekilde dijital platformlarda yayınladı.
  • Muazzam bir online konser arşivi Paste Magazine tarafından yayınlandı. Sırf bu bile karantina günlerini güzelleştirmeye yeter! 
  • https://www.pastemagazine.com/music/live-music/live-music-at-home/

Film, dizi, kısa film

- 1584799725340 filmdizi - Evde Kalın, Hayatın Akışı İçinde Kaçırdıklarınızı Yakalayın
  • Kısa film sevenler için mükemmel bir yerli kısa film platformu var karşınızda: Short by Short. Özellikle şu ara “Evde” filmini izleyerek başlayabilirsiniz. 
  • Alternatif film platformu Mubi, açıldığı günden beri sinefillerin kutsal platformu. Vazgeçemediğimiz platform, bugünlerde en çok film izlediğimiz adreslerden biri. 3 aylık başlangıç üyeliği 10 TL. Başka hiçbir yerde izleyemeyeceğiniz yabancı filmleri burada bulabilirsiniz. Öğrencilere yönelik özel paketleri de var. Platformda paketiniz dahilinde izleyebileceğiniz filmlerin dışında kiralayabileceğiniz farklı filmler de mevcut. 
  • Yerli platform BluTv özel içerikleriyle her gün daha fazla abone kazanıyor. Pavyon, Masum, Benim Varoş Hikayem gibi özel yapımların yanı sıra farklı kanalların dizileri ve yerli/yabancı film seçenekleri de var. Aynı zamanda 3.99 TL’den başlayan fiyatlarla film kiralama imkanı da sunuyor. Canlı TV özelliği de var. Abonelik ise aylık 19.90 TL. 
  • Bulunduğumuz durumdan dolayı çalışamayan set işçileri ve yaratıcı sektör çalışanları için 100 milyon fon ayırdığını açıklayarak kalbimizi bir kere daha kazanan Netflix karantina günlerinin yıldızı doğal olarak. “Netflix and chill” (Netflix’i aç ve gevşe) artık çok mümkün olmasa da “Netflix and distract” yani “Netflix’i aç ve zihnini dağıt” diyebiliriz. Netflix aylık 17.99 ile 41.99 TL arasında değişen fiyatlarla paketler sunuyor. 
  • Peki dizi ve filmleri uzaktaki arkadaşlarınızla aynı anda izleyebileceğinizi hatta izlerken sohbet edebileceğinizi biliyor muydunuz? Kurulumu ve kullanımı çok kolay olan Netflix Party adlı aplikasyon şu ara en çok indirilen uygulamalardan. Yalnız Google Chrome üzerinden eklenti  şeklinde kullanılıyor ve farklı hesaplardan aynı anda Netflix üzerinden izleme, durdurma, sohbet etme imkânı sunuyor. Bu eklentiyi nasıl kuracağınıza ve kullanacağınıza dair detaylı bilgiyi Cemal Yıldırım’ın TechnoVadi‘deki yazısında bulabilirsiniz. 
  • Bir başka ortak video izleme aplikasyonu olan Rave-Watch Together telefonunuza yükleyebileceğiniz bir aplikasyon ve sadece Netflix için değil; YouTube, Reddit, Vimeo gibi platformlar için de kullanabilirsiniz. Hatta bu aplikasyon sayesinde birlikte müzik de yapabilirsiniz. 
  • Şimdi tam da kedi, panda, bebek videolarına sarma zamanı. Ama o sinir bozucu reklamları görmek istemiyor musunuz? O zaman YouTube Premium‘a üye olabilir (İlk 1 ay ücretsiz) ve hem videoları reklamsız izleyebilir hem de YouTube ekranından çıksanız bile telefonunuzda izlediğiniz videonun sesini duymaya devam edebilirsiniz. YouTube Premium özel içerikleri de işin bonusu!
  • Eve kapanmışken ne izlesek diyorsanız Melikşah Altuntaş’ın podcast’i Film Koması‘nı takip edin! Bazı Nefis FilmlerBazı Nefis Diziler hesapları adeta kara gün dostu oldu. Deniz Tokgöz’ün Bugün Neler İzledim hesabını da kaynak olarak kullanabilirsiniz.

*Bu rehbere eklenmesini istediğiniz etkinliklerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Mail: [email protected] 

Koronavirüsü ve Yaşlılarımızın Psikolojisi

0

Yaşlılarımızın evde kalması konusunda genelge çıkarıldı. Her şey onların ve toplumun sağlığı için. Son dönemde gençlerin yaşlılar üzerinden yaptığı espriler bir yere kadar güzeldi. Ancak durum yavaş yavaş saygısızlığa ve hakarete doğru ilerlemeye başladı.

Örneğin aşağıda yayınladığım ve yüzünü kral tacıyla gizlemeye çalıştığım bu video.

Yaşlıları Anlamak

Yaşlılarımızın evde kalması konusunda genelge çıkarıldı. Her şey onların ve toplumun sağlığı için. Son dönemde gençlerin yaşlılar üzerinden yaptığı espiriler bir yere kadar güzeldi. Ancak durum yavaş yavaş saygısızlığa ve hakarete doğru ilerlemeye başladı. Örneğin yayınladığım ve yüzünü kıral tacıyla gizlemeye çalıştığım bu video. Onlarcası var sosyal medyada. Videoyu çeken kişi amcaya uyarı yapıyor. Belki uyarısı anlaşılabilir ama uslup tartışmalı hele bunu videoya alıp yayması hepten yanlış.▶️Düşündüm ne yazabilirim diye. Ve yaşlıları anlamak için biz gençlere bir kaç bilgi sunayım dedim:-Yaşlı insanlar toplumsal yapımız içinde yer bulmakta zorlanmakta. Bizim toplumumuzda yaşlılar için sadece kahveler ve bir araya gelinen evde gün toplantıları vardır. Oralarda bağ kurarlar. Sadece çocukların güvenli bağlanmaya ihtiyacı yoktur. Yaşlıların da vardır.-Yaşlılığın verdiği sağlık sorunlarıyla uğraşan yaşlılar birde tv'den yanlış bombardıman edilen sağlık korkusu ile karşılaşınca psikolojik yıkımlar yaşayabiliyorlar. Onlarla duygularını paylaşmak çok daha faydalı olacaktır.-'Yaşlılar dışarı çıkmasın' , 'yaşlıların okuduğu gazete' , 'yaşlılar teknoloji kullanamıyor' şeklindeki ayrıştırıcı ve hatta ötekeleştirici dil onları isyan noktasına getirebiliyor. Kapsayıcı dil kullanmakta fayda var.-Yaşlılar yılları geride bıraktıkları için ve önlerinde sınırlı bir zaman dilimi kaldığını düşünerek bunu en iyi şekilde kullanmak istiyor olabilirler.Bu nedenle evde kalmalarını isteyerek onlardan çok büyük bir fedakarlık istediğimizi anlayalım. Empati kuralım.-Yaşlılık psikolojisi diye bir gerçek var. Tıpkı ergenlik psikolojisi olduğu gibi, tıpkı çocuk psikolojisi olduğu gibi. Tv'de, sosyal medyada ve hatta sokakta yaşlılık psikolojisini dikkate alan bir dil kullanabildiğimizi düşünmüyorum. Ergen ile ergenlik psikolojisini dikkate alıp konuşmazsak nasıl isyan ediyorlarsa yaşlılarda onları anladığınızı gösteren bir dil kullanmadığınızda isyan ediyor.Söylenecek çok şey var ama zaman sınırlı. Yazım hataları varsa şimdiden özür dilerim çok hızlı ve mobilden yazdım. 🙏Saygılar.#Covid_19 #corona #koronavirüs #yaşlılıkpsikolojisi #yaşlılık #empati #psikoloji

Ahmet YILDIZ paylaştı: 23 Mart 2020 Pazartesi

Onlarcası var sosyal medyada. Videoyu çeken kişi amcaya uyarı yapıyor. Belki uyarısı anlaşılabilir ama üslup tartışmalı hele bunu videoya alıp yayması hepten yanlış.

▶️Düşündüm ne yazabilirim diye.

Ve yaşlıları anlamak için biz gençlere bir kaç bilgi sunayım dedim:

-Yaşlı insanlar toplumsal yapımız içinde yer bulmakta zorlanmakta. Bizim toplumumuzda yaşlılar için sadece kahveler ve bir araya gelinen evde gün toplantıları vardır. Oralarda bağ kurarlar. Sadece çocukların güvenli bağlanmaya ihtiyacı yoktur. Yaşlıların da vardır.

-Yaşlılığın verdiği sağlık sorunlarıyla uğraşan yaşlılar birde tv’den yanlış bombardıman edilen sağlık korkusu ile karşılaşınca psikolojik yıkımlar yaşayabiliyorlar. Onlarla duygularını paylaşmak çok daha faydalı olacaktır.

-‘Yaşlılar dışarı çıkmasın’ , ‘yaşlıların okuduğu gazete’ , ‘yaşlılar teknoloji kullanamıyor’ şeklindeki ayrıştırıcı ve hatta ötekeleştirici dil onları isyan noktasına getirebiliyor. Kapsayıcı dil kullanmakta fayda var.

-Yaşlılar yılları geride bıraktıkları için ve önlerinde sınırlı bir zaman dilimi kaldığını düşünerek bunu en iyi şekilde kullanmak istiyor olabilirler.Bu nedenle evde kalmalarını isteyerek onlardan çok büyük bir fedakarlık istediğimizi anlayalım. Empati kuralım.

-Yaşlılık psikolojisi diye bir gerçek var. Tıpkı ergenlik psikolojisi olduğu gibi, tıpkı çocuk psikolojisi olduğu gibi. Tv’de, sosyal medyada ve hatta sokakta yaşlılık psikolojisini dikkate alan bir dil kullanabildiğimizi düşünmüyorum. Ergen ile ergenlik psikolojisini dikkate alıp konuşmazsak nasıl isyan ediyorlarsa yaşlılarda onları anladığınızı gösteren bir dil kullanmadığınızda isyan ediyor.

Söylenecek çok şey var ama zaman sınırlı. Yazım hataları varsa şimdiden özür dilerim çok hızlı ve mobilden yazdım. 🙏

Saygılar.

Ahmet YILDIZ

www.ahmetyildiz.com

www.instagram.com/ayildizpdr

Koronavirüs salgınında psikolojimizi korumak

0

Kaosa dönen medya bombardımanları, kaygısı yüksek, karamsar kişilerin daha fazla paylaşım yapması bizi objektif ve olumlu bilgilerden koparabilir, bunu unutmamalı

Haftalardır ne çok sıkıldınız değil mi? Daha ne kadar sabredersiniz derken ardı ardına yeni felaketler… Yangınlar, ekonomik kriz, deprem, savaş, şehitler, virüs salgını… Yine dayanabildiniz ama çok zorlanıyorsunuz … Bu daha ne kadar böyle devam edecek?  Son olsun demekle olmuyor bir türlü. Kasmaktan, yeni kötü haberleri ardı ardına duymaktan, bunalmaktan, uykusuz kalıp bitap düşmekten,  çıldırmaktan korktuğunuz oluyor mu? Oysa biz çocukken, öğrenciyken, gençken ne güzelmiş dünya ?

Şimdi sakin olun, salgın hastalık anksiyetesi (kaygısı) yaşasanız da bunu psikolojik bir krize dönüştürmekten kaçının. Çünkü aşırı stres hem psikolojik hem de fizyolojik bağışıklık sisteminizi bozar ve hastalanmaya daha yatkın olabiliriz.  O zaman vitesi küçültüp biraz dinlenelim, eve çekilip, yakınlarımızla sohbet etmeye, paylaşmaya, doğaya, açık havaya, az tüketmeye, basit yaşamaya dönelim.

Bu sırada  şu önlem ve hatırlatmalar işinize yarayabilir:

  • Corona Virüs haberleri ile aşırı ilgilenip takip etmek kaygınızı, umutsuzluğunuzu paniğinizi arttırır. Buna karşın tamamen dikkati başka yöne çevirip, yok farz etmek kısa süreli işe yarasa da uzun dönemde psikolojik zorlanmanızı ortadan kaldırmaz. Bunun yerine olağan sıkıntılardan biri gibi kabullenmek, aşırı tepkilerden ve davranışlardan kaçınmak iyi bir yol. Hastalığın bütün belirtilerine aşırı dikkat kesilmek, gece gündüz buna odaklanmak algımızı bozarak, her normal işareti yanlış yorumlayıp kaygı düzeyimizi tırmandırır.
  • Aslında anksiyete ile savaşmamak lazım. Jung’un dediği gibi “What you resist persists“. Yani neye direnirsen, sürmesine katkıda bulunursun.  Hani uykusuzlukla savaşınca hiç uyuyamamak gibi.
  • Bilinmezliğe karşı toleransınızı arttırın. Hayat zaten sık sık iyi ve kötü süprizler yaşatır. Yaşamın değişmez kuralı gelecekten beklentilerimize karşın, hayatın bildiğini okuması ve kendi sistemi ile devam etmesi. Bunu kabullenip, hayatı nafile biçimde kontrol etmeye, değiştirmeye çalışmayalım, dalgalara karşı savaşmayalım. Her sürpriz, engelli atlama  parkurunun bir aşaması ve hayatı onların üzerinden hoplayıp zıplayarak sürdüreceğiz.  
  • Virüs salgını ile ilgili haberlere aşırı maruz kalmak, çok sayıda sosyal medya paylaşımı yapmak ve paylaşılan doğruluğu bilinmeyen haberlerin arasında kaybolmak yerine günde bir iki kez resmî ve güvenilir kaynakları izlemek yeterli. Mesela Dünya Sağlık Örgütü, Sağlık Bakanlığı ve konu ile ilgili çalışan akademisyenler gibi.
  • Zihnimizin genelde kötü senaryolara odaklanmak gibi eğilimi olabilir. Hastalık kapsak bile iyileşme ve zarar görmeden çıkma olasılığı çok yüksek, ölüm oranı çok düşük ve biz paniklediğimizde bu objektif gerçekleri unutuyoruz. Bilinmezlikler, her zaman bildiğimiz daha ciddi tehlikelerden çok daha korku veriyor bize.
  • Zamanı hem fiziksel hem psikolojik direncimizi yükseltecek aktivitelere ayırmak daha mantıklı. Hayatın bizi motive eden noktalarına, hedeflere, yapmakta olduğumuz işlere, keyif aldığımız anlara, kişilere odaklanmak daha iyi bir yol.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirici beslenme (koyu renki meyve sebze, probiyotik, fremente ürünler…), iyi uyumak (kesintisiz 6-8 saat), alkolü sigarayı kesmek, açık havada egzersiz yapmak, gevşeyip sakinleştiren aktivitelere odaklanmak oldukça faydalı. Kaygıyı, depresif duygudurumu ve uyku bozukluklarını düzeltemez isek acilen psikolojik destek almak önemli.
  • Evde karantinada kalmanın çok izole ve yalnız hissettirmesine izin vermemeli. Yakın arkadaşlar, aile bireyleri ile iletişim, sosyal etkileşim ve aktiviteler ihmal edilmemeli. Daha önceki karantinalarda, akut stres bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu geliştirmiş kişiler olduğu göz önüne alınırsa, kaygı ve endişe düzeyi yüksek kişilerin daha çok kendilerini sakinleştirmeleri, bu önlemleri almaları ya da psikolojik destek almaları gerekir. Uykunun ve iştahın bozulması, alkol, sigara ve madde kullanımının artması bizi psikiyatrik destek almak için önemli işaretler olabilir.
  • Özellikle çocuklara uygun açıklamalar yapılarak bilgilendirmeli, ebeveynlerin stresinin onlara geçmemesi sağlanmalı. Sağlıklı hijyen alışkanlıkları, sağlıklı yaşam biçimi, oyunlaştırıp hikayeleştirilerek, korku yaymadan çocuklara öğretilmeli. Çocuklar virüs salgını ile ilgili olumsuz haberlere maruz bırakılmamalı. 

Aslında düşündüğümüzden daha güçlüyüz. Kaosa dönen medya bombardımanları, kaygısı yüksek, karamsar kişilerin daha fazla paylaşım yapması bizi objektif ve olumlu bilgilerden koparabilir, bunu unutmamalı. Belki de bu salgını, dünyanın her kesiminden insanın eşit, aynı, aslında tüm ihtiyaçların basit ve yaşamın sade, doğa ve diğer insanlarla barışık olduğunu hatırlatması açısından bir ders olarak yorumlamalıyız.

Kaynaklar

  1. COVID-19 Mental Health Impacts: Resources for Psychiatrists
  2. Caring for Patients’ Mental Well-Being During Coronavirus and Other Emerging Infectious Diseases: A Guide for Clinicians
  3. Speaking of Psychology: Coronavirus Anxiety

Duygusal Bir Deneyimdir “Öğrenme”

0

Öğrenme, karmaşık ve duygusal bir deneyimdir. Öğrenme yöntemimiz; daha bebeklik döneminde, okula başlamadan çok önce, başta annemizle, daha sonra da diğer aile bireyleri ile olan ilişkilerimiz çerçevesinde gelişir…

Türkiye’de çalışmaya başladığımdan bu yana üzülerek en çok gözlemlediğim şey; anne babaların çocuklarının eğitimi konusunda yaşadıkları büyük kaygı ile birlikte kendilerini içinde buldukları belirsizlik durumu. Bu durumumuzdan en çok etkilenen de tabii ki çocuklar…

Bu panik ortamı içinde çocuklarının akademik başarısına endekslenmiş olan anne babalar, ne yazık ki “dikkat eksikliği”, “dikkat bozukluğu”, “hiperaktif” kavramlarını sıkça ve üstelik de yanlış kullanıyorlar.

En büyük yanlış da; aslında öğrenmenin duygusal bir deneyim, akademik başarının da sadece bir sonuç olduğunu gözden kaçırmalarından kaynaklanıyor. İşte ben de bu nedenle Annelergrubu.com web sitesinin ziyaretçileriyle (ki bizim tanışıklığımız geçen yıla dayanıyor) konuyla ilgili bilgi ve deneyimlerimi paylaşmak istedim… Öğrenme, karmaşık ve duygusal bir deneyimdir. Öğrenme yöntemimiz; daha bebeklik döneminde, okula başlamadan çok önce, başta annemizle, daha sonra da diğer aile bireyleri ile olan ilişkilerimiz çerçevesinde gelişir.

5 yaş, çocuğun bebeklik dönemini geride bırakarak, erken çocukluk dönemine girdiği bir yaştır. Bu döneme psikolojide “gizlilik” anlamına gelen “Latency dönemi” denilmektedir. 11 yaş ise, pek çok çocuk için ergenliğin ilk belirtilerinin görüldüğü zor bir dönemin başlangıcıdır.

Çocuğun yaşı ne olursa olsun, aralarında önemli farkların olduğu iki “öğrenme” yöntemi vardır. Bunlardan birincisi “ezbere dayalı”, ikincisi ise “deneyimleyerek öğrenme”dir. İlk öğrenme yönteminde “merak” öğesi eksiktir ve sadece bilginin yığılması söz konusudur. İkincisinde ise kişi kendi deneyimlerinden yola çıkarak, zamanla dünyayı anlamlandırarak öğrenir. Öğrenme yöntemimiz, büyük ölçüde aile yapımız ve yaşama çevremizin etkisi altında şekillenir.

Her çocuk aslında bir “öğrenme arzusu” ya da içgüdüsüyle doğar. Başlangıçta bu merak, anne üzerine odaklıdır. Zamanla çocuk büyüdükçe, ailenin diğer üyelerini de içine alır. Dolayısı ile anne; bebek için ilk ilgi ve merak nesnesidir. İşte bu merak ile birlikte, bilme arzusunun hem devam etmesi hem de öğrenme ve arzusuna dönüşmesi, çocuğun motivasyonu ve anne-babasının duygusal kapasitesi arasındaki ilişki ile doğrudan ilgilidir.

Ancak başlangıç için önemli olan, anne-bebek arasındaki ilişkinin niteliğidir. Dolayısı ile bebeği ağladığında, bebeği ile gerçek anlamda ilgili olan, onunla duygusal bir iletişim kurabilen anne, bebeğin ağlamasının nedeni olarak, kesin ve çabuk sonuçlara varmak yerine, ağlayarak bebeğinin ne anlatmaya çalıştığı üzerine düşünüp, bebeğine kaygılı hatta öfkeli bir şekilde yanıt vermeyip, hem sesi hem de beden dili ile onu anlamaya çalıştığının mesajını verir. İşte böyle bir ilişkide bebek de, ağlamasının nedeni ile birlikte onu gerçekten anlamaya çalışan, kendisi ile ilgili bir anneyi algılar. Dolayısı ile de bebek büyük bir olasılıkla deneyimleyerek, sabır ve anlayışla öğrenmeye çalışan bir figürü içselleştirip, ilerideki “öğrenme biçiminin” ilk temellerini atmış olur.

Böylesi bir anne-bebek ilişkisi içinde, kendi duyguları üzerine düşünüldüğünü deneyimleyen bebek, zaman içerisinde anneye olan merakını, önce kendi duyguları üzerine, sonra da yaşama çevirecektir.

