Pazartesi, Ocak 27, 2020

Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı

Editör Önerileri

Ömrünüzün Ne Kadar Kaldığını Ölçen Test

1000 liralık kan testi, ne kadar ömrünüz kaldığını söylüyor. Bazı bilimadamları geliştirdikleri kan testinin kişinin biyolojik yaşının, kronolojik yaşından...

OKUMAK VE OKUMAMAK

Okumak bir erdemdir,bir ayrıcalıktır,farkına varmaktır bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmayacağının.Okumak farkında olmaktır,hayatın keşfetmektir,kendini. Anlam yükleyebilmektir maddiyat ve maneviyata.Bir...

Güzel Konuşma ve Diksiyon Alıştırmaları

Güzel ve etkili konuşmayı herkes istiyor. Ancak güzel ve etkili konuşmada diksiyon (söyleniş-telaffuz-pronounciation) yani seslerin tam ve doğru çıkarılması...
akademi - afa603cbd85c3a449efa8ed44645968d s 120 d identicon r g - Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı
Kişisel Başarı
2003 yılında amatör olarak başlayan ancak şu anda Türkiye'nin en kaliteli kişisel gelişim, eğitim ve psikoloji sitesi olmayı başaran www.kisiselbasari.com 'u facebook , twitter, youtube gibi sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Yasal Uyarı:KiSİSELBASARİ.com da yayınlanan yazıların kaynakları yazının altında belirtilir. Ancak kişisel başarı bazı yazıları kendi düzenlemeleri ile yayınladığı için “Kaynak: www.kisiselbasari.com” şeklinde kaynak gösterilmedikten sonra yayınlanması yasaktır. Telif ihlali olduğunu düşündüğünüz görseller, videolar ve yazılar için [email protected] eposta adresine “telif ihlali” konulu bir mail atmanız yeterlidir. İçerik incelendikten sonra FSEK yasssı Ek-4. maddesi gereği 3 gün içinde siteden kaldırılacaktır. Kuruluş tarihi 26 Ağustos 2003 Kişisel Başarı markası 19/03/2008 tarihinde 2008 11724 tescil numarası ile T.C. Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilmiştir
- Advertisement -

Akademinin dayanılmaz ağırlığı ve yüksek öğretimde senaryolar

Eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı çözemeyeceğimiz net olarak görünüyor

PISA sonuçlarının şokunu henüz üzerimizden atamadan, eğitim depreminin artçı sarsıntıları yüksek öğretimden gelen tanıdık bilgilerle devam ediyor.

Bu kez, bilim üretme görevi üstlenmiş üniversitelerimizin tepe yöneticileri olan rektörlerin bilimsel yetkinlerinin yok düzeyinde olduğu iddiası gündeme düştü. “Scopus” ve “Web of Science” veri tabanı kaynaklı bilgilere göre iddialar doğru gibi görünüyor.

Bunun üzerine; “Bilimsel bir vizyona sahip olmayan bu kadrolar, bilim alanında nasıl strateji üretir, nasıl karar verirler” sorgulaması yapılıyor.

Oysa çok değil, iki hafta önce akademik tezler gündeme düşmüştü, yazıldı-çizildi, ne oldu?

Üniversitelerde lisansüstü öğretimin gereği olan tezler, tez büroları adı altında örgütlenen gruplar tarafından garantili olarak öğrencilere hizmet veriyor, hem de geçme garantisi ile.

Şaka gibi!

Yani bilim üretiminin önemli basamakları olan yüksek lisans ve doktora tezleri bu şekilde hazırlanıyor ve kimse “ne oluyoruz” demiyorsa, niye şaşırıyoruz ki?

Olayın bir diğer boyutu ise, rektörler için profesör olma zorunluluğunun olması ve profesör olmak için geçilmesi zorunlu çeşitli aşamalar bulunuyor.

Profesörlüğe giden yolda her adım (yüksek lisans, doktora, doçentlik) zorlayıcı bir bilgi birikimi ve sınavlarla dolu bir süreç. Her aşama, yabancı dil yeterliliği, yayın, atıf gibi bilimsel çıktıları zorunlu kılmakta.

Söz konusu rektörler, nasıl bir doktora tezi hazırlamışlar ki hiç biri yayına dönüşmemiş; YÖK kriterlerine rağmen nasıl doçent olmuşlar? Sıfır yayın ve sıfır atıfla bu aşamaları nasıl geçmişler; bu yetkinliğe nasıl ulaşmışlar?

Nasıl profesör olmuşlar diye artık sormuyoruz; o ünvanı üniversitelerin kendisi veriyor. Şüphesiz bunun için de kriterler var, ama anlaşılıyor ki o aşamada kriter kalmamış.

İddia o ki rektörlerin neredeyse yüzde 35’i sıfır yayın ve sıfır atıf sahibi; bilim üretimi olarak baktığımızda 500 ve üzeri atıf alabilen rektör oranı ise yalnızca yüzde 2.

Söz konusu rektörler grubu, sonuçta 20,000 dolayında profesör arasından geldiğine göre acaba tüm dekanlar,  müdürler hatta profesörler araştırılsa aynı yüzdelik orana mı ulaşılır?

Ya doçentler, onlar ne durumda veya diğerleri?

Hatta, son 10 yılın veya 20 yılın rektörlerinin durumu neydi, acaba onların bilimsel yetkinliği de yüzde 2 ile sınırlı mıydı?

Aslında bu verilere ulaşmak çok da zor değil, ama bilim adına bizlere bir ayna tutacağından emin olabilirsiniz.

Ancak en önemli soruyu sormadık: Eğitim ve araştırmanın adresi olan ve bu iki alanın birlikte ve paralel yürütülmesi gereken üniversitelerde, günümüzün koşullarında bilim iklimi var mı? Araştırma laboratuvarları var mı? Araştırmaya bütçeden ne kadar pay ayrılıyor?

Yanıtlara bakarsanız eğitim ciddi anlamda sorunlu, araştırma ise yok gibi!

Öte yandan küreselleşme, her alanda olduğu gibi eğitimde de büyük değişim ve yeniliklere yol açtı.

Öncelikle eğitim ticarileştirildi.

Ve beraberinde uluslararası ciddi bir “eğitim sektörü” oluştu. Bu sektörün boyutları finansal anlamda gerçekten çok büyük. Hemen aracı kurumlar otaya çıktı. Şimdi ortalıkta birtakım simsarlar dolaşıyor, üniversitelere öğrenci bulmak için yarışıyorlar. Üniversitelerin kapasitesi ve öğretim üyesi-öğrenci yeterliliği ise en son konuşulacak konu; önce para.

Öte yandan OECD, geleceğe dönük dört yüksek öğrenim senaryosu öngörüyor.

Bu dört senaryodan ikisi küresel, diğer ikisi yerel özelliklere sahip. Yerel yapıda olanlar kamu tarafından yönlendirilirken diğer ikisi pazar odaklı bir vizyona sahip.

Birinci senaryo, “Open Network” olarak adlandırılan, bizim Bolonya süreci olarak bildiğimiz yapı. Bunun temel özellikleri; ortak dilin İngilizce olması, sınır ötesi hareketlilik, uluslararası işbirliği içinde açık network, açık ve paylaşılan bilgi, entellektüel sermaye kazanımı.

“Serving Local Communities” olarak adlandırılan ikinci senaryo tamamıyla yerel. Kullanılan dil yerel ve işgücü de yerel talepler doğrultusunda yetiştiriliyor. Anti-küresel bir bakış açısına sahip. Daha çok eğitim odaklı, araştırma yok gibi.

“New Public Responsibility” adlı üçüncüsü de yerel nitelikli ama pazara göre yönlenen bir senaryo. Yerel dil ağırlıklı ve finans kaynakları çeşitli. Daha çok mesleğe yönelik eğitim amaçlanıyor. Yeni bir kamu anlayışı hakim kılınmaya çalışılıyor; açıklık, hesap verilebilirlik gibi.

Son senaryo “Higher Education Inc.”, yani şirket üniversiteler: Uluslararası nitelikte, yabancı dil İngilizce. Çok rekabetçi.  Bilim üretimi, bu şirket üniversitelerin önceliği; elbette asıl hedef yüksek teknolojiye hâkimiyet. Yaratıcı ve inovatif beyinlerin toplandığı bir yer olarak tasarımlanıyor.

Özetleyelim: Eğitim bir toplumun en öncelikli projesi, dahası en büyük projesidir.

Çünkü eğitim, geleceğin toplumunu oluşturan birey profilini belirler. Toplumun en büyük sermayesini yaratır; “entelektüel sermaye”yi.

Toplumun tüm sorunları, başta ekonomi olmak üzere eşitsizlik, istihdam, nitelikli işgücü, teknolojik ilerleme, bilim, toplumsal uzlaşı gibi sorunların tek çözüm adresidir.

Ve eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı çözemeyeceğimiz net olarak görünüyor.

Rektörlerin durumuna gelince; bir geçmiş dönem rektörü olarak, akademinin içinde boğulduğu ağır sorunlar içinde, söz konusu durumun fazlasıyla can acıtıcı olduğunu da hissetmemek mümkün değil!

- Advertisement -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -akademi - mutlu   ocuk kare - Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı

Yeni İçerikler

Değişimden Korkan İnsanlar

Kişisel gelişim sağlamak için değişmek zor gelir insana. Çünkü hayatın rutini değişecek ve bazı öngörülemeyenler oluşacak. İnsan...

Deneyimin Felsefesi

Deneyimin tasarımı Heiddeger'e, Spinoza'ya veya Graham Harman'a göz atıp varlığımızın anlamını arayabilir, nesnelerle, mekanla, doğayla olan ilişkimizi sorgulayabiliriz;...

MÜMİN SEKMAN GELİŞİM GRUBU KURDU!

Türkiye'de ilk defa kişisel gelişim unvanını kullanan ve yazdığı çok satan kitapları ile tanınan Mümin Sekman tarafından Kişisel Gelişim Grubu kuruldu. kigem.com...

Duygusal Zeka ve Empati

Bir köylü eşeğiyle katırını iyice yükleyerek şehre doğru yola çıkmış. Yol uzun, hayvanların yükü ise oldukça ağırmış. Katıra göre biraz daha yaşlıca olan eşek...

Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı

Akademinin dayanılmaz ağırlığı ve yüksek öğretimde senaryolar Eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı çözemeyeceğimiz net olarak görünüyor

Bu İçerikleri de Beğeneceksiniz

- Advertisement -