Cumartesi, Ocak 18, 2020

Depresyon: Öğrenilmiş Çaresizlik

Editör Önerileri

MÜMİN SEKMAN GELİŞİM GRUBU KURDU!

Türkiye'de ilk defa kişisel gelişim unvanını kullanan ve yazdığı çok satan kitapları ile tanınan Mümin Sekman tarafından...

Duygusal Zeka ve Empati

Bir köylü eşeğiyle katırını iyice yükleyerek şehre doğru yola çıkmış. Yol uzun, hayvanların yükü ise oldukça ağırmış. Katıra göre...

Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı

Akademinin dayanılmaz ağırlığı ve yüksek öğretimde senaryolar Eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı...
- afa603cbd85c3a449efa8ed44645968d s 120 d identicon r g - Depresyon: Öğrenilmiş Çaresizlik
Kişisel Başarı
2003 yılında amatör olarak başlayan ancak şu anda Türkiye'nin en kaliteli kişisel gelişim, eğitim ve psikoloji sitesi olmayı başaran www.kisiselbasari.com 'u facebook , twitter, youtube gibi sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Yasal Uyarı:KiSİSELBASARİ.com da yayınlanan yazıların kaynakları yazının altında belirtilir. Ancak kişisel başarı bazı yazıları kendi düzenlemeleri ile yayınladığı için “Kaynak: www.kisiselbasari.com” şeklinde kaynak gösterilmedikten sonra yayınlanması yasaktır. Telif ihlali olduğunu düşündüğünüz görseller, videolar ve yazılar için [email protected] eposta adresine “telif ihlali” konulu bir mail atmanız yeterlidir. İçerik incelendikten sonra FSEK yasssı Ek-4. maddesi gereği 3 gün içinde siteden kaldırılacaktır. Kuruluş tarihi 26 Ağustos 2003 Kişisel Başarı markası 19/03/2008 tarihinde 2008 11724 tescil numarası ile T.C. Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilmiştir

- depresif1 300x89 - Depresyon: Öğrenilmiş Çaresizlik  - depresif1 300x89 - Depresyon: Öğrenilmiş ÇaresizlikDepresyon, yaşadığımız ve engelleyemediğimiz olumsuz deneyimler sonrasında, yaşamdan aldığımız zevkin azalarak geleceğe dair umutlarımızın tükendiği ve yaşamdan beklentilerimizin kalmadığı bir nokta. 

Öğrenilmiş Çaresizlik Kuramı 1970’lerde yaptığı öğrenme deneyleri sonucunda Martin Seligman tarafından ortaya atıldıktan sonra bugün de halen depresyon modellerinde büyük rol alıyor. İlk önce, davranış laboratuarının kapısını aralayarak deneyin orijinaline bir göz atalım isterseniz. Seligman, deneyinin ilk yarısında denek olarak kullandığı köpekleri sürekli ama kısa aralıklarla şiddetli elektrik şoklarına maruz bırakıyor. Laboratuardaki köpekler, maruz kaldıkları ve daha da önemlisi engelleyemedikleri bu ceza karşısında çaresizlik geliştiriyorlar. Daha sonraysa, deneyin ikinci ayağına oluşturan klasik kaçınma eğitimine geçiliyor. Normal şartlar altında, bu eğitim sırasında kutucuklardan birinin zeminine uygulanan elektrik şoku zil, ya da bir ışık kaynağıyla beraber koşullandırılarak hayvanın diğer kutucuğa zıplaması ve elektrik şokundan kaçınması öğretiliyor. Ancak Seligman’ın köpekleri, ilk etapta şoku engelleyemeyeceklerini öğrenerek çaresizlik geliştirdiğinden, ikinci aşamada düzenek zıplayarak karşı tarafa geçebilmelerine ve şoktan kurtulabilmelerine el vermesine rağmen kontrol grubundan farklı olarak bu davranışı geliştirmeyi öğrenemiyorlar. Diğer bir deyişle, çaresizlik, kaçınma davranışını inhibe ediyor.

Şekilde gördüğümüz bu sevimli köpek, henüz çaresizlik geliştirmemiş olacak, zili gördüğünde kutunun diğer tarafına zıplayarak A tarafındaki zeminden gelecek elektrik şokunu engelliyor.

Şimdi isterseniz, bu çalışmanın depresyon modellerine yansıyan karşılıklarını irdeleyelim. Sürekli ve şiddetli elektrik şoklarını hayatımızdaki stres unsurları olarak düşünebiliriz. Okul ya da iş ortamındaki olaylar, sosyal çevreyle yaşadığımız çeşitli sorunlar bizleri sürekli olarak sıkıntı ve üzüntüye sokabiliyor. Tüm bunlar birikim yaparak depresyon belirtilerini tetikliyor.

Günlük hayatımızda karşılaştığımız pek çok sorun bizleri sürekli olarak sıkıntı ve üzüntüye sokabiliyor.

Başlarda sıkıntılara karşı koymaya çalışsak da, birikim yapmaya devam ettikçe çaresiz olduğumuza ve onları engelleyemeyeceğimize inanmaya başlıyoruz. Kontrolsüzlük hissi hayattaki hemen hemen tüm aktivitelere karşı ilgimizi kaybetmemize ve onlardan aldığımız zevki azaltmaya başlıyor. Öğrenilmiş çaresizlik çalışmalarında hayvanlar travmatik durumlarda hayatlarını bile yitirebiliyorlar. Araştırmacılar, depresyon sırasındaki ölüm ve intihar düşünceleriyle laboratuarlardan çıkan bu sonuçlar arasında da ilgileşim kuruyorlar. Diğer bir deyişle depresyon, öğrenilmiş bir çaresizlik olarak da tanımlanabiliyor.

DEPRESİF SIKINTILAR KÜLTÜRLE ŞEKİLLENİYOR

Gözlerimiz kapalı, parmaklarımızı bir dünya haritasının üzerinde gezindirip rasgele duraksatalım. Seçtiğimiz o bölgeye ait yerli halk, depresyonu bir hastalık olarak tanımıyor bile olsa, o halk içinde depresif belirtiler gösteren bireylere rastlama olasılığımız oldukça yüksek. Çünkü depresyon ya da benzer türevleri her kültürde gözlemleniyor. Kültürden kültüre farklılık gösteren ise yalnızca bu sıkıntının kişi tarafından nasıl görülüp deneyimlendiği. Örneğin, Nijeryalılar içinde bulundukları durumu “beynimde karıncalar yürüyor” gibi deyimlerle tanımlarken, Çinliler sinir yorgunluğu yaşadıklarını ve kalplerinin sıkışıp ağırlaştığını dile getiriyorlar. Bu farklılığa genel hatlarıyla bakacak olursak, Batı kültürleri depresyonun kendi içlerinde çekirdeklendiğini düşünme eğilimindeyken geleneksel Asya toplumları, üzüntü gibi sıkıntı uyandırıcı duygusal durumların dış dünya kaynaklı olduğuna inanıyor.

Peki, tüm bu örneklerden varacağımız çıkarım depresyona dair öznel deneyimlerin kültürler arası bir fark mı gösterdiği acaba. Yanıtımız, evet gibi görünüyor. Çünkü bireyselciliğin yaygınlaştığı toplumlarda depresyondan şikâyetçi olan kişiler içlerindeki çaresizlik, umutsuzluk, suçluluk ve kendine güvensizlik hislerine vurgu yaparken, daha az bireyselci toplumlar yorgunluk, iştah kapanması, hareketlerin yavaşlaması gibi davranışa yönelik belirtilere odaklanıyorlar.

Depresyonda yoğun olarak deneyimlenen “suçluluk” hissi ise 16. ve 17. yüzyıllara değin bu hastalığa ait bir belirti olarak ortaya konmuyor. Araştırmacılar, Endüstri Devrimi ile beraber adı depresyonla beraber anılmaya başlayan suçluluğun fark edilişindeki bu gecikmenin doğal olduğunu söylüyorlar. Teknolojideki gelişim, beraberinde sosyal yapıda da farklılaşma getirerek bireyselleşme sürecine salık veriyor ve bireysel sorumluluk ön plana çıkıyor. Bireysel sorumluluktaki bu öne çıkış, olumsuz sonuçlar karşısında bireysel suçluluk duygularını da tetikliyor.

Sonuç olarak, tüm bu örneklerde de gördüğümüz gibi, kültür bir hastalıktan duyduğumuz sıkıntıyı hangi kelimelerle, nasıl ifade edeceğimizi etkilemekle kalmayıp, fiziksel deneyimlerimizin niteliğine bile yansıyabiliyor.

Kaynak: Bilim ve Teknik

- Advertisement -

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -- mutlu   ocuk kare - Depresyon: Öğrenilmiş Çaresizlik

Yeni İçerikler

MÜMİN SEKMAN GELİŞİM GRUBU KURDU!

Türkiye'de ilk defa kişisel gelişim unvanını kullanan ve yazdığı çok satan kitapları ile tanınan Mümin Sekman tarafından...

Duygusal Zeka ve Empati

Bir köylü eşeğiyle katırını iyice yükleyerek şehre doğru yola çıkmış. Yol uzun, hayvanların yükü ise oldukça ağırmış. Katıra göre biraz daha yaşlıca olan eşek...

Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı

Akademinin dayanılmaz ağırlığı ve yüksek öğretimde senaryolar Eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı çözemeyeceğimiz net olarak görünüyor

Sarışınlar Agresif ve Hırslı Oluyor

ABD’de yapılan bir araştırma, sarışın kadınların daha agresif ve hırslı olduğunu bildirdi. California Üniversitesi'nce yapılan araştırmada, sarışın kadınların hırs ve agresiflik konusunda esmer veya kızıl...

Küçük Şeyler Deyip Geçmeyin

En iyi şeyler küçük çıkınlarda taşınırmış. Küçük bir beden çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş. Ufak balıklar lezzetli olurmuş. Ateşe küçük odunlar atılırsa...

Bu İçerikleri de Beğeneceksiniz

- Advertisement -