Cumartesi, Ocak 25, 2020

Mutlu Olmak mı ? Daha Kolay ne var ki ?

Editör Önerileri

Şeyh EDEBALİ’nin Damadı Osman Gazi’ye Çağları Aşan Nasihatı (VİDEO)

Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Gaziye hocası ve kayın pederi Şeyh EDEBALİ'nin unutulmaz ve derslerle dolu nasihati. İşte bu nasihat video...

Patricia Ryan: İngilizce’de ısrar etmeyin!

Uzun süreli İngilizce öğretmeni Patricia Ryan provakatif bir soru soruyor: Dünyanın İngilizce üzerindeki odaklanması diğer dillerdeki güzel fikirlerin yayılmasını...

Sakız Çiğnemek Karizma Kazandırıyor?

Geçtiğimiz günlerde bir sakız üreticisi, sakıza karşı önyargıları kırmak amacıyla Arjantin’de ilginç bir deney gerçekleştirmiş. Buenos Aires Modern Sanatlar...
- 046d8dc1ec198a980da313dc1a67fe2d s 120 d identicon r g -  Mutlu Olmak mı ? Daha Kolay ne var ki ?
Semra Sağlar
Hiç Bir İşi İmkansız Diyerek Bırakma;Ertesi Gün Başkalarının O İşi Başarırken Çıkardığı Gürültü İle Uyanırsın
- Advertisement -

Mutluluk, bir insanın hem iç dünyasında(kendisiyle olan ilişkilerinde), hem dış dünyasında (insanlarla olan ilişkilerinde vb.) hem de ruhsal dünyasında (manevi olarak) sürekli şekilde huzuru ve rahatlığı hissetmesidir.

Tanımı bu kadar kolay olmasına rağmen “olması” neden bu kadar zor diye düşünmeden edemiyor insan doğal olarak…
Yazılarımı hazırlarken, genelde çevremdeki insanlara çalıştığım o konu hakkında ne düşündüklerini soruyorum.

“Şans nedir?”
“Motivasyon hakkında ne düşünüyorsun?”
“Kararsızlık hayatını nasıl etkiliyor?”

gibi…

İşte bu yazımı hazırlarken de eşe dosta kime denk geldiyse iki soru sordum:

1- Mutlu musun?
2- (Evet/Hayır ise) neden?

Birinci sorumda, sanki herkes ağız birliği yapmış gibi “Hayır” diye cevapladı. (“Evet” diye üç beş kişiye rastlayınca da çok duygulanıp sarılıp öptüm zaten…)

PEKİ, NEDEN MUTSUZUZ?

Hayır diyenlerin nedenlerine gelince…

Farklı zamanlara, farklı mekanlara, farklı olaylara bağlı mutsuzluklar. Kimilerinin içinde bir sürü keşke var, kimileri ise ahlar vahlarla dolu…

Mesela, farklı bir mekânda olsalardı kesin mutlu olurlarmış, ya da farklı bir zaman diliminde…

Mesela üç beş yıl öncesi…

GERÇEKTEN MUTLU OLMAK BU KADAR ZOR MU?

Evet, bu kadar zor! Biz, mutluluk kavramını;

Maddiyatla özdeşleştirdiğimiz sürece,
Bizim dışımızda gelişen olayların sonucuna bağladığımız sürece,
Çocuğumuzun sınavda aldığı puanla doğru orantılı tuttuğumuz sürece,

Mutlu olmak bu kadar zor olacak…

İşte mutsuzluk tablosunun adı:

Manevi farkındalıkların yerini maddi beklentilerin geçtiği bir dünya.

Oysa ben halen mutluluğun insanın kendi içinde olduğuna inanan azınlığın içindeyim.

İç huzurumuzu, mutluluğumuzu, sevincimizi dış dünyanın işlerine bağlıyoruz. Mutluluğu maddeyle, parayla, şöhretle ölçmek; bunları kıstas olarak kabullenmek en büyük mutsuzluk sebebi haline geliyor.

Mutluluk ölçümü ile ilgili temel yanılgılardan biri ekonomik refahın mutluluk için tam bir gösterge kabul edilmesidir. Bu bir anlamda “para mutluluğu satın alabilir” tezine dayanır. Çünkü parası olan insan kendisine lezzet veren şeyleri satın alarak mutluluğunu maksimum kılabilir. (mi acaba?)

BEKLENTİLERİMİZ…

Bir diğer mutsuzluk sebebimiz ise, beklentilerimizin yüksek olması.

Beklentiler elbette ki çok güzel. Aynı zamanda çok fazla beklenti içerisine girmek bizi mutsuzluk çukuruna itiyor.

İçinizde, istediğiniz en harika sonuçlara ulaşabilecek sınırsız bir güç var. O zaman kendinizden sizi geliştirecek, bir adım ileri götürecek adımları bekleyin. Aynı zamanda bu beklentileri “gerçekçi” olmayan zaman sınırları içerisinde beklerseniz her yönden kendinizi mutsuz edersiniz.

Heeeyyyy, bir ayda o minicik bikinilerin içine girmek için kilo vermeye çalışan hanımlar! Sizden bahsediyorum orda mısınız?

Dönem boyunca bir şekilde motivasyon eksikliğinden(!) yatıp da sınava bir ay kala oturup bilmem kaç soru çözmek için kendini otomatiğe bağlayan sevili ÖSS adayları, e tabi siz de bu kısma giriyorsunuz…

Kendinizden olan beklentilerinizin yanı sıra başka insanlardan ya da durumlardan da beklentileriniz fazla ise işte o zaman yandı gülüm keten helvam!

Tamam, insanlardan falan hiç bir şey beklemeyin, demiyorum. Ama ananem gibi de oturup “Yok, kızım şimdi arayacak.” diyerek telefon başında güvenlik memuru gibi bekleme noktasına gelmişseniz kafanızı ellerinizin arasına yerleştirip beklentileriniz hakkında yeniden düşünmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Eşimizin eve gelirken bahçeden koparsa bile iki çiçek getirmenini bekleriz…
Ya bırakın çiçeği böceği, hiç bir şey getirmiyorsa bile iki güzel söz söylemesini bekleriz…
Patronumuzun bizi düşünerek yılbaşında maaşımıza %15 zam yapmasını bekleriz…
En azından %10…
Çocuğumuzun daha çok ders çalışmasını, daha başarılı olmasını bekleriz,
Sevdiklerimizin doğum günlerimizi hatırlamasını ve mutlaka arayıp kutlamalarını bekleriz…
Sevdiğimiz takımın bu yıl şampiyon olmasını bekleriz…
Ofise gittiğimizde yeni saç modelimizin herkes tarafından fark edilmesini bekleriz…
Sadece fark etmekle kalmasınlar zaten, bir de iltifat bekleriz…
Ve daha neler neler bekleriz…

Eee, sonra? Beklentilerimiz bir bir hüsranla sonuçlanıyor.

Bu yüzden gerçekleşmesi bizim elimizde olmayan durumlarda, beklentilerimizi az tutmak en güzeli. Bu da zaten iki şekilde sonuçlanır:

1- Gerçekleşmez (işte bu sizi fazla üzmez)
2- Gerçekleşir (gerçekten mi? Vallahi beklemiyordum, bak sürpriz oldu)

MADDE ve MUTLULUK ARASINDAKİ ORANTIYI BİRİ BANA ANLATABİLİR Mİ LÜTFEN?

Madde asla yaşamda belirleyici unsur değildir. Önemlidir aynı zamanda belirleyici değildir. Maddiyat sadece bir araçtır. Mutluluğa ulaşmak için bir araç. Oysa biz araçlarımızı amaç haline getiriyoruz bu da yetmezmiş gibi bir de üstüne “işte mutlu olmamın sebebi” diyoruz.

Maddesel mutluluk sebeplerimizin yanı sıra manevi yönden de bazı şeyleri fark etmek bizim aslında zaten huzurumuzu ve mutluluğumuzu hiçbir çaba göstermeden arttıracaktır.

Bundan şu sonuç çıkmasın: işi gücü bırakın, sadece manevi mutluluk size yetecektir. Tabi ki günümüz koşullarında bu yeterli değil. Hayatımızı bir biçimde devam ettirmek zorundayız… Hayattan, sevdiklerimizden, bir şekilde bir şeylerden beklentilerimiz var. Bunların olması da gerekiyor. Bunların yanı sıra zaten sahip olduklarımızın da farkında olmak mutluluk standardımızı düşürür… (inanıyorum ki bu konuda standardınızın düşmesine çok sevineceksiniz)

Şimdi diyeceksiniz ki, seni çokbilmiş kene yok maneviyat yok ayrıntılar yok farkındalık diyorsun da biz sanki hiç mi farkında değiliz bunların.

Zaten ben olmayan bir şeyden bahsetmiyorum ki… Ben bu oranı artırmanın daha fazla huzur ve mutluluk getireceğini savunuyorum. Yaaaa

FARKINDALIK, MUTLULUK GETİRİR Mİ?

Hayatımın nesinden en çok mutluyum?
Hayatımın nesi bana heyecan veriyor?
Hayatımda en çok gurur duyuyorum?
En çok neden zevk alıyorum? Zevk aldığım şeyi yapabilecek fiziksel yeterliliğim var mı?
Hayatımda neye adanmış durumdayım? Düşündüğümde beni mutlu eden bir hedefim var mı?
Kimi seviyorum? Sevdiklerim yanımda mı? Değilse bile sağlıklı ve mutlular mı?
Ailem sağlıklı ve yanımda mı?
Şu anda kimler seviyor?
Fiziksel yönden herhangi bir engelim var mı?
Bu sabah kahvaltıda istediğim şeyleri yiyebildim mi?

Bu sorulara siz de aklınıza gelenleri ekleyin ve cevaplayın.

İşte bu ve buna benzer soruları kendinize sürekli sormak sizin farkındalık çıtanızı yüksek tutacaktır.

Altını çizerek belirtmek istiyorum ki bu Polyannacılık değildir. Ben buna satır aralarını okumak diyorum. Siz olumlu bir yön aramazsınız ki, zaten var olanı görürsünüz. Hayat koşuşturmacası içinde bir an durup sahip olduklarınıza bakarsınız.

Zaten bu da çoğu insana verilmemiş sayısız nimetler içinde yüzdüğünüzü fark etmenize olanak sağlar. Bunu bilip de mutlu olmamak mümkün mü?

Mutlu olmak kolay mı? Daha kolay ne var ki?

Herkes kendi mutluluğunun demircisidir.
ALMAN ATASÖZÜ

OzgeBayram

Önceki İçerikİnsan Ne Zaman Mutlu Olur?
Sonraki İçerikHer Şey Seninle Başlar!
- Advertisement -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -- mutlu   ocuk kare -  Mutlu Olmak mı ? Daha Kolay ne var ki ?

Yeni İçerikler

Deneyimin Felsefesi

Deneyimin tasarımı Heiddeger'e, Spinoza'ya veya Graham Harman'a göz atıp varlığımızın anlamını arayabilir, nesnelerle,...

MÜMİN SEKMAN GELİŞİM GRUBU KURDU!

Türkiye'de ilk defa kişisel gelişim unvanını kullanan ve yazdığı çok satan kitapları ile tanınan Mümin Sekman tarafından Kişisel Gelişim Grubu kuruldu. kigem.com...

Duygusal Zeka ve Empati

Bir köylü eşeğiyle katırını iyice yükleyerek şehre doğru yola çıkmış. Yol uzun, hayvanların yükü ise oldukça ağırmış. Katıra göre biraz daha yaşlıca olan eşek...

Akademinin Dayanılmaz Ağırlığı

Akademinin dayanılmaz ağırlığı ve yüksek öğretimde senaryolar Eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı çözemeyeceğimiz net olarak görünüyor

Sarışınlar Agresif ve Hırslı Oluyor

ABD’de yapılan bir araştırma, sarışın kadınların daha agresif ve hırslı olduğunu bildirdi. California Üniversitesi'nce yapılan araştırmada, sarışın kadınların hırs ve agresiflik konusunda esmer veya kızıl...

Bu İçerikleri de Beğeneceksiniz

- Advertisement -