Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla

0

Tesla’nın coşkulu bir alt kültür tarafından, neredeyse yüz yıl süren bir unutkanlıktan sonra tekrar hak ettiği yere; bilimin gündemine oturtulmuş olmasının bir değil, birkaç sebebi var.

En önemlisi, daha güzel bir gelecek hayalini gerçeğe dönüştürmek için buluşlarını insanlığa adamış olması. Üstelik bunlar sıradan buluşlar değil. 100’ün üzerine patente, 700’ün üzerinde icada sahip olmasının yanı sıra hayata geçirmeyi başaramadığı
yüzlerce projesi vardı. Dahası, bunların hiçbiri çağının basit bilimsel ihtiyaçlarını çözmeye yönelik değildi.

Bunun yerine, kimsenin cesaret edemediği kadar derine inip kendisini anlamakta zorlanan çağdaşlarının ne düşündüğünü, hakkında neler söylendiğini umursamadan, evrenin sırlarını aydınlatmanın peşinde koştu. Bazen gerçekten çılgınca işlerle ortaya çıktığı da oluyordu. Öyle teorileri var ki günümüzde bile yeterince anlaşılamıyor.

Diğer taraftan, yaptığı icatların Tesla’nın coşkulu bir alt kültür tarafından, neredeyse yüz yıl süren bir unutkanlıktan sonra tekrar hak ettiği yere; bilimin gündemine oturtulmuş olmasının bir değil, birkaç sebebi var.

En önemlisi, daha güzel bir gelecek hayalini gerçeğe dönüştürmek için buluşlarını insanlığa adamış olması. Üstelik bunlar sıradan buluşlar değil. 100’ün üzerine patente, 700’ün üzerinde icada sahip olmasının yanı sıra hayata geçirmeyi başaramadığı yüzlerce projesi vardı. Dahası, bunların hiçbiri çağının basit bilimsel ihtiyaçlarını çözmeye yönelik değildi.

Bunun yerine, kimsenin cesaret edemediği kadar derine inip kendisini anlamakta zorlanan çağdaşlarının ne düşündüğünü, hakkında neler söylendiğini umursamadan, evrenin sırlarını aydınlatmanın peşinde koştu. Bazen gerçekten çılgınca işlerle ortaya çıktığı da oluyordu. Öyle teorileri var ki günümüzde bile yeterince anlaşılamıyor.

Diğer taraftan, yaptığı icatların ya da öne sürdüğü teorilerin öyle kolayca anlaşılmasını da beklemiyordu. Şüphesiz ki garip bir kişiliğe sahipti. Sadece bilimsel raştırmalarında değil, sosyal ilişkilerinde de farklı yaklaşımlar sergiliyordu. Biraz utangaç, bir parça takıntılı, yakın dostlarını kolay iletişim kurabildiği zeki insanlardan seçen, icatlarını çoğu kez bir illüzyonist gibi şov yaparak sergileyen, zekası, hayalleri ve erdemlerine bir an bile sırtını dönmemiş bir adam…

Bilimsel çabalarımız, evreni ve insanın onunla ilişkisini anlama girişiminden başka bir şey değil. Ama bugün bilim dünyasında doğaya belirli açılardan yaklaşma eğilimi var.

Bazı parçaları öne çıkarıp diğerlerini göz ardı eden bu bakış açısı, daha derin sorunlara gerçekçi katkılarda bulunmayı zorlaştırıyor. Belli bir bilim dalında uzmanlaşma modern zamanlara özgü bir durum. Öncesinde bilim dünyası birçok disiplinde engin bilgiye sahip olup bunları zihnin süzgecinden geçirip harmanlayarak düşünmeyi tercih eden polimatların elinde şekilleniyordu. Onlar tüm önyargılardan arınıp evrene farklı bir gözle bakmayı başardılar. Bilginin bütünlüğü, kimsenin sormadığı soruların gündeme gelmesini sağladı.

Cevapların, ancak uğruna uç noktalara kadar gitmeyi göze alanlara göründüğünü biliyorlardı.

Nikola Tesla da son derece kıvrak bir zekaya sahip olma özelliği taşıyan polimatlardan biriydi. İcatlarıyla geleceğe damgasını vurmuş olsa da ayrıksı kişiliği ve toplumun geri kalanıyla arasında büyük bir uçurum yaratan zekası nedeniyle tek başına var olduğu paralel bir gerçeklik düzeyinde yaşamaya mecbur kaldı. Belki bir asır önce doğmuş olsa elde ettiği teknolojik imkanları bulamayacak ama kendisi gibi büyük polimatlarla bir arada yaşayacağı için daha iyi anlaşılacaktı.

Bundan tam iki yıl önce, dergimizin Ağustos 2013 sayısında Tesla’nın hayatını nlattığımız “Yıldırımların Efendisi” adlı yazıda, onun Avrupa’dan Amerika’ya doğru yola çıkışını şu sözlerle ifade etmiştik; “Bu yolculuk, bir anlamda kendisinden sonraki üzyılın bilimsel ve teknolojik gelişimini şekillendirmeye başlayacağı zamana atılan ilk adımdı.”

Tesla’yı, farklı bir şekilde tekrar sayfalarımıza konuk etmemizin önemli bir sebebi var. Belki de hayal gücünü onurlandırmayı bırakmış olan biz modern dünya insanları, yaratıcılığın fitilini tekrar ateşleyebilmek için Tesla gibi güzel örnekleri öne çıkarmalıyız. Çünkü hayat hepimiz için bir anlam yaratma fırsatı. Üstelik çağımızın en büyük sermayesi bu; yani daha önce ayak basılmamış yolları izlemeyi seçmek ve sahip olduğumuz en büyük gücü serbest bırakmak gerek. İnsanın, zihnini bir paraşüt gibi açıp doğuştan sahip olduğu hayal gücünü tekrar yüceltilmesi, imkansızı hayal etmesi ve bu uğurda muhteşem hatalar yapmayı göze almasından daha güzel ne olabilir? Bazen bir kişinin attığı basit bir adım diğerlerine de ilham vererek o ihtişamlı yaratıcılığın doludizgin serbest kalmasıyla sonuçlanabiliyor.

Tesla’nın başka bir kıtaya doğru attığı o adım, en az Neil Armstrong’un Ay’a ayak basarken attığı ilk adım kadar önemli: Bir insan için küçük, insanlık için büyük…

BİLİME ADANAN HAYAT

Fotoğrafları üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

nikola tesla - 1 3 300x255 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1856 Nikola Tesla, 10 Temmuz gecesi Hırvatistan’ın Smiljana köyünde, sağanak yağmur, fırtına ve gök gürültüleri eşliğinde doğdu. Doğuma yardımcı olan ebe, “Bu kötüye işaret, oğlun karanlığın çocuğu olacak,” demişti. Annesiyse şöyle cevap verdi; “Hayır! O, ışığın çocuğu.” Henüz 5 yaşına bile basmamışken, sudan enerji elde etmek için ağaç kütüklerinden yapılmış çarkları kullanmaya başladı. Suyun akışıyla ortaya çıkan gücü izlemeyi seviyor, zamanının çoğunu bu şekilde geçiriyordu.


nikola tesla - 2 2 300x264 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1865 Dünya, buhar gücünü keşfetti. 9 yaşındaki Tesla ise bambaşka bir şey üzerinde çalışıyordu: Ufak bir yel değirmeni yaptı ve dört tane haziran böceğini bunun kollarına yapıştırdı. Böcekler kanat çırptıkça yel değirmeninin kolları dönüyor, mil hareket ediyordu. Bunu 100 tane böcekle yaparsa çok daha fazla güç elde edebileceğinin farkına varmıştı. Birkaç yıl önce de yangına müdahale etmeye çalışan bir itfaiyeye denk gelmiş, bir sorun nedeniyle suyu pompalayamadıklarını görmüştü. Kimse ne olduğunu anlayamadan nehre atlamış, dolanmış olan hortumu düzeltiyordu.
nikola tesla - 3 2 294x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1866-80 Buhar gücüyle çalışan makinelerden biri Hırvatistan’a geldi. 14 yaşındaki Nikola, bununla karşılaştığında ilk kez insan yapımı bir enerji üreticisi görmüştü. Aynı günlerde bir kartopunun bayırdan aşağıya doğru git gide büyüyerek yuvarlandığına şahit oldu. Kartopu gözünün önünde devleşmiş, hareket eden bir güce dönüşmüştü. Aklında bir takım yeni fikirler dönüp duruyordu. Hemen ardından bir dergide Niagara Şelalesi’nin resmini gördü ve “Bir gün buradan güç üreteceğim,” dedi.

nikola tesla - 4 2 294x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1882-83 Edison, Amerika’nın ilk doğru akım santralini kurmuştu ama bu teknolojiyle sadece yakındaki yerlere elektrik ulaştırabiliyordu. Yine de tüm dünya, elektriğin böyle bir gücü olduğundan haberdar oldu. Avrupa’daki Tesla ise elektrikten güç üretebileceğini fark etmiş ama bunun için henüz kimsenin icat etmediği alternatif akım motorunu kullanmak gerekeceğini anlamıştı. Bir gün, gün batımını izlerken bir anda zihninde beliren motorun şemasını, eline aldığı dal parçasıyla toprağın üstüne çizdi. Bunun bir modelini yaptığında kusursuz çalıştığını gördü.

nikola tesla - 5 2 300x256 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1884 “İnsanlar artık zor görevleri yerine getirebilmek için köle gibi çalışmayacak. Benim motorum onları özgür bırakacak,” diyerek Amerika’ya yolculuk etti. Yolculukta bavulunu ve patentini aldığı alternatif akım motoru için yaptığı modeli kaybetmişti. Amerika’ya ayak bastığında cebindeki birkaç sentten başka hiçbir şeyi yoktu. O esnada sekiz lisan biliyordu.
nikola tesla - 6 2 300x266 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1885-87 Tesla, Thomas Edison ile çalışmaya başladı. Ancak Edison alternatif akımı istemiyor, doğru akımı kullanmak gerektiği konusunda diretiyordu. Oysa alternatif akım yüksek voltaj kullandığı için elektriği uzak bölgelere de ulaştırabiliyor, doğru akımın mevcut sorununu çözüyordu. Edison inatla bunu kabullenmedi. Tesla işi bıraktı ve hendek kazıcısı olarak çalışmaya başladı. Edison kendi teknolojisine yatırıcımlar buldu ama sorunlu bir altyapı olduğu için sonuç alamadı.
nikola tesla - 7 2 293x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1888 Tesla’nın buluşu Amerikan Elektrik Mühendisliği Enstitüsü’nü çok etkiledi. Edison ve yatırımcılarının başlattığı karalama kampanyasına rağmen, Westinghouse şirketi Tesla’nın teknolojisine büyük bir yatırım yaptı.
nikola tesla - 8 2 292x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1889-90 Tesla çeşitli boyutlarda alternatif akım motorları ve dinamolar üretti. Yüksek voltaj ve düşük akımda çalışan, yüksek frekanslı akım üretebilen Tesla bobinini geliştirdi. Bunun sayesinde elektriğin kablosuz aktarılabileceğini anlamıştı. Deneylerinde bunu başardı. Ve biraz daha geliştirirse bu enerjiyi tek bir merkezden tüm dünyaya ulaştırılabileceğini fark etti. Ama şimdilik bir şehri aydınlatmak için kullanılması bile yeterli olacaktı.
nikola tesla - 9 2 300x256 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1892 Tesla’nın hayatında romantizme yer yoktu. Günde sadece 2 saat uyuyor, tüm enerjisini projeleri için kullanıyordu. Bir restoranda o yılların en ünlü aktrisi Sarah Bernhardt’la karşılaştığında, Bernhardt bu yakışıklı adamla konuşabilmek için mendilini düşürmüş, Tesla ise mendili yerden alıp tek kelime bile etmeden ona geri vermişti. Muhtemelen o sırada aklında yine yaşadığı devri aşacak başka bir icada ait düşünceler vardı.
nikola tesla - 10 3 300x266 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1893 Chicago’da düzenlenen Columbia Dünya Fuarı’nın aydınlatma ihalesini kazandı. Tesla, fuarı ve beraberinde şehirdeki 100 bin sokak lambasını aydınlattı. Fuarda çok özel bir gösteri yaparak cam tüpleri hiç kablo kullanmadan aydınlatabildiğini de gösterdi. Bu başarısıyla, ünü Amerika dışına taşarak tüm dünyaya yayıldı. Böylece doğru akım kaybetmiş, Edison’ın başlattığı bu yarışı Tesla kazanmıştı.
nikola tesla - 11 3 294x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1895-96 Westinghouse ve Tesla en büyük şovlarını yapmaya hazırlanıyorlardı. Niagara Şelalesi’ne dünyanın ilk hidroelektrik santralini kurdular. General Electric, Tesla’nın yönlendirmesiyle Niagara’dan 40 km. uzaktaki Buffalo şehrine dek iletim hattı kurdu ve şelalede üretilen enerji buraya ulaştırıldı. İlerleyen yıllarda jeneratör sayısı artırılıp New York’a da enerji verildi. Bu muazzam başarı, Edison’ın pes edip elindeki teknolojiyi alternatif akımla yenilemesiyle sonuçlandı.
nikola tesla - 12 2 294x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1898 Marconi, radyo telsizini kendi icadıymış gibi tanıtmadan yıllar önce, Tesla New York’taki bir havuzda radyo kontrolüyle çalışan ve üzerinde ışıkları olan oyuncak bir tekne yüzdürdü. “Bu, robot ırkının ilk örneğidir; insanların yorucu işlerini bu mekanik aletler yapacak” demişti. Tesla’nın hayalinde kolları ve bacakları olan insansı robotlar tasarlamak da vardı. Notlarında, bunlara sensör takılırsa kendi kendilerine hareket edebileceklerini de anlatıyordu.
nikola tesla - 13 2 300x256 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1899-1900 Tesla, gezegenimizin kendi enerjisine sahip olduğunu biliyordu. Elektriği tıpkı bir orkestra şefi gibi yönetip yönlendirebiliyor, “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var,” diyordu. Enerjiyi, atmosferdeki havanın daha iletken olduğu iyonosfer tabakasından iletip tüm dünyaya ulaştırmayı hedeflemişti. Bunu nasıl yapacağını bulmak için yıldırımlarıyla ünlü Colorado Springs bölgesinde bir laboratuar kurdu. Laboratuarında yarattığı yıldırım çok geniş bir bölgeyi aydınlattı. Deneyin detaylarını hiç yazmadığı için hala nasıl başardığı bilinmiyor.
nikola tesla - 14 1 300x267 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1901-16 Radyo sinyalleri henüz sadece mors alfabesi gibi nokta-çizgi düzeyindeyken, New York’ta Wardenclyffe Kulesi’ni yapmaya başladı. Bu kuleyle enerjiyi ve telefon hizmetini kablosuz aktaracak, radyo yayınlarını erişim alanındaki her yere ulaştıracaktı. İlerleyen zamanlarda görüntü ve bilgiyi de aktarabileceğini söylüyor, yapacağı şeyler zamanın çok ötesinde olduğu için yatırımcılarını korkutup kaçırıyordu. Kule bitirilemedi. Ardından 80 kilometrelik bir mesafeye radyo yayını yapmaya hazırlanırken laboratuarında çıkan yangın yüzünden projeyi terk etmek zorunda kaldı.
nikola tesla - 15 2 293x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1920’ler-30’lar Tesla artık yaşlanmaya başlamış, toplumdan iyice kopmuştu. Düşünmeye ve şimşekleri izlemeye adandı. İlgilendiği Doğu felsefesinin etkisiyle evrene daha derin bir düzeyden bakıyor; maddenin aslında enerji olduğunu dile getiriyordu. O sırada bu gerçek Einstein tarafından henüz ispatlanmamıştı. Ayrıca bilinç üzerine de düşünüyordu. beyin dalgalarıyla yayılan enerjiyi keşfettiğinde insanların enerji alanlarının gücünü artıracak teoriler geliştirdi.
nikola tesla - 16 1 295x300 - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
1930’lar-40’lar Son görüldüğünde, New York Halk Kütüphanesi’nin merdivenlerine oturmuş güvercinleri besliyordu. Hayatı, 86 yaşındayken, 7 Ocak 1943 günü bir otel odasında son buldu. Devrim niteliğindeki buluşlarını, kendisini anlayacak olan geleceğin insanlarına ithaf ederek, kendi zamanında anlaşılmayı beklemediğini söylüyordu: “Bırakın gelecek gerçeği ortaya çıkarsın ve herkesin değerini göstersin. Şimdiki zaman onların olsun, üzerinde çok çalıştığım gelecek ise tamamen benim.”
nikola tesla - nicola tesla - Hayallerin Mucidi: Nikola Tesla
Nikola Tesla

TESLA HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER

DOĞA AŞIĞI

Nikola Tesla, insanların doğal kaynakları umarsızca tükettiğini düşünüyor, özellikle fosil yakıtların yerine bir alternatif bulunması gerektiğini düşünüyordu. Ona göre, bu yakıtlar yüzünden gezegenimize geri dönüşü olmayacak zararlar verecektik. Bu yüzden hayatını adadığı hayallerin başına yenilenebilir ve sınırsız enerji üretmeyi koymuştu.

BÜYÜK BİR HÜMANİST

İnsan hayatının kalitesinin, finansal kazanımlar için değil, insanın mutluluğu ve refahı için artırılması gerektiğini savunuyordu. Hiçbir zaman para hırsına tutulmadı.
Tüm varlığını icatlarına harcadı. Yeni keşifler yapıp insanoğlunun yaşamını biraz daha kolaylaştırmak onun için her şeyden önemliydi.

NOBEL ÖDÜLÜNÜ REDDETTİ

1915 yılında Edison ile paylaşması için verilecek olan Nobel ödülünü reddetti. Tesla reddedince ödül Edison’a da verilmedi. Böylece o yılın ödülü, Tesla’nın buluşu olan
X-ışınları üzerinde çalışma yapan W. Henry Bragg’a gitti.

IŞIYAN ENERJİ

Tesla, elektriği kimsenin başaramadığı bir düzeyde anlamıştı. Buna “ışıyan enerji” diyordu. Bir keresinde 40 km. uzaklıktaki 200 adet ampul ve bir elektrik motorunu kablo kullanmadan çalıştırdı. Bunu nasıl yaptığı hala bilinmiyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü bilim insanları sadece birkaç metrelik alanda aynı şeyi yapmayı
deneyip başarısız oldular.

ELDEKİ AMPULÜN SIRRI

Vücudundan elektrik geçirerek elinde tuttuğu ampulü yakabiliyordu. Diğer eliyse genelde cebinde olurdu. İşin sırrı cepteki elde olmalıydı ama bu sır hiçbir zaman çözülemedi. Tesla deneylerini halka açık bir gösteri olarak sunuyordu. Belki de bu nedenle, tıpkı bir illüzyonist gibi bazı sırlarını saklı tutmayı tercih etti.

1901 YILINDA İNTERNETİ TARİF ETTİ

Wardenclyffe Kulesi ile yapmayı planladığı şeyin günümüzdeki internetten bir farkı yoktu. Bu fikri yüzünden neredeyse tüm yatırımcıları onun delirdiğini düşünüp projeden geri çekildiler. Kalan tek yatırımcısı olan J.P. Morgan’a şöyle söylemişti; “Bu teknoloji tam olarak uygulanabildiğinde, dünyanın her yerine yanıt verebilen dev bir beyne dönüşecek.”

MÜTHİŞ BİR HAFIZA

Deneylerinin tüm detaylarını defterine yazmaz, önemli kısımlarını sadece zihninde korurdu. Okuduğu kitapların hepsini ezbere biliyor, seslendirdiği bir pasajın hangi sayfada olduğunu bile söyleyebiliyordu. Fotografik hafızası öyle kuvvetliydi ki bazen icatlarının tasarımını bile sadece kafasının içinden yapıyor, sonra bir anda zihninde canlandırdığı bu modeli hayata geçirip çalıştığını görüyordu.

BAŞKA DÜNYALAR

Tesla başka dünyalarda da yaşam olduğuna inanıyordu. Henüz radyoastronomi bilimi doğmamıştı ama o radyo dalgalarını atmosferi aşacak şekilde yollamayı deniyordu. Deneylerinin detaylarını kimseyle paylaşmadı. Ancak Mars ve Venüs’ten radyo sinyalleri aldığını, şifrelerini çözdüğünü söylüyordu.

RADYO PATENTİ SORUNU

Radyo dalgalarını Tesla keşfetti ama bir zamanlar asistanı olarak yanında çalışan Marconi, patentini ondan önce almayı başardı. Marconi, Tesla’nın yakın arkadaşıydı. Bu patent sayesinde büyük bir servet kazandı. Tesla’nın ölümünden kısa süre sonra Marconi’nin patenti iptal edilip gerçek sahibine yani Tesla’ya geri verildi.

3,5 MİLYON VOLTLUK ELEKTRİKLE ÇARPILINCA

Bir deneyinde yaşanan kaza nedeniyle 3,5 milyon voltluk elektrik akımına tutulup bir süre bilincini yitirdi. O anda yaşadıklarını şu sözleriyle ifade ediyordu; “Bilincimi yitirmedim. Kendimi geçmiş, bugün ve geleceği aynı anda deneyimlerken buldum.”

BOYUT KAPISI

Tesla, manyetik alanları anladığı zaman, yüksek voltaj kullanıp uzay ve zamanı değişime uğratabileceğini anladı. Yapmayı hayal ettiği şey, diğer boyutlara bir boyut kapısı açmaktı. Bir başka deyişle; zaman yolculuğu yapmak istiyordu.

DÜNYANIN REZONANSI

Buharlı bir osilatör icat etti ve bununla yaptığı deneyler sırasında yaşadığı semtte ufak çaplı depremlere sebep oldu. Bazı evlerde eşyalar tuhaf bir şekilde havalandı. Deneyleri sırasında dünyanın rezonansını kullanıyordu. Bu titreşim frekansının bilim tarafından anlaşılması için 50 yıl geçmesi gerekti.

EINSTEIN’IN HATASI

Görelilik teorisinde bazı hatalar bulmuş, kendisinin daha dinamik bir kütleçekim teorisi üstünde çalıştığını söylemişti. Bu teoriyi hiç paylaşmadı ancak Einstein’ın teorisinde bulduğu hatalar konusunda haklı olduğu sonraki yıllarda anlaşıldı. Albert Einstein ve Nikola Tesla hiç tanışmadılar.

Tembelseniz bir nedeni var!

0

Vaktinizin buyuk bir kısmını geçirdiğiniz mekanlarda kullanılan bazı renkler, kişilere ilham verirken, bazı renkler tembellik etkisi yaratıyor. Renkler ve etkilerini bilmek gündelik bazı problemlerinizin de çözümü olabilir. Sinirliyseniz veya tembelseniz etrafınızdaki renkleri gözden geçirmenizi tavsiye ederiz

Kullanılacak boya ve dekor renginin, mekanın kullanılış amacına göre belirlenmesi gerektir. Araştırmalara göre, dekor renklerinin, yansıttığı ışık ve hissettirdiği duygularla kişiler üzerinde olumlu ya olumsuz etkiler yapabileceği belirlendi.

Hırçın Kırmızı:

Fiziksel gücün, hareketin rengi olan kırmızının başlangıçları teşvik edildiği belirtilir. Kırmızı çalışma şevkini artırır. Tembelliğin karşıtıdır, ancak kızgınlığa ve saldırganlığa da yol açabilir. Bu nedenle hareketin yoğun olduğu yerlerde çocuk odaları, dans stüdyoları ile diskotekler gibi topluma açık olan alanlarda kullanılmalıdır. Koyu tonları yoğun ve sıkıcı bir atmosfer yaratır.