Ancak bu her zaman böylesi kesin bir neden-sonuç ilişkisi içinde söz konusu olmaz. Çünkü etkili olan bir başka önemli faktör de mizaçtır. Fakat elbetteki kazanılan olumlu deneyimler, hiç kuşkusuz olumlu bir başlangıç sağlar. Güvenli bağlanma, ruhsal anlamda sağlıklı ve yaratıcı bir yaşam için çok önemlidir. Bebekliğinde güven içinde bağlanma deneyimini yaşamamış olan çocuk kaygılı ve güvensizdir. Bu duygu durumu da onun dünyayı özgür bir şekilde deneyimleyip keşfetmesine, öğrenmesine engel olur. Kendini güvende hissetmek için hep yakın ufuklar çizip, kolay hedefler belirleyebilir.

Araştırma sonuçları, güven içinde bağlanma deneyimini edinmiş olan çocukların, dikkat sürelerinin uzun olduğunu ve kolay konsantre olabildiklerini ortaya koymuştur. Öğrenmede problem yaşayan pek çok çocuk için, çocuğun edindiği ilk deneyimler ve şu anda aile içinde yaşanan problemlere verdiği tepkileri birbirinden ayrı düşünmek çok mümkün değildir; üstelik bu durum doğumdan önce başlamıştır.

Annenin depresyonda ya da şu veya bu nedenle mutsuz olduğu bir anne-bebek ilişkisi düşünelim: Anne, bebeğine duygusal olarak yanıt veremediği gibi, aynı zamanda ilgisiz olsun. Anne ve bebek arasında bağlanmanın yaşanmadığı, bebeğin kaygı, korku dolu duygularının anne tarafından anlaşılmadığı, değerlendirilmediği bir ilişkide bebek de yöntem olarak bu türden negatif duygularla mücadele etmek, üzerine düşünmek yerine direkt projekte etmeyi öğrenir. Size tam da bu noktada konu ile ilgili çok çarpıcı bir örnek olacağına inandığım bir deneyimimden söz etmek istiyorum…

Bana bir süre önce 7 yaşında bir çocuk getirilmişti. Psikologa sevk edilişindeki neden, okulda başladığı hiçbir şeyi tamamlayamaması, sürekli yazdıklarını silmesi, kendisine yazısının güzel olduğunun söylendiği durumlarda bile tatmin olmayarak büyük bir öfke ile çöpe atması, sürekli kitap ve ödevlerini kaybetmesi ya da unutması, öğrendiği düşünülen bilgileri bile sorulduğunda hatırlayamaması idi. Seanslarda, babasının annesini hamileyken terk ettiği, doğumdan hemen sonra da annenin onu evlatlık olarak verdiğini, sürekli bir aile bulununcaya kadar da pek çok aile değiştirdiği ortaya çıktı.

Çocuğun geçmişte sürekli olarak terk edilmesi deneyimi ona, kendisini hiç kimsenin istemediği mesajını vermişti. Kendisini adeta hiç değer verilmeyerek fırlatılmış bir “çöp” gibi hissediyordu. Anne ve babasının kendisi üzerine düşünmedikleri gibi, onu çoktan unutmuş olduklarına inanıyordu. İşte kendisini içinde bulduğu bu duygular onun öğrenmeye karşı bilinç dışı olarak geliştirdiği tavrını açıklıyordu. O da bilinç dışı bir tepki olarak kendisinden beklenileni reddediyor (geçmişte sürekli terk edilme deneyimi), çalışmalarını hiç beğenmeyerek işe yaramadıklarını düşünüp, öğrendiklerini de unutuyordu (anne ve babasının kendisine geçmişte davrandığı, sonra da unuttuğu gibi).

İşte, zaman içinde içselleştirmiş olduğumuz değişik figürler bizim kişilik yapımızı büyük ölçüde belirlerler. Çocuğun mutluluğu ve akademik başarısında, okul aile işbirliğinin büyük önemi vardır. Çocuğa en etkili yardımı verebilmek için; çocuğun davranışları üzerine düşünürken, problem davranışın aslında hangi ihtiyacı ifade ettiğini anlamada, geçmiş yaşantıların da dikkate alınması gerekir.

Uzm. Psikolog Özden Bademci Dandul / Yeditepe Üniversite

Satış Konusunda Yapılmaması gereken 6 Hata

0

Yapılan araştırmalar sonucunda dünyanın “En İyi Satıcıları” ve “İyi Satıcılar” arasında en önemli fark; İyi Satıcılar başarılı, ama sadece kendisi gibi kişilere satış yapabiliyor, kendisi gibi giyinen, konuşan, hayat tarzına sahip, aynı kültür veya okuluna gitmiş…Öbür yandan En İyi Satıcılar ise herkesle diyaloga girip, güven oluşturup satışa ikna edebiliyor. Satış bir ikna bilimidir ve insan faktörü en önemli unsurudur. İnsanlar ürün almazlar, insanlar güven alırlar. İyi Satıcılar güven ortamı oluşturmadan satışa başlamazlar. Satışın itirazdan sonra başlayacağını bilirler.

Satış hususunda yapılan en çok 6 hatayı yapmayarak, satış kariyerinizde size hem zaman , hem de daha kısa sürede daha çok satış yapmanızı sağlayacaktır…

MÜŞTERİ ADAYINDAN DAHA ÇOK KONUŞMAK :

Xerox araştırmalarında, 3 veya daha fazla ihtiyaç bir satış esnasında belirlendiğinde satış yüzdesi artmaktadır.
Müşteri adayı problemlerini anlatacak fırsatı bulmalı. Satışta dinlemek en kritik ve en önemli unsurdur. Satış elemanı müşteriyi ne kadar az dinler ise o kadar az güven verir. İlk 30 dakikada zamanın % 80’ini dinleyen satıcılarda başarı oranı çok yüksek bulunmaktadır. Ayrıca, konuşmamızı 30 saniye ile sınırlandırmalıyız. TV reklamları 30 saniyedir. Dikkatimiz düşündüğümüzden daha kısadır.

MÜŞTERİNİN NE İSTEDİĞİNİ TAHMİN ETMEK :

Elinizde sadece çekiç taşırsanız, her şeyi çivi olarak görürüsünüz. Çivinin bu hafta popüler olması müşterinin satın almasını gerektirmez. Ne kadar tecrübeli olursanız, o kadar tahmin yanılgısına düşersiniz.Bugün müşteriler ile güven ilişkisi kısa vadeli satıştan çok daha önemlidir. İyi satıcılar bazen, rakiplerinden almanın daha doğru olduğunu söylecek kadar kendilerine güvenirler, ama her zaman müşteriye ileride dönüp, ilişkilerini satabileceklerini bilirler. Uzun vadeli ilişki uzun vadeli satış demektir.

İTİRAZ YOKSA SATIŞ POTANSİYELİ YOK DEMEK :

Müşterinin itiraz edebileceği sorulara konuşmanın başında cevap vermek sıkça yapılan hatadır. Bu şekilde satış baştan kaybedilir. İtirazlar satışların vazgeçilmez parçasıdır. İnsanlar satın almaya bayılırlar, ama insanlar satıcıların satmak istediği gibi değil, kendi almak istedikleri gibi satış yapılmasını isterler.

SATIŞTA HEDEF VE ADAY BELİRLEMEMEK :

Her şeyi herkese satamazsınız. Randevu almadan veya ziyaret etmeden önce “bu ürüne veya hizmete kimler ihtiyaç duyar veya fayda sağlar”? sorusunu sormanız çok önemlidir. Doğru kişi ve ihtiyacı olana satış yapılmalı, aksi takdirde sadece zaman kaybediyorsunuz demektir.

GEREKSİZ MÜŞTERİ ADAYLARINI ARAYIP, SONUÇLANDIRAMAMAK :

Satıcılar zamanlarının % 80’ini müşteri kovalayarak , % 20’sini gerçek satış zamanında geçirirler. Müşterilerinizi doğru soru ve güven ilişkisi oluşturmadan belli bir zaman diliminde satışı sonuçlandıramamak ve askıda bırakmak sıkça yapılan bir hatadır. Müşteriler “ Biraz düşünmem lazım” diyerek sizin en değerli zamanınızı öldürürler. Doğru ilişki kuran satıcıyı kimse kaybetmek istemez. Başından “ hayır” cevabı almak, çok daha hayırlıdır, ama hayır cevabı alsanız bile ilişkinizi devam ettirmeye devam edin.

ZAMANINIZI ALACAK MÜŞTERİLERLE ZAMAN KAYBETMEK , POTANSİYEL LİSTESİNİ OLUŞTURMAMAK :

İyi dinleyen, doğru soruları sorup ürünle ihtiyacı belirleyen satıcılar, satış oranları her zaman rakiplerinden fazla olacaktır. İyi satıcılar zaman kaybetmeden mümkün olduğu kadar çok adayla temasa geçerler. Fırsatlarını arttırırlar. Standart satıcılar herkesle görüşüp gerçek ihtiyacı olan alıcılarla güven ilişkisi kuramayarak fırsatı kaçırırlar. Ne kadar çok kontak, o kadar çok SATIŞ fırsatı demektir.

Teknolojinin ilerlediği, ulaşımın güçleştiği , rakiplerin ise her alanda çoğaldığı çağımızda ürün yerine güven ilişkisi satan, müşterisinin ihtiyaçlarını dinleyen, doğru zamanda doğru kişiyle irtibata geçen ve itirazlara profesyonelce cevap verebilen, kendine zaman ayıran ve hedefe kitlenen satıcılar daha başarılı olacaklardır.

Rakipler yukarıdaki hataları her zaman yapacaklardır. Rakiplerin sayısı çoktur. Ama gerçek rakip azdır. Yaptığınız hataları azaltarak gelecek yıllarda rakiplerinizden daha başarılı olmak elinizde.

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Meslek Hastalığı Nedir?

0

İş yerinde çeşitli etkenlerin oluşturduğu hastalıklara meslek hastalığı deniyor. İş yerinde mevcut insan sağlığına zararlı olan kimyasal maddelerin, fiziksel ve biyolojik etkenlerin meydana getirdiği hastalıklara meslek hastalığı denir.

Bu hastalıklar, diğer hastalıklardan farklı olarak, işin niteliği veya iş yeri koşulları nedeniyle ortaya çıkan hastalıklardır.

İş yerinde kapmış olduğumuz veya yaptığımız işin ortaya çıkardığı bir hastalık, her zaman “meslek hastalığı” sayılmamaktadır. Ülkemizde SSK Yüksek Sağlık Kurulu~nun bir hastalığı “meslek hastalığı” olarak niteleme gücü vardır. “Meslek hastalığı” tanısı, SSK Meslek Hastalıkları Hastanesi~nde konulabilmektedir.

İş yerinde en yoğun olarak üst düzey yöneticilerde, aşırı strese bağlı olarak:

1- Sindirim sistemi hastalıkları (akut gastrit, ülser, kolit, kabızlık)
2- Psiko sosyal bozukluklar (panik atak, depresyon)
3- Uyku bozuklukları
4- Cilt hastalıkları (egzema, sedef, saç dökülmeleri vb.)
5- Kardiovasküler hastalıklar (hipertansiyon) ortaya çıkmaktadır.

Stres, her türlü hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir ama tek başına bir hastalık nedeni değildir. Stresle baş etmek için fiziksel aktivite(spor, yoga), düzenli ve sağlıklı beslenme, sosyal aktivitelere(sinema, konser) katılma önerilebilir. Sürekli olarak çalışan insanlarda(bankacılar, borsacılar vb.), ağır kaldıranlarda(kameramanlar, gazeteciler), kas iskelet sistemini tutan hastalıklara (fibromiyolji – bel fıtığı, duruş bozuklukları) sık rastlamaktayız.

Özellikle iş yerindeki çalışma ortamı ergonomik hale getirilmeli, masa ve sandalye ayarlanabilmeli, ara ara hareket ederek kaslar çalıştırılmalı, öğlen tatilinde yürüyüşe çıkılmalı, spor ile kaslar kuvvetlendirilmeli. Meslekleri gereği sürekli ayakta duran insanlarda (öğretmenler, cerrahlar) varislere sık rastlamaktayız. Varis çorabı giymek, akşamları evde istirahat ederken bacakları eleve etmek(kalp seviyesinin üzerine kaldırmak) yürüyüş ile bacak kaslarını kuvvetlendirmek varis oluşumunu geciktirebilir.

İş yeri ortamında sürekli gürültü varsa, o ortamda çalışan insanlarda işitme bozuklukları(örnek: sağırlık) görülebilir. Makinelerin sürekli çalıştığı bir ortamda gürültü ölçümü yapılabilir ve insan sağlığına aykırı bir düzeyde ise kulakları korumak için kulaklık takılabilir. Düzenli odiyografik ölçümlerle kulakta işitme kaybı olup olmadığı kontrol edilebilir(iş yeri hekiminin bunu yapması gerekir). Sürekli olarak sesini kullanan insanlarda, örneğin öğretmenlerde ses tellerinde nodül oluşabilir(buna şarkıcı nodülü de denilmektedir). Ses kısıklığı, seste çatallanma ile kendini gösterir. KBB muayenesi şarttır. Gerekirse nodül cerrahi olarak çıkartılır. İşleri nedeniyle sürekli bilgisayarda çalışan insanlarda, göz ile ilgili problemler(görme bozuklukları, yanma, gözde kuruluk) ortaya çıkmaktadır. Ekran koruyucu ve gerekiyorsa gözlük kullanmak, göz hastalıklarından korunmak için önemlidir. Şikayetler ilerliyorsa bir göz hastalıkları uzmanına başvurmalı.

Sağ el ile sürekli mouse kullananlarda, el bileğinde tendinit ve çarpal tünel sendromuna rastlanmaktadır. Ellerde uyuşma veya ağrı varsa istirahat, buz tatbiki, ağrı kesici kullanımı sonrası şikayetler azalmıyorsa bir ortopedi uzmanına tanı ve tedavi için başvurmalı. Doktorlar ve sağlık personeli, muayene ve tedavi ettikleri hastalardan çeşitli enfeksiyon hastalıkları kapabilirler. Özellikle enfekte iğnenin batması sonucu Hepatit veya havadan damlacık yoluyla Tbc. gibi bir çok hastalık bulaşabilir.

İş yeri ortamının havası – havalandırması, aşırı soğuk veya sıcak olması, sigara içilmesinde, o ortamda çalışan kişilerde bir çok akciğer hastalığına(astım, KOAH ve benzerleri) neden olabilmektedir. Meslek hastalıklarının en aza indirilebilmesi için iş yerlerinde insanlara uygun çalışma ortamları, ergonomik araç – gereçler sağlanmalı. İş yerindeki havalandırma, ses düzeyi ayarlanmalı. Periyodik muayeneler, iş yeri hekimi tarafından mutlaka yapılmalıdır. Yaş grubuna göre kişiler, yıllık check – up~larını yaptırmalılar. Çalışma saatlerinin düzenlenmesi, insanların spor, tatil ve sosyal aktivitelere vakit ayırmasında, stresle başa çıkmasında önemlidir.

Hangi meslek grubunda, hangi hastalıklar daha sık görülür? Bu hastalıkların görülme nedeni? Bu meslek grubundakilere önerileriniz?

Meslek gruplarından üst düzey yöneticiler, borsacılar, bankacılar, gazeteciler, avukat, doktor ve öğretmenler yüksek stres altında çalışan gruba girerler. Öncelikle bu gruplarda anksiyete bozukluğu, depresyon gibi hastalıkların sıklığının biraz daha fazla olduğunu görürüz. Ayrıca mide barsak hastalıklarının sıklığı da artmıştır. Strese ek olarak yoğun çalışma temposundan dolayı düzensiz beslenme, gastrit, ülser, spastik kolon gibi hastalıkların daha sık görülmesine neden olurlar.

Saydığımız tüm çalışma gruplarında tempo yoğunluğu daha çok zihinsel düzeydedir. Fizik gücüne dayanmayan daha masa başı işler olduğundan hareketsizlik, beraberinde riskleri getirmektedir. Kilo fazlalığı, kalp damar hastalıkları, kan yağları yüksekliği, şeker metabolizması bozukluğu oranı bu grupta artma eğilimindedir.

Meslek gruplarının çalıştığı ortam da önemlidir. Öğretmenler kalabalık ortamlarda çalıştıkları için solunum yolu ile bulaşan infeksiyon hastalıkları açısından risk altındadırlar. Sürekli konuşmak zorunda olduklarından ses telleri ve boğazla ilgili hastalık oranları yüksektir.

Sizce Türk iş dünyasında üst düzey yöneticiler sağlıklarına ne kadar özen gösteriyor? Ortalama olarak ne kadar sıklıkla doktora geliyorlar, genellikle hangi durumda ve hangi nedenlerle geliyorlar?

Türk iş dünyasındaki üst düzey yöneticilerin yurt dışındakiler kadar sağlıklarına özen gösterdiklerini düşünmüyorum. Çoğunlukla hastalık belirtilerini önemsemiyorlar veya doktora gitmeyi erteliyorlar. Sürekli ve yoğun çalışıyorlar. Büyük ve ciddi firmalar belirli aralıklarla sağlık kontrol programlarıyla ( Check-up vs )yöneticileri doktora yönlendiriyorlar. Bunun akıllı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Hangi yaş grubundaki yöneticiler sağlık konularına daha bilinçli yaklaşıyorlar?

Yöneticilerin 30~lu, 40~lı yaş grubundakiler sağlık konusunda daha az özenliler. Ortalamaları 50 yaş ve üzeri olanlar doktora başvurma konusunda daha hassas ve özenli davranıyorlar.

Son zamanlarda sağlıklı yaşam trendinin etkisiyle bu konularda size gelen üst düzey yönetici ve beyaz yakalı çalışan sayısında bir artış oldu mu?

Sağlıklı yaşam trendi eskiye göre daha çok doktora başvurmaya neden olmakla birlikte bu oranın halen istenilen düzeyde olmadığını düşünüyorum.

Depresyon Hareketsiz Çocuklarda Daha Yüksek

0

Çocuklarımız hareketsiz… Televizyon, telefon karşısında hayatları geçiyor. Bu hareketsizlik çocuklarda depresyon ihtimalini artıyor. İşte bilimsel araştırmalar.

Londra Üniversitesi’nden (University College London – UCL) uzmanlarca yürütülen bir araştırma zamanlarının çoğunu oturarak geçiren çocukların 18 yaşına geldiğinde depresyona girme ihtimalinin daha yüksek olduğu sonucuna vardı.

Çalışmada 12 ve 16 yaş arasında 4 bin 257 çocuğun hareketlilik düzeyi incelendi.

Bunlardan her gün bir saat kadar yürüme ya da hareketli bir iş yapanların, yetişkinliğe geçerken daha az depresif oldukları belirlendi.

Çalışmada daha hareketli olmanın her yaştan insan için faydalı olduğu ve teşvik edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.

Araştırmanın katılımcılarına 12, 14 ve 16 yaşlarında en az üçer gün üstüste günde en az 10 saat faaliyetlerini ölçen bir alet takıldı.

Bu ölçümler katılımcıların hareketsiz bir şekilde oturduğunu ya da yürüme gibi hafif; koşma, bisiklet sürme gibi daha enerjik faaliyetlerin hangilerini yaptıklarını saptadı.

Çocuklar ayrıca bu süreler içinde keyifsizlik, yaptıkları şeylerden zevk almama, dikkatini toplayamama gibi depresyon belirtileri yaşayıp yaşamadıklarını belirleyen anketler de doldurdu.

Çalışma genel olarak 12 ile 16 yaş arasında fiziksel hareketliliğin azaldığını ve daha hareketsiz geçirilen zamanların uzadığını gösteriyor.

Araştırmaya katılan grubu esas alan araştırmacılar bu yaşlarda oturarak harcanan zamanın günde ortalama 7 saatten 8,5 saate çıktığını, hafif egzersizle geçirilen zamanın 5,5 saatten 4 saate indiğini, buna karşılık daha enerjik egzersizlere ayrılan zamanın değişmediğini saptadılar.

Ayrıca bulgulara göre, 12, 14 ve 16 yaşlarındaki çocuklara bakıldığında oturarak harcanan her bir saat, depresyonu sırasıyla yüzde 11,1, yüzde 8 ve yüzde 10,7 artırıcı etki yapıyor.

Her bir saatlik hafif egzersiz ise bu yaş gruplarında yine aynı sırayla yüzde 9,6, yüzde 7,8 ve yüzde 11,1 depresyonu azaltıcı etkide bulunuyor.

18 yaşına geldiklerinde grup içinde 747 depresyon vakasının görülebileceği ortaya çıktı.

‘İnsanlar daha az oturmalı’

Raporu hazırlayan uzman ekibin başında bulunan Londra Üniversitesi psikiyatri bölümü doktora öğrencisi Aaron Kandola, “Zihin sağlığımız için sadece sıkı egzersizlerin değil, oturarak geçirdiğimiz süreyi azaltan her türlü fiziksel faaliyetin faydalı olduğunu bulduk. Her yaştan insanı daha az oturmaya ve daha çok hareket etmeye teşvik etmeliyiz. Bu hem fiziksel hem zihinsel sağlığımız için faydalı” diyor.

Kandola buna karşılık genç insanların hareketsiz geçirdiği sürelerin her yıl biraz daha arttığına dikkat çekiyor ve bunun zihin sağlığı üzerindeki etkileri konusunda nitelikli çok az araştırma yapıldığını söylüyor:

“Depresyona giren gençlerin sayısının giderek arttığına ilişkin veriler var ve yaptığımız çalışma bu iki eğilim arasında bir bağlantı olabileceğini ortaya koyuyor.”

Uzmanlar hafif egzersizin kolayca ve kaynağa ihtiyaç duyulmadan gençlerin hayatına eklemlenebileceğini ve bunda okulların önemli bir rol oynayabileceğini söylüyor.

Londra Üniversitesi dışında King’s College ve Maudsley Ulusal Sağlık Fonu’nun da katkıda bulunduğu araştırmanın bulguları Lancet Psikiyatri dergisinde yayımlandı.

Hayır Demek Neden Bu Kadar Zor?

0

“Hayır diyememek, pek çok kişinin gün içerisinde yaşaması oldukça muhtemel olan yaygın bir problemdir. Özellikle karşımızdaki kişi yakın ilişkilerimizin olduğu biriyse hayır demek daha da zorlaşabilmektedir. Kadınlarda ise bu problem erkeklere oranla daha fazla görülmektedir. “

Hayır demek neden bu kadar zordur ve zararları nelerdir?

Öncelikle insanlarla çatışmaya girmekten kaçınmanın bir eğilimi olarak veya insanlar üzerinde olumsuz etki bırakmak istemediğimiz için hayır denilemeyebilir. Fakat istemediğimiz şeylere evet demek de mutsuz edebilir. Çatışmaya girmek dışında, eğer karşımızdaki kişi değer verdiğiniz biriyse o insanı kırmak istememek ve aranızdaki ilişkilerin bozulacağı kaygısı da bu davranışa itebilmektedir. Aynı zamanda bir otorite figürüne, örneğin patronlarınıza da hayır demeye çekiniyor olabilirsiniz ama bunun sonucunda gereksiz iş yükü altına girebilir ve işe karşı motivasyonunuz düşebilir. Özgüven eksikliği ve çekingenlik ise bu probleme sebep olabilecek başka sorunlardır. Bazen de evet demeye alışmış olan benliğiniz; hayır dediğiniz zaman kötü ve bencil bir insan olacağınızı kodlar ve kabullenmeye odaklı olabilirsiniz.

Bazen hayır diyememenin zararı, istemediğiniz halde bir arkadaşınızın isteğiyle sinemaya gitmek kadar hafif olabilir. Fakat bedeli bazen istemediğiniz bir karar almak ya da istemediğiniz bir mesleği seçmek gibi başkalarının tercihlerinin hayatınıza yön verip, hayatınızda ciddi zararlara da yol açabilir. Yapılan araştırmalara göre hayır diyememek insanı depresyona sürüklerken istemediği herhangi bir durum karşısında hayır diyebilmenin ise psikolojik olarak kişiyi mutlu ettiği gözlemlenmiştir.

Nasıl hayır diyebiliriz?

İlk olarak bu problemin hayatınızı ne kadar etkilediğini görmek amacıyla hayır diyemediğiniz için yapmak zorunda kaldığınız işlerin bir listesinin oluşturabilirsiniz. Listeye yazdığınız şeylerde hayır diyememenin size ne hissettirdiğini analiz edip, kendinizi bu sayede gözden geçirebilirsiniz.

Daha sonra ufak sorulardan başlayarak hayır demeye başlayabilirsiniz. Mesela yakın bir arkadaşınızın davetini kibarca ve açık bir şekilde istemediğinizi belirterek reddedebilirsiniz.

Bazen söylediğiniz şeylerden çok söylediklerinizi ifade ediş tarzınız daha ön plana çıkabilmektedir. Bu yüzden hayır dediğiniz zamanlar olabildiğince duygularınızı açıklar şekilde, net ve sert olmayan bir mizaçla söylemeye dikkat etmelisiniz.

Hayır demenin yavaş yavaş sizi daha mutlu ve rahat hissettirdiğini görmeye başlamadıkça artık hayır demek sizin o kadar da zor olmamaya başlayacaktır.

Arkadaşlardan sonra, hayır demenin sizin için daha zor olduğu kişilere karşı da hayır demeyi deneyebilirsiniz.

Sizin mutluluğunuzun herkesten daha önemli olduğunu ve siz mutlu olursanız etrafınızdakileri de mutlu edeceğinizi unutmayın.

Kişisel Gelişim Nedir? Sorusunun Cevabı

0

Kişisel gelişim nedir?

Son günlerde ne de çok duyar olduk değil mi bu “kişisel gelişim” çığlığını. Herkes, her yerde, mekân – eğitim – kariyer gözetmeksizin peşinden koşuyor bu iki kelimenin. Gelişmenin, yaşının olmadığının bir kanıtı belki de. Öğrenmenin sonu yok, kişiliğimizi geliştirmenin de! Yaşam koçu adı verilen meslek türlerinin çoğalması ile iyi yaşam mottolarını çok daha fazla duyar olduk; kendine iyi bak, sen her şeysin, önce sensin, en iyi sensin, bugün kendin için ne yaptın vs. İşte bu kişisel gelişim de aslında bu “sensin”in bir parçası. Kişi kendini geliştirdikçe özgüven sahibi olur, öğrendikçe hayat deneyimi artar. Peki nedir bu kişisel gelişim ve neden bu kadar önemlidir ayrıca madem bu kadar önemli nasıl yapılır? İşte tüm bunlar için bir dosya konusu hazırlamak istedik size. Yaşam koçu değiliz, kişisel gelişim uzmanı da… Ancak bizim de birkaç kelamımız var bu konuya dair şüphesiz. İşte bu kelamları konuşmak için buradayız, siz de sayfamıza hoş geldiniz…

Kişisel gelişim kısaca nedir?

Kişisel gelişim, rutin dışında kişinin bilinçli olarak yaptığı, kendisini daha iyiye götürmek için gerçekleştirdiği pozitif çabalar bütünüdür. Aynı zamanda kişisel gelişim ömür boyu öğrenme demektir. Dibi görünmeyen bir okyanus da diyebiliriz. Derinlerde çok şey vardır ve gittikçe merak edilir. Derinlere indikçe sessizleşir ortam, artık yalnızca kendi sesinizi duyarsınız. Etrafınızı incelerken kendi sesinize, kendi içinizden gelene de kulak verirsiniz. Öğrenirsiniz, hem de her kulaçta yeni bir şey daha. Sonu yoktur kişisel gelişimin, bazen yüzmekten yorulur ya da sıkılırsınız ancak kum zemine karşı hep merakınız vardır. Her kulacınızda yeni bir bilgiye yaklaşırsınız ve bu okyanus maceranız hiç bitmez, gerçekten isterseniz elbette. Kişisel gelişim isteği kişinin hal ve durumunu yeterli bulmaması ile başlar diyebiliriz. Kişi kendindeki eksiklikleri fark eder ve hayatında eksileri artıya çevirmeye önce kendinden başlar. Kişi kendini bir adım öteye taşımak ister ve bu kişisel gelişimin fitilini ateşler zira bu gelişim önce “karar” ile başlar.

Kişisel gelişim alanları nelerdir?

Kişisel gelişim sadece bir konuya eğilmek ile olmaz. Diyelim ki aşk hayatınızda umduğunuzu bulamadınız. O zaman aşka yönelip kişisel gelişiminizi “aşk” ile sınırlamak doğru değil ki buna kişisel gelişim demiyoruz. Bir başka örnek iş hayatı olsun. İş hayatında kendinizi geliştirmek kişisel gelişimin bir parçasıdır, bütünü değil. Öncelikle kişisel gelişimi spesifik bir olguya getirmemekle başlamak lazım bize. Kişisel gelişim alanları örneklerini şu şekilde verebiliriz; ilişkiler, sorumluluklar, eğitim, kültürel bilgiler, iş deneyimleri, hobiler, aktiviteler ve hatta gezi gördüğümüz yerler… Sahip olduğumuz tüm manevi unsurlar, kişisel gelişimin bir parçasıdır. Sadece tek bir alanı değil tüm hayatı kapsar ve öğrenme süreci sonsuzdur. Ne zaman ki ben oldum dersiniz, işte o zaman yanılırsınız. Kişisel gelişimde “ben oldum, tamam” yoktur. Her an, her şey öğrenilmeye hala çok açıktır.

Kişisel gelişim ne işe yarar?

Kişisel gelişim ve olgunlaşma aslında birlikte ilerleyen süreçlerdir. Kişisel gelişim insana ister istemez bir olgunluk katar çünkü… Kişi artık kendini biliyordur, olaylara vermesi gereken tepkileri kestiriyordur dahası kendi kriz yönetimini kendisi yapabiliyordur. Etrafındaki durumları, olayları, olguları ve kavramları öğrendikçe onların hepsini kendine katıyor ve beraberinde daha olgun düşünceler ile tüm olan biteni bir anlamda göğüslemeyi başarıyordur. Kişisel gelişimin faydalarını hayatın her anında görebiliriz. Her anında hem de! Biraz önce dediğimiz gibi kişisel gelişim alanlarını sadece bir bölge ya da konu ile sınırlamıyoruz. Bu konunun geniş bir yelpaze olduğundan bahsetmiştik. Tıpkı kişisel gelişim alanlarında olduğu gibi aynı çeşitlilik kişisel gelişimin faydalarında da var. İnsana değer katması en büyük faydalardan. Geri kalanlarını şu şekilde özetleyebiliriz.

  • İş ve sosyal yaşantımıza katacağı değer sonsuzdur. Yaş alsak bile beynimiz “öğrenme” fonksiyonunu kaybetmez eğer hala sağlıklıysa. Bu öğrenme yetisi ile her geçen gün yeni bir şey öğreniriz ve bu iş ve sosyal yaşantımıza bize +1 olarak geri döner.
  • İkili ilişkilerde yaşadığımız sorunları aşmamıza yardımcı olur. Çünkü kişi kendini daha iyi tanır, tanıdıkça empati duygusu geliştirir. Empati yapamamaktan kaynaklanan ikili ilişkilerdeki sorun da böylece ortadan kalkar. Ortadan kalkar kelimeleri biraz iddialı olsa da büyük oranda düzelir diyelim biz yine de.
  • Özgüvene katkısı çoktur. Hatta belki de kişisel gelişimin en önemli faydalarından biridir özgüven. Kişi kendini bilir, kendine güvenir ve özgüven doğar. Tabi bu özgüveni de dengede tutmak lazım, aşırısı zarar.
  • Olumsuz olaylardan çabuk etkilenen ve çökmeye meyilli sinir sistemimiz korunmuş olur. Çünkü olaylara daha olgun bir bakış açımız olur ve bu olgunlukla olumsuz durumları daha iyi göğüsleyebiliriz.
  • İrademizi ve aklımızı daha iyi kullanmamızı sağlar. Ne istediğimizi biliriz, bize neyin iyi gelip neyin kötü geleceğini de. Böylelikle irademiz güçlenir, aklımız da bu güce ortak olur.
  • Zorluklara karşı şaşılası bir gücümüz olur. Çünkü hepsiyle baş etmesinin yolunu öğrenmişizdir, biliyoruzdur nasıl üstesinden geleceğimizi. Önce bilmek ile başlamaz mı zaten bu işler?
  • Kolay kolay demoralize olmayız. Şartlar ne olursa olsun bir kaçış yolu bulmak için özgüvenimiz tamdır çünkü. Normalde bizi hemen moral bozukluğuna sürükleyen şeyler, zamanla daha olgun bir şekilde karşılanır.
  • Ve kişi mutlu olur. Kişisel gelişim beraberinde gelen tüm güzel duygular ile mutluluğu getirir. Düşünsenize zorlukları aşabiliyorsunuz, güçlüklerle baş etmenin yollarına hakimsiniz, karşınızdaki kişilerle empati yapabiliyorsunuz, bu empati ile ikili ilişkileriniz düzeliyor ve beraberinde her şey süt liman oluyor. İşte gerçek mutluluk tam da bu aslında!
kişisel gelişim - para harcamadan ki  isel geli  im 1024x683 - Kişisel Gelişim Nedir? Sorusunun Cevabı
Kişisel gelişimin en önemli faydalarından biridir özgüven.

Kişisel gelişim nasıl yapılır?

Geldik bunca fayda sağlayan, bizi bu kadar etkileyen ve aslında bir nevi hayatımıza yön veren kişisel gelişimin nasıl yapıldığına… Birkaç farkındalık ile kişisel gelişim sürecinizde yol alabilirsiniz. Tamamlamanın sonu yok o yüzden bunu bir yolculuk olarak düşünelim biz.

  • Kendinizi tanıyın. Birkaç sorgulama ile yapın bu işi. Ne istediğinizi, nelerden etkilendiğinizi, sizi neyin mutlu neyin mutsuz ettiğini…
  • Gelişim vizyonunuzu belirleyin. Örneğin nelerin üzerine gitmek istiyorsunuz, onları neye dönüştürmek istiyorsunuz…
  • Ritüelleriniz olsun. Gelişim yolculuğunda size eşlik edecek ritüeller.
  • Bedeninize iyi bakın. Kişisel gelişim yalnızca ruh yolculuğunu değil bedeni de kapsar. Bedeninize iyi bakıp, sağlıklı beslenirseniz bu moralinize de yansıyacaktır.
  • Duygularınızın farkında olun ve ne kendinizi ne duygularınızı yargılamayın. Kabullenmek, önemli bir adımdır unutmayın.
  • Aksiyona geçin ve adım atın. Hiçbir şey size kendiliğinden gelmez. Biraz çaba sarf etmeniz gerekir. Bunun için de bir aksiyon planı oluşturun. Neyi ne amaçla hedeflediğinizi yazın, adımlarınızı doğru seçin. Eğer bu konuda bir eğitim almanız gerekiyorsa araştırmalarınızı yapın.
  • Kişisel gelişim kavramını soyuttan somuta çekin. Geliştirdiğiniz özelliklerinizi gün yüzüne çıkararak başlayın. Evet her şey kafanızda bitiyor ancak bazen neler başardığınızı görmek de size iyi gelebilir. Soyutu somuta çevirmenin en güzel yollarından biri yazmaktır. Gelişim yolculuğunuzu adım adım yazın mesela. Neler öğrendiklerinizi, neler başardıklarınızı ve kendinizde hissettiğiniz değişimleri… Ara ara geçmişe dönün ve yazdıklarınızı okuyun hatta. Neleri başardığınızı görmek, ileri gitmek için güzel bir şevk olacaktır.

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİNİZ

75,018BeğenenlerBeğen
188,769TakipçilerTakip Et
2,417TakipçilerTakip Et

YENİ İÇERİKLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR