Pazar, Aralık 15, 2019
  • Başarı Video
  • İş Dünyası

Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor

İlgini Çekebilir

İzlenebilecek En İyi Psikolojik Filmler

Sizler İçin İzlenebilecek Psikolojik İçerikli Filmleri Derledik. Psikolojik filmlerin konularını ve fragmanlarını izleyebilirsiniz. İşte Bu filmler.  1- Yağmur Adam (Otizm) Çoğumuz, muhtemelen...

Hiper Süper Mega İğrenç Espriler…..

İşte size birbirinden iğrenç espriler. Güleyim mi gülmeyeyim mi diye düşüneceğiniz iğrenç esprileri okumaya hazır olun.İşte iğrenç esprilerBen Aydan...

Beden Dili (Resimli Anlatım)

Çoğu havyan türleri gibi insanların da erkeği dişi yaklaşırken hazırlık hareketleri yapar. Daha önce bahsedilen otomatik fizyolojik tepkilere ek...
- afa603cbd85c3a449efa8ed44645968d s 120 d identicon r g - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor
Kişisel Başarı
2003 yılında amatör olarak başlayan ancak şu anda Türkiye'nin en kaliteli kişisel gelişim, eğitim ve psikoloji sitesi olmayı başaran www.kisiselbasari.com 'u facebook , twitter, youtube gibi sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz.Yasal Uyarı:KiSİSELBASARİ.com da yayınlanan yazıların kaynakları yazının altında belirtilir. Ancak kişisel başarı bazı yazıları kendi düzenlemeleri ile yayınladığı için “Kaynak: www.kisiselbasari.com” şeklinde kaynak gösterilmedikten sonra yayınlanması yasaktır.Telif ihlali olduğunu düşündüğünüz görseller, videolar ve yazılar için [email protected] eposta adresine “telif ihlali” konulu bir mail atmanız yeterlidir. İçerik incelendikten sonra FSEK yasssı Ek-4. maddesi gereği 3 gün içinde siteden kaldırılacaktır.Kuruluş tarihi 26 Ağustos 2003Kişisel Başarı markası 19/03/2008 tarihinde 2008 11724 tescil numarası ile T.C. Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilmiştir

Ekip ruhuna verilen değer istikrarlı bir şekilde artış gösterse de ekip ruhunu yakalayabilmek giderek zorlaşıyor. Her başarıda şişen egoları yüzünden gerçek değerlerini göremeyen grup üyeleri ekip çalışmasını sabote ediyor…

ŞİŞMAN EGOLARIMIZ VE GERÇEK DEĞERİMİZ

Yöneticiler en çok birlikte çalıştıkları insanlardan ’ekip’ yaratmayı başaramadıklarından şikâyet eder. Ekip içi çatışmaları, rekabeti, birbirlerinin altını oyma alışkanlığını, kavga etmeden tartışmalarını sağlamayı bir türlü başaramadıklarından yakındıklarına o kadar çok şahit oldum ki… İki kişinin bir araya geldiği her durumda bir ego savaşı, ’senin dediğin – benim düdüğüm’ çatışması ya alttan alta ya da açıkça yaşanır gerçekten. Hele de işin içine üçüncü biri girdi mi dinamik daha da karmaşık hale gelir. Zira üçgenler tehlikelidir ne de olsa… İç açımları toplamı 180 derece olan ya da Bermuda’daki değil insan üçgenlerinden bahsediyorum tabii…

Örneğin işiniz gereği, bir kişiyi aşan sayıda insanı (buna “ekip” de diyebiliriz) yönetiyorsanız başınız kesin belada demektir. Diyelim ki iki kişi size bağlı çalışıyor. İçlerinden biri, er ya da geç mutlaka geriye kalan iki kişiyi (biri siz olmak üzere) yanına çekmeye çalışacak ve ’öteki’ne karşı bir kumpas içine girecektir.

Ekip elemanlarının sayısı çoğaldıkça hem ihtimaller hem de kumpas sayıları artacaktır. Gruplar arasındaki çatışma derinleşecek, daha fazla sayıda taraf işin içine gireceği için oynanan oyunlar iyice karmaşık ve çözülmesi güç düğümler oluşturacaktır. Siz ne kadar uyum içinde çalışan, ’bir grup insan’ olmayı geride bırakarak ’takım’ mertebesine ulaşmış olgun insanlarla çalıştığınızı düşünürseniz düşünün, arkanızı döndüğünüzde başka şeyler olacaktır. Ekibin içinde klikler, birbiriyle açıkça ya da gizli yöntemlerle savaşan/çatışan/rekabet eden/nefret dolu gruplar olacaktır.

İnsanoğlunun bu eğilimini hemen her şeye uygulayabilirsiniz. İşin dışına çıktığınızda da gruplaşmayı, yandaş edinme halini, gruplar kurup ’ötekine’ saldırma ritüelini her yerde görebilirsiniz. Bu alanda ayaklarımızın altında dolaşan karıncalardan bile öğreneceğimiz çok şey var… 130 milyon yaşındaki karıncalardan…ego ve ekip ruhu  - ego ve ekip ruhu - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor  - ego ve ekip ruhu - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor

Bugün bilimde ’homosapien’ olarak adlandırılan insanın ilk atası ’homo’nun 2 milyon yıl önce ortaya çıktığı, bu sürenin yalnızca dörtte biri kadar zaman önce ’sapien’ ekini hak ettiği ve ’medeniyet denilen dört dişi kalmış canavar’ın ise sadece 20 milyon yıldan ibaret olduğu düşünülürse karıncaların bize göre epey ’olgun’ sayılabilecekleri kesin.

Karıncalar hakkında şaşkınlık verici şeyler var:

Tüm dünyadaki böcek türlerinin yüzde 25’ini oluşturuyorlar; toplamda, dünyadaki insanların tümünün ağırlığından daha fazla çekiyorlar; toprağı havalandırarak, bazı bölgelerde tohumları yüzeye taşıyacak vs. insanoğluna destek oluyorlar.

Tüm bunları kitaplarıyla iki kez Pulitzer kazanmış, “2. Darwin” lakaplı Harvardlı E. O. Wilson’dan okumuştum. 81 yaşındaki bilim adamının uzmanlığı karıncalar, üstelik en büyük ilgisi sosyo-biyoloji (topluluk biyolojisi ve evrim teorisini genişleterek sosyal organizasyonları anlamaya çalışmak olarak tanımlıyor kendisi). Yani karıncaların içinde, üç karıncadan oluşan mini üçgenlerden başlayarak koca kolonilerin davranışlarına ve hatta bunların diğer kolonilerle ’rekabet’ine odaklanıyor.

Wilson’a göre bunlarla insanlar arasında müthiş bir paralellilik var. Çünkü dünya üzerindeki 20 kadar tür (hepsi karınca ve arı türlerinden oluşuyor), tıpkı insanlar gibi karmaşık medeniyetler kurarak yaşamayı seçiyor. Ve Wilson’a göre bunları incelemek ve anlamak, insanlar hakkında da önemli ipuçları veriyor.

Bazı karıncalar mesela midelerini doldurup kolonilerindeki açlara yiyecek taşıyarak bir tür hayırsever davranışı gösteriyorlarsa da aralarında gruplaşarak birbirlerine veya diğer kolonilere karşı savaşmak istiyorlar. Bu savaşlar da müthiş kanlı geçiyor ve taraflardan biri yok olana kadar devam ediyor. Çünkü karıncalar kesin suretle egemenlik istiyor, bunu sağlamak için de çoğalan bir nüfusla sürekli artış gösteren bir verimliliğin esas olduğunu içgüdüsel olarak biliyorlar.

Tanıdık geldi mi?

Evlenen çiftlere üç çocuk yapmalarını şiddetle tavsiye eden Başbakan ve verimlilik artışı konusunda hiç doymayan patronlar sanırım durumu iyi anlatıyor. Karınca kolonilerindeki uzmanlaşma eğilimi de tanıdık gelecek. Neredeyse her koloninin mezarlık isçileri var. Bunlar koloninin dış kenarlarında yaşayarak ölenlerin etrafa hastalık yaymadan ortadan kaldırılması işini üstleniyorlar. Dünya üzerindeki ağırlıkları insanınkinden fazla olan bu minik ama önemli yaratıkların 22 bin ayrı türü olduğu sanılıyor. Bunların sadece yarısı kadarı sınıflandırılabilmiş durumda. Dünya üzerinde 1.8 milyon canlı organizma olduğu ve bunun da ancak 90 bin kadarının sınıflandırıldığını ifade ediyor bilim adamları.

Pek çok canlı türünün, insanoğlunun yaptıkları yüzünden büyük bir hızla yok olduğu düşünülürse elimizi epey çabuk tutmamız gerektiği ortaya çıkıyor. İşin ilginç yanı, yok olan her canlı türü tabiatın dengesine ve dünyaya büyük zarar verirken, bilim adamları diyor ki, “bu yıkımdan sorumlu olan insanoğlu bir anda ortadan kalksa -neredeyse- hiçbir değişiklik olmayacak!” İnsan bedenini sömürerek yaşayan kafa ve vücut bitlerinin üç türünün devamı tehlikeye girecek ki bunların, goriller üzerinde yaşamlarına devam etme şansları da oldukça yüksek. Yani denizlerde, uzayda falan en ufak bir varlığımız yokken dünyanın her yerine büyük zarar veriyoruz. 2050’den önce dünya nüfusu 9 milyarı bulacak.

En iyimser tahminlerle bile bu düzeyde fosil yakıt tüketimimiz devam ederse verimli topraklar, dünyadaki canlı türleri, temiz su kaynakları tükenecek hava sıcaklıkları müthiş biçimde artacak. Sonsuz olduğunu sandığımız ve yaşamamız için gerekli olan her şey tükenecekken biz kendi küçük evrenlerimizde krallıklar peşinde koşmakla, ittifaklar kurup birbirimizi yemekle meşgulüz. Oysa dünya üzerindeki bu anlamsız mücadelemizin en çok sahne bulduğu alan olan iş dünyasındaki rolümüzü/unvanlarımızı/yetkimizi (ve dolayısıyla kendimizi) bu kadar önemsememizin saçmalığı, rakamlar karşısında nasıl da kabak gibi açığa çıkıyor…

Birkaç yıl önce Singapur’da gerçekleşen FORBES CEO konferansında tanıştığım bir kadın, bu hissimi çok kuvvetlendiren şeyler söylemişti. Konuşmasının ardından uzaya giden ilk işkadınlarından biri olan bu hanıma, dinleyicilerden biri “uzaya gitmek size ne öğretti” diye sorduğunda bir süre düşündükten sonra şu cevabı vermişti: “Dünyaya o mesafeden bakınca problemlerimin ne kadar saçma, kendimin de aslında ne kadar küçük olduğunu fark ettim!” Konu aslında bu kadar basit işte…

KaynakKİGEM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu Yazıya Benzer İçerikler

- Advertisement -- mutlu   ocuk kare - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor

Yeni İçerikler

video  - video small - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor

İyi ve Mutlu Bir Yaşamı Ne Sağlar?

Hayatımız boyunca bizi sağlıklı ve mutlu eden şeyler nedir? Eğer, şimdiden geleceğiniz için...

Bilim Adamları Çocuğunuz İçin Önemli 3 Beceriyi Belirledi

Çocuklarımızı başarılı insanlar olarak yetiştirmeyi hayal ediyoruz. Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz: onlara en iyi oyuncakları alıyoruz, farklı gelişim etkinlikleri için çok fazla...

İlham Veren Öğrenme Anları Fotoğrafları

Uluslararası fotoğrafçıların ilham verici çekimleri, öğrenmenin ve birbiriyle bilgi paylaşımının önemini ortaya koyuyor: sınıflardan manastırlara, aşağıdaki en iyi 50 #Education2019 finalistini keşfet...
video  - ico video large - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor

Başarı(sızlık) Yazılımımız Nasıl Çalışıyor?

Kigem Akademi kurucusu Mümin Sekman’ın bir süredir beklenen TEDx konuşması yayınlandı. Yazar konuşmasında Her Şey Seninle Başlar kitabından bir bölüm ve birkaç...

Ruh Sağlığı ile Komplo Teorileri Arasında İlişki Var Mı?

Ruh sağlığı nasıl olanlar komplo teorilerine inanıyor. Akıl sağlığı ile komplo teorileri arasında bir bağlantı var mı? İşte soruların bilimsel cevabı.
- Advertisement -- 2019 08 13 14 13 13 - Yüksek EGO Ekip Çalışmasını Engelliyor