Gösterişli Turuncu:

Turuncunun da kırmızı gibi dışa dönük ve heyecan verici hatta kırmızıdan daha yapıcı olduğu saptandı. Sağlık, canlılık, yaratıcılık, güven, cesaret ve iletişimi simgeleyen turuncunun ezici olma ve üstün gelme isteklerini de beraberinde getirir. Turuncunun gösteriş meraklısı bir karakteri de dışa vurabileceği vurgulanır. Mutfakta, çocuk ve yemek odası ile koridorlarda sıcaklık yaratacağını neşe ve mutluluk vermesi istenen ortamlarda ve geniş alanlarda kullanılabileceği belirlenmiştir.

İlham kaynağı sarı:

Sarının parlak, neşeli ve sevecen etkisinin umut aşıladığı bel irlendi. Sarı, ilham verici özelliğiyle zihinsel karışıklığa da yol açabilir. Mutfak için çok uygundur. Çalışma odalarında kullanılmamalıdır çünkü zihni bulandırıp karışıklığa yol açar. Dinlenme amaçlı ortamlarda da önerilmez.

Yatıştırıcı Yeşil:

Paylaşımın, işbirliğinin, uyumun ve cömertliğin rengi olan yeşilin ise yatıştırıcı etkisine dikkat çekilir. Yeşile yakın bir renk olan turkuaz da değişimin ve dönüşümün simgesidir. Dikkati ayakta tutar. Kendini ifade etmeye yardımcı olur. Mekanları daha geniş gösterir. Banyolar, yatak odaları ve çalışma odalarında da kullanılabilir. Açık tonları duvar için uygundur. Mavi ise barışı, sevgiyi ifade eder. Hayalperestlik ve aşırı duygusallık yaratabilir. Sakinleşme, stres atma, dinlenme amaçlı olan her yerde kullanılabilir. Yatak odalarında, meditasyon mekanlarında açık tonları uygundur. Hareketin ve çalışmanın çok olduğu yerlerde kullanılmamalıdır. Koyu tonları tembellik ve melankoli yaratır.

Yaratıcı mor:

Asaleti ve kendine güveni temsil eden morun yaratıcılık ve hoşgörü uyandırır. Bu renk aynı zamanda unutkanlık ve sabırsızlık yaratabileceği de belirlenmiştir. Mor, özellikle meditasyon odaları için uygun bir renk olduğu açıklanmıştır. Bu rengin lavanta, leylak ve orkide tonlarının yatak odaları ve çalışma odalarında kullanılarak, kendinize güven duygunuzu artırabilirsiniz. Bu rengin açık tonlarıyla hastanelerin bekleme odaları da dekore edilebilinir.

Dengeli beyaz:

Beyaz enerji sistemini dengeler. Yaratıcılık duygularını açığa çıkartır ve geliştirir.

Siyah, gri ve kahverengi:

Siyah, gri ve kahverengi gibi renklerin ise yoğun ve ağır bir enerjiye sahiptir. Siyah aşırılıkları dengeler ancak tek renk olarak kullanılmaması gerekmektedir. Kahverengi de sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlayan bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

Albert Einstein’dan 10 hayat dersi

1

Albert Einstein sözleri önemli. Çünkü dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı olarak kabul ediliyor. Her sözü bu nedenle önemli olarak görülüyor.

Sizin için sözlerinden hayat dersleri derlendi:

1. Merakınızın peşinden gidin

“Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.”

Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız.

2. Azim paha biçilmezdir

“Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.”

Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.

3. Bugüne odaklanın

“Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.”

İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.

4. Hayal gücü güç verir

“Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.”

Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: ‘Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil’. Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.

5. Hata yapın

“Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir.”

Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.

6. Anı yaşayın

“Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir.”

Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.

7. Değer yaratın

“Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın.”

Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.

8. Farklı sonuçlar beklemeyin

“Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.”

Hergün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.

9. Bilgi deneyimden gelir

“Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir.”

Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.

10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın

“Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.”

10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın

“Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.”

Akıl Defterimden Notlar

0

Üniversite yıllarımdan beri düzenli olarak yaptığım gündelik entelektüel faaliyetlerimden biri, her gün aklımdan geçen düşünceleri not etmek. Adeta, kendime sekreterlik yapıyorum!

Yıllar önce fark ettim ki, aklımdan her gün binlerce düşünce geçiyordu ve onların içinden en kaliteli olanları yakalamak için hiçbir şey yapmıyordum.

Bir gün bu düşünceleri değerlendirmeye karar verdim. Beynimde akan düşünce ırmaklarının üzerine, akıl barajları kuracaktım. O tarihten sonra geçen yıllar içinde, düzenli olarak düşüncelerimi not aldım. Hobi olarak başlayan şey, kariyere ve yaşam biçimine dönüştü.

İsterdim ki, her insan bir yandan gündelik hayatını sürdürürken, bir yandan da gün içinde aklına gelen güzel fikir, cümle veya tespitleri not alsın.Kendi aklından geçen kaliteli fikirleri kaydetsin. Bu notlarını bir ömür boyu biriktirsin.

İnsanlar bu notları iki şekilde değerlendirebilir.

  1. Yıllar sonra bu notları okuyarak, aklının gelişim evrelerini izleyebilir.
  2. Bu Akıl defterini bir kitap gibi bastırıp, çocuklarına ve akrabalarına hediye edebilir. Baskı teknikleri o kadar gelişti ki, herhangi bir metni, bir kitap gibi, küçük bir bedel karşılığında, 10 adet bile bastırmak artık mümkün.

Bence herkes çocuğuna böyle bir “entelektüel miras” bırakmalı.

Burada önemli olan, o kişinin bir kitap yazmış olması değil, fikirlerini kitap gibi kalıcı hale getirmesi. Kişi 10 adet de bastırabilir, önemli olan baskı sayısı değil, içindeki düşüncelerin sayısı ve yaşanmışlığı.

Böyle bir çalışmanın kapağındaki üst başlık şöyle olmalı: Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var! Bu arada Twitter gibi web siteleri de bu amaç için kullanılabilir. Günlük faaliyetler sırasında akıldan geçen düşüncelerin kayda geçirilmesi, en iyilerinin seçilmesi ve bu fikirlerin derli toplu bir halde sergilenmesi kişisel tarih oluşturma ve kişisel aydınlanma için çok yararlı bir çalışmadır.

Unutmayın, kültür biriktirmek ve kaydetmek demektir.

Düşünce tarihi de bu düşünceyi doğrular. Dünyadan binlerde düşünen insan geçti ama biz bugün felsefeyi Antik Yunandan başlatıyoruz. O dönemde dünyanın başka yerinde, kimse düşünmüyor muydu? Elbette düşünüyorlardı ama sorun şu ki, sadece düşünüyorlardı!

Antik Yunan devletlerinde yaşayanlar, düşünmekle kalmıyor, düşündüklerini yazıyla kayda geçiriyor, düşünce biriktiriyor, böylece bir sonraki kuşağın üzerine basıp daha yükseğe ulaşabileceği zemini oluşturuyorlardı. Platonun yazıları, Aristonun düşünme zeminini oluşturuyordu. Aristonun yazıları ise bir sonraki kuşağın.

Unutmayın, kültür biriktirmek ve kaydetmek demektir.

Günlük olarak aklınızdan geçenleri kaydetmekle insanlık tarihine katkıda bulunamasanız bile, aile tarihinize katkıda bulunabilirsiniz.

Şimdi sırada, aklımdan geçenlerden bir demet düşünce var. Konu serbest olsa da, her zamanki gibi başarı ana tema…

  • Başarı toplama gibidir, insanı çoğaltır. Başarısızlık çıkarma gibidir, insanı eksiltir. Aşk çarpma gibidir, insanı şaşırtır! Peki ya ayrılık?
  • Bazı insanlar hayatın içinden basıp geçer iz bırakır, bazı insanların içinden hayat yakıp geçer is bırakır.
  • Attan düşmeyi öğrenmedikçe, ata binmeyi öğrenmiş sayılmazsın der bir İspanyol atasözü. Ayrılık aşka, kaybetmek kazanmaya dahil.
  • En derin saygı duyduğum iki insan türü: Bir, görkemli bir şekilde kazanmasını bilenler. İki, asil bir şekilde kaybetmesini bilenler.
  • Size hayat hakkında bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber: kötü olan her şeyin bir sonu var! Kötü haber: İyi olan her şeyin bir sonu var!
  • Epiktetos demiş ki, Felsefe öğreniminde ilerlemek istiyorsan, ruhu ilgilendirmeyen işlerde aptal görünmekten korkma! Bir işte çok başarılı olmak, ironik bir şekilde başka birçok işte başarısız olmakla gelir!
  • Hayatı düşünmeden yaşayanların, düştükten sonra kara kara düşünmek zorunda kalmaları ne trajikomiktir.
  • Bugüne kadar okuduğum kitaplar içinde entelektüel kapasitemi en fazla zorlayanı, bugün okuduğum çamaşır makinası kullanma kılavuzu oldu!
  • Başkalarının beğenisine dayalı başarılar önce özgürleştirip, sonra köleleştirir.
  • Geniş kitleler tarafından çok beğenilen bir şey yapmak, nemfoman bir kadınla evlenmeye benzer, başlangıçta keyfiniz yerindedir ama bir süre sonra…
  • Asimetrik psikolojik hakikatler: 1. büyük aşklar kavgayla başlar. 2. büyük kavgalar aşkla başlar.
  • Asimetrik hayat hakikatleri: 1. Her kazandığında bir şeyler kaybedersin. 2. Her kaybettiğinde bir şeyler kazanırsın.
  • Şehvetli yalanlar yalın doğrulardan daha çok ilgi görüyorsa, karakterli kalmak önemli biri olmaktan daha değerli hale gelmiş demektir.
  • Ruhumda derin izler bırakan, aşka dair fikirlerden biri şöyle �sıradan insan kendine uygun birini bulmaya çalışır, büyük insan ise kendini!
  • Doğa yasası; Sadece kolay olanı yapmaya gönüllüyseniz, hayat gittikçe zorlaşır. Zorlu yolu seçerseniz, önce zorlaşıp, sonra kolaylaşır!
  • Büyük başarısızlıklar görüş bozukluğu, büyük başarılar ise gönül bozukluğu yapar insanda.
  • İnsanları kader karşılaştırır, karakterleri yaklaştırır, kararları anlaştırır.
  • Güzel bir özlü söz duymak, kafanızın içinde havai fişek patlamasına benzer, geçici bir aydınlanma yaşarsınız ama önünüzü görmeye yetmez!

Yazar: Mümin Sekman

Sosyal Araştırma: İnsanlar Farklı Olanlara Nasıl Tepki Veriyor

0

Haley Morris-Cafiero sosyal araştırma yapmaya karar vermeden önce normal bir hayat yaşıyordu. İnsanların kiloları hakkında konuştuğunu tahmin ediyordu ama hiç yüzüne karşı bir söz söylenmiyordu. Bir gün fotoğrafını çekerken insanların yüzüne bakmadığını gördü. Aklına da bir fikir geldi. İnsanların yoğun olarak yer aldığı yerlere gidecek, mümkün olduğunca o yere uygun giyinecek ve normal şeyler yaparken fotoğraflarını çekerek bir dizi haline getirecek. Bu düşünceden yola çıkan fotoğrafları görünce insanların ne kadar yargılayıcı olduğunu düşüneceksiniz.

Haley Morris-Cafiero Kimdir?

sosyal araştırma - Haley Morris Cafiero - Sosyal Araştırma: İnsanlar Farklı Olanlara Nasıl Tepki Veriyor

Haley Morris-Cafiero Kimdir?

Haley Morris-Cafiero, Amerikalı bir fotoğrafçı ve Memphis Sanat Koleji’nde Akademik İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı. Gençken sporla uğraştığı için biraz kaslıydı. Ancak hipotiroidi nedeniyle kolejdeyken çok fazla kilo aldı. Kilolarından dolayı ayrımcılığa uğradığı yolculuğunun başlangıcıydı o günler. Birçok diyet denemesinden sonra bile hipotiroidi nedeniyle kilo veremedi.

Tüm bunlar nasıl başladı?

Bir proje üzerinde çalışırken Haley yanlışlıkla yoldan geçen bir kişinin ifadelerini gördü. Daha sonra daha fazla tepkiyi (ifadeyi) yakalamaya çalıştı. İnsanları kilosu hakkında yorumda bulunuyordu belki ama insanların tepkileri için fotoğrafların bir kanıt olabileceğini düşünmüyordu.

Haley’in neden böyle bir şey yaptığını merak ediyor olmalısın. Haley bu konusuda şunları söylüyor: “Bunu öfkeyle yapmam. Bunu sosyal bir deney olarak görüyorum. Yaptığım şey insanların bakışlarını onlara geri döndürüyororum. Bence bu gerçekten bir toplumun barometresi. ”

İŞTE BU FOTOĞRAFLARDAN BAZILARI

Yaratıcı Kişilik ve İş Yaşamında Yaratıcılık

0

Araştırmalar, yaratıcılığın temel olarak, zekanın, bilgi birikiminin, problemlere duyarlı olmanın, başarı ihtiyacının, risk almanın, demografik özelliklerin (yaş, cinsiyet gibi), durumsal faktörlerin (fiziksel çevre, görev ya da zaman sınırlılıkları) ve iş yaşamında örgütsel faktörlerin (örgütsel kültür – iklim ya da ödül sistemi) bir sonucu olarak ortaya çıktığını göstermektedir.

Ancak, bu faktörlere ek olarak bireyin kişilik özelliklerinin, yaratıcılık potansiyelini kullanabilmesi ve yaratıcılığının gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Birçok çalışmada, yaratıcı bireylerin (çalışanların), kararlarda bağımsızlık, baskın olma isteği, düşük kaygı düzeyi, duygusal ya da estetik duyarlılık, neşelilik, kendine güven ve saygı duyma, yeni deneyimlere açıklık, kararlılık, geniş ilgi alanlarına sahip olma, belirsizliğe tolerans gösterebilme, atılganlık, otoriteye daha az oranda itaat etme, yüksek motivasyon ve disiplinlilik gibi kişilik özelliklerine sahip oldukları görülmüştür.

Yaratıcı bireyler, geniş ilgi alanlarına ve yüksek enerjiye sahiptirler, kararlarında uzlaşma ve kendilik kontrolü de gösterecek bir biçimde özerklik ve bağımsızlık gösterirler, sezgiseldirler. Yaratıcılık düzeyi yüksek olan bireyler, problemleri yeniden tanımlayabilirler, başkalarının kendi fikirlerine uymasını beklemek yerine onları bu fikirleri kabullenmeye ikna etmeye çabalarlar ve risk alırlar.

Yaratıcılık hangi durumlarda artar ya da ketlenir?

Destekleyici iş arkadaşlarının varlığının, işi gerçekleştirmek üzere yeterli süre ve kaynağın bulunmasının, kurumsal kültürün bir ürünü olarak özgünlüğün desteklenmesinin, yaratıcılığın ödüllendirilip hataların kaçınılmaz olmadığına dair normların varlığının, çalışana olumlu geri bildirim verilmesinin katılımcı – demokratik liderlik tarzının, çalışana yaptığı iş üzerinde özerklik sağlayan ve karar verebilme yetkinliği sağlayan işlerin, katı-geleneksel olmayan bir örgütsel yapının, risk almayı destekleyen ve tartışmalara tolerans gösteren bir örgütsel iklimin ve geleneksel olmayan düşünce biçimlerine açık olan ve kurallara sıkı sıkıya bağlı olmayan bir örgütsel kültürün çalışanların yaratıcılıklarını artırdığı görülmektedir.

Çalışanın yaratıcılık potansiyeli kullanmasına olanak sağlayan ya da yaratıcı düşünmeye yönelten bu etmenlerin dışında, olumsuz geri bildirimler, zaman baskısı ya da yetersiz zaman, yakın denetim, rekabet ve gerçekçi olmayan beklentiler, stres, korku, alışkanlıklar, ilgi ve motivasyon eksikliği, katı öncelikler ya da önceliklerin belirlenmemesi, aşırı disiplin, bilgi eksikliği, iş – özel yaşam çatışmaları, geçmişteki başarısızlıklar, eleştirilme korkusu, “biz” ve “onlar” tutumları, standartlar ve başarısızlık korkusu gibi faktörlerin ise yaratıcılığın gelişmesine ket vurduğu görülmektedir. Birey ya da takım bazında düşünüldüğünde, yoğun bir zaman baskısının olmasının ilk çözümün en iyi seçenek olduğu düşüncesini uyandırması nedeniyle yaratıcılığa ket vuracağı söylenebilir. Çalışanların yaratıcılığı nasıl arttırılır?

Buraya kadar aktarılanların ışığında, gerek gündelik yaşamda gerekse iş yaşamında bireylere yaratıcı olmalarının öğretilemeyeceği, ancak motivasyonu artırmaya yönelik birtakım uygulamalarla ve yaratıcılık potansiyellerini kullanabilecekleri bir ortam sağlanmasıylayaratıcılıklarının artmasının sağlanabileceğisöylenebilir.

Bununla birlikte, aşağıda kısaca aktarılan tekniklerin de çalışanların yaratıcılıklarını artırmaları yönünde yararlı ve işlevsel oldukları gözlenmektedir.

1. beyin Fırtınası:

  • beyin fırtınası, bir grup çalışandan oluşur. Grubun bir lideri vardır ve lider hangi probleme çözüm aranacağını belirler.
  • Grup üyeleri, düşüncelerini “akıllarına geldiği gibi” söylerler. Hiçbir düşünce eleştirilmez, doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılmaz.
  • Tüm üyeler, düşüncelerini dile getirmeleri yönünde teşvik edilir.
  • Üyelerden bir yazıcı, tüm düşünceleri belirtildikleri şekliyle kaydeder; bunun için genellikle bir tahta ya da flip chart kullanılır.
  • Her çözüm önerisi, anlamlı olup olmaması, uygulama kolaylığı, basit ya da karmaşık oluşu gibi kriterler üzerinden tek tek tartışılır, oylanır ve bu sürecin sonunda da bir çözümü kavuşulur. 2. Nominal Grup Tekniği
  • Bu teknikte, her çalışan, bir grup olarak bir araya gelmeden önce problemle ilgili çözüm önerilerini yazılı olarak lidere iletir.
  • Bir araya gelindiğinde de lider bütün önerileri bir tahtaya ya da flip chart’a yazar.
  • Öneriler tartışmaya açılır ve oylamaya geçilir. Her öneri oylanır, böylelikle bazı öneriler elenir.
  • Geride kalan öneriler yeniden tartışılır ve artık son aşamada üst yönetime sunulacak öneriyi belirleyebilmek için ikinci oylama yapılır.

3. Delphi Tekniği

  • Delphi tekniği, üyelerin yüzyüze iletişim kurmalarını gerektirmez.
  • Her grup üyesi, kendi çözüm önerisini, birbirlerinden bağımsız ve habersiz olarak lidere iletir.
  • Lider, bütün önerileri inceler, yorumlar ve tüm üyelere gönderir. Böylelikle her üye, diğer üyelerin çözüm önerilerini görme şansını elde eder ve eğer önerilere ilişkin olumlu ya da olumsuz bir düşüncesi varsa bunu lidere iletir
  • Bu aşamalar, tüm grup üyelerinin üzerinde uzlaştığı bir önerinin ortaya çıkmasına kadar devam eder. Gerekirse öneriler oylanarak da bir sonuca ulaşılmaya çalışılır. Özellikle intranet sistemi gibi teknolojik yeniliklerin bu tekniğin kullanılmasını daha da kolaylaştıracağı söylenebilir.

Beyin Fırtınası

0
Beyin dalgalarımız birlikte vakit geçirdiğimiz insanlarınkine benzer hale gelebilir

İki zeki genç, küçük bir dereciğin üzerindeki köprüde durmuş, altlarındaki suyu seyrediyorlardı.

Bir tanesi:

“Bak” dedi, “şu alttaki minicik balığı görüyor musun? Ne kadar mutlu!”

Diğeri:

“Sen bir balık değilsin ki! Bir balığın mutlu olup olmadığını nasıl anlayabilirsin?” diye itiraz etti.

Öteki:

“Peki, sen… Sen de ben değilsin ki. Öyleyse benim balığın mutlu olup olmadığını anlayıp anlamadığımı sen nasıl anlayabilirsin?” diye karşılık verdi.

Diğeri:

“Tamam” dedi, “mademki ben sen değilim ve sen olmadığıma göre de senin anladığını anlayamam. Öyleyse sen de balık olmadığına göre balığın ne hissettiğini anlayamazsın.”

Öteki dayanamadı:

“O zaman senin ilk sorduğun soruya dönelim,” dedi. “Sen bana balığın mutlu olup olmadığını nereden anladığımı sordun. Bu soru gösteriyor ki, benim anlamadığımı, sen hissettin. Öyleyse söyleyeyim aziz dostum. Ben de balığın mutlu olduğunu hissettim

Gerçek Aşk Olumsuzluklara Neden Olur Mu?

0

‘Gerçek aşk’a inanmak ne tür olumsuzluklara yol açabilir?

Eski tarz romantiklerin aşk anlayışı sorunlu olabilir. Gerçek aşka dair katı inançlara sahip olmak ilişkilerde partnerinin iyi ve kötü yanlarını görmesine engel olabilir.

Partnerinizle yaşadığınız sorunları arkadaşlarınıza anlattığınızda bunları kafaya takmanın yersiz olduğunu mu söylüyorlar? Ya da bir arkadaşınız sizin hiç uygun bulmadığınız biriyle yeni bir ilişkiye başlamış ve bu ilişki zamanla giderek gelişiyor mu?

Psikologlar, ilişkilere başlamamızı ve sürdürmemizi etkileyen iki skaladan söz ediyor.

Bunlardan biri, ilk izlenim ve uyum belirtilerine ne kadar önem verdiğimizi, diğeri ise ilişkilerde sorunları aşma yönünde ne kadar çaba gösterdiğimizi ölçüyor.

Bunlara örtülü ilişki teorileri adı veriliyor (çünkü bu konuları pek konuşmayız). Gerçek aşka inandığımızı düşünürüz, ama başkalarıyla bu konuyu açıktan pek tartışmaz veya yeni bir ilişkiye bunun farkında olarak başlamayız.

İlişkimizde sorunları partnerimizle konuşmaktan kaçınıyor muyuz? Olmadığı halde bir yerde hata mı arıyoruz? İlişkimizi ‘hayalet’ gibi sıyrılıp uzaklaşarak mı sona erdiriyoruz? Bu iki skalayı kullanarak bu soruların yanıtlarını bulabiliriz. Bu örtülü tutumlardaki farklılıklar ayrıca başkalarının aşk yaşamlarındaki tercihlerinin nedenlerini anlamamızı da sağlayabilir.

Bu skalalarda kendi konumunuzu anlamak için aşağıdaki iki anketi yapabilirsiniz.

‘Ruh İkizi’ skalası

Aşağıdaki 10 ifadeyi 1 ile 7 arasında puan vererek değerlendirin (1 hiç katılmıyorum, 7 ise tamamen katılıyorum ölçüsünü ifade ediyor)

  1. Romantik bir ilişkinin başarısı esas olarak iki kişinin birbiri için “doğru” insan olup olmamasına bağlıdır.
  2. Henüz karşılaşmadığım ama benim için mükemmel (veya mükemmele yakın) bir insan vardır.
  3. Evliliklerde birçok insan, eşiyle derin bir yakın ilişki keşfeder (inşa eder fikrine zıt olarak).
  4. Evlendikten sonra eşimle tutkulu bir aşk yaşamamız benim için çok önemli.
  5. Tutkulu bir aşk yaşamadığım insanla evlenemem.
  6. “Doğru insan” diye bir şey yoktur.
  7. Eşim olacak insanın tanıştığım en muhteşem insan olması lazım.
  8. Mükemmel uyum beklentisiyle eş arayan insanlar boşa zaman harcıyor.
  9. Birçok evliliğin başarısız olmasının nedeni iki insanın birbiri için uygun olmamasından kaynaklanıyor.
  10. İnsanlar arasındaki yakınlık hissi önceden oluşmuştur.

Şimdi puanlamaya gelelim: Önce 1,2, 3, 4, 5, 7, 9 ve 10. ifadeler için verdiğiniz (1’den 7’ye kadar) puanları toplayın. 6 ve 8. ifadelere verdiğiniz yanıtların her birini 8 rakamından çıkarın ve elde ettiğiniz yeni sayıları o soruların yanıtı olarak alın. Örneğin, 6 veya 8. sorudan birine “6” yanıtını vermişseniz bunu 8 rakamından çıkarınca 2 kalır. İşte bu rakamı diğer soruların toplamına ekleyin. Her iki soru için aynı işlemi yaptıktan sonra elde ettiğiniz toplamı, ortalamayı bulmak için 10’a bölün (10 soru olduğu için). Bu şekilde ortalama skorunuzu bulmuş olursunuz.

‘Yürütme’ skalası

Aşağıdaki 9 ifadeye 1 ile 7 arasında puan verin (1 hiç katılmıyorum, 7 ise tamamen katılıyorum ölçüsünü ifade ediyor)

  1. Romantik bir ilişkinin başarısı insanların o ilişkiyi yürütmek için verdiği çabaya bağlıdır.
  2. Evlilikte çaba uyumdan daha önemlidir.
  3. İlişkide aşk gelişir (aşk bulunur fikrine karşı)
  4. İnsanlar çaba gösterirse birçok evlilik yürür.
  5. Birçok insanla mutlu bir evlilik yürütebilirim, yeter ki makul olsunlar.
  6. Birçok evliliğin başarısız olmasının nedeni kişilerin çaba göstermemesinden kaynaklanır.
  7. Bir insanı ne kadar iyi tanıdığınız onları tanıma süresiyle ilgilidir.
  8. Rastgele bir insanla evlensem de bu beni tatmin eder.
  9. Partnerinizi ancak zamanla tanıyabilirsiniz.

Bu anketin sonucunu bulmak için verdiğiniz puanları toplayıp 9’a bölün.

Örtülü ilişki teorileri

Bu anketin soruları ABD’nin Illinois eyaletindeki Aurora Üniversitesi’nden Renae Franiuk’un kullandığı İlişki Teorileri Anketi’nden alınmıştır. Franiuk bu anketi, zımni teoriler ve ilişkide tatmin ve uzun ömür konulu araştırmasında kullanmış.

Anket sonucunuz “ruh ikizi” inancınızın yüksek olduğunu gösterdi ve bu sizi şaşırttıysa bu konuda yalnız değilsiniz, diyor Franiuk. “İnsanlar genellikle ‘yürütme’ anlayışına daha yakın olduğunu sanır, ama ‘ruh ikizi’ anlayışının daha fazla benimsendiğini görürüz. İnsanlar ‘ruh ikizi’ yaklaşımına bilimsel olmadığı için başta soğuk bakarlar. Ona başka bir isim verip bu romantik inançları daha fazla benimsemelerini sağlayabiliriz. Batı kültürü insanları bu inançlara yönelttiği için bu fikirlere inanma isteği çok da şaşırtıcı değil.”

Her iki anketin sonucunu buldunuz. Peki şimdi neye dikkat etmek lazım? İlişkiler zorlu bir döneme girdiğinde ‘yürütme’ anketinde yüksek puan almış insanlar o ilişkiyi düzeltme yönünde çaba gösterip sonuç aldığında tatmin olur. Çiftler ilişkiyi yürütme yönünde ne kadar fazla çaba gösterirse o ilişkiye o kadar adanmış hissederler, karşılarına çıkan zorlukları aşmaya çalışırlar.

Bu nedenle ilişkinin zamanla gelişeceği inancını taşıyanlar, taraflar arasındaki uyum açısından büyük farkları göz ardı ederler. Uyumun zaman içinde gelişeceğine ve bunun için çaba harcamak gerektiğine inanırlar.

‘Ruh ikizi’ skalasında yüksek puan ne anlama geliyor?

Ruh ikizi arayışında olan ve bir gün ‘doğru insan’ ile karşılaşacaklarına inananlar açısından ise tersi geçerli olup bunun zararlı sonuç vermesi mümkündür.

Özellikle ilişkinin ilk aşamalarında karşılaşılan bir sorun, “mükemmel” ruh ikizinin o kişi olmadığını öğrenmenin hayal kırıklığı ile ilişkinin sona ermesine neden olabilir.

Partnerinin “kendisini hiç anlamadığından” yakınılır veya en ufak bir hata bile hemen “birbirine uyumlu olmamanın kanıtı” olarak görülür.

Gerçek aşka inanan insanların ilişkiyi açıktan bitirme yerine ‘hayalet’ gibi çekilmesine daha sık rastlanır. Eski partneri ile irtibattan kaçınır. Onun kendisi için ideal olmadığını düşündüğünden ilişki için çaba göstermeyi boş görür.

İlişkide sorunlarla karşılaştığında ayrılmamış ve hala gerçek aşkı bulduğuna inanan insanlar bu kez de sorunları görmezlikten gelir. Partnerine karşı daha bağışlayıcı ve ‘ruh ikizi’ olarak düşünmek istediği insanla çatışmadan kaçınan bir tavır takınır. Ufak tefek sorunlarda bu olumlu bir yaklaşım olabilir. “Ama büyük çatışmalardan kaçınıyorsanız, size göre olmayan biri ile yaşamınızı sürdürmek durumunda olursunuz” diyor Franiuk.

Ciddi sonuçlar

Bu ciddi sonuçlar doğurabilir. Sorunlar görmezden gelinir, uzun süreli ilişkiye bakarak partnerin kendisi için uygun insan olduğu yargısı gelişir.

Franiuk, bu ilişkide kalış süresi uzadıkça şiddet bildirimlerinin de arttığını ifade ediyor. Böylece bağışlayıcı özellikleriyle kendilerini tehlikeye atanlar veya doğru insanla ilişki yaşamadığını bildiği halde ekonomik nedenlerle o ilişkiyi sürdürenler oluyor.

Romantik inançlar zamanla değişmiyor. Yani bu özellikleri taşıyorsanız hep öyle kalacaksınız demektir. “Bu teoriler derinlerde yatar. İnsan 20’sine 30’una geldiğinde kişiliği artık oturmuştur. Karakter özellikleri gibi ilişkiye yaklaşım da erken yaşta belli olur – çocuklar bu fikirleri etraflarındaki ilişkilere bakarak edinir” diyor Franiuk.

Ancak romantik ilişkiler konusundaki bu iki örtülü teorinin birbirini dışlaması gerekmiyor. ABD’nin Maryland St Mary’s College Üniversitesi’nde psikolog Gili Freedman, çiftler birlikte çaba gösterdiğinde ilişkinin gelişeceği inancı ile “bir yerlerde ‘doğru’ insanın olduğu” inancının bir arada görülebileceğini söylüyor.

“Bu inançları ifade tarzımızı değiştirebiliriz. Geçmiş deneyimler yeni ilişkilere yaklaşımımızı belirliyor” diyor Freedman. Romantik ‘ruh ikizi’ anlayışına sahip olsanız bile ilişkinizi ‘hayalet’ tavrı ile değil daha vicdanlı ve açık bir tavırla bitirmeniz veya ilişkide sorunları görmezden gelmek yerine onları çözmek için daha bilinçli bir çaba göstermeniz mümkündür.

Gerçek aşkın hiçbir zaman sorunsuz olmayacağına dair bir söz vardır. Ama ilişkiye yaklaşım tarzımızı anlarsak o sorunlar ortaya çıktığında daha kolay aşabiliriz.

Sağlıklı Aile ve Evlilikler

0

Aile kurumu bir toplumun en temel kurumudur. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı ailelerden oluşmuş bir toplumdur. Aile kurumunda yaygın olarak ortaya çıkan yapısal ve işlevsel bozukluklar, dengesizlikler, toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısında da bozukluklar ve dengesizlikler olarak yansıyacaktır.

SAĞLIKLI AİLE :

İdeal olarak tam sağlıklı bir aile; eşler ve çocuklardan oluşan bir yapı olarak, her türlü değişim ve krizler karşısında varlığını koruyabilen, gelişim dönemlerini yıkımlara ve kayıplara uğramadan geçirebilen, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik işlevlerini üyeleri için, günün koşullarına göre tatmin edici ölçülerde yerine getirebilen ailedir.

Bu konuyu biraz açabilmek için aileyi yapısal ve işlevsel olarak tanımlamak gerekir.

AİLE KURUMU :

Toplumdan topluma, kültürden kültüre değişmekle birlikte günümüzde, aileden bahsettiğimizde genel olarak çekirdek aileden bahsetmekteyiz. Aile, karı-koca ve çocuklardan ve bazen diğer yakın akrabalardan meydana gelen, üyeleri arasında karşılıklı saygı, sevgi, dayanışma ve birbirlerine ait olma duygusu bulunan ve ortak amaçları olan ekonomik, sosyal ve kültürel bir kurumdur.

Aile, toplumun çekirdeğini oluşturan, sevgi, saygı, dayanışma, güven ve birbirine bağlılık esaslarına göre varlığını devam ettiren gönüllü bir birlik olarak da tanımlanabilir.

AİLENİN İŞLEVİ :

Bir organizasyon olarak aile kurumu, aile üyelerinin, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitimsel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya, üyelerinin, toplum içinde kendilerini güvenlikle var edebilmelerine, geliştirebilmelerine, saygınlık kazanabilmelerine ve kendilerini gerçekleştirebilmelerine aracılık eder. Bu bağlamda ailenin işlevi, üyelerinin doğal gereksinmelerini karşılamaya yönelik bir aracılık işlevidir. Aile aynı zamanda, toplumun kalkınması, gelişmesi, birliği ve esenliği, sürekliliği için de temel bir işlev görür.

SAĞLIKLI AİLENİN ve EVLİLİĞİN TEMEL UNSURLARI :

Sağlıklı ailenin belli başlı temel unsurları olarak şunları sıralayabiliriz:

Eşler, birbirleriyle uyum sağlayabilecek, sağlam bir denge kurabilecek ve birbirlerini tamamlayabilecek özellikleri %50-60’ın üzerinde sağlarlar. Bu özellikler:

  • Yaşamın anlamı, idealleri, değerleri, inançları ve amaçları.
  • Ruhsal ve psişik yapılarında uyum, karşılıklılık ve denge yeteneği,
  •  Entelektüel, estetik, duygusal ve zihinsel boyutlarda uyum,
  • Fiziksel ve cinsel uyum,
  • Karşılıksız sevgi,
  • Eşinin kişisel özelliklerini kabullenebilme ve saygı gösterebilme yeteneği,
  • Bencillik ve sahiplenme duygusunun olmadığı paylaşım ve dayanışma isteği,
  • Çocuk sahibi olmak ve yetiştirmek konusunda ortak niyet ve istek,
  • Ailenin işlevleri ve sürekliliği konusunda benzer inanç, kararlılık ve irade yeteneği.
  • Aile bireylerinin her biri, aile içindeki konumları, işlevleri, hak ve sorumlulukları konusunda açık ve net bir anlayışa sahiptirler.
  • Aile içinde ve dışında; ilişkileri, davranışları ve tepkileri kolaylaştıracak yeterli ölçüde, ilkeler ve normlar belirlenmiştir.
  • Ortak kararlara, ilkelere ve normlara uyulmaması halinde hangi yaptırımların devreye sokulacağı üyeler tarafından açık ve seçik bilinir.
  • Aile içinde fiziksel, sözlü, duygusal ya da ekonomik şiddet asla söz konusu olmaz.
  • Organizasyonel bir yapı olan ailede de bir hiyerarşi söz konusudur. Aileyi ilgilendiren önemli kararların alınmasında, aile bireylerinin her biri, konumlarına ve işlevlerine göre kararlara katılım sorumluluğunu üstlenirler.
  • Aile üyeleri, fikirlerini, duygularını, isteklerini ve eleştirilerini, herhangi bir korku ve kaygıya kapılmadan ifade edebilirler.
  • Aile üyeleri, kendi davranış ve tercihlerini, diğer aile üyelerinin hak ve yetkilerini çiğnemeyecek şekilde belirleme hakkına ve kendi olma özgürlüğüne sahiptirler.
  • Çatışmalı durumlarda, aile üyelerinin empatik yaklaşım geliştirme, çatışma çözme ve uzlaşma becerileri gelişmiştir.
  • Aile üyeleri, kendi yaşamsal kaderleriyle, aile ve ailenin diğer üyeleri arasında ölçülü bir bağ kurabilme becerisini gösterebilirler.
  • Birbirlerinin yaşamsal özgürlüklerine ve sorumluluklarına, gelişim fırsatlarına müdahale etmeden destekleyici ve tamamlayıcı bir çabayı ortaya koyabilirler.
  •  Samimiyet, dürüstlük, açıklık becerileri yanında sevgi, şefkat ve merhamet duyguları da yeteri kadar gelişmiştir.
  • Yaşamsal zorluklara ve krizlere karşı direnç geliştirmişler ve yeterli donanımı edinmişlerdir.

SAĞLIKSIZ AİLE VE EVLİLİKTE NELER OLUR :

Sağlıklı aile ve evliliklerde karşılaştığımız durumların tamamen tersiyle karşılaşırız. Yaşam tamamen tersine döner ve olumsuz durumlardan, bozulan dengeden sadece aile üyeleri değil, ailenin yakın çevresindeki her kes belirli ölçülerde etkilenir.

  • Aile içinde aile bütünlüğüne ve sağlığına zararlı hatalı ilişki biçimleri kullanılmaya başlanır.
  • Üyeler savunma mekanizmalarını ve hatalı düşünce biçimlerini daha fazla kullanmaya başlarlar.
  • Çatışmalar yaygınlaşır ve sıklaşır, çözümsüzlükler artar.
  • Aile üyelerinin birbirlerine karşı olan güvenleri, hoşgörüleri ve anlayışları azalır.
  • Birbirlerine karşı olan sevgi, şefkat ve merhamet duygularının yerini, öfke, saldırganlık, nefret, tahammülsüzlük ve incinmişlik duyguları alır.
  • Kurallara ve normlara uyma isteği ve becerisi azalır.
  • Sorunların gerçek kaynakları unutulur, ilgisiz nedenlere ve durumlara bağlanır.
  • Bireyler giderek birbirlerini ve kendilerini duygusal olarak izole ederler, uzaklaşırlar.
  • Sevgi ve paylaşım ilişkilerinin yerini kölelik ve bağımlılık ilişkileri alabilir.
  • Sorunların çözümü aile içinde aranmak yerine dışarıda (işte, hobilerde, gece hayatında, alkolde, evlilik dışı ilişkilerde) aranmaya başlanır.
  • Aile bireylerinin davranışsal, duygusal ve ruhsal dengeleri giderek bozulur.
  • Sorunlar ve çatışmalar arttığında ve uzun süre çözülemediğinde, aile üyelerinde, özellikle çocuklarda davranış ve uyum problemleri veya psikiyatrik sorunlar ortaya çıkabilir.
  • Aile bütünlüğü ve evlilik dağılmaya ve parçalanmaya doğru gidebilir.

EVLİLİKTE SORUNLARIN VE BOŞANMALARIN BAŞLICA NEDENLERİ :

Boşanma istatistikleri dikkate alındığında aşağıdaki nedenler sıralanabilir:

  • Ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması.
  • Aile büyükleri ile aynı evde oturma.
  • Aile büyüklerinin veya eşinin kadını hizmet etmesi gereken bir kişi olarak görmesi.
  • Eşler arasındaki cinsel sorunlar.
  • Din, mezhep ya da kültür farkları.
  • Alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük.
  • Eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması.
  • Aldatma.
  • Eşlerden birinin psikolojik sorunlarının olması.
  • Dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler.
  • İşkolik bir eşe sahip olma.
  • Eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması.
  • Aşırı kıskançlık.
  • Eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması.

İletişimi ve eşler arası ilişkiye etkileyen aşağıdaki durumları da ekleyebiliriz:

  • Karşıdaki kişiyi iyi dinlememe, ona kendini ifade imkanı tanımama.
  • Samimiyetten ve dürüstlükten uzaklaşma, yalan söyleme.
  • Eşine karşı aşırı müdahaleci, baskıcı ve sınırlayıcı davranma. Eşin her davranışını kontrol etmeye çalışma.
  • Çok fazla soru sorma, yersiz şüpheler ve kuruntular.
  • Kolay incinme, sık sık sitemlerde bulunma.
  • Sorulara cevap vermeme, geçiştirme, yüzeysel cevaplar verme.
  • Gerçek nedenleri bilmeden, öğrenmeden suçlamalarda ve yargılarda bulunma.
  • Her durumda, daha önceden olup geçmiş olumsuz ve üzücü olayları gündeme getirme ve hatırlatma.
  • Olayları ve eşin hatalarını abartılı bir şekilde ortaya koyma.
  • İlgisizlik, küskünlük ve uzaklaşma ile cezalandırma.
  • Surat asma, olumsuz beden dili kullanma.
  • Aile mahremiyetini bozma, aile sırlarını yabancılarla paylaşma.
  • Sık Sık eşin akrabaları ve arkadaşları konusunda suçlamalarda bulunma ve olumsuz ifadeler kullanma.
  • Sorumlulukları yerine getirmekten kaçınma.
  • Karşı taraftan daha fazla fedakarlık ve tavizler bekleme.

EVLİLİK KURUMU :

Yaşanan ekonomik, sosyal ve kültürel değişiklikler, aile ve evlilik kurumu üzerinde olumlu ve olumsuz pek çok değişime neden olmuştur. Kültürel yapıdan kaynaklanan etkenler nedeniyle, eşlerin birbirlerine belirli kalıplar ve önyargılar çerçevesinde bakmaları, aile ve evlilik kurumunda kopmalara, dağılmalara ve yıkımlara neden olabilmektedir.

Evlilik daha önceleri, sosyal uyum ve bütünlemeyi hedefleyen, daha çok iş bölümünü esas alan sosyo-ekonomik bir kurum niteliğindeyken, bugünkü evliliklerin kuruluşunda daha çok sevgi, aşk, beğeniler, anlayış birliği gibi psikolojik gereksinmeler daha belirleyici olabilmektedir. Eş seçiminde, eskiden toplum içinde güvenli bir şekilde varolabilme, kabul ve saygınlık bulabilme gibi gereksinmeler belirleyiciyken, bugün, daha bireysel gereksinmeler, aşkı yaşamak, mutlu olmak, eşitlikçi ilişkiler içerisinde kendini bağımsız ve özgür bir şekilde gerçekleştirmek gibi gereksinmeler çok daha belirleyici olmaktadır.

Geçmişte, erkek ve kadın rolleri, erkek egemen bir dünyada, cinsiyete dayalı iş bölümü esasına dayalı olarak ortaya çıkarken, günümüzde, giderek, kadın ve erkeğin gerçek doğasını gözeten, eşitlikçi ilişkiler temelinde belirlenmektedir. Aile ve evlilik kurumunda ortaya çıkan değişiklikler olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da yol açabilmektedir.

Günümüzde boşanmaların kolaylaşması, ayrılmış eşlerin toplum tarafından daha kabul edilir olması, eşlerde; evliliğin getirdiği sıkıntılara katlanma, birlikteliği korumak için daha fazla çaba gösterme, zor dönemlerde daha derinlikli ve destekleyici ilişkiler kurabilme isteğini ve eğilimini zayıflatmaktadır. Erken yaşlarda, aceleyle yapılana eş seçimi boşanmaların önemli bir nedeni durumundadır.

Herkes ideal bir evliliği arzular ve bunu elde edebilmeyi umar. Ancak eşlerin birbirini tamamladığı, ideal evlilikler pek nadirdir. Evliliklerin pek azı aşk ve sevgi temeline, pek çoğu ise sadece anlayış ve karşılıklı hoşgörü temeline dayalıdır. Hangi temele dayanırsa dayansın, ne yazık ki evliliklerin pek çoğu ya toplumsal baskılar ya da ekonomik, sosyal zorunluluklar nedeniyle sürdürülmektedir. Pek az evlilikte karşılıklı uyumun sağlanabildiğini ve gereksinmelerin yeterli ölçüde karşılanabildiğini söyleyebiliriz.

Erken yaşlarda, bireyler yeteri kadar olgunlaşmadan alınan evlilik kararları ve eş seçimleri önemli bir sorundur. Birey, yirmili yaşlarda, bedensel olarak, cinsel duygular olarak, sevgi ve şefkat duygularını yaşayabilme açısından, zihinsel işlevleri açısından evliliğe hazır sayılabilir. Ancak bunları da yönetecek soyut düşüncenin gelişimi ve ruhsal olgunluk açısından evliliğe hazır değildir. Dolayısıyla, yirmili yaşlardaki bir genç evliliğe, içinde bulunduğu gelişimsel dönemin baskın karakterine uygun olarak, dürtüleri, arzuları ve duygularının etkisiyle karar verecektir. Dürtü, duygu ve arzularının etkisi yanında, toplumsal bazı nedenler de aceleci davranmasına, daha uygun birisini beklemeden karşısına ilk çıkan ve uygun olduğunu düşündüğü birisiyle hemen evlenmeye karar verecektir.

TEK KANATLA UÇMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR :

Bu koşullarda kurulan evliliklerde, evli çiftler evlendikten sonra olgunlaşmaya, gelişmeye devam edeceklerdir. Dolayısıyla, eşlerin birlikte, istikrarlı ve dengeli bir şekilde gelişmeleri ve olgunlaşmaları çok önemlidir. Eşler gelişimsel özellikler açısından birbirinden geride kalmamalıdırlar. Ancak, özellikle ülkemizdeki ekonomik, sosyal ve kültürel eşitsizlikler nedeniyle kadınlar bu açıdan çok avantajsız bir durumdadırlar. Belirttiğimiz bu şartlarda mutlu ve uyumlu bir evlilik, bir zar oyununda düşeş (çift altılı) atma olasılığından çok daha düşüktür.

BÜTÜN YOLLAR TIKANDI, ÇARESİZİM :

Ailedeki sorunlar, çözülmez bir yumak halini aldığında, aile üyelerinden birisi sorunun kaynağı olarak damgalandığında ya da kendini feda ettiğinde bir terapistten yardım istenir. Aile ilişkilerindeki bozulmalar, aile üyelerinde hastalık olarak ortaya çıkar. Aile bireyinde ortaya çıkan hastalık, aslında ailedeki hastalığın bir yansımasıdır. Terapist, sorunun, bireyin en yakın sosyal çevresi olan aile yapısını ve aile içi dinamikleri incelemeden çözülemeyeceğine inandığından, koşulların gerektirdiği aile terapisi veya evlilik terapisi için aile ile anlaşır. Aile terapisinin çok geniş bir uygulama alanı olduğu kabul edilir.

Ancak terapist, aile terapisi uygulamak için bazı asgari koşulları gözden geçirir:

  1. Aile terapisini, aile üyelerinden birisinin tıbbi tedavisine destek amacıyla kullanmak ister.
  2. Aile terapisini, aile üyelerinden birisinin ruhsal ya da davranışsal sorununu çözmek ve iyileştirmek amacıyla kullanmak ister.
  3. Aile terapisini, aile üyeleri arasındaki iletişim çatışmalarını gidermek, bozulan dengeleri yeniden düzenlemek, krizleri ve geçiş dönemlerini en sorunsuz şekilde atlatmak için kullanmak ister.
  4. Hangi sorunla ilgilenilirse ilgilenilsin, terapist sorunun ailenin ortak bir sorunu olduğunu tespit etmelidir.
  5. Terapist, terapiye katılan aile üyelerinin çalışmaya gönüllü olarak katıldıklarını teyit eder.
  6. Aile üyelerinin her hangi birinin terapiyi aksatacak ölçüde psikiyatrik bir sorunu olmadığını teyit eder.
  7. Terapist, aile üyelerinin, terapinin amaçları konusunda görüş birliğini sağlar.
  8. Aile üyelerinin, ciddi bir denetime gerek olmadan ortak sorunları inceleme ve çözme isteğini teyit eder.

AİLE VE EVLİLİK TERAPİSİNDE AMAÇLAR :

Aile ve evlilik terapileri konusunda çok sayıda farklı yaklaşımdan, ekolden söz edilebilir. Farklılıklarına karşın tümünün ortak noktası, aileyi, aile içi dinamikleri ve ilişkileri ele almalarıdır. Farklı aile terapisi yaklaşımlarındaki ortak noktaları şu şekilde sıralamak mümkün olabilir:

  1. Aile üyesinin ruhsal sorunları ya da işlevsel bozuklukları söz konusu olduğunda bile, aile içi ilişkileri ele alarak sorunları çözmeye çalışlar.
  2. Hemen hemen her türlü ruhsal sorunu ya da psikiyatrik bozukluğu aile terapisi kapsamına almak mümkündür.
  3. Aile içindeki çatışmaları, eşler arasındaki çatışmaları ve aile üyelerinin aile dışındaki çevreyle olan çatışmalarını çözmek.
  4. Ailenin, aile üyelerinin yaşadığı travmatik yaşantıların etkilerini gidermeye çalışmak, dirençlerini, esnekliklerini ve uyum becerilerini geliştirmeye çalışmak.
  5. Aile üyelerinin zorlayıcı yaşantılar ve problemler karşısında sorun çözme, iletişim kurma ve empati yeteneklerini geliştirmek
  6. Aile üyelerinin psikolojik gereksinmelerinin farkına varma ve bunları karşılama konusundaki becerilerini ve dayanışma isteklerini geliştirmek.
  7. Üyelerin özerkliklerini, kendileri olma haklarını koruyarak, aile içindeki sorumluluklarını yerine getirebilme ve birbirlerine destek olabilme becerilerini geliştirmek.
  8. Aile üyelerinin, aile içindeki rol ve güç çatışmalarını çözebilme, kendi işlevlerini en sağlıklı bir şekilde yerine getirebilme becerilerini geliştirme.
  9. Aile üyelerinin, fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak kendilerini güvenlikte hissedecekleri aile bütünlüğünü ve birliğini kurup geliştirebilecekleri sevgi, şefkat ve eğitim ortamını ortaya çıkartmak.
  10. Ailenin ve aile üyelerinin toplumsal çevre ile bütünleyici ve tamamlayıcı bir ilişki kurabilme becerilerini geliştirmek.
  11. Eşler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan çatışma, iletişim sorunları, cinsel, duygusal ya da entelektüel uyumsuzlukları ve sorunları çözmek.

Aile üyelerinin her birinin kendine özgü kişilik özellikleri, geçmiş yaşam öyküleri ve genel olarak ailenin bir tarihi vardır. Terapist, gözlem, açık ve kapalı uçlu sorular, görüşme, listeler, empatik iletişim, vb. araçları kullanarak ailenin geçmişi, duygusal çatışmaları, rol ve güç çatışmaları, iletişim kurma biçimleri, sorun çözme, zorlayıcı yaşantılarla baş etme becerileri, hatalı davranış örüntüleri, kişilik özellikleri, benlik durumları, vb. pek çok boyutta bilgi toplayarak aileyi değerlendirir.

Ailenin güçlü ve zayıf yönleri tespit edilir. Ailenin gerçek ve algılanan sorunları belirlenir. Aile yapısı ve işlevleri ile çevresel etkenler belirlenir. Aile içi anlam yapıları, değerler, inançlar, öncelikler ve normlar tespit edilmeye çalışılır.

Terapist, ailenin değerlendirilmesinden elde ettiği bilgilerden hareketle, çok çeşitli yaklaşım ve teknikler kullanarak uygun terapi sürecini işletmeye çalışır. Ortak amaçlar ve hedefler konusunda aile üyelerini motive etmeye, harekete geçirmeye ve terapi sürecinde sorumluk üstlenmelerini sağlamayı hedefler. Ailenin kendini iyileştirme potansiyelini harekete geçirmek terapistin öncelikli hedeflerinden birisi olabilir. Empati geliştirme, sorun ve çatışma çözme becerileri, iletişim becerileri, içgörü geliştirme, duygusal ve genel farkındalık geliştirme, duyguları, korkuları ve öfkeyi kontrol etme becerileri geliştirme, gevşeme ve rahatlama becerileri geliştirme gibi beceriler terapistin hedefleri arasında olabilir. Bilinçaltı yapılanmaları duygusal düğümlenmeleri çözmek amacıyla, imgesel ve enerjetik tekniklerden de yararlanmak isteyebilir. Aile üyelerine bazı görevler vererek terapi sürecini destekleyebilir.

AİLEDE GEÇİŞ DÖNEMLERİ :

Bebeklik Dönemi : Beş yaşına kadar süren bebeklik döneminde eşlerin ve özellikle annenin ilgisi tamamen bebeğin üzerine yoğunlaşmıştır. Bebek açısından korumanın, bakımın ve ilginin en yoğun olduğu dönemdir. Okul Öncesi Dönem : Çocuğun bebeklik döneminden çıkıp okul yaşantısına başlayacağı gelişim dönemidir. Çocuk yavaş yavaş dikkatini anneden dışarıya doğru yöneltmeye başladığı gelişim dönemidir.

Erken Okul Dönemi : Okula başladığı yedi yaşından ergenlik döneminin sonlarına kadar süren dönemdir. Çocuk artık bağımsızlaşmaya başlamış, dikkatini ve ilgisini dış dünyaya yöneltmeye başlamıştır. Çocuklar için anne babanın önemi değişmektedir. Özellikle kız çocuğu bağımlılık nesnesi olarak anne modeline değil baba modeline yönelmiştir artık. Erkek çocuk ilgisini babaya yöneltmekle birlikte bağımlılık nesnesi anne olmaya devam eder. Geç Okul Dönemi : Çocukların üniversite eğitimini sürdürdükleri, bağımlılık nesnesi olarak karşı cinse yöneldikleri dönemdir.

Askerlik Dönemi : Erkek çocukların askerlik için evden uzak kaldıkları zorlayıcı bir dönemdir. Erkek rolünün benimsenmesi ve sosyalleşme açsından önemli bir dönemdir. Erişkinlik ve Evlenme Dönemi : Çocukların iş hayatına atıldıkları, evlenerek evden ayrıldıkları kritik bir dönemdir.

Tüm bu geçiş dönemleri aileler açısından kritik dönemlerdir ve çocuklar üzerinde olmaktan ziyade, anne ve baba üzerinde daha olumsuz etkileri olan krizler olarak hissedilirler. Özellikle anne bu kriz dönemlerinden psikolojik olarak çok daha fazla etkilenir.

EVLİLİKTE SORUNLAR YAŞADIĞIMIZDA :

Evlilikte çeşitli nedenlerle sorunlar, geçimsizlikler yaşadığımızda sıklıkla başvurduğumuz hatalı davranış örüntüleri vardır. Şu şekilde birkaç tanesini sıralayabiliriz:

  1. Eşten uzaklaşabiliriz,
  2. Eşimizle çatışmaya girebiliriz,
  3. Ortak ilgi alanlarına yönelebiliriz.
  4. Kendimizi feda ederek ilişkimizi korumaya çalışabiliriz.

EVLİLİKTE SORUN YARATAN TEMEL KONULAR :

  • Kıskançlık
  • Şiddet ve aşağılama (Fiziksel, duygusal, ekonomik)
  • Etkisiz ve sağlıksız iletişim
  • Alkol ve madde bağımlılığı
  • Aldatma
  • İlgisizlik

ALDATMANIN NEDENLERİ :

  • Evliliğinde mutsuz olan, beklentilerini bulamayan kişi kolaylıkla aldatabiliyor.
  • Eş, eşinden intikam alabilmek duygusuyla aldatabiliyor.
  • Bazı uzun süren hastalıklar, eşin hamileliği, yeni doğum yaptığı aylar erkeğin en çok dışa yöneldiği dönemlerdir.
  • Bir yakının ölümü veya geçirdiği kaza, ölümcül hastalıklarda duyulan büyük üzüntüler, kişiyi her şeyi unutturacak yeni bir cinsel ilişkiye, heyecana yöneltebiliyor.
  • Evlilikte cinsel heyecanların azalması aldatmaya neden olabiliyor.
  • Yaşlanma nedeniyle artık beğenilmeyeceği endişesi aldatmaya neden olabiliyor.
  • Yeni bir macera ve heyacan arzusu aldatmaya neden olabiliyor.
  • Bazı kişiler eşlerin bu konuda serbest olması gerektiğini, sınırlanamayacağına inanırlar.
  • Etik değerleri gelişmemiş kişiler daha kolay aldatabilmektedir.
  • Adalet duygusu gelişmemiş kişiler daha kolay aldatabilmektedirler.

BOŞANMA SÜRECİNDE DUYGULAR :

1. Boşanma öncesi düşünme dönemi : Eşlerde birbirinden uzaklaşma ve birbirine yabancılaşma başlar. İlişki nedeniyle tatminsizlik, karamsarlık ve ümitsizlik duyguları giderek belirginleşir. Bu kötü gidişatın fark edilmesiyle, kaygı, kaybetme korkusu, incinme ve ret edilme duyguları, yetersizlik ve suçluluk duyguları ortaya çıkar. Sürekli tartışmalar ya da küskünlükler, yüzleşme çabaları yanında gerçeği kabullenememe duyguları artınca, psikolojik destek arayışına girebilirler. Giderek artan telaşları nedeniyle sosyal ve duygusal içe kapanmalar ve çelişkili duygular nedeniyle giderek daha fazla olumsuz duygulara yoğunlaşırlar.

2. Boşanma (Mahkeme) Dönemi : Depresyon belirtileri, anksiyete sorunları, obsesif davranışlar görülebilir. Kızgınlık, artan ümitsizlik ve çaresizlik duyguları nedeniyle müdahaleci davranışlar, kavga ve tehditler, intihara başvurma, aşırı yas davranışları görülebilir. Evi terk etme, mahkemeye başvurma, para ve paylaşımla ilgili pazarlıklar görülebilir. Boşanma olgusu giderek kesinlik kazanmaya başlar, eşe dosta ve akrabalara haber verilmeye başlanır.

3. Boşanma Sonrası Dönem : Boşanma ve ayrılık gerçeği kabul edilmeye başlanır. Yeni bir yaşama başlandığına dair kendini ikna çabaları başlar. Yeni arkadaşlıklar ve aktiviteler yaşama katılmaya çalışılır. Çocukların günlük yaşam düzenleri yeniden oluşturulur. Anne ve babayla olan ilişkilerin biçimi değişir. Özgüven ile ilgili kaygılar giderilmeye, yeni bir kimlik duygusu oluşturulmaya çalışılır. Bir yandan eski bağımlılığın izlerini silmeye çalışırken, diğer yandan, yeni heyecanlar, bağımsızlık ve macera istekleri, yeni arkadaşlar, yeni partner ve sevgili bulma, yeni bir sevgi nesnesine bağlanma dürtüsü canlanır.

BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER :

  • Evliliğimin sona ermesinin gerçek sebebini veya sebeplerini biliyorum.
  • Evliliğimin sona ermesini sağlayan nedenlerin geçici ve duruma bağlı nedenler olmadığını biliyorum.
  • Evliliğimi sonlandıran sorunların başka sorunlarımın yansıması olmadığını biliyorum.
  • Bu sorunları çözmek ve evliliğimi kurtarmak için elimden gelen her şeyi yaptım.
  • Boşanma kararını vermeden önce, güvendiğim arkadaşlarımdan, yakınlarımdan ve uzmanlardan yardım ve destek aldım.Bu kararı etki altında kalmadan verdiğime inanıyorum.
  • Eşim de, ben de ilişkimizi yeterince gözden geçirdik ve sorunların netleşmesi için yeterince zaman tanıdık.
  • Ailemizin bütün üyeleri boşanma olayından olumsuz bir şekilde etkilenecek.
  • Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla ve zorlayıcı şartlarla başa çıkabilecek gücü kendimde bulabiliyorum.
  • Eşimden boşanıyor olmam nedeniyle çocuklarımdan uzak kalmamam için daha zor şartlarda çaba sarf etmem gerekecek.
  • Çocuğuma eskisinden daha fazla ilgi ve özen göstermem, gelişimiyle ve eğitimiyle daha dikkatli bir şekilde ilgilenmem gerekeceğini biliyorum.

UYGUN EŞ NASIL SEÇİLİR ?

Kişinin kendisine uygun bir eşi seçebilmesi için her şeyden önce kendini tüm boyutlarıyla çok iyi tanıması gerekir. her şeyden önce kişiliğin beş temel boyutunu dikkate alabilmelidir.

Bu beş temel boyut şunlardır:

  • Fizyolojik ve bedensel özellikler
    o Eşler birbirine fizyolojik olarak uygun, fiziksel yapı olarak beğenmelidirler.
  • Dürtülerin, heyecanların ve arzuların psişik alanı
    o Eşler cinsel olarak birbirlerini çekici bulmalı ve arzulamalıdırlar. Birbirlerinin dürtüsel ve heyecansal gereksinmelerine cevap verebilecek uygunlukta olmalıdırlar.
  •  Estetik, duygu, istek ve sezgilerin psişik alanı
    o Eşler birbirlerine duygusal açıdan, estetik beğeniler açısından, alt kişilik özellikleri açısından uygun olmalıdır.
  •  İndirgeyici ve sınırlayıcı somut zihin alanı
    o Eşler birbirlerine zihinsel ve entelektüel yeterlilik açısından, kendini gerçekleştirme biçimleri açısından uygun olmalıdır.
  • Yaratıcı ve soyut zihin alanı
    o Eşler birbirlerine, anlam dünyaları, inançları, değerleri ve yaşamsal amaçları, hedefleri ve idealleri açısından uygun olmalıdır.

EŞLERİN FARKLILIKLARI :

Eşlerin en çok ayrıldıkları alanlar; spor, müzik türü, alışveriş, akraba, arkadaş ziyaretleri, telefon konuşmaları, vitrin bakma, gazete, kitap seçme, gece yaşamı, para harcama şekli, çocuk yetiştirme tarzları. Bu farklılıklar eşler arasındaki uyumu önemli ölçüde belirleyen unsurlar.

Evlilik çift kişilik bir danstır, Dansın kuralları, ilişkilerin yasaları vardır. Erkeklerin ve kadınların özel konularını paylaşmayı tercih ettikleri kişilerin yüzdelik dağılımı:

ErkeklerKadınlar Eşi%11%18
Sevdiği %09 %18
Arkadaşı%10%22
Anne%02%02
Baba%02%05
Psikolog%01%0.01

Bir erkek bir kadınınkinin %50’si kadar paylaşma isteğine, becerisine sahiptir. Evlilik bir kölelik ilişkisi değil, bir sevgi ve gönüllü paylaşım ilişkisidir.

Sınav kaygısı psikolojinizi bozmasın

1

Psikolojik olarak sınav kaygısı ile baş etmenin yolları

Sınav Kaygısı; sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan, yoğun kaygı, endişe ve korku duygularının bir arada yaşanması durumu olarak tanımlanır. Normal olarak her insan çeşitli durumlarda bu duyguları yaşar; ancak henüz gelişimleri devam eden çocuk ve gençlerde bu psikolojik durum kolaylıkla başa çıkamayacakları bir hal alabilir.

Sınav Performansını etkileyen durumlar

Sınav kaygısının dikkati toplamaya ve çalışma motivasyonuna destek verecek ölçüde olması öğrenci için yararlıdır. Öğrencinin deneyim ve inanışları ise bu sınav kaygısının seviyesini belirler. Ancak bu seviyeyi arttıran, bunun sonucunda da performansı düşüren ve kaygıyı tetikleyen psikolojik durumlar vardır: Sınav hazırlığının tam yapılmamış olması, ders ve çalışma yükünün fazla ve süresinin uzun olması, kişinin doğru çalışma stratejilerine sahip olmayarak bu ders yükünün altından kalkamaması, daha önceki başarı ve başarısızlıkları, ailenin beklentileri ve başkalarıyla yapılan kıyaslamalar, sınavın hayattaki başarının tek kriteri olarak görülmesi çocuğun gerginlik yaşamasına sebep olur.

Sınav kaygısının belirtileri ve korunma yolları

Kaygılı bir öğrenci zihinsel, duygusal, davranışsal ve fiziksel belirtiler gösterir. Zihinsel belirtileri: “Ya başaramazsam”, “Kazanamazsam”, “Sınavda bayılırsam.” gibi gerçekçi olmayan başarısızlık düşünceleri, “Başarısızım.”, “Puanım yeterli değil.”,”Yapamayacağım.” şeklinde kendini sürekli eleştirme ve özgüven azlığı yaşama, düşüncelerini organize edememe ve dikkat dağınıklığı, konsantre olamama, kavramları hatırlayamama, zihnin boşalması gibi sorunlar olarak tanımlayabiliriz. Duygusal belirtiler ise panik hissi, genel sinirlilik ve öfke hali, sürekli ağlama, aşırı engellenmişlik hissi, şaşkınlık ve depresif duygu durumu olarak belirmektedir.

Davranışsal belirtiler çalışma isteksizliği, başarısızlık, istek ve ihtiyaçları düzenleyememe, unutkanlık, kontrolü dışsal nedenlere yüklemek ve sınavdan kaçınma, sınavlarda donup kalma, dikkatsizlik olarak özetlemek mümkün. Son olarak fiziksel belirtilerde ise baş ağrısı, mide ve bağırsak sorunları, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, terleme, kasılma, yorgun ve halsiz hissetme, uyku sorunları ile tikler ve dürtü kontrol sorunları oluşur. Bu sorunlardan korunmak için özellikle kaygının nedenlerini tespit etmek çok önemlidir. Kişinin yeterlilikleri ve yetersizlikleri belirlenerek eksik olduğu alana kontrollü müdahale etmek çok önemlidir.

Yine bunların yanı sıra gerçekçi hedefler oluşturmak, uygulanabilir planlama yapmak, olumsuz düşünceleri objektif gerçeklere dayandırmak ve tüm değerlendirmelerin kısa ve uzun dönemli amaçlara katkıda bulunmasını ve durumu çözmeye yardımcı olmasını sağlamak gerekiyor: Yani kaygıyı azaltacak bireye ait başarı, beceri, çalışma disiplini ve kişisel her türlü avantajları içeren kaynaklarını görmesini sağlamak önemlidir. Öğrencinin güne hafif bir gevşeme ve fizik egzersizle başlaması, kaygı hissettiği durumlarda diyafram nefesi ile 4 saniyede burundan aldığı nefesi 8 saniyede ağzından yavaşça vererek en fazla arka arkaya 5 kez nefes egzersizi yapması gerginliği azaltan, korkuyu kontrol altına alan etkenlerden biridir.

Sınav öncesi ailelerin yapması ve yapmaması gerekenler

Aile, çocuğunu ilgi ve yetenek alanlarına göre değerlendirmeli, çocuğun duygu ve düşüncelerine önem vermelidir. Olumsuzluklara odaklanmamalı, deneme test sonuçlarına olumsuz yaklaşmamalı, çalışmasına ve programına “Haydi çok dinlendin, çalışsana artık”, “Bu kadar çalışmayla kazanamayacaksın” gibi uyarılarda bulunmamalıdır. Özellikle çocuğunu başkalarıyla kıyaslamamalı, sınav hayattaki başarının tek kriteri olarak görülmemeli, sınava hazırlanma süresince harcanan maddi bedel hatırlatılmamalı, başarısını “iyi evlat” kriteri olarak görmemeleri de gerekir. Ailelerin çocuklarının sosyal yaşam olarak da hareketli olmalarına fırsat vermeliler; örnek olmalı, desteklemeli, uygun çalışma ortamı ve beslenme koşullarını sağlamalı, başarısızlıklarını kabul etme sorumluluğunda da olmalıdırlar.

Önemli olan ailenin çocuğa yapması gerekenler konusunda destek vermesidir. “Sınav Koçu” olarak, bir uzman veya öğretmen onu yakından izleyerek, sorunlarını dinleyerek, çalışmalarını organize ederek ve aile yaklaşımlarını düzenleyerek öğrenciye profesyonel yardımlarda bulunabilir. Bu destek sayesinde, sınav kaygısı kontrol altına alınarak, sınav performansının arttırılmasına katkı sağlanır.

Sınav öncesi öğrencilerin yapması ve yapmaması gerekenler

Öğrencilerin sınav öncesi kaygı kontrolü için zihinsel, duygusal, davranışsal ve fiziksel düzenlemeleri yapmaları çok önemlidir. Bu sınav için kendilerine ait tüm olumlu kaynakları yazıp odalarına asmaları, kazanmak istediği okul A Planını oluşturuyorsa, mutlaka bir B planı, C Planına da sahip olmaları ve bu seçimde gerçekçi değerlendirmeler yapmaları önemlidir. Sınavın yaşam başarısının tek kriteri olmadığını anlamaları gerekiyor. Sınavdan 2-3 gün öncesinde çalışmayı bırakmak, her günkü bedensel aktivitesini devam ettirmek, uyku düzenindeki değişikliklere “uyuyamıyorum”, “ya sınav öncesi gece uykusuz kalırsam.” şeklinde odaklanarak uykusuzluğa ve kaygıya sebep olmamak, aşırı, zorlayıcı spor aktiviteleri yapmamak da önemlidir. Sınav günü hafif bir fizik egzersiz ve nefes egzersizi ile güne başlamak, sınav salonunun tahmini ısı koşullarına göre kıyafetler giymek, dengeli bir kahvaltı yapmak ve sınav sırasında salondaki ses, ısı, diğer insanlar gibi tüm dış faktörlerden etkilenmeyecek şekilde sorulara konsantre olmak, sorunun niteliğini tam anlamak, zamanı kullanmak, geri dönüp kontrol etmek de öğrencilere yardımcı olacaktır.

Şeyda Özdalga, Uzman Psikolog
DBE Çocuk ve Genç Psikolojik Danışmanlık Merkezi

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİNİZ

74,266BeğenenlerBeğen
125,741TakipçilerTakip Et
2,753TakipçilerTakip Et

YENİ İÇERİKLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR