Perşembe, Kasım 21, 2019
  • Başarı Video
Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Yaratıcı Etkinlik, Yaratıcı Yeteneği Artırır

0

Eğer herhangi bir şey konusunda şuna benzer sorular soracak olursanız, yani “Şu biraz büyük olsaydı daha pratik olmaz mıydı? Ya da küçük, yuvarlak, veya tamamen ters?” göreceksiniz, fikirlerin her zamankinden daha hızlı bir şekilde kafanıza akıyor olmaları sizi şaşırtacak.

Bir şey hakkında kendinize soru yöneltmeniz, sonra da bunun yanıtını aramanız, yaratıcı hayal gücünüzü işletmeye başlayacaktır. Sorularınızın budalaca şeyler gibi görünmeleri sizi utandırmasın; bu hiç önemli değil. Kendinize veya başkasına en budalaca soruyu sormuş olmanız, sizi en parlak fikirlere ulaştırabilir. “Soru soran biri beş dakikalığına budaladır; soru sormayansa, ebediyen budala kalır.”

Bazı sorularınız pek pratik olmasa da, hatta bazen yanıtlarını bulamasanız bile, yine de hiç denememiş olmaktan daha iyi bir durumda olacaksınız. Nicelik, er ya da geç, niteliği doğurur.

Hayal kırıklığı denen şeye izin vermeyin. Yaptıkları işlerden veya katkılarından dolayı kıskandığınız ve deha sahibi olduklarına inandığınız pek çok kişi, başarılarının, uzun, sabırlı ve tekdüze çalışmalarının ürünü olduğunu size söyleyeceklerdir.

Bu kişilerde, başladıklarını bitirecek bir dayanıklılık ve direnme gücü vardı; bu ise çok önemlidir. İşte size izlemeniz gereken bir kural: Yaratıcı bir çabaya giriştiğinizde, sonunu getirin.

Sonuç, başarısız bile olsa, onu yine de bir şekilde, neticeye ulaştırın. Bir hikaye mi yazmaya başladınız, tamamlayın. İş yeriniz için bazı planlarınız varsa, kağıda dökün; daha sonra yırtacak olsanız bile …

Çoğu zaman, sizin yarattığınız bir şey size değersiz görünse de, değeri daha sonra ortaya çıkabilir. Burada en önemlisi, sizin, başladığınızı bitirmek alışkanlığını edinmenizdir. Uğradığınız başarısızlıklar ise, gelecekteki başarılarınız için birer basamak taşı olacaklardır.

İşte bu yüzdendir ki, hayal gücünüzü kullanmaktan korkmayın. Ne kadar çok kullanırsanız, daha iyisi arkadan gelecektir. Hiç kimse, büyük tecrübeler yaşamadan, herhangi bir alanda işinin ustası olamaz. Yaratıcı türden aktiviteniz ne kadar artarsa, yaratma ; kabiliyetiniz de o ölçüde artacaktır!

Pek çok insanın, yeni fikirler üretme düşüncesinden bile korktuklarına veya utandıklarına tanık oldum. Bu gibi kişiler bazı çabalara girişseler bile, sonuçları ortaya çıkaracak cesaretten yoksunlar. Malum hikaye; başkalarının ne düşündüğüne aldırma, bildiğin gibi devam et…

Aklıma gelmişken, yaratıcılık işlemini uyaran ilginç ekzersizlerden biri de, mecazi konuşmaya çalışmaktır, şöyle ki: “bir bikini kadar yüzeysel,” “düşünce kadar sessiz,” “atsineği kadar yapışkan,” vs.

İşinizdeki aksiliklere üzülüp sıkılmak yerine, niçin beyninizi kullanıp, her iki yanında da birer rakibi bulunan o mağaza sahibi gibi davranmıyorsunuz? Adamın solundaki mağazanın kocaman tabelasında, “Tasfiye Satışı”, sağındakinde ise, “Büyük Ucuzluk” yazılıydı ve adam da kendi tabelasını astı; orada sadece şu yazıyordu: “Ana Giriş!” Görüyorsunuz işte: Sizler yalnızca hayal gücünüzle sınırlısınız.

Utangaçlık Psikolojisi

0

Utangaçlığın Psikolojik Nedenleri Nelerdir?

Akindele Michael utangaç bir çocuktu. Nijerya’da çoğu zamanını aile evinde geçiriyordu. Anne ve babası ise hiç de utangaç değildi. Akindele kendi utangaçlığını evin korunaklı ortamında büyümesine bağlıyor. Peki gerçekten öyle midir?

Londra’daki Kings College’de gelişimsel davranışsal genetik profesörü Thalia Eley’e göre bu kısmen doğru.

“Utangaçlık huyla ilgili bir özellik ve huy kişiliğin habercisi gibidir. Küçük çocuklar diğer insanlarla iletişim kurmaya başladığında, tanımadıkları bir yetişkinle konuşurken rahat davranma düzeylerinin farklı olduğunu görüyoruz” diyor.

ley, utangaçlığın sadece yüzde 30 oranında genetikle ilgili olduğunu, geri kalan kısmın çevresel etkilerden kaynaklandığını söylüyor.

Utangaçlıkta genetiğin rolü konusundaki araştırmalar birbirinin genetik kopyası olan tek yumurta ikizleriyle yapılıyor.

Eley’e göre, çevresel faktörler bu tür özelliklerin gelişmesinde daha önemli. Genetikle ilgili ilginç şeylerden biri de bizi çevresel etkenler içinde kendi yatkın olduğumuz yöne itmesidir.

Örneğin utangaç bir çocuk, oyun parkında diğer çocuklarla oynamak yerine onları seyretmeye daha meyilli olabilir. Bu türden deneyimlerin yaygınlaşması ile çocuk kendi başına olduğunda daha rahat eder hale gelebilir.

“Aslında biri ya da diğeri diye bir şey yok, genler de çevre de etkili ve birlikte çalışıyor” diyor Eley. “Bu dinamik bir sistem ve bu yüzden psikolojik terapilerle değiştirilmesi her zaman mümkün.”

Peki, utangaçlık kötü bir şey mi?

Londra’daki Anksiyete Bozuklukları ve Travma Merkezi’nde klinik psikolog olarak çalışan Chloe Foster’a göre, utangaçlık oldukça yaygın ve normal bir durum; sosyal endişelere yol açmadığı sürece başka bir sorun teşkil etmiyor.

Foster, insanların “yapmaları gereken birçok şeyden kaçınmaya başladıkları zaman” tedavi olmak istediklerini söylüyor. İş arkadaşlarıyla doğru düzgün diyaloğa girememe, sosyalleşme zorlukları veya başkaları tarafından yargılanacakları hissine kapılma gibi durumlar olabiliyor bunlar.

“Grubunuzdaki insanların dışarıya keşfe çıkıp yeni gruplarla iletişim kurması yararlı olabileceği gibi, örneğin riskten kaçınan ve içeride kalıp yavruların korunması işini daha iyi yapacak olan insanlara da ihtiyaç olmalı” diyor Eley.

Utangaç olan ve sosyal endişe taşıyan insanlar için en etkili tedavi yönteminin bilişsel davranış terapi (BDT) olduğunu söylüyor. Bu tedavide kişinin düşünce ve davranış kalıpları değiştirilmeye çalışılıyor.

BDT bu tür negatif düşünceleri ve yararı olacağını düşündüğümüz belli davranışları tespit etmeye yardımcı oluyor. Söyleyeceğiniz şey için önceden hazırlanmak veya göz temasından kaçınmak insanda daha fazla endişeye yol açabilir.

Endişeler nasıl giderilebilir?

Foster, utangaçlık nedeniyle kitleye konuşma gibi bir konuda sıkıntı yaşayan insanlar açısından temel sorunun genellikle gösterecekleri performans konusunda kendilerine yüksek standart belirlemelerinden kaynaklandığını söylüyor.

Oysa biraz daha rahatlayıp kendimize bir-iki derin nefes alma fırsatı tanısak bu endişenin biraz hafifleyeceğini vurguluyor.

Kişinin, endişesi nedeniyle yaşadığı sıkıntıdan ziyade etrafında olup bitenlere odaklanmaya çalışması da yararlı olacaktır. Kendimize değil de dinleyiciye yoğunlaşmak, kullanacağımız kelimeleri yanlış seçeceğimiz korkusunu gidermeye yardımcı olabilir.

Sosyalleşme ortamlarına yeni bir yaklaşımla bakmak gerekir. Bu ortamlarda en çok nelerden korktuğumuzu kendimize sorabiliriz. Sıkıcı bir insan olarak görülmekten mi ya da söyleyecek bir şey bulamamaktan mı korkuyoruz? O endişe hakkında ne kadar çok şey bilirsen ona meydan okuma konusunda da o kadar başarılı olabiliriz.

Utangaçlık ile içedönüklük aynı şey değil

California Davis Üniversitesi’nde kişilik psikolojisi konusunda doktora yapan Jessie Sun, utangaçlık ile içe dönüklüğün aynı şey olmadığını söylüyor.

İnsanlar genellikle içe dönüklüğü, iç gözlem veya düşünceleri keşfetmeye ilgi duyma şeklinde görüyor. Oysa psikologlar bunu yeni deneyimlere açık olma olarak bilinen farklı bir karakter özelliği olarak niteliyor.

Utangaç insanlar genellikle içe dönük oluyor, ama endişeleri yüzünden sosyalleşmeyi zor bulan dışa dönük insanlar da olabilirler. Utangaç olmayan içe dönük kişiler de sosyal bakımdan hünerli, ama yalnız kalmayı tercih eden insanlar olabilir.

Sun’a göre, “kişilik özellikleri mutluluk öngörüsü açısından en güçlü göstergelerden biridir ve dışa dönüklük ile insanın kendisini iyi hissetmesi arasında güçlü bir bağlantı var”.

“Dışa dönük insanlar daha çok heyecan, coşku ve sevinç hissi duyarken, içe dönük insanlar bu duyguları daha az yaşar” diyor Sun.

Peki, içe dönük insanlar dışa dönük davranmaya çalışsalar aynı coşku ve sevinç duygularını yaşayabilir mi?

Sun’ın yaptığı bir haftalık bir deneyde, katılımcılardan normalde olduklarından daha dışa dönük, konuşkan, aktif, cesur ve ısrarlı davranmaları istenmiş, zaten dışa dönük olanların daha pozitif ve “otantik” duygular yaşadığı, içe dönük kişilerin ise pozitif duygularında pek bir artış kaydetmediği görülmüştü. Aşırı derecede içedönüklerde ağır basan şey ise yorgunluk ve daha negatif duygular olmuştu.

Sun, “içe dönük veya utangaç kişilerden bir hafta boyunca bu kadar farklı davranmalarını beklemek biraz fazla olur, ama daha kısa süreler için böyle davranmaları yararlı olabilir” diyor.

Kültürün etkisi

Peki, bir insanın utangaç olup olmamasını belirlemede çevresel etkenler önemliyken, içe dönük kişilerin mutluluğu üzerinde kültürün de etkisi var mıdır?

ABD’de özgüvenli, dışa dönük davranışlara içe dönük özellikten daha fazla değer verdiği fikri yaygın. Oysa Japonya ve Çin de dahil Asya ülkelerinde sessiz ve içe kapanık insanlar daha makbul görülüyor.

Göz kontağına karşı tutum da ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Batıda göz kontağına olumlu özellik atfedilirken, Asya ve Afrika gibi diğer kültürlerde saygısızlık ve meydan okuma olarak değerlendirilebiliyor.

Sun, bu kültürel farklılıklara rağmen, dışa dönük insanların her yerde daha mutlu olduklarını ortaya koyan araştırmalara dikkat çekiyor.

Ancak içe dönük olmak da kendi başına olumsuz bir özellik olarak görülmüyor.

“Sessizlik: Sürekli Konuşulan Bir Dünyada İçedönüklerin Gücü” adlı kitabın yazarı Susan Cain şöyle diyor:

“İçe dönüklüğü tedavi edilmesi gereken bir şey sanmayın… En iyi konuşmacı olmakla en iyi fikirlere sahip olma arasında zerre kadar bağ yok.”

Çocuğunuz Hangi Algılama Yeteneğine Sahip?

0

Çocuklarda okul başarısını arttırmada en önemli basamak, hangi tip algılama yeteneğine sahip olduğunu keşfetmekten geçiyor. Çünkü çocuktan çocuğa değişen algılama yetenekleri bir bilginin öğrenilmesindeki en önemli aracı oluşturuyor.

Çoklu zeka teorisine göre; çocukların farklı zeka alanları var ve bu alanları kullanmaları da farklılık gösteriyor. Bu sınıflama içinde belirli alanlarda yeteneği olan çocukların keşfedilmesi ve doğru yönlendirmesi önemli. Bunun nedeni ise doğru yönlendirilen çocukların ileriki yaşamlarında daha başarılı bir performans göstermeleri. Peki ya sizin çocuğunuzun hangi algılama yeteneğine sahip? Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Aylin Aksoy Çoban, hemen her anne babanın merak ettiği bu soruyu yanıtladı.

Sözel algı yeteneği (Dilsiz zeka): 

Konuşma ile yazma dilinde kelimeleri etkili, akıllıca kullanma kapasiteleri ve yeteneği oldukça yüksektir. Kelime hazneleri çok daha geniştir. Okuyarak öğrenmek bu çocuklar için çok daha kolay ve eğlencelidir. Bu çocuklar geleceğin şair, yazar, gazeteci ve politikacıları olabilirler.
Nasıl anlarsınız?
  • Okumayı seviyorsa,
  • Kelime oyunlarında başarılı ise,
  • Hikayeler yazıp bunları anlatıyorsa,
  • Masal, hikaye ya da fıkra anlatmaktan zevk alıyorsa,
  • Bulmaca çözmeyi çok seviyorsa,
  • Kafiyeli kelimeleri bulup bunları kullanmaktan ve tekerlemeleri hızla söylemekten de hoşlanıyorsa bu çocuğunuzun sözel algısının oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.
Ne yapabilirsiniz?
Çocuğunuzda sözel algı yeteneğinin yüksek olduğunu fark ederseniz onu okumaya yönlendirin ve daha çok okumasını sağlayın. Birlikte hikayeler uydurup bunları birbirinize anlatın. Çocuğunuza verebileceğiniz en iyi hediye ise yeni hikaye kitapları olabilir.

Görsel algı yeteneği (Görsel Zeka):

Görsel algı yeteneği yüksek olan çocukların yaşıtlarına nazaran çizimleri ve resimleri çok daha güzel olur. Erken yaşta üçgen, kare, daire gibi şekilleri daha kolay çizebilirler. Perspektif algıları da erken yaşta ortaya çıkar. Çizdikleri resimlerde perspektif algılarını daha iyi yansıtırlar. Okulda ders sırasında tahtaya çizilmiş olan şekilleri, matematik problemlerini, yazıları ya da bilgileri daha kolay hatırlarlar. Üç boyutlu düşünebilir ve cisimleri daha kolay öğrenirler. Geleceğin ressam, mimar, fotoğrafçı ve dekoratörleri olabilirler.
Nasıl anlarsınız?
– Çizerek yapılan anlatımları, şekillerle anlatılan bilgileri daha kolay kapıyor ve daha kolay hatırlıyorsa,
– Yap-boz, labirent gibi görsel faaliyetlerden hoşlanıyor, yaşıtlarından daha çok hayal kuruyorsa,
– Film ve slayt gibi görsel gösterileri çok seviyorsa bu görsel algılama yeteneğinin yüksek olduğunu gösteriyor.
Ne yapabilirsiniz?
Bu tip algı yeteneği gelişmiş çocukların en iyi öğrenme şekli ise görerek ve örnekleyerek oluyor. Çocuğunuza ders çalıştırırken bu özelliğini dikkate alın. Eğitim sürecinde güzel sanatlara yönlendirmeniz çocuğunuzun hem bu yeteneğini geliştirir, hem de kendisine olan güveninin artırır.

Sayısal algı yeteneği (Mantıksal-matematik zeka):

Bu çocuklar neden-sonuç ilişkisini daha kolay kurarlar. Çok meraklıdırlar ve sorular sorup cevaplarını merak ederler. Sayısal olarak düşünmeye yatkındırlar. Matematik en sevdikleri derstir. Bu çocuklar gelecekte matematikçi, mühendislik gibi alanları tercih ederler.
Nasıl anlarsınız?
– Matematikle ilgili oyunlar oynamak ona çok zevkli geliyorsa,
– Dama, satranç gibi düşündüren oyunları oynamaktan zevk alıyorsa,
– Mantığa dayalı yap-boz ya da matematik yetenek sorularını çözmek çok hoşuna gidiyorsa sayısal
algı yeteneği yüksek demektir.
Ne yapabilirsiniz?
Matematiğin ve aritmetiğin içinde olduğu her şey dikkatini daha çok çekeceği için yeni bilgileri öğretirken mutlaka matematik ve aritmetik kullanın. Sayısal değerlerle anlatımlar, neden sonuç ilişkisine dayalı anlatımlar çocuğunuzun öğrenmesinin daha zevkli ve kolay hale gelmesini sağlar.

İşitsel algı yeteneği (Müzik zekası): 

Müzik kulağı iyi olan çocuk tüm dünyanın ritmini ve melodisini daha kolay algılayıp ayrı tat alır. Dinlediği müzikte ezgideki iniş çıkışları, değişimleri daha kolay ayrıt eder. Geleceğin müzisyenleri de diyebileceğimiz bu grup çocuk kendisini müzikle ifade etmekten hoşlanır. Bu çocuklar dinleyerek daha kolay öğrendikleri için okulda derslerde dikkatlerini etkileyebilecek durumlar bilgileri eksik öğrenmelerine sebep olabilir. Bu nedenle derste dikkatlerini mümkün olduğunca yüksek tutmalarını sağlamak gerekir.
Nasıl anlarsınız?
– Güzel şarki söylüyorsa veya müzik aleti çalmaya hevesli ise ya da çalıyorsa,
– Müzik dinlemeyi seviyor, okul dışında da öğrendiği şarkıları söylemekten çok hoşlanıyorsa.
– Koro ya da buna benzer faaliyetlere katılmaktan zevk alırsa işitsel algı yeteneğinin yüksek olduğuna işaret ediyordur.
Ne yapabilirsiniz?
Çocuğunuz en iyi dinleyerek öğrenir. Kendilerine anlatılarak öğretilen bilgileri kolay kolay unutmazlar. Duyarak öğrendikleri bilgiler yıllarca kalıcı olarak saklanabilir.
Hangi tip, nasıl daha kolay öğreniyor?
– Görsel algısı gelişmiş olan çocuklar: Resimlerle ve video filmlerle.
– Sayısal algısı iyi olan çocuklar: Mantığa dayalı, sebep sonuç ilişkileriyle.
– Müzik algısı gelişmiş çocuklar: Müzikle.
– Sözel algısı gelişmiş çocuklar: Dinleyerek ve okuyarak.

İnsanlar Hayalleri Kadar Yaşar…

0

Olimpiyat Şampiyonu ve üç kez de Profesyonel Ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan Muhammed Ali hayallerinde kurduğu hayatın çok ötesine gitmiştir. Sonuç olarak insanlar hayallerini kurduğu yaşamı yaşarlar. Hayaller hareket enerjisi verir. Bütün başarılı kişiler hayallerini gerçekleştirmek için gereken her şeyi yapanlardan oluşur…

Muhammet Ali yaşamının en başlarında hayallerini on iki yaşındayken, komşularının kapılarının zillerini çalıp böbürlenerek ve kendini överek boks maçını nasıl kazanacağını anlatırdı. Komşular bundan çok hoşlanır ve neler olacağını görmek için maça giderlerdi.

Aynanın önünde saatlerce prova yapar veya okul otobüsünün arkasından koşardı. Yarış pistine girmesi yasaklanana kadar, yarış atlarıyla bile yarışırdı.

Her dakika antrenman yapmaktan nefret etmesine rağmen, çektiklerinin karşılığını bir gün göreceğini ve hayatını kalan kısmını bir şampiyon gibi yaşayacağını düşünüyordu. Öyle de oldu. Muhammed Ali Olimpiyat Şampiyonu ve üç kez de Profesyonel Ağır Sıklet Boks Şampiyonu oldu.

Kimse sizi sizin kendinizi bildiğiniz gibi tanıyamaz. Yaşamda önemli olan kendinizi, isteklerinizi, hayallerinizi, hedeflerinizi analiz etmeniz ve kendinizi bu yolda adamanızdır.

Adolf Dassler 1900’da Almanya’da doğdu. Babası bir işçiydi. Çok yoksullardı. Hayali zengin bir adam olmaktı. Ayakkabı tamircisinde çalışırken işini iyi yapıyor, mesleğini kavramaya çalışıyordu. Adidas’ın kurucusu Adolf Dassler, ilk spor ayakkabısını tasarladığında 20 yaşındaydı. Hayali, her sporcuya kendi disiplini için en uygun ayakkabıyı tasarlamaktı.

Adi Dass 28 yaşındaydı ve o zamana kadar biriktirdiği az miktardaki parası ile kardeşi Rudolf’la birlikte evlerinin bir köşesine kendi atölyelerini kurdular.

Evlerindeki kurdukları atölyede kramponlu ayakkabıları üretmeye başladılar. Adi Dass ve kardeşi uzun süre işlerinde büyük bir büyüme yaşamadı. 7 yıl sonra bir anda çok hızlı bir şekilde büyüme yaşadılar. Bu senelerde tasarımları tamamen kendilerine ait ayakkabılar ürettiler. Adi Dass’ın ürettiği bu ayakkabılar, spor dünyasında çok fazla talep gördü. Çok kısa sürede büyük bir servet kazandılar.

20 yıl sonra yaşadıkları bir sorun sonucu Adi Dass ve Rudolf ayrıldılar. Rudolf Puma’yı kurdu. Adi Dass’da “Adidas” adı ile ürünlerini sunmaya devam etti. Kardeşi ise Puma markası altında kendi ürettiği ürünleri satmaya başladı. Adidas’ın sembol olarak ayakkabılarında “Üç çizgi’yi” neden kullandığı bilinmiyor.

1950’lerde Adidas çok hızlı bir şekilde büyüyordu. Yaptıkları reklâmlar ile Adidas’ in yaygınlaşması ve daha tanınır hale gelmesi, büyümesi anlamına geliyordu. Spor dünyasında ün kazanması özellikle futbol ve atletizm alanındaki ürünlerinin başarısı şirkete daha fazla büyüme cesareti veriyordu.

Adi Dass yeni ürün tasarımları için sürekli araştırma yapıyordu.

1980’li yıllara birlikte bir Adidas fırtınası esmeye başladı. Adidas giyim sektöründe de çıkış yaptı. Dünyada ilk kez üç çizgili Adidas Eşofman takımı, Adidas kramponlu ayakkabı, Adidas futbol topu, Adidas eşofman takımı, Adidas tişört müthiş bir taleple karşılaştı…

Dassler, yaşama gözlerini yumduğun ana kadar hayalini kurduğu o yaşamı yaşamıştı. Arkasında ise büyük bir marka bırakmıştı.

İstemediğimiz Alışkanlıkları Değiştirmek

0

Değişim hayatımızın olmazsa olmazı. Peki istemediğimiz alışkanlıklar nasıl değişiyor? Bu değişim süreci içinde olan kişilere nasıl yardım edebiliriz?

Pek çoğumuz hayatımızın belli dönemlerinde, davranışlarımızda, alışkanlıklarımızda veya bakış açımızda belli değişiklikler yapmak isteriz. Bazen yakınlarımız bizden değişmemizi ister. Örneğin sigarayı bırakma kararı alırız. Bırakırız, tekrar başlarız, tekrar bırakırız… Bazılarımız birkaç denemeden sonra kalıcı bir değişim elde eder. Değişim kararı almadan ve kendinizde beğenmediğiniz bir şeyi değiştirmeye kalkışmadan önce, nasıl değiştiğimizi kavramakta fayda var. Bu yazımda hem değişim sürecini anlatacağım, hem de bu süreçte olan bir yakınınıza nasıl destek olabileceğinize değineceğim…

Bir davranışın değişmesi, bazılarımızın sandığı gibi öyle bir anda olmaz. Yine sigara örneğinden ilerleyecek olursak, sigarayı bırakanların “karar verdim ve birden bıraktım” dediğini duyarsınız. Ancak karar vermeden önce ve sigarayı bıraktıktan sonra da aşamalar vardır. Aslında, değişim altı aşamalı bir süreç olarak tanımlanır:

(1) İnkar aşaması,
(2) Sorunu kabullenme,
(3) Değişime karar verme ve değişim için hazırlık aşaması,
(4) Değişimi gerçekleştirme,
(5) Değişimi sürdürme
(6) Her zaman değilse de çoğu zaman olan eski davranışın nüks (tekrar) etmesi.

İlk aşamada kişi inkar aşamasındadır. Bu aşamada kişi değişmesini gerektirecek bir sorunu olduğunu kabul etmez, dolayısıyla da değişim gibi bir niyeti de yoktur. “Benim ciğerlerimde sorun yok”, “ben tiryaki değilim, istersem hemen bırakırım” diyen sigara tiryakisinin ya da “ben sinirli değilim ki, insanlar damarıma basıyor” diyen, sık öfke patlamaları yaşayan birinin bulunduğu aşama budur.

Çok uğraşırsınız ama bu şekilde düşünen kişileri bir sıkıntı olduğuna ikna etmek kolay değildir. Siz ikna etmeye çalıştıkça, karşınızdaki kişi daha da korumacı bir pozisyon alır ve kendini yardıma iyice kapatır. Bu aşamada ki kişilere yaklaşırken, seçimin onlara ait olduğunu belirtmek ve belli bir davranışı yapmaları için ısrar etmemek yerinde olacaktır. Mevcut alışkanlıklarının risklerini kendi hayatlarından örneklerle onlara anlatmak faydalı olabilir. Ancak daha önce de belirttiğim gibi bu aşamada olan birine yardım etmek oldukça zordur. Maalesef pek çok kişi, örneğin pek çok sigara tiryakisi hayatları boyunca bu aşamada kalır.

Eğer kişi bir şekilde davranışının sıkıntı yarattığını kabul ederse ikinci aşamaya, yani kabullenme aşamasına geçer. Kişi bu aşamada sadece sorununu kabullenmiştir, ancak buna çözüm aramak konusunda hala çekimserdir. Bu aşama oldukça uzun sürebilir. “İçiyoruz işte bu illetti, zararlı ama ne yapalım” diyen tiryaki veya “evet kilo sağlığıma zararlı, ben kilo vereceğim ama şimdi değil” diyen kişi bu aşamadadır.

Bu aşamada da kişinin çok üstüne gitmemek gerekir. Fazla zorlanırsa kişi, aynı inkar aşamasında olduğu gibi kendini kapatabilir. Bu kişilerle değişimin hem iyi hem kötü taraflarını tartışmak ve değişimin olası sonuçları hakkında konuşmak yararlı olabilir.

