Yetimhaneler Çocuk Psikolojisini Nasıl Etkiliyor?

0

Yetimhaneler oldukça masraflı ve çocuklar üzerinde hem fiziksel hem de zihinsel olarak geri dönüşü olmayan yaralar açabiliyorsa neden halen bu kadar yaygın durumdalar?

Georgette Mulheir yetimhanelerdeki trajediyi çarpıcı bir şekilde dile getiriyor ve ihtiyaç durumundaki çocuklar için alternatif yollar bularak yetimhanelere olan bağımlılığımızı bir an önce koparmamızı istiyor.

KONUŞMA METNİ

Avrupa ve Orta Asya’da yaklaşık bir milyon çocuk yetimhane olarak bilinen büyük kurumlarda kalmakta. İnsanların çoğu yetimhanelerin bu çocuklar için iyi ve rahat yerler olduğunu düşünüyor. Bazıları ise gerçek koşulların farkında ama içlerinden şöyle geçiyor: “Yetimhaneler olması gereken şeytanlar.” Peki ya, anne babaları yoksa bunca çocuğu nereye koyacağız?

60 yıllık araştırmalar şunu gösteriyor: Çocukları ailelerinden ayırmak ve büyükçe kurumlara yerleştirmek sağlıklarını ve gelişimlerini ciddi olarak tehlikeye atıyor. Bu özellikle de bebekler için geçerli. Bebekler kas ve beyin gelişimleri tam olmadan doğar. Yaşamlarının ilk üç yılında, özellikle de ilk altı ayında beyin gelişimleri tamamlanır. Bu gelişim de tecrübe ve teşviklere karşı tepki olarak gelişir. Bir bebek her zaman yeni bir şeyler öğrenir. Gözlerini bir noktaya odaklamayı, bir hareketi veya yüz ifadesini taklit etmeyi, bir şeyleri toparlamayı, oluşturmayı, kurmayı, oturmayı ve beyninde yeni sinaptik bağlantılar inşa etmeyi öğrenir. Çocuklarının bu öğrenme hızları ebeveynleri hayrete düşürür. Çocuklarının zekiliği karşısında haklı olarak şaşırır ve heyecanlanırlar. Çocuklarla ebeveynler ilişki kurar, gülümsemelerine gülümser, daha fazla öğrenmesi ve tecrübe etmesi için cesaretlendirir. Bu, anne baba ve çocuk arasında çok güçlü bağların kurulmasını sağlar. Fiziksel, sosyal, dilsel, bilişsel, psikomotor gelişimlerini güçlendirir. Bu durum kendi arkadaşlarımızdan, ailemizden ve çocuklarımızla ilişkilerden çok aşina olduğumuz bir durum. Bu durum birçok ailede oldukça normal karşılanır. O kadar ki, çoğumuz farkına bile varmayız. İnsanın gelişimindeki merkezi rolünün ve daha da genişletirsek, sağlıklı bir toplumun gelişimindeki rolünün öneminin farkında bile değilizdir. Ancak bir şeyler yanlış gittiğinde ailelerin çocukların gelişimindeki rolünü anlıyoruz.

1993 Ağustosunda bir yetimhaneyi ziyaretimde annesiz ve babasız olmanın çocukların üzerindeki çok derin ve olumsuz etkisine şahit oldum. Kimimiz Romanya’daki 1989 devrimlerinden sonra bu kurumlardan gelen şok edici koşullar ve haberlerle olayların farkına varmaya başladık. Buralardaki bir kurumun yöneticisine bu çocukları anne ve babalarından ayırmama konusunda yardım istedim. 550 bebeğe evsahipliği yapan Çavuşesku’nun (Eski Romanya Devlet Başkanı) yetimhanesi Romanya’nın gösteri amaçlı donatılmış bir merkeziydi ve buradaki koşullar nispeten çok iyiydi. Birçok çocukla çalışmış birisi olarak bu kurumların gürültüden geçilmeyeceğini düşünüyordum. Ama sadece sessizlik vardı. O kadar ki, neredeyse yuvada çocuk yok diyebilirdiniz. Yuvanın yöneticisi beni oda oda gezdirdi ve odaların içinde çocuklar sadece boşluğa bakıyordu. 40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu. Ama kirli bebek bezlerini görebiliyordum. Çocukların bazıları stresli ve sıkıntılı görünüyordu ama tek ses küçük bir inleme idi. Başhemşire bana dönüp gururla: “Görüyorsunuz, bütün çocuklarımıza iyi muamele ediyoruz.” Sonraki birkaç günde anladım ki, bu sessizlik olağan değildi. Yeni kabul edilen bebekler önce birkaç saat ağlıyor, talepleri karşılanmayınca kimseye rahatsızlık vermemeyi öğreniyorlar. Birkaç gün içinde neşesiz, uyuşuk ve boş boş bakan bireylere dönüşüyorlar. Tıpkı diğer yuvada kalan bebekler gibi.

Yetimhaneler Çocuk Psikolojisini Nasıl Etkiliyor? Kişisel Gelişim Videoları Online Seminer  yetimhane ve çocuk yetimhane Georgette Mulheir yetimhane Georgette Mulheir ted Georgette Mulheir çocuk psikolojisi
Georgette Mulheir

Yıllar içinde bir ton insan ve gazete haberinde kurumlarda çalışan insanlar, bu çocuklara kötü davrandıkları için suçlandı. Ama sıklıkla bir personelin 10, 20 veya 40 çocuğa baktığı göz ardı edildi. Ve bu personelin devletin uygula dediği programdan başka yapacak bir şeyi yoktu. Çocuklar 7-7.30 gibi uyandırılıyordu. 8’de altları değiştiriliyordu. Ve bir personelin yalnızca 30 dakikası vardı. 30 dakika ve temizlenmesi gereken 10 ya da 20 çocuğun altı. Bir çocuk altına 8.30’da kirletse saatlerce altının temizlenmesi için bekliyordu. Herhangi bir çocuğun diğer insanlarla günlük etkileşimi sadece birkaç dakika oluyordu. O da beslenirken ve altı değiştirilirken. Geriye kalan zamanlarda bolca tavan, duvarlar, sütunlar bu çocukları öğrenmeye teşvik etmesi gereken ama edemeyen nesneler oluyordu.

Çavuşeku’nun bu yetimhanesine ilk ziyareti yaptığımdan beri Çek Cumhuriyeti’nden Sudan’a kadar 18 ülkede yüzlerce yuva ve yurdu ziyaret ettim. Bu çok farklı kültür ve topraklarda, kurumlar ve bu çocukların oralardaki yolculuğu ümitsizce aynıydı. El çırpması gibi ilk anlarında teşvik edici aileler ve insanlar yoktu. Saldırgan davranışlarında kurum yetkilileri psikiyatrik ilaçları yoğun bir şekilde çocukları kontrol etmek için veriyorlardı. Bazılarında da çocuklar kendilerine ya da başkalarına zarar vermesin diye bağlanıyordu. Bu çocuklar kolaylıkla engelli diye yaftalanıyordu ve engellilerin olduğu kurumlara gönderiliyordu. Ve çoğu da bu kurumlardan bir daha asla ayrılamıyordu. Engelsizler içinse, üç yaşına geldiklerinde başka yollar gözüküyordu. Başka kurumlara gönderiliyorlardı ve sonra da bir başkasına. Cinsiyet ve yaşa göre ayrıldıktan sonra, kardeşlerinden keyfi bir şekilde ayrı bırakılıyordu. Hatta bazı durumlarda elveda demelerine bile izin verilmeden. Yemekler oldukça azdı. Çoğu zaman açtılar. Akran şiddeti çok yaygındır. Hayatta kalmayı bir şekilde öğrenmek zorunda kalıyorlardı. Ya kendilerini kollayacaklar, ya da ezileceklerdi.

Kurumdan ayrıldıklarında da topluma ve hayata entegre olmak için yine zor şartlar onları bekliyordu. Moldova’da mesela kurumda yetişen gençler 10 kat fazla insan kaçakçılığına maruz kalıyordu. Rusya’da ise yurttan ayrıldıktan sonraki iki yılda bu gençlerin yüzde 20’si suça bulaşıyordu. Yüzde 14’ü fuhuşa sürükleniyordu. Yüzde 10’unu da canına kıyıyordu.

O zaman hala neden yüzlerce yurt ve yuva var Avrupa çapında? Hele bir de, onca yıllardır savaş ve kıtlık olmuyorsa. Halbuki, bu çocukların yüzde 95’inin anne ve babası var. Ve hatta bu anne ve babalar çocuklarını yuvaya verdikleri için ayıplanıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, birçok anne baba kurumda kalmasındansa çocuklarına kendileri bakmak istiyor. Birçok ülke bu çocukları entegre edici nitelikte okullar açmıyordu. Hatta küçücük bir zihinsel hastalığı olanları altı veya yedi yaşında zihinsel engelliler için özel okullara gönderiliyor. Bu kurumlarsa bu çocukların ailelerinden yüzlerce kilometre uzakta olabiliyor. Eğer aile de fakirse, bu çocukları ziyaret etmek neredeyse imkansızlaşıyor ve ilişkiler de yavaş yavaş kopuyor. Bu kurumlardaki milyonlarca çocuğun her birinin yanında, bu çocukların anne babalarının da ümitsiz hikayeleri ve çaresizlikleri var. Örneğin Moldova’dan Natalia. Natalia’nın sadece kendi bebeğini besleyebilecek kadar parası vardı ve bu yüzden büyük oğlunu yuvaya verdi. Bulgaristan’dan Desi. Desi kocası öldükten sonra dört çocuğuna bakıyordu. Tam zamanlı bir işte çalışmak zorunda kaldı. Arkasında hiçbir destek yoktu ve engelli bir çocuğunu bu kurumlardan birine yerleştirmek zorunda kaldı. Ya da sayısız genç kız anne veya babalarına hamile olduklarını söyleyemedikleri için çocuklarını hastanelere terk etmek zorunda kaldılar. Ya da yeni anne babalar veya genç çiftler, çocuklarının engelli olacağını doktorlarından ilk duyduklarında çocuklarının potansiyelleri hakkında olumlu mesajlarla desteklenmek yerine doktorlar tarafından şu telkinle karşılaştılar: “Yuvaya verebilirsiniz. Evinize dönün ve yeni ve sağlıklı bir tanesini yapın.”

Bu karmaşık işlerden kaçınılabilir aslında. Her çocuğun aile yanında büyümeye hakkı vardır dersek çocukların kendilerini çarçabuk toparladıklarını görürüz. Bu çocukları bu kurumların dışına çıkarıp, onları sevgileriyle sarıp sarmalayacak ailelerin yanına yerleştirebilirsek, gelişim bozukluklarını iyileştirebilir ve mutlu yaşamlarına erişmelerini sağlarız. Zaten kurum bakımındansa aile yanında bakım çok daha ucuza mal olmakta. Bir çalışmanın sonucunda aile yanında bakımın kurum yanında bakımdan yüzde 10 daha az maliyetli olduğu ispatlanmış durumda. Nitelikli bir koruyucu aile hizmeti ise kurum bakımından yaklaşık yüzde 30 daha ucuz. Bu çocuklara daha az parayla daha doğru hizmetleri sağlayabilirsek, artakalan parayla daha özel bakıma ihtiyaç duyan çocuklar için de daha kaliteli hizmet sağlayan kurumlar oluşturabiliriz.

Avrupa çapında bir hareket giderek zemin bulmakta: Artık çocukları kalitesiz hizmet sunan büyük kurumlarda tutmaktansa, çocukların kendilerini koruyabilecekleri, toplumun desteklediği ve potansiyellerini daha iyi gerçekleştirmelerini sağlayan sisteme yöneliş var. 20 yıl önce Romanya’da çalışmalarıma ilk başladığımda 200.000 çocuk kurum bünyesinde bakılıyordu ve her gün yenileri ekleniyordu. Şimdiyse bu rakam 10.000’den az. Aile yanında bakım hizmetleri ise ülke çapında her noktada yaygınlaşmış durumda. Moldova’da örneğin, küresel finans krizinin olumsuz etkileri ve inanılmaz yoksulluğa rağmen, kurumlardaki çocukların sayısı son beş yılda yarı yarıya azaldı. Kurumlar için ayrılan kaynaklar ise, aile destek hizmetlerine ve özel alt gruplar için oluşturulan okullara yönlendirildi. Artık birçok ülke Ulusal Eylem planları oluşturarak bu yönde değişim için çalışıyor. Avrupa Komisyonu ve büyük fon sağlayıcı diğer kuruluşlar kurumlara yönlendirdiğimiz parayı çocuklarının bakımını üstlenmek isteyen ailelere nasıl yönlendirebilirizi araştırıyor ve yeni yollar buluyor.

Bununla birlikte, çocukların bu kurumlarda kalmasını önlemeye yönelik yapılması gereken oldukça fazla şey var. Toplumun her kesiminde farkındalık artırıcı çalışma yapılmalı. İnsanlar bu kurumların bu çocuklara nasıl zarar verdiğini görmeli ve daha iyi alternatiflerin olduğunu bilmeli. Eğer hala yetimhaneleri desteklemeyi düşünen insanlar olduğunu görüyor ve biliyorsak, tüm gücümüzle onları aile destek hizmetlerini desteklemeleri için iknaya çalışmalıyız.

Hep birlikte inşa ettiğimiz çocuk istismarının yolunu ancak bu şekilde bitirebiliriz.

Teşekkürler. (Alkış)

(Alkış)

İlgini Çekebilir:   İnsan İsterse Uzaydan Dünyaya Atlar