İkinci aşamayı geçen kişi üçüncü aşama olan “araştırma aşaması”na geçer.
Bazen kişiler üçe geçmeden dördüncü aşamaya atlarlar. Bu kötü sonuçlar doğurur ve genellikle de değişim sürecinin tamamlanmadan bitmesine sebep olur. Nasıl bir yardım alması gerektiğini, sigarayı nasıl bırakabileceğini araştırmayan tiryaki, karar vermenin coşkusu ile ilk bulduğu eczaneye girer ve o sıralardaki en popüler ilaçlardan birini alır. Bu ilaç ona uygun mudur, yeterli midir, nasıl bir etkisi vardır? Bunların hiçbiri araştırılmadan, eş-dost tavsiyesi ile hareket edilir.

Maalesef bu girişimlerin sonu genelde hüsranla sonuçlanır. Karar vermiş bir kişiye yapılacak en iyi yardım, onu sorunu ile ilgili yardım seçeneklerini araştırma konusunda yüreklendirmektir. Hatta bu araştırma konusunda kendisine yardımcı da olunabilir ancak hangi çözümün seçileceği konusuna müdahale edilmemelidir.

Dördüncü aşama “eylem” aşamasıdır. Bu aşamada kişi, karar kıldığı çözümü eyleme dönüştürür ve değişimi başlatır. Yakınlarının desteğine en çok gereksinim duyduğu aşamalardan biri budur. Bu aşamada kişiye değişim süreci ile ilgili geri bildirim vermek yapılacak en önemli yardımdır. Örneğin, son sigarasını söndüren tiryakiye, “çok iyi”, “bunu yapabileceğini biliyordum” gibi olumlu yönde geri bildirimler vermeniz etkili olur. Ayrıca davranışını değiştirmesi için, kişinin bazen yaşadığı ortamı ve hemen her zaman da alışkanlıklarını değiştirmesi gerekecektir. Bu konuda da bu değişime ayak uydurarak destekleyici olmak bu sürecin başarısını arttırır.

En zor aşamalardan biri değişimi sürdürebilmektir. Bazen insanlar değişim kararı vermenin heyecanı ile bu aşamaya kadar bir şekilde gelirler, ama bu aşamada takılıp kalırlar. Sosyal çevreden destek görmek bu aşamada da çok etkilidir. Kişinin ne gibi sorunlarla karşılaşacağını önceden konuşmak da yardımcı olur. Daha önce benzer bir değişimi başarı ile tamamlamış bir kişiden yardım almak da mümkündür. Bu aşamada olan kişiye geri bildirim vermek motivasyonunu arttıracağı için çok yararlı olur. Kişinin başarıyı sürdürebildiğini net bir biçimde görmesini sağlar.

Son aşama, eski alışkanlığın yeniden ortaya çıkması, yani nüksetme (tekrar) aşamasıdır. Bu aşamada kişi eski alışkanlığına geri döner. Bu durum kötü olsa da felaket olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle de ilk denemelerde nüksetme olasılığı yüksek olur. Ve başarılı değişimlerin genellikle ilk seferde olmadığı, bu aşamalarda bir süre gelip gittikten sonra gerçekleştiği görülmüştür. Yani, başarı ile sonuçlanan değişimlerde nüksetme aşamasının en az bir kere yaşandığını söylemek mümkündür. Tabii bu “nüksetme durumunu önemsemeyin” demek anlamına gelmemektedir. Neden nüksetme (tekrar) ettiğini düşünmek ve benzer durumlarla başa çıkmak için planlar yapmak faydalı olur. Hangi durum, ortam veya kişiler nüksetmesine neden olmuştur? Bir daha ki sefere ne yapılırsa nüksetme olasılığı azalır? Bu sorular nüksetme ile başa çıkmada yardımcı olacaktır.

Değişim zor bir süreçtir, ancak hayatın her anında gerçekleşmesi mümkündür. Bu süreçte önemli olan değişim sürecini iyi planlamak ve bu süreçte karşınıza çıkabilecek sorunları tahmin ederek önlemini almaktır. Bazı durumlarda bunu tek başınıza yapmak mümkün olmayabilir. Bu durumda, psikolojik danışmanlık/koçluk yardımı almak faydalı olacaktır. Ancak davranış değişikliğini gerçekleştirmek istiyorsanız,  bu yardımı mutlaka bu alanda çalışan bir psikolog veya psikolojik danışmandan almanız gerekir. Aksi takdirde değişim süreciniz gerçekleşmeyeceği gibi ciddi psikolojik zararlar da görebilirsiniz.

Mutlu Çocuk Yetiştirmek Annelerin Elinde

0

Videoda evinden dışarı çıkmayan özel bir çocuğun hayatını annesinin bir hareketinin nasıl değiştirdiğini izleyeceğiz. Mutlu Çocuklar yetiştirmek önemli. Çünkü çocuklarımız her yıl mutsuzlaşıyor.

Her Ebeveynin Kitaplığında Bulunması Gereken 10 Kitap

0

Günümüz dünyasında anne babamızdan öğrendiğimiz anne babalık çocuklar karşısında yetersiz kalabiliyor. Bu nedenle çocuk psikolojisi ve çocuk eğitimini bilgileri içeren doğru seçilen kitaplar bu zor dönemlerde anne babaların en önemli destekçisi oluyor. Bu yazımızda ebeveynlerin mutlaka okuması gereken ve ev kütüphanesinde bulunması gereken kitapları sizin için belirledik.

Geri
Sonraki

Etkili Anne Baba Eğitimi

Yazar: Thomas GORDON D&R incele

ebeveyn kitap önerileri - etkili ana babal  k - Her Ebeveynin Kitaplığında Bulunması Gereken 10 Kitap

Thomas GORDON

Milyonlarca Anne-Babaya Rehberlik Eden Öncü Kitap

Anne-babalara çocuklarıyla nasıl daha etkili iletişim kuracaklarını anlatan Etkili Anne-Baba Eğitimi (EAE) uzmanlar tarafından alanında en iyi çalışma olarak kabul ediliyor. 
Dr. Thomas Gordon’ın uzun süren detaylı araştırmalarıyla bir araya gelen bu program güncelleştirildi ve genişletildi. Bu kitap siz anne-baba ve tüm eğitimcilere şu faydaları sağlayacak:

Kötümser bir anne-baba olmaktan kaçınacaksınız.
Çocuklarınızı dinlemeyi öğrenecek, böylece çocuklar da size her şeyi anlatacaklar.
Çocuklara problemleriyle nasıl baş edeceklerini öğreteceksiniz.
Çocukların anlama ve kavrama yeteneklerini geliştireceksiniz.

Etkili Anne-Baba Eğitimi (EAE) ceza vermeden çocukların sorunlarına çözüm getiren müthiş bir kitap. Ayrıca çocuklara sorumluluk yüklemenin çeşitli yollarını anlatan bu çalışma sadece anne-babaların değil, tüm eğitimcilerin okuması gereken yararlı bir eser.

Yayınevi: Profil Yayıncılık
Sayfa Sayısı : 395
İlk Baskı Yılı : 2008

Geri
Sonraki

Cep telefonu beyin faaliyetini değiştiriyor

2

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, cep telefonlarının beyni etkileyebilme özelliğinin bulunduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından yapılan ve Journal of American Medical Association’da yayınlanan araştırmada, 50 dakika cep telefonu kullanımından sonra, faaliyet artışının işareti olan beyindeki yüksek şeker kullanımı tespit edildi.

Cep telefonunun 50 dakika aktif olmasının, beynin telefon anteninin hizasındaki bölgesinde glükoz kullanımını arttırdığını belirleyen araştırmacılar, ancak bu fizyolojik etkinin sağlık üzerindeki sonuçlarının henüz bilinmediğini belirttiler.

2009’da 47 kişi üzerinde yapılan araştırmada, deneklerin sağ ve sol kulaklarına birer cep telefonu bağlandı, bunlardan biri kapalı tutulurken diğeri sessize alındı ve pozitronlu tomografi kamerası ile beyinleri gözlendi.

Deneklere ayrıca, beyinlerindeki glükoz kullanımını ölçmek için, bir kez cep telefonu 50 dakika aktifken, bir kez de aktif değilken “flüodezoksiglükoz” enjeksiyonu yapıldı. Araştırmacılar daha sonra, glükoz kullanım faaliyeti ile telefonun yaydığı elektromanyetik dalgaların büyüklüğü arasındaki bağlantıyı inceledi.

Bunun ardından, beyinsel faaliyetin durumunu gösteren beyindeki glükoz kullanımına bağlı cep telefonunun etkilerini değerlendirmek amacıyla tomografi görüntüleri karşılaştırıldı. Beynin, antene yakın kısmında yüzde 7 artış olduğunu gören araştırmacılar, bir kez daha insan beyninin mobil telefonların yaydığı elektromanyetik dalgalara karşı hassas olduğu sonucuna vardı.

Mutlu anne çocuk

0

‘Doğru annelik’ yapmaya dair her kafadan binlerce ses çıkıyor. Herkes size ebeveynliği öğretmeye çalışıyor. Bu da annelere gereksiz kaygı yüklüyor. Oysa mutlu anne mutlu çocuk demek.

Pınar Yıldız Yüksel yazdı..

Yarın anneler günü. Şimdiden tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneler günü demişken, bu çağda anne olmak ne zor değil mi? Bir kere anneliğin doğal akışına kendinizi bırakamıyorsunuz. Her kafadan nasıl anne olmanız gerektiğine dair bin bir çeşit ses çıkıyor. Mükemmel anne, süper anne, bağırmayan anne, kasmayan anne, doğal anne, süper çocukların annesi, zeki çocuk yetiştirmenin sırları ve daha nicesi…

AĞRI KESİCİ GİBİ ETKİNLİKLER
Mesela ben yarın tüm kaygılarımı bir kenara bırakarak kızımla birlikte çikolata ve şeker yemenin tadına varmak istiyorum. Malum çocuğumuza şekerli gıda vererek onu zehirlediğimizi hepimiz öğrendik ancak yeni bir kaygı edindik. Çocuk her çikolata yediğinde ortaya çıkan onu zehirliyor muyum kaygısı. Bu kaygı bile koca bir mutsuzluk ve arada kenara bırakıp bir kaçamak yaparak mutlu olmayı hak ediyoruz. İftardan sonrası için şimdiden bir etkinlik buldum bile…
Peki, anı yaşarken mutlu olabileceğimiz başka neler yapabiliriz çocuklarımızla?

Ahmet Yıldız, Alfa Yayınları’ndan çıkan Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek adlı kitabında çocuğa ağrı kesici niteliğinde pozitif duygu yaşatma önerileri vermiş. İşte mutluluk verici etkinlikler:

mutlu çocuk - Stresli Bir D  nyada Mutlu   ocuk Yeti  tirmek YEN   - Mutlu anne çocuk
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız
  • Çocuğunuzla beraber içinde heyecan, sevgi, macera olan filmler izleyip üzerinde konuşun.
  • Çocuğunuzla beraber hikâyeler okuyun.
  • Çocuğunuzun beklemediği bir anda ona oyuncak, kitap, çikolata hediye edin. Hediye vermek için doğum gününü beklemeyin.
  • Çocuğunuza kendisi hakkında olumlu ve güzel yönlerini anlatan bir mektup yazın. Bir koltuğa oturup televizyonu ve telefonu kapatarak o mektubu ona hediye edin ve birlikte okuyun.
  • Çocuğunuzla sizi ve onu ilgilendiren pozitif duygu oluşturan olayları konuşun. Bu konu geçen hafta yaptığı bir iyilik hareketi olabileceği gibi, onun doğum anında yaşadığınız duygular da olabilir.
  • Çocuğunuza dersleriyle kişiliği ile ilgili içinde olumsuz ifadelerin yer olmadığı, olumlu ve güçlü yanlarının olduğu konuşmalar yapın.
  • Çocuğunuzla beraber müzik dinleyin, o müzik eşliğinde dans edin.
  • Çocuğunuza fıkralar anlatın, espriler yapın.

Aliş’in Macerası
Eğer dişlerini fırçalamayı reddeden bir çocuğunuz varsa bu oyun ona iyi gelebilir. Evin yaramaz çocuğu Aliş, hayvanlara zarar verir, sağlıksız beslenir ve kendine hiç dikkat etmez. Bundan dolayı dişleri çürümeye başlar. Aliş’in dişlerini mikroplar ve çürükler ele geçirmiştir. Diş perisi ise bu çürük ve mikropla mücadele eder. Peki, Aliş çürük ve mikrobun tuzağına mı düşecek yoksa sağlıklı yaşamayı mı tercih edecek? Bu sorunun cevabı 12 Mayıs pazar günü, saat 15.00’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde oynanacak Aliş’in Macerası’nda.

Göçebeçocuk oyunu
Palika, bir fırtına sonucu daha önce hiç görmediği bir sahile sürüklenir ve oraya kamp yapmaya gelen Putnik ile tanışır. Ancak birbirlerinin dilini bilmiyorlardır. Peki, nasıl anlaşacaklar? Bu maceranın devamını merak ediyorsanız Göçebe çocuk oyunu bugün Feriye’de sizi bekliyor.

Özeleştiriyle Aranız Nasıl?

0

Kime sorulsa özeleştiri yaptığını söyler. Ama herkesin bir üslubu var. Kimisi kendisini acımasızca eleştirir, kimisi kendisine iltimas geçer! İşte bu test ile özeleştiri biçiminizi göreceksiniz.

Test için diğer sayfaya geçiniz
Geri
Sonraki

DEĞERLENDİRME

(a)’lar çoğunluktaysa ÖZELEŞTİRİDE KARAMSARSINIZ

Siz aslında tam bir eleştiri insanısınız. Ama iş özeleştiriye gelince, kendinizi eleştirdiğiniz söylenemez ama düş kırıklığına uğradığınızda eğer “suçlu” başkaları değilse özeleştiriye başvuruyorsunuz. Ve şu sonucu çıkarıyorsunuz: Talihsizlikler, aksilikler, size çelme olacak ne varsa hepsi sizi buluyor. Adeta bir lanet deklarasyonuna dönüşüyor!

(b)’ler çoğunluktaysa ÖZELEŞTİRİDE ACIMASIZSINIZ

Siz sık sık özeleştiri yapan birisiniz. Başkalarını nasıl eleştiriyorsanız, kendinizi de aynı şekilde eleştirebiliyorsunuz. Başkalarında hoş görmediğiniz hiçbir şeyi kendinize hak tanımıyorsunuz. Hal böyle olunca da kimsenin kolay kolay beceremeyeceği türden acımasız özeleştirileriniz olabiliyor. Hatta bundan radikal kararlar bile çıkarabiliyorsunuz.

(c)’ler çoğunluktaysa ÖZELEŞTİRİDE KAYTARMACA

Siz ne başkalarını ne de kendinizi eleştirmekten pek hoşlanmayan birisiniz. Çok hoşgörülüsünüz ve düş kırıklıklarında mizah gücünüz sizi kurtarıyor. Herkesi hoş gördüğünüz için pek eleştiriyle işiniz olmuyor. Eh, haliyle kendinizi de pek eleştirmiyorsunuz. Özeleştirinin kıyısına geldiğinizde de çoğunlukla kaytarıyorsunuz.

(d)’ler çoğunluktaysa ÖZELEŞTİRİDE İLTİMAS GEÇİYORSUNUZ

Siz başkalarını çok kolay eleştiriyorsunuz ama iş kendinizi eleştirmeye gelince, yergi neredeyse övgüye dönüşüyor! Başkalarının doğruları değil, sizin doğrularınız önemli. Herkes eleştiriyi hak ediyor ama size gelince es… Bu nedenle de özeleştiri adına soyunduğunuz her neyse sonunda övgüye dönüşmeye yüz tuttuğu için özeleştiriniz iltimas kokuyor.

Testi Hazırlayan: Nilgün Gedikoğlu

Geri
Sonraki

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİNİZ

75,017BeğenenlerBeğen
174,146TakipçilerTakip Et
2,732TakipçilerTakip Et

YENİ İÇERİKLